DİSK Kongresi yapıldı...
KONGRE ÖNCESİ GELİŞME VE MUHALEFETİN DURUMU
Bir önceki kongrede DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak'a karşı başkan
adayı çıkmamıştı. Bu genel kurula yaklaşık iki hafta kala, başkanlığa
aday olanların isimleri ortaya atılmaya başladı.
Bu bağlamda DİSK içindeki sol muhalefet, -"sol muhalefet"
demek belki daha doğru, çünkü bu muhalefet içinde devrimci hatta devrimci
sosyalist olduğunu söyleyenler olduğu gibi, açık reformist solcu kesim
de vardır- kongreye yaklaşık üç hafta kala bir araya gelmiş ve ortak
muhalefet yürütüp yürütmeyecekleri noktasında tartışma yürüttükten
sonra ortak bir aday çıkaramayacakları kesinleşince, kendi adaylarını
kamuoyuna açıklamaya başladılar.
Bu durum, aslında, işçi sınıfının öncü gücü vb. olduğunu söyleyenlerin,
ya da "Devrimci işçiler sendika yönetimine!" diyenlerin
gerçek durumunun içler acısı ifadesidir.
Devrimci işçilerin sendika yönetimine gelmesi, kongreden kongreye
boy göstermekle gerçekleşmez. Bu, ancak, işçi sınıfı içinde, işletmelerde
sınıf çıkarları doğrultusunda yürütülecek uzun süreli mücadele içinde
gerçekleştirilebilir. Bu mücadelede, işletmelerde işçi sınıfının güvenini
kazanan işçiler tarafından devrimci, komünist sendika fraksiyonları
yaratılacak, sarı sendikaların mezarı kazılacaktır!
Rıdvan Budak'ın başını çektiği reformistlerin DİSK kongresinde korkacak
bir şeyleri yoktu. Rıdvan Budak ve yandaşları, yaptıkları açıklamalarla
bunu çok açık olarak ilan ediyorlardı. Rıdvan Budak, son kez başkanlığa
aday olacağını, gelecek kongrede aday olmayacağını söylüyordu. O,
daha fazla enerji sarfedebilecek genç başkanlara yol açmak istediğini
söylüyordu; ama, aslında bunun bir başka açıklaması vardı: DİSK Başkanının
hesapları çok farklıydı. O, gelecek seçimlerde ya CHP'den ya da DSP'den
milletvekilliği için hazırlanıyordu, ya da birileri onu şimdiden hazırlıyordu...
Evet ta geçen DİSK kongresinden bu yana!
Aslında Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerekir. Rıdvan Budak'a, geçmişinde
15-16 Haziranları da yaratan sınıf bilinçli, ilerici işçilerin DİSK'inin
başkanlığı yerine, burjuvazinin ahırı olan parlamentoda temsilci olmak
ve son hükümetin oluşturulmasında gösterdiği gibi, MGK ve burjuvazinin
uşaklığını yapmak çok daha iyi yakışır! Herkes layık olduğu yere!
DİSK patronları, ciddi bir devrimci muhalefet olmadığını bildikleri
için, kongrede kendi aralarında kimin yönetim kademesinde yeralacağı
konusunda bir dizi ayak oyunları da yaptılar. Bu, kamuoyuna da kısmen
yansıdı...
Bu oyunların oynandığı sendikalardan biri olan OLEYİS'in Başkanı Enver
Öktem, bu kez yönetim kuruluna girmeyi "başardı"! DİSK Genel Sekreteri
olan Kemal Daysal'ın yerine -ki Birleşik Metal-İş Sendikası geçen
kongrede, Kemal Daysal'ı önceki Genel Sekreter ve şimdiki ÖDP İstanbul
İl Başkanı Mehmet Atay'a karşı önermişti ve kazandırmışlardı, fakat
köprülerin altından artık hangi sular aktıysa, bu kez- Murat Tokmak'ı
önerdiler ve bu kişi alternatifsizdi. Seçimlerde delegelerin bu noktada
hemen hiçbir rolü yoktu.
Burjuva medya, Rıdvan Budak'ın seçilmesi için gereken propagandayı
yaptı. Onun basın açıklamalarına vb. özel bir dikkat gösterildi. Sendika
konfederasyonları ve özellikle de "sol" ve "devrimci"
olan bir konfederasyon başkanı tarafından MGK ve onun destekçisi siyasi
partilerin desteklenmesinin önemi biraz farklıydı ve bu gösterildi.
İşçi sınıfını kandırmak, onu sermayenin siyasi ve ekonomik çıkarlarının
arkasına takmaktı esas görevleri ve bunu hâlâ başarıyorlar...
