DİSK Kongresi yapıldı...
KONGRE ÖNCESİ GELİŞME VE MUHALEFETİN DURUMU

Bir önceki kongrede DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak'a karşı başkan adayı çıkmamıştı. Bu genel kurula yaklaşık iki hafta kala, başkanlığa aday olanların isimleri ortaya atılmaya başladı.
Bu bağlamda DİSK içindeki sol muhalefet, -"sol muhalefet" demek belki daha doğru, çünkü bu muhalefet içinde devrimci hatta devrimci sosyalist olduğunu söyleyenler olduğu gibi, açık reformist solcu kesim de vardır- kongreye yaklaşık üç hafta kala bir araya gelmiş ve ortak muhalefet yürütüp yürütmeyecekleri noktasında tartışma yürüttükten sonra ortak bir aday çıkaramayacakları kesinleşince, kendi adaylarını kamuoyuna açıklamaya başladılar.
Bu durum, aslında, işçi sınıfının öncü gücü vb. olduğunu söyleyenlerin, ya da "Devrimci işçiler sendika yönetimine!" diyenlerin gerçek durumunun içler acısı ifadesidir.
Devrimci işçilerin sendika yönetimine gelmesi, kongreden kongreye boy göstermekle gerçekleşmez. Bu, ancak, işçi sınıfı içinde, işletmelerde sınıf çıkarları doğrultusunda yürütülecek uzun süreli mücadele içinde gerçekleştirilebilir. Bu mücadelede, işletmelerde işçi sınıfının güvenini kazanan işçiler tarafından devrimci, komünist sendika fraksiyonları yaratılacak, sarı sendikaların mezarı kazılacaktır!
Rıdvan Budak'ın başını çektiği reformistlerin DİSK kongresinde korkacak bir şeyleri yoktu. Rıdvan Budak ve yandaşları, yaptıkları açıklamalarla bunu çok açık olarak ilan ediyorlardı. Rıdvan Budak, son kez başkanlığa aday olacağını, gelecek kongrede aday olmayacağını söylüyordu. O, daha fazla enerji sarfedebilecek genç başkanlara yol açmak istediğini söylüyordu; ama, aslında bunun bir başka açıklaması vardı: DİSK Başkanının hesapları çok farklıydı. O, gelecek seçimlerde ya CHP'den ya da DSP'den milletvekilliği için hazırlanıyordu, ya da birileri onu şimdiden hazırlıyordu... Evet ta geçen DİSK kongresinden bu yana!
Aslında Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerekir. Rıdvan Budak'a, geçmişinde 15-16 Haziranları da yaratan sınıf bilinçli, ilerici işçilerin DİSK'inin başkanlığı yerine, burjuvazinin ahırı olan parlamentoda temsilci olmak ve son hükümetin oluşturulmasında gösterdiği gibi, MGK ve burjuvazinin uşaklığını yapmak çok daha iyi yakışır! Herkes layık olduğu yere!
DİSK patronları, ciddi bir devrimci muhalefet olmadığını bildikleri için, kongrede kendi aralarında kimin yönetim kademesinde yeralacağı konusunda bir dizi ayak oyunları da yaptılar. Bu, kamuoyuna da kısmen yansıdı...
Bu oyunların oynandığı sendikalardan biri olan OLEYİS'in Başkanı Enver Öktem, bu kez yönetim kuruluna girmeyi "başardı"! DİSK Genel Sekreteri olan Kemal Daysal'ın yerine -ki Birleşik Metal-İş Sendikası geçen kongrede, Kemal Daysal'ı önceki Genel Sekreter ve şimdiki ÖDP İstanbul İl Başkanı Mehmet Atay'a karşı önermişti ve kazandırmışlardı, fakat köprülerin altından artık hangi sular aktıysa, bu kez- Murat Tokmak'ı önerdiler ve bu kişi alternatifsizdi. Seçimlerde delegelerin bu noktada hemen hiçbir rolü yoktu.
Burjuva medya, Rıdvan Budak'ın seçilmesi için gereken propagandayı yaptı. Onun basın açıklamalarına vb. özel bir dikkat gösterildi. Sendika konfederasyonları ve özellikle de "sol" ve "devrimci" olan bir konfederasyon başkanı tarafından MGK ve onun destekçisi siyasi partilerin desteklenmesinin önemi biraz farklıydı ve bu gösterildi. İşçi sınıfını kandırmak, onu sermayenin siyasi ve ekonomik çıkarlarının arkasına takmaktı esas görevleri ve bunu hâlâ başarıyorlar...

