Yine mi Perinçek?!!
Kavganın Doğrusu/Doğrunun Kavgası köşesinde Perinçek tayfasına
yüklenmemiz, bazı okuyucularımızdan "bunların karşıdevrimci yüzü
artık iyice biliniyor, bunlarla fazla uğraşmaya değmez vb." eleştirilerin
gelmesine neden oldu.
Bununla ilgili olarak şunları belirtme ihtiyacı duyuyoruz: Doğu
Perinçek ve tayfasının ideolojik etkisi ,yalnızca İşçi Partisi (İP)
ve Aydınlık çevresiyle sınırlı değildir. Bunlar, karşıdevrimin savunusunu
işçi sınıfı içinde "İşçi" Partisi olduklarını söyleyerek yapıyor
ve geniş bir yelpazeyi ideolojik olarak etkiliyorlar. Aydınlık ekibinin
en temel işlevi, devrimci hareketin tasfiyesine yönelik bir faaliyet
sürdürmektir. Bu amaca uygun olarak, çok uzun yıllardır "sol" içinde
görünüp devrimci güçleri tahrip etmekle meşguller. Karşıdevrim cephesinin
güçlenmesi için ellerinden ne geliyorsa ardına koymuyorlar...
- İllegal devrimci örgütlenmenin başdüşmanı bunlardır.
- Devrimci örgüt ve kişileri reformizmin batağına çeken bunlardır.
- İşçi sınıfı hareketini düzen sınırları içinde tutmak için her
yalana, demagojiye başvuran bunlardır.
- Sendika ağalarıyla kol kola girip işçi hareketini nasıl pasifize
edeceklerine dair akıl üretenler bunlardır.
- Devrimcileri 1 Mayıs'ta dışlamak için onlara karşı nasıl mücadele
edilmesi gerektiğini gösteren bunlardır.
- Devrimden umudunu kesenlerin, devrime küfredenlerin dergahı bunlardır.
- Devrimcilikten sosyaldemokratlığa evrimlenenlerin ideolojik önderliğini
bu güruh yapmaktadır. vb. vb.
Kısacası, Aydınlık tayfası legalizmin, reformizmin; karşıdevrim
güzergahının ideolojik önderliğini yapmaktadır. Bu nedenle, bu akımın
teşhirine özel önem vermek doğru ve gereklidir.
Proletaryanın bilinç ve örgütlülük düzeyinin geriliği gözönüne alındığında,
Aydınlık çevresinin komünist ve devrimci hareketi daha çok uğraştıracağı
kendililiğinden anlaşılır.
Geniş işçi ve emekçi yığınlar bunların gerçek yüzünü tam olarak
tanımıyor. Bunların karşıdevrimci yüzünü yıllardır anlattığımız
halde, bazı devrimci örgütler bile, bunlara açıkça karşıdevrimci
demediler. "Ara akım" vb. tanımlamalarla bunlara prim verildi. Bu
tür payeler vermekle, dolaylı olarak bu karşıdevrimci akımın işçi
sınıfı içinde gerçek yüzlerini gizlemelerine hizmet edildi.
Böylece, Aydınlık tayfası ayağını yere bastıkça devrimci harekete
yönelik saldırılarını artırdı. Bunlar, bu 1 Mayıs'ta olduğu gibi,
bir elinde Türk bayrağı diğer elinde sopa, devrimcilere saldırarak
onları 1 Mayıs'a sokmamanın kavgasını verdi.
Bunlar, işçi sınıfı ve emekçi yığınların mücadelesinin düzen sınırları
dışına taşmaması için her yolu deniyorlar. İşçi sınıfının mücadelesinde
devrimci içerikli ne varsa onu boşaltmak, bunun yerini kemalist
ideolojiyle doldurmak için her sahtekarlığa başvuruyorlar.
Dinci faşistlerin hükümet ortağı olmasından buyana, geniş işçi ve
emekçi yığınlar "ya darbe, ya şeriat" mengenesine sıkıştırılarak
burjuva kliklerin kendi aralarındaki dalaşa alet edilmekte ve böylece
sınıfın mücadelesi, sömürü sisteminin sağlamlaştırılmasında kullanılmaktadır.