KONGRENİN BAŞLANGICI
Bilindiği gibi kongre, 12-14 Eylül tarihleri arasında İstanbul'da,
Dedeman Oteli'nde yapıldı. Kongreye 318 delege katıldı. Delegeler
arasında kadın işçilerin ve gençlerin sayısı çok azdı.
5 yıldızlı Dedeman Oteli, ancak sendika bürokratlarını ağırlayabilirdi.
Aldıkları aylıklarla katlara, yazlıklara, özel lüks otomobillere sahip
olabilen ve hatta çocuklarına fabrika açacak kadar patronlaşan sendika
ağalarına küçük otellerde ağırlanmak ağır gelecek ki, bu oteli tercih
ettiler. Bir dizi işyerinde direnişte olan, Albayrak, Tıbset, Reslan
gibi işyerlerinde aylarca direnen işçiler yiyecek ekmek parası bulmakta
zorluk çekerken 5 yıldızlı otellerde gününü gün edenler, gün gelecek
bunların hesabını vereceklerdir.
Polislerce iyi bir şekilde korunan kongreye girmek isteyenler sıkı
bir şekilde aranıyordu. İşçilere güven duymayanlar, güvenliklerini,
öğrenciyi, işçiyi, cumartesi annelerini, insan hakları savunucularını
coplayan, öldüren polisin sağlamasını bekliyorlardı!
Bazı kongre delegelerinin, kongrenin 12 Eylül tarihinde yapılmasının
siyasi bir tavır olduğu yönündeki açıklamaları bizi ikna etmedi. Çünkü,
DİSK yöneticileri 12 Eylülcülerle kavgalı değiller, tersine barışıklar.
Onlar, 12 Eylülcülerin arkasında duran sermaye düzeninin gerçek efendileri
olan Türkiye İşverenler Sendikası (TİSK) ve benzeriyle ortak hareket
edecek bir siyasal yaklaşıma sahipler. Onlar, MGK'nın destekçiliğini
yaptılar. DİSK yöneticileri Ekonomik Sosyal Konsey (ESK) denilen konseyde
yer alarak, bu devletin ve patronların işçi sınıfına ve emekçi yığınlara
yapacağı tüm saldırıların da suç ortaklığını üstlendiler ve bunu pratikteki
tavırlarıyla da tescil ettirdiler.
DİSK'li sendika bürokratları, 12 Eylül'de kongre yaparak ve bu kongreye
Deniz Baykal'ı, MGK'nın ve sermayenin andaki sözcüsü, gözcüsü Mesut
Yılmaz'ı -o gelmemesine rağmen- davet ederek sermayeye karşı mücadelesinin
sahte olduğunu gösterdi. Dahası, 12 Eylül'ü en fazla alkışlayanlardan
biri olan, dönemin TİSK Başkanı Halit Narin'in "Şimdi gülme sırası
bizde" şeklindeki lafları unutularak, bu dönemin TİSK Başkanı
davet edilmişti ve ona kongrenin en ön sıralarında yer verilmişti.
12 Eylül'cüler tarafından oluşturulan hükümete Genel Sekreterini veren
Türk-İş Başkanı Bayram Meral'e de en ön sıralarda yer ayrılmıştı.
Ve DİSK kongresinde, ilk kez bir Türk-İş Başkanı konuşabiliyordu...
Birbirlerinden ne farkları var?!
Emperyalist burjuvazinin ve onun Türkiye'deki uzantılarının işçi sınıfına,
emekçi yığınlara, Ekonomik ve Sosyal Konsey, eşel mobil, zorunlu tasarrufların
gaspı, SSK'nın tasfiyesi, bununla bağıntılı olarak sağlık hizmetlerinin
özelleştirilmesi, mezarda emeklilik anlamına gelen emeklilik yaşının
yükseltilmesi, KİT'lerin özelleştirilmesi, taşeronlaştırma, esnek
çalışma, ekip çalışması gibi bir dizi koldan saldırdığı bir ortamda,
bir işçi konfederasyonundan tabii ki beklenenler vardı! Ancak kazın
ayağı öyle değil...
1996-1997 döneminde, tam da bu bir dizi saldırıya karşı mücadele eden,
bu mücadeleyi DİSK gibi bir reformist sendika konfederasyonu bünyesinde
de olsa sürdüren 40 bin örgütlü işçi işten atılmıştır. Buna karşı
DİSK ve üye sendikaları, "üretimden gelen gücü" kullanacak
yerde, ya işçiler kendi başlarına terkedilmişler, ya da Nakliyat-İş
Sendikası örneğinde olduğu gibi, sermayenin saldırılarına karşı tek
başına bırakılmışlardır.