KONGRENİN BAŞLANGICI

Bilindiği gibi kongre, 12-14 Eylül tarihleri arasında İstanbul'da, Dedeman Oteli'nde yapıldı. Kongreye 318 delege katıldı. Delegeler arasında kadın işçilerin ve gençlerin sayısı çok azdı.
5 yıldızlı Dedeman Oteli, ancak sendika bürokratlarını ağırlayabilirdi. Aldıkları aylıklarla katlara, yazlıklara, özel lüks otomobillere sahip olabilen ve hatta çocuklarına fabrika açacak kadar patronlaşan sendika ağalarına küçük otellerde ağırlanmak ağır gelecek ki, bu oteli tercih ettiler. Bir dizi işyerinde direnişte olan, Albayrak, Tıbset, Reslan gibi işyerlerinde aylarca direnen işçiler yiyecek ekmek parası bulmakta zorluk çekerken 5 yıldızlı otellerde gününü gün edenler, gün gelecek bunların hesabını vereceklerdir.
Polislerce iyi bir şekilde korunan kongreye girmek isteyenler sıkı bir şekilde aranıyordu. İşçilere güven duymayanlar, güvenliklerini, öğrenciyi, işçiyi, cumartesi annelerini, insan hakları savunucularını coplayan, öldüren polisin sağlamasını bekliyorlardı!
Bazı kongre delegelerinin, kongrenin 12 Eylül tarihinde yapılmasının siyasi bir tavır olduğu yönündeki açıklamaları bizi ikna etmedi. Çünkü, DİSK yöneticileri 12 Eylülcülerle kavgalı değiller, tersine barışıklar. Onlar, 12 Eylülcülerin arkasında duran sermaye düzeninin gerçek efendileri olan Türkiye İşverenler Sendikası (TİSK) ve benzeriyle ortak hareket edecek bir siyasal yaklaşıma sahipler. Onlar, MGK'nın destekçiliğini yaptılar. DİSK yöneticileri Ekonomik Sosyal Konsey (ESK) denilen konseyde yer alarak, bu devletin ve patronların işçi sınıfına ve emekçi yığınlara yapacağı tüm saldırıların da suç ortaklığını üstlendiler ve bunu pratikteki tavırlarıyla da tescil ettirdiler.
DİSK'li sendika bürokratları, 12 Eylül'de kongre yaparak ve bu kongreye Deniz Baykal'ı, MGK'nın ve sermayenin andaki sözcüsü, gözcüsü Mesut Yılmaz'ı -o gelmemesine rağmen- davet ederek sermayeye karşı mücadelesinin sahte olduğunu gösterdi. Dahası, 12 Eylül'ü en fazla alkışlayanlardan biri olan, dönemin TİSK Başkanı Halit Narin'in "Şimdi gülme sırası bizde" şeklindeki lafları unutularak, bu dönemin TİSK Başkanı davet edilmişti ve ona kongrenin en ön sıralarında yer verilmişti. 12 Eylül'cüler tarafından oluşturulan hükümete Genel Sekreterini veren Türk-İş Başkanı Bayram Meral'e de en ön sıralarda yer ayrılmıştı. Ve DİSK kongresinde, ilk kez bir Türk-İş Başkanı konuşabiliyordu... Birbirlerinden ne farkları var?!
Emperyalist burjuvazinin ve onun Türkiye'deki uzantılarının işçi sınıfına, emekçi yığınlara, Ekonomik ve Sosyal Konsey, eşel mobil, zorunlu tasarrufların gaspı, SSK'nın tasfiyesi, bununla bağıntılı olarak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, mezarda emeklilik anlamına gelen emeklilik yaşının yükseltilmesi, KİT'lerin özelleştirilmesi, taşeronlaştırma, esnek çalışma, ekip çalışması gibi bir dizi koldan saldırdığı bir ortamda, bir işçi konfederasyonundan tabii ki beklenenler vardı! Ancak kazın ayağı öyle değil...