Aydınlık'ın gerçek işlevi budur. Aydınlık, açıkça darbe çağrıları
yapıyor ve işçi sınıfını buna alet etmek için her sahtekarlığa başvuruyor...
* * *
Doğu Perinçek'in 6 Nisan tarihli Aydınlık'taki köşesinde"Sendikalara
mektup" başlıklı yazısında söylediklerine bakın (Okuyucunun sabrına
sığınıp resmin net görünmesi için uzunca alıntılamak istiyoruz):
"Sendikal hareket, özelleştirme ve toplu
sözleşme sorununu, hükümeti indirme sorunundan soyutlayarak ele
almaktadır. Bu, çok önemli bir taktik hatadır.
Özelleştirmeye karşı ve toplu sözleşmelerde başarı kazanmak, en
sonunda kuvvet meselesidir. İşçi hareketi, bu konularda hükümetin
karşısına yığdığı kuvvet oranında başarı sağlayacaktır.
...
En büyük kuvvet, hükümeti indirme talebinin arkasında.
...
Dahası, bu hükümetin Cumhuriyet devrimi kanunlarını hiçe sayan
ve Cumhuriyetin kazanımlarını tahrip eden tutumu, emekçi kitlelerden
Silahlı Kuvvetlere kadar en geniş güçleri birleştirdi. O kadar
ki, Silahlı Kuvvetlerin silahsız kuvvetlere hükümeti indirme çağrısı
yaptığını gazeteler açıkça yazdı. Denebilir ki, Cumhuriyet tarihinde
hiçbir hükümet, bu kadar büyük bir kuvvetle karşı karşıya kalmamıştır.
İşte işçi hareketi, öncelikle bu olguyu saptamak durumundadır.
Çünkü başarıya giden taktik bu olgu temelinde üretilecektir.
İşçi hareketi, özelleştirmeye karşı mücadele ve toplusözleşmelerde
başarı kazanmak için, en geniş kuvvetleri arkasında toplama fırsatını
yakalamıştır. Bu fırsat, «al beni değerlendir» diye ne zamandır
önümüzde durmuş, yüzümüze bakıyor. Geniş kuvvetlerin (siz Silahlı
Kuvvetler anlayın! /BN) hükümeti indirme talebinin başına geçen
işçi hareketi, özelleştirmeyi durduracak ve toplusözleşmeleri
başarıyla bağlayacak kuvveti de oluşturmuş olacaktır.
Öyleyse acil sorun haline gelen hükümeti indirme görevi, toplusözleşmelerin
önüne alınmalıdır.
...
Durum acildir, çünkü:
-Santralların özelleştirmesi takvimi işlemeye başladı.
-Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesini belirleyecek
süreç de artık yürüyor.
...
Yine bu hükümet, Ordu komuta kademesinin tayininden önce indirilmelidir.
Öyleyse, işçi hareketi vakit geçirmeden bir genel eylemle bu hükümeti
indirme görevini önüne koymalıdır. Derhal bunun propagandasına
ve örgütlenmesine girişilmelidir.
...
Önderlik kararlı olsun, işçi hazır." ( Sayfa 3)
Burada söylenenlerin özü şudur:
Ey sendika ağaları, işçileri ordunun peşine takın, darbeyi destekleyin!
Bu darbe, işçinin emekçinin çıkarınadır!
Gerçekleri bu kadar tersyüz ederek, askeri darbenin işçi sınıfının
çıkarlarına olduğuna ilişkin teoriler yaratarak, bunları ateşlice
savunmaya ve işçi sınıfını aptal yerine koyarak kandırmaya çalışmak;
yüzü hiç kızarmadan bu kadar alçakça girişimlerde bulunmak ancak
Doğu Perinçek'e yakışır!
Bay Doğu Perinçek, darbe bu kadar gerekliyse İP ne güne duruyor?
Partini ve çevreni topla, giyinip kuşanın, Genelkurmayın yolunu
tutun. Bu size yakışır, buna kimsenin bir diyeceği olmaz.