Sermayeye karşı mücadelede işten atılanların işe alınmasını sağlamak
için işçileri değişik üretim dallarında sokağa dökmeyen reformist
bir sendika önderliğinin yaptığı kongreden ne beklenebilinirdi ki?!
DİSK Nakliyat-İş sendikasının 100 günü aşkın bir süredir direnişte
bulunan üye işçilerini Dedeman Oteli'nin cilalı salonlarına almayan
işçi hainleri, sermaye uşaklığını kusursuz yerine getiren Deniz Baykal'ı
veya TİSK Başkanı Refik Baydur'u ağırlayarak bir kez daha sermaye
yanlısı olduklarını gösterdiler.
KONGREDEKİ TARTIŞMALAR ÜZERİNE...
Kongrenin birinci günü zaten tartışma yoktu. Yalnızca konuklara söz
hakkı veriliyordu. Bu söz hakkı, DİSK Başkanı'nın "dost"
bildiği kişilerle sınırlıydı. Deniz Baykal, Bayram Meral, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nami Çağan, İşçi Partisi Başkan Yardımcısı
Hıdır Okka ve benzerleri, dost oldukları için konuştular. Ama SİP
Başkanı DİSK'i en azından laf düzeyinde sert bir şekilde eleştirdiği
ve miting alanlarında teşhir ettiği için konuşturulmadı.
KESK Başkanı Siyami Erdem, yaptığı konuşmada, bugünkü siyasallaşmanın
sermayenin siyasi partilerine endekslenen bir siyasallaşma olduğunu,
böyle olmasa, bir dizi antidemokratik gelişmenin olmayacağını ve Kürt
sorununun da bugünkü aşamaya gelmeyeceğini söylemesi üzerine, "çizmeyi
aştığı"ndan(!) Rıdvan Budak tarafından şöyle azarlandı: Hiç kimsenin
eleştirilerinden gocunmayız. Ama, konuklarımızı da saygı kuralları
çerçevesinde izlemek isteriz, kimseden nasihat istemeyiz! Onun bu
tavrı ise, İHD Genel Başkanı Akın Birdal tarafından yumuşak bir üslupla
eleştirildi.
Konuklardan özellikle Kürt sorununu dile getirme bağlamında en iyi
konuşmayı Akın Birdal yaptı: "Bir ülkede 13 yıldır bir savaş
sürüyorsa, orada ekonomik, sosyal, kültürel bir gelişme olmaz. Türkiye'de
bir Kürt sorunu vardır. 30 bin insan bu savaşta yaşamını yitirdi ve
bu savaş 3.5 milyon insanın göç etmesine neden oldu. Bu platform,
-yani kongre- varolan bu sorunu adlandırmalıdır."
Fakat bu, tüm kongre boyunca yönetim tarafından yerine getirilmedi.
Kuşkusuz bir dizi konuşmacı Kürt sorununu dile getirdi. Ancak önemli
olan, bu kongreyi düzenleyenlerin tavrıdır. Kongrede en "yetkili"
ağız olan Rıdvan Budak, Ecokeşvari bir tavırla, "Kürt sorununun
temelinde işsizlik, yoksulluk, göç ve sosyal krizle üretimsiz, adaletsiz
bir ekonomi gerçeği yatmaktadır" dedi. Kürt sorununu kendilerinin
ilk defa bu kongrede dile getirmediklerini ve bu soruna ilişkin "barışçı
ve demokratik çözüm" taleplerini her somutta öne sürdüklerini,
bunun inkar edilemeyeceğini savunmakla yetindi. Fakat "barışçı ve
demokratik çözüm"ün ne anlama geldiğini, hangi işçi eyleminde bunları
dile getirdiklerini söylemedi. Söyleyemezdi çünkü böyle bir eylemi
yoktur.
Rıdvan Budak'ın yaptığı açılış konuşması tam 6 sayfadır. Muhalefete
soyunanlar, ikinci gün söz hakkı kendilerine gelmişken ve bu metinde
olan bir dizi saçmalığı eleştirme olanağı varken, söz haklarını kullanmaya
yanaşmadılar.
İkinci günün başlangıcında neredeyse tartışmasız bir şekilde DİSK
Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu aklanarak karar taslaklarına geçilecekti.