1996-1997 döneminde, tam da bu bir dizi saldırıya karşı mücadele eden, bu mücadeleyi DİSK gibi bir reformist sendika konfederasyonu bünyesinde de olsa sürdüren 40 bin örgütlü işçi işten atılmıştır. Buna karşı DİSK ve üye sendikaları, "üretimden gelen gücü" kullanacak yerde, ya işçiler kendi başlarına terkedilmişler, ya da Nakliyat-İş Sendikası örneğinde olduğu gibi, sermayenin saldırılarına karşı tek başına bırakılmışlardır.
Sermayeye karşı mücadelede işten atılanların işe alınmasını sağlamak için işçileri değişik üretim dallarında sokağa dökmeyen reformist bir sendika önderliğinin yaptığı kongreden ne beklenebilinirdi ki?!
DİSK Nakliyat-İş sendikasının 100 günü aşkın bir süredir direnişte bulunan üye işçilerini Dedeman Oteli'nin cilalı salonlarına almayan işçi hainleri, sermaye uşaklığını kusursuz yerine getiren Deniz Baykal'ı veya TİSK Başkanı Refik Baydur'u ağırlayarak bir kez daha sermaye yanlısı olduklarını gösterdiler.

KONGREDEKİ TARTIŞMALAR ÜZERİNE...

Kongrenin birinci günü zaten tartışma yoktu. Yalnızca konuklara söz hakkı veriliyordu. Bu söz hakkı, DİSK Başkanı'nın "dost" bildiği kişilerle sınırlıydı. Deniz Baykal, Bayram Meral, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan, İşçi Partisi Başkan Yardımcısı Hıdır Okka ve benzerleri, dost oldukları için konuştular. Ama SİP Başkanı DİSK'i en azından laf düzeyinde sert bir şekilde eleştirdiği ve miting alanlarında teşhir ettiği için konuşturulmadı.
KESK Başkanı Siyami Erdem, yaptığı konuşmada, bugünkü siyasallaşmanın sermayenin siyasi partilerine endekslenen bir siyasallaşma olduğunu, böyle olmasa, bir dizi antidemokratik gelişmenin olmayacağını ve Kürt sorununun da bugünkü aşamaya gelmeyeceğini söylemesi üzerine, "çizmeyi aştığı"ndan(!) Rıdvan Budak tarafından şöyle azarlandı: Hiç kimsenin eleştirilerinden gocunmayız. Ama, konuklarımızı da saygı kuralları çerçevesinde izlemek isteriz, kimseden nasihat istemeyiz! Onun bu tavrı ise, İHD Genel Başkanı Akın Birdal tarafından yumuşak bir üslupla eleştirildi.
Konuklardan özellikle Kürt sorununu dile getirme bağlamında en iyi konuşmayı Akın Birdal yaptı: "Bir ülkede 13 yıldır bir savaş sürüyorsa, orada ekonomik, sosyal, kültürel bir gelişme olmaz. Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır. 30 bin insan bu savaşta yaşamını yitirdi ve bu savaş 3.5 milyon insanın göç etmesine neden oldu. Bu platform, -yani kongre- varolan bu sorunu adlandırmalıdır."
Fakat bu, tüm kongre boyunca yönetim tarafından yerine getirilmedi. Kuşkusuz bir dizi konuşmacı Kürt sorununu dile getirdi. Ancak önemli olan, bu kongreyi düzenleyenlerin tavrıdır. Kongrede en "yetkili" ağız olan Rıdvan Budak, Ecokeşvari bir tavırla, "Kürt sorununun temelinde işsizlik, yoksulluk, göç ve sosyal krizle üretimsiz, adaletsiz bir ekonomi gerçeği yatmaktadır" dedi. Kürt sorununu kendilerinin ilk defa bu kongrede dile getirmediklerini ve bu soruna ilişkin "barışçı ve demokratik çözüm" taleplerini her somutta öne sürdüklerini, bunun inkar edilemeyeceğini savunmakla yetindi. Fakat "barışçı ve demokratik çözüm"ün ne anlama geldiğini, hangi işçi eyleminde bunları dile getirdiklerini söylemedi. Söyleyemezdi çünkü böyle bir eylemi yoktur.