Ama Doğu Perinçek, İP ve çevresinin bu iş için yeterli olmadığını
biliyor ve O, ABD'nin darbeye sıcak bakmadığı koşullarda, bu işi
yapmanın bir yolu olarak geniş yığınları kullanma, onları ordunun
kuyruğuna takma yolunu tutuyor. Bu nedenle, "İşçi hareketi, özelleştirmeye
karşı mücadele ve toplusözleşmelerde başarı kazanmak için, en
geniş kuvvetleri arkasında toplama fırsatını yakalamıştır." sahtekarlığına
başvuruyor.
"İşçi hareketi, özelleştirmeye karşı mücadele ve toplusözleşmelerde
başarı kazanmak için" kesinlikle sınıf olarak kendi örgütlü gücüne
güvenmek, mücadeleyi bizzat kendi eline almak zorundadır. İşçi
sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyi ne kadar gelişkinse; sınıf,
kendisi için mücadeleyi ne kadar bizzat kendi eline alıyorsa,
ona ne kadar sımsıkı sarılıyorsa, o ölçüde başarı kazanma şansına
sahip olur.
İşçi sınıfının özelleştirmeye karşı mücadelesi ve toplusözleşmelerde
başarı kazanma şansı, sendika ağalarının kişisel çıkarlarında
kullanılmaktadır. Devletle bütünleşen sendika ağaları sınıfın
mücadelesini sermayeye peşkeş çekmektedir. İşçi, emeğinin hakkı
için sokağa dökülmekte, mücadele yürütmekte, ama verdiği mücadele,
bir gecede sendika ağaları tarafından satılmaktadır. Geniş işçi
yığınlarının her şeyden önce bu durumu doğru saptaması ve sendika
ağalarının kontrolü dışında, tüm işçileri mücadeleye seferber
edecek, onları birleştirecek, bütünleştirecek bir örgütlenmeyi
yaratmaları gerekir. Böyle bir örgütlemeyi yaratmak için; her
işyerindeki sendikalı, sendikasız tüm işçiler kendi aralarında
toplanarak, onların mücadelesini satmayacak olan, güvenilir, dürüst
işçileri seçerek Grev Ve Mücadele Komiteleri oluşturulmalıdır.
İşçiler, sendika ağalarının kontrolü dışında olan, bizzat kendilerinin
oluşturduğu bu organlar aracılığıyla kendi haklarına sahip çıkmalı,
mücadeleyi kendi ellerine almalı ve yürütmelidir. İşçi sınıfı
asgari olarak böyle bir örgütlenmeyi hayata geçirdiğinde, ancak
o zaman kendi gücünün bilincinde olarak "toplu sözleşme, özelleştirmeye
karşı mücadelelerde başarı kazanma" şansını elde edecektir.
Doğu Perinçek tayfası, bu gerçeklerin üzerini küllemek, sınıfın
kendi gücünü birleştirmesini, kendisi için mücadeleye atılmasını
önlemek için "işçi hareketi... en geniş kuvvetleri arkasında toplama
fırsatını yakalamıştır" yalanına başvuruyor. Doğu Perinçek'in
"en geniş kuvvetler" dediği güç, silahlı kuvvetlerdir. Bu, yazıların
bütünlüğünde açık olduğu gibi şu tümcede de kendini ortaya koyuyor:
"Bu fırsat «al beni değerlendir» diye ne zamandır önümüzde durmuş,
yüzümüze bakıyor." Öyle ya, "ne zamandır" darbenin meşru zemini
yaratılmaya çalışılıyor! Ordu, "ne zamandır", "bu hükümet dediğimizi
yapmazsa darbe yaparız" sinyallerini açıkça veriyor! Doğu Perinçek'in
"al beni değerlendir fırsatı" dediği budur!
Doğu Perinçek'in temel derdi, işçi sınıfının mücadelesini darbenin
bir aracı haline dönüştürmektir. O, darbenin gerçekleşmesi için
işçi sınıfını kullanmaya çalışırken, ordunun işçi sınıfının çıkarına
iş yapmaya hazır olduğunu söylemeyi becerebiliyor! Toplu sözleşme,
özelleştirmeye karşı mücadele vb. sözler kullanılarak darbenin
gerekliliği işçilere anlatılmaya çalışılıyor.