Çünkü sabah saat 10.00'da başlaması gereken kongrede, bir tek söz
hakkı almış insan vardı, o da kongre salonunda değildi. Rıdvan Budak,
"demokrasi" tüyleri takınarak mikrofondan şu çağrıyı yaptı:
"Bazı arkadaşlarımız sendikaları adına yaptığı konuşmalarda,
DİSK, eski DİSK değil vb. şeklinde eleştiriler getirmektedirler. Bazı
yöneticilerimiz yanlış yapabilirler, bunun için de DİSK yönetimi seçiliyor,
Başkanlar Kurulu toplanıyor, geniş Başkanlar Kurulu toplanıyor. Hiç
kimse, saat 10.15'e kadar kongre salonuna gelmeyerek üyeden aldığı
görevi yerine getirmemezlik edemez. Önerim her sendika önerisini,
eleştirisini, varsa projesini çıkıp burada anlatmalıdır. Her sendikanın
yöneticisi bunu yapabilecek durumdadır. Dışarıda konuşma yerine burada
konuşmalıdırlar. 350 bin üyenin her bin kişisi size konuşmak için
yetki vermiştir, bu görev savsaklanamaz, bu görevi yerine getirmelisiniz!"
Ancak bundan sonra, alfabetik sıraya göre sendika yöneticileri tek
tek çıkıp konuştular ve tabii ki eleştirisi olanlar da eleştirilerini
getirdiler.
Aslında bu, "sol muhalefet" adına utanılacak bir durumdu.
İşçi sınıfı adına konuşma iddiasında olanlar, kongrede konuşma cesareti
bile gösteremiyorlar. Lafa gelince mangalda kül bırakmayanlar, sıra
sendika bürokrasisinin hakim olduğu bir kongrede onları yerin dibine
batırma fırsatı ellerine geçince kongre salonundaki koltuklara batıp
kaybolabiliyorlar... Ta ki işçi sınıfı haini Rıdvan Budak kendilerini
açık dövüşmek için iğneleyene kadar!
Tek tek sendikalardan konuşmacıların dile getirdikleri eleştirilerin
en önemlileri şöyleydi:
-Sosyaldemokrasinin felsefesi (DİSK yöneticileri kastedilerek /BN)
Osmanlı devletinin geleneğine sahiptir. Sosyaldemokrasinin açmazı
vardır, onlar bu açmazı kongrede aşmaya çalışmaktadırlar. Ama bunun
için emek cephesine yaslanmak gerekiyor; bu yapılmıyor. Abdullah Baştürk
yönetimi de burjuvaziye karşı açık tavır almadığı için DİSK'in bu
hale gelmesine neden oldu.
-Ekonomik Sosyal Konsey'de yeralmak işçi sınıfının çıkarına değildir.
Bundan çıkmak gerekir. Ekonomik Sosyal Konsey, 1978'de Ören'de gündeme
gelmişti. Abdullah Baştürk bile Ecevit onu zorlamasına rağmen, bu
mutabakata girmedi, bugün de girilmemelidir.
-Siyasal dertleri olanlar (Rıdvan Budak hedefleniyor /BN) DİSK'i tabure
olarak kullanmasınlar!
-DİSK, MGK'nın sivil inisiyatifçileriyle birarada olamaz; bu hükümet
MGK'nın oluşturduğu bir hükümettir.
-Savaşta taraf olmalıyız. Mağdurların, ezilenlerin yanında olmalıyız,
kurşun sıkanların yanında değil,
-DİSK siyasallaşmalıdır. Siyasallaşma, üyelerin sınıf mücadelesine
katılma yönünde bilinçlendirilmesidir.
-Bir ulusal emek kongresi düzenlenmelidir. Türkiye emek güçleri bunu
yapmalıdır.
-DİSK, hak alma mücadelesinin yanısıra sınıf mücadelesi de vermişti.
Bunu ayrımsız yaptığı için 12 Eylül'de DİSK içindeki komünistler,
sosyalistler, sosyaldemokratlar birlikte yargılandılar. 1991'den sonra
bu yönde gelişme olmadı.
-Bugün sınıfsal mücadele yerine toplumsal mutabakat diyenler DİSK'in
ilkelerini kavrayamamışlardır, sermayeden yana tavır takınmaktadırlar.
-DİSK'in susma hakkı yoktur. DİSK, bir sivil toplum örgütü değildir,
sınıf örgütüdür. DİSK DGM'leri ezmiştir, bugün de yapmalıdır. DİSK
inanç özgürlüğünü de savunmalıdır.
-Kararlar kağıt üzerinde kalmamalıdır, alınan kararların takipçisi
olunmalıdır.
-Ekonomik Sosyal Konsey'den çekilmeliyiz, sermayenin cephesinde yerimiz
yok. DİSK emek cephesinde yerini almalıdır. Barış için somut adımlar
atılmalıdır. Bu çözülmeden demokratikleşme olamaz.