Rıdvan Budak'ın yaptığı açılış konuşması tam 6 sayfadır. Muhalefete soyunanlar, ikinci gün söz hakkı kendilerine gelmişken ve bu metinde olan bir dizi saçmalığı eleştirme olanağı varken, söz haklarını kullanmaya yanaşmadılar.
İkinci günün başlangıcında neredeyse tartışmasız bir şekilde DİSK Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu aklanarak karar taslaklarına geçilecekti. Çünkü sabah saat 10.00'da başlaması gereken kongrede, bir tek söz hakkı almış insan vardı, o da kongre salonunda değildi. Rıdvan Budak, "demokrasi" tüyleri takınarak mikrofondan şu çağrıyı yaptı: "Bazı arkadaşlarımız sendikaları adına yaptığı konuşmalarda, DİSK, eski DİSK değil vb. şeklinde eleştiriler getirmektedirler. Bazı yöneticilerimiz yanlış yapabilirler, bunun için de DİSK yönetimi seçiliyor, Başkanlar Kurulu toplanıyor, geniş Başkanlar Kurulu toplanıyor. Hiç kimse, saat 10.15'e kadar kongre salonuna gelmeyerek üyeden aldığı görevi yerine getirmemezlik edemez. Önerim her sendika önerisini, eleştirisini, varsa projesini çıkıp burada anlatmalıdır. Her sendikanın yöneticisi bunu yapabilecek durumdadır. Dışarıda konuşma yerine burada konuşmalıdırlar. 350 bin üyenin her bin kişisi size konuşmak için yetki vermiştir, bu görev savsaklanamaz, bu görevi yerine getirmelisiniz!"
Ancak bundan sonra, alfabetik sıraya göre sendika yöneticileri tek tek çıkıp konuştular ve tabii ki eleştirisi olanlar da eleştirilerini getirdiler.
Aslında bu, "sol muhalefet" adına utanılacak bir durumdu. İşçi sınıfı adına konuşma iddiasında olanlar, kongrede konuşma cesareti bile gösteremiyorlar. Lafa gelince mangalda kül bırakmayanlar, sıra sendika bürokrasisinin hakim olduğu bir kongrede onları yerin dibine batırma fırsatı ellerine geçince kongre salonundaki koltuklara batıp kaybolabiliyorlar... Ta ki işçi sınıfı haini Rıdvan Budak kendilerini açık dövüşmek için iğneleyene kadar!
Tek tek sendikalardan konuşmacıların dile getirdikleri eleştirilerin en önemlileri şöyleydi:
-Sosyaldemokrasinin felsefesi (DİSK yöneticileri kastedilerek /BN) Osmanlı devletinin geleneğine sahiptir. Sosyaldemokrasinin açmazı vardır, onlar bu açmazı kongrede aşmaya çalışmaktadırlar. Ama bunun için emek cephesine yaslanmak gerekiyor; bu yapılmıyor. Abdullah Baştürk yönetimi de burjuvaziye karşı açık tavır almadığı için DİSK'in bu hale gelmesine neden oldu.
-Ekonomik Sosyal Konsey'de yeralmak işçi sınıfının çıkarına değildir. Bundan çıkmak gerekir. Ekonomik Sosyal Konsey, 1978'de Ören'de gündeme gelmişti. Abdullah Baştürk bile Ecevit onu zorlamasına rağmen, bu mutabakata girmedi, bugün de girilmemelidir.
-Siyasal dertleri olanlar (Rıdvan Budak hedefleniyor /BN) DİSK'i tabure olarak kullanmasınlar!
-DİSK, MGK'nın sivil inisiyatifçileriyle birarada olamaz; bu hükümet MGK'nın oluşturduğu bir hükümettir.
-Savaşta taraf olmalıyız. Mağdurların, ezilenlerin yanında olmalıyız, kurşun sıkanların yanında değil,
-DİSK siyasallaşmalıdır. Siyasallaşma, üyelerin sınıf mücadelesine katılma yönünde bilinçlendirilmesidir.
-Bir ulusal emek kongresi düzenlenmelidir. Türkiye emek güçleri bunu yapmalıdır.
-DİSK, hak alma mücadelesinin yanısıra sınıf mücadelesi de vermişti. Bunu ayrımsız yaptığı için 12 Eylül'de DİSK içindeki komünistler, sosyalistler, sosyaldemokratlar birlikte yargılandılar. 1991'den sonra bu yönde gelişme olmadı.