Perinçek'in derdi, işçi sınıfının kendisi için vereceği mücadelede
başarı kazanması için uğraşmak vb. değil; işte gerçek mesele "Öyleyse
acil sorun haline gelen hükümeti indirme görevi, toplusözleşmelerin
önüne alınmalıdır.", "Yine bu hükümet, Ordu komuta kademesinin
tayininden önce indirilmelidir". Bunun en açıkçası; toplu sözleşme,
özelleştirmeye karşı mücadele vs.'yi bırakın bir kenara, ordu
kademesinin tayinlerinden önce darbenin yapılması için ortama
yardımcı olun!
Doğu Perinçek, burada söyledikleriyle kalmıyor. 13 Nisan tarihli
Aydınlık'ta, sendikalara yazdığı mektubun devamı niteliğinde olan
"Ne darbe ne şeriat sloganı üzerine" başlıklı bir makale daha
yazıyor. O, bu makalede de açık konuşmakta, işçi ve emekçilerin
askeri darbeden yana olması gerektiğini, bunun ilericilik, devrimcilik
olduğunu; darbeye karşı olanların ABD'nin dümen suyunda gittiklerini,
şeriatı desteklediklerini savunmaktadır. Ordunun bu kez emekçiden
yana olduğu yönündeki sahtekarlığını da tekrarlamaktadır.
Doğu Perinçek'in söylediklerinden bir bölüm:
"İktidarların «Küçük Amerika» projesinin
peşinden koştuğu elli yıldan beri, Ordunun doruğunda ilk kez bu
tavırlar görülüyor. Bir tek 27 Mayıs 1960 hareketi sonrasındaki
Milli Birlik Komitesi döneminde Kemalist eğilime rastlanmıştı.
27 Mayıs'ı gerçekleştiren genç subaylar, Genelkurmay Başkanı dahil
komuta kademesini hapse atarak, yeni komutanları belirlemişlerdi.
Bu kez olağan atamalarla gelen komuta kademesi, Cumhuriyet çizgisindedir.
...
İnsanlık düşmanları karanlık emellerini hoşa giden sloganlarla
pazarlamak zorundadırlar. Bugün «Ne Şeriat ne darbe» sloganı da
aynı işlevi görüyor. ABD emperyalizmine ve Ortaçağ karanlığına
karşı mücadele eden halk hareketi saflarına, ABD ve DYP-RP patentli
politikalar sokuluyor.
Düşman kuvvetler ordunun konumlanmasının önemini çok iyi biliyorlar.
Neoliberal «solcuları» bu amaçla kullanıyorlar.
... Orduyu hedef tahtasına yerleştirmek, ABD çıkarlarıyla açıklanır
ama devrimcilikle açıklanmaz." (Aydınlık, 13 Nisan, sayfa
3)
Doğu Perinçek'in kendisi mi bunları söylüyor, yoksa Genelkurmay
mı bu memurunun kulağına fısıldıyor? Orası Perinçek'in gizi. İşin
bu yanı önemli de değil. Ancak, uzunca alıntıladığımız yazıların
söyledikleri meydanda! Bu yazılardan anlaşılan; ABD şimdilik darbe
planına sıcak bakmıyor. ABD izin vermediği için de darbe yapma
ihtimali zor. Ama darbeden vazgeçmek de bir o kadar zor! Daha
fazla zaman kaybedilirse, şimdi varolan darbe ihtimali de ortadan
kalkabilir. Bu iş hemen yapılmalıdır. Çünkü: "Türk Silahlı Kuvvetleri
komuta kademesini belirleyecek süreç de artık yürüyor." Öyleyse;
"... bu hükümet, Ordu komuta kademesinin tayininden önce indirilmelidir."
Anlayacağınız gibi, Doğu Perinçek darbenin Ağustos'tan önce olması
için yanıp tutuşuyor. Peki ama, ABD'nin istemediği bir askeri
darbe nasıl yapılacak? Genelkurmay'ın kafasını karıştıran da işin
bu yanıdır. İşte Doğu Perinçek tam da bu zor duruma çözüm üretiyor!
Doğu Perinçek'in planına göre, darbeye bir meşruluk zemini gerekli.