-Bugün sınıfsal mücadele yerine toplumsal mutabakat diyenler DİSK'in ilkelerini kavrayamamışlardır, sermayeden yana tavır takınmaktadırlar.
-DİSK'in susma hakkı yoktur. DİSK, bir sivil toplum örgütü değildir, sınıf örgütüdür. DİSK DGM'leri ezmiştir, bugün de yapmalıdır. DİSK inanç özgürlüğünü de savunmalıdır.
-Kararlar kağıt üzerinde kalmamalıdır, alınan kararların takipçisi olunmalıdır.
-Ekonomik Sosyal Konsey'den çekilmeliyiz, sermayenin cephesinde yerimiz yok. DİSK emek cephesinde yerini almalıdır. Barış için somut adımlar atılmalıdır. Bu çözülmeden demokratikleşme olamaz.
-Ya işçi sınıfından yana tavır takınılır, ya da sermayeden yana, bunun ortası olamaz.
-DİSK üzerine düşeni yapmamıştır. En açık örneği, ölüm oruçları döneminde üzerine düşeni yapsaydı 12 şehit verilmezdi. Sendikanın ihanete gittiği bir dönemde hiçbir açık tavır ihmal edilmemelidir. Tavır takınma sınıf ve vicdan borcudur.
-Kongrenin Dedeman'da yapılması aslında geleceğin ne olacağının göstergesidir.
-Emperyalizmin saldırı döneminde Kürt halkı sömürgeciliğe karşı meydan okuyor. Sosyalizm'in geçici yenilgisi bizleri yıldırmamalıdır, bu geçicidir. Kürt sorunu yalnızca basın açıklamasıyla geçiştirilecek bir sorun değildir. 30 milyara sünnet düğünü yapanla 23 milyon asgari ücretle yaşayanların olduğu bir ülkede sermayeyle barış olmaz. Bu hükümet %32 zam yaparken sayın Budak bakanları ziyaret ediyordu. İşçi sınıfının sendikal mücadelesi her şey değil, kurtuluş Sosyalizm'le olacaktır.
-Buraya çıkan arkadaşlar barıştan bahsediyorlar. Bu nasıl bir barış anlayışıdır ki, aynı çatı altında birbirimize saldırıyoruz; en önemli sorunumuz örgütsel alandadır, bu zaafı aşmamız lazım.
...
Bu kadar eleştiriyi alt alta dizdikten sonra şunu eklemek gerekiyor: Sendikaları adına söz alıp konuşanların en azından üçte ikisi DİSK'in bugünkü tavrını doğru görmüyordu ve görünürde "sınıf savaşçısı"ydı... Fakat her ne hikmetse, delegeler, yönetime yine bugünkü siyaseti savunanları seçiyordu. Ve "mücadeleci" olan bu kesim, başkanlık seçiminde de görüldüğü gibi, çok az delegenin oylarını alıyordu! Anlaşılan, yer yer haklı eleştiri getirenlerin büyük bölümü, işçi tabanını örgütlemekte hâlâ aciz!
Buradaki konular bağlamında yalnızca bir konuda tavır takınıp geçmek istiyoruz: Bu, eski DİSK yeni DİSK tartışmasına ilişkindir. Kongrede bir dizi eleştiri yönetenlerin, bugünkü DİSK yönetiminin DİSK'in eski ilkelerini terkettiğini söylediklerinde, bunu gayet somut ortaya koymaları gereklidir. Bu yapılmadığı gibi çok genel tartışılmaktadır. Şu sorulara cevap aramak gerekir:
-Eski DİSK gerçekten sınıf sendikacılığı yapıyor muydu? Evet ise nasıl?
-Önceki DİSK devrimci miydiki, şimdiki DİSK reformistliğe, ya da sermayenin cephesine geçti?
-Eski DİSK, ulusal azınlıklar ve Kürt ulusal sorunu konusunda şoven ya da milliyetçi tavır içinde değil miydi? Ya da bu konuda doğru tavır takınıyor muydu?
Bu gibi sorulara verilen cevaplarda, bugün muhalefet yapan kesimler arasında ortak bir görüşe varılacağını sanmıyoruz.
DİSK'in o günkü yönetimi 1960 Anayasasını demokratik bir anayasa olarak sahipleniyor ve TC'nin savunulması ve korunması gerektiğini kabulleniyordu. Yani DİSK o gün de devlete karşı muhalefet değildi bugün de değil. DİSK, bu ülkede devrimci alternatif sunarak iktidar mücadelesi verenleri terörist olarak görüyordu, bugün de görüyor. DİSK Genel Başkanı tarafından 1 Mayıs 1977 katliamının sorumluları devrimci örgütler olarak görüldü. Devrimcilerin bugün de 1 Mayıs alanlarına polis desteğinde alınmama çabası var ve 1997'de bunda başarılı da oldular...
Kısacası dün de, bugün de DİSK devrimci değildi, değildir!
Muhalefet, ya açıktan DİSK'in yanlış siyasetine ortak olmaya devam edecektir, ya da sınıfsal ve enternasyonalist tavır içine girerek ve alternatiflerini bunun üzerine oturtmak zorundadır! Başka yolu yoktur bu işin!

SEÇİMLER...

Yukarıda DİSK içindeki muhalefetin durumuna değindik. İş böyle olunca da seçimler sırasında hiç kimse Rıdvan Budak ve ekibinin seçimi kaybedeceğini düşünmüyordu. Pardon, yalnızca Genel-İş Örgütleme Dairesi Başkanı Erol Ekici adaylığını açıklamıştı. 11.9.1997 tarihli Emek gazetesindeki bir haberde, Erol Ekici, "... genel kurulda yönetimi değiştirmek için yeterli güce sahip olduklarını" söylüyordu. Gerçek, bunların devrimci geçinen reformistler oldukları ve şu anda DİSK yönetimini ele geçirecek güçleri olmadığıdır!
Tabii ki bu, yönetim kurulu seçimlerinde bir dizi ayak oyununun olmadığı anlamına da gelmiyor. Daha seçimler öncesinde, delege tespitlerinde bir dizi üçkağıtçılık yapıldığı, burjuva medya üzerinden de kamuoyuna yansımıştı. Bu gibi üçkağıtlar, ancak komünistlerin sendikalarda etkin rol aldıkları ve devrimci işçilerin sendika bürokrasisini aştıkları koşullarda ortadan kalkabilir.
Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu'nun başkanlığa adaylığını koymasından sonra, Sine-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Örgütlenme Daire Başkanı Yusuf Çetin de, "DİSK'in, MGK ve işverenlerle olan uzlaşmacı kimlikten kurtulması gerektiği" söylemi ve "DİSK'i devrimci kimliğine kavuşturmak" amacıyla başkan adayı olduğunu açıklayarak girdi seçime.
Bu başkan adayları arasında yapılan seçimde Rıdvan Budak ve ekibi tekrar yönetim kuruluna seçildiler! DİSK Başkanı son olağanüstü genel kurulda gösterdiği başarıyı gösteremedi. İlk turda seçilemedi. 318 delegenin 202'sinden oy alabildi. 116 delege oy vermedi. Muhalif adayların 2. turda toplam oyu 57'dir; birinci turda 72 oy almışlardı. Yusuf Çetin 34, Erol Ekici 19, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ise 4 oy alabildi...
Rıdvan Budak'ın Avrupa Parlamentosu'nda, TİSK, TESK, Türk-İş, TOBB başkanlarıyla birlikte Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi "1997 yılının sonuna kadar 12 aday arasına" alması gerektiğini savunması da, onun sermayenin gözde temsilcileri arasına girdiğinin yeni bir göstergesidir. Rıdvan Budak, Türk devletinin resmi çizgisinin iyi bir savunucusu olduğunu, sınıfa ihanette yol katettiğini her geçen gün daha iyi göstermektedir.
O, şimdi kendine iyi bir milletvekili koltuğu hazırlama çabalarındadır. Gelecek kongrede DİSK Başkanlığına aday olmayacağını açıkladığına göre bunu rahatlıkla yapabilir!
Sonuçta; seçimler ve alınan kararlar bağlamında DİSK'te, Rıdvan Budak'ta ve "muhalefetimiz"de yeni bir şey yok demek doğru olacaktır!!!
Kolları sıvayın işçi yoldaşlar...
Yapacak çok iş var!

25.09.1997