Bunun en iyi yolu da işçi ve emekçileri kandırarak ordunun arkasına
takmak. Bunun için de eğer işçiler bir genel grevle bu hükümeti
düşürmeye çalışırsa, ABD istemese bile, ordu halk hareketinin
yanında yer alarak hükümeti devirecek ve şeriatçılara karşı halkla
beraber meşru bir iş yapılmış olacak!
Bunun için de toplu sözleşmeler, özelleştirmeye karşı mücadeleler,
bu planın arkasına çekilmeli, sınıfın esas mücadelesi bu hükümeti
düşürme mücadelesi olmalıdır. Buna Silahlı Kuvvetler hazırdır,
sendikalar kararlı olursa, işçiler de bu mücadeleye girerler.
Zaten Doğu Perinçek'e göre, "sendikalar kararlı olursa, işçiler
hazır", yeter ki sendikalar darbenin faydalarını işçilere anlatsın.
Örneğin: "Toplu sözleşmelerden önce bu hükümeti devirelim. Çünkü;
bu hükümet devrilince de orduyu yanına alan işçiler daha güçlü
olacaklar ve toplusözleşmeleri daha iyi imzalayacaklardır." düşüncesi
propaganda edilerek işçiler kandırılmak ve işçi sınıfı darbenin
aleti haline getirilmek istenmektedir. Böylece, şeriata karşı
olma adına, işçi sınıfı mevcut sömürü sistemini ve onun faşist
devletini koruma mücadelesine çekmenin planları yapılmaktadır.
Burjuva kliklerin bir bölümünün ve Doğu Perinçek'in hesapları
bunlardır...
İşçiler, emekçiler!
Doğu Perinçek'in mektubunu okudunuz. O, sendika ağalarıyla kol
kola girip sizi ezmenin, kullanmanın planlarını yapıyor.
O, dinci faşistlere karşı, kemalist faşistlerin iktidarını savunuyor.
Hem dinci faşistler, hem de kemalist faşistlerin bütün hesapları
kendi çıkarlarını korumaya yöneliktir. İşçi sınıfının kendi iktidarını
kurmasına karşı olan tüm kesimlerin ortak noktası, işçi sınıfı
ve tüm emekçileri iliğine kadar sömürmektir.
Sermayenin iktidarı sürdükçe, iktidarın biçimi ne olursa olsun,
hangi hükümet gelirse gelsin, hiçbiri işçi ve emekçilerin çıkarını
temsil edemez. Bütün burjuva partileri sermayenin çıkarları için
vardır. Bunların hiçbiri işçi haklarını koruyamaz, savunamaz.
İşçi sınıfıyla burjuvazi arasındaki çelişki, emekle sermaye arasındaki
çelişkidir. Bu çelişki, uzlaşmaz bir çelişkidir. Burada ikisinin
de çıkarına olan ortak bir nokta yoktur. Burjuvazinin çıkarına
olan bir durum, işçi sınıfının zararınadır.
Sermayenin iktidarı emeğin sömürüsü üzerine kuruludur. Ve sermaye
sınıfı kendi iktidarını korumak için devlet olarak örgütlenmiştir.
Devletin tüm kurumları emeğin sömürüsüyle beslenmektedir. Bunun
için bu kurumların tümünün işlevi mevcut sömürü sistemini korumaktır.
Burjuva ordusu sermaye iktidarının en temel kurumudur. Faşist
devletin bu en temel kurumunu ilerici, devrimci göstermeye çalışmak,
işçi sınıfını aldatmaktan, emeğin kendi iktidarı için mücadele
yürütmesine düşman olmaktan başka bir şey değildir. Doğu Perinçek
sermayenin iktidarından yanadır, o savunduğu siyasetle işçi sınıfına
düşmandır.
İşçi sınıfı "ne şeriat, ne darbe" hangi biçimde olursa olsun,
kahrolsun sömürü sistemi diyerek emeğin iktidarını kurma mücadelesini
yükseltmelidir. Üretenlerin yönetenler olduğu bir sistem kurulmadıkça
kurtuluş olmaz.
Gerçekte kurtuluş isteyen; devrim, Sosyalizm için örgütlenir.
Bolşevizm yol gösteriyor!
Mayıs 1999