-Ya işçi sınıfından yana tavır takınılır, ya da sermayeden yana, bunun
ortası olamaz.
-DİSK üzerine düşeni yapmamıştır. En açık örneği, ölüm oruçları döneminde
üzerine düşeni yapsaydı 12 şehit verilmezdi. Sendikanın ihanete gittiği
bir dönemde hiçbir açık tavır ihmal edilmemelidir. Tavır takınma sınıf
ve vicdan borcudur.
-Kongrenin Dedeman'da yapılması aslında geleceğin ne olacağının göstergesidir.
-Emperyalizmin saldırı döneminde Kürt halkı sömürgeciliğe karşı meydan
okuyor. Sosyalizm'in geçici yenilgisi bizleri yıldırmamalıdır, bu
geçicidir. Kürt sorunu yalnızca basın açıklamasıyla geçiştirilecek
bir sorun değildir. 30 milyara sünnet düğünü yapanla 23 milyon asgari
ücretle yaşayanların olduğu bir ülkede sermayeyle barış olmaz. Bu
hükümet %32 zam yaparken sayın Budak bakanları ziyaret ediyordu. İşçi
sınıfının sendikal mücadelesi her şey değil, kurtuluş Sosyalizm'le
olacaktır.
-Buraya çıkan arkadaşlar barıştan bahsediyorlar. Bu nasıl bir barış
anlayışıdır ki, aynı çatı altında birbirimize saldırıyoruz; en önemli
sorunumuz örgütsel alandadır, bu zaafı aşmamız lazım.
...
Bu kadar eleştiriyi alt alta dizdikten sonra şunu eklemek gerekiyor:
Sendikaları adına söz alıp konuşanların en azından üçte ikisi DİSK'in
bugünkü tavrını doğru görmüyordu ve görünürde "sınıf savaşçısı"ydı...
Fakat her ne hikmetse, delegeler, yönetime yine bugünkü siyaseti savunanları
seçiyordu. Ve "mücadeleci" olan bu kesim, başkanlık seçiminde
de görüldüğü gibi, çok az delegenin oylarını alıyordu! Anlaşılan,
yer yer haklı eleştiri getirenlerin büyük bölümü, işçi tabanını örgütlemekte
hâlâ aciz!
Buradaki konular bağlamında yalnızca bir konuda tavır takınıp geçmek
istiyoruz: Bu, eski DİSK yeni DİSK tartışmasına ilişkindir. Kongrede
bir dizi eleştiri yönetenlerin, bugünkü DİSK yönetiminin DİSK'in eski
ilkelerini terkettiğini söylediklerinde, bunu gayet somut ortaya koymaları
gereklidir. Bu yapılmadığı gibi çok genel tartışılmaktadır. Şu sorulara
cevap aramak gerekir:
-Eski DİSK gerçekten sınıf sendikacılığı yapıyor muydu? Evet ise nasıl?
-Önceki DİSK devrimci miydiki, şimdiki DİSK reformistliğe, ya da sermayenin
cephesine geçti?
-Eski DİSK, ulusal azınlıklar ve Kürt ulusal sorunu konusunda şoven
ya da milliyetçi tavır içinde değil miydi? Ya da bu konuda doğru tavır
takınıyor muydu?
Bu gibi sorulara verilen cevaplarda, bugün muhalefet yapan kesimler
arasında ortak bir görüşe varılacağını sanmıyoruz.
DİSK'in o günkü yönetimi 1960 Anayasasını demokratik bir anayasa olarak
sahipleniyor ve TC'nin savunulması ve korunması gerektiğini kabulleniyordu.
Yani DİSK o gün de devlete karşı muhalefet değildi bugün de değil.
DİSK, bu ülkede devrimci alternatif sunarak iktidar mücadelesi verenleri
terörist olarak görüyordu, bugün de görüyor. DİSK Genel Başkanı tarafından
1 Mayıs 1977 katliamının sorumluları devrimci örgütler olarak görüldü.
Devrimcilerin bugün de 1 Mayıs alanlarına polis desteğinde alınmama
çabası var ve 1997'de bunda başarılı da oldular...
Kısacası dün de, bugün de DİSK devrimci değildi, değildir!
Muhalefet, ya açıktan DİSK'in yanlış siyasetine ortak olmaya devam
edecektir, ya da sınıfsal ve enternasyonalist tavır içine girerek
ve alternatiflerini bunun üzerine oturtmak zorundadır! Başka yolu
yoktur bu işin!
SEÇİMLER...
Yukarıda DİSK içindeki muhalefetin durumuna değindik. İş böyle olunca
da seçimler sırasında hiç kimse Rıdvan Budak ve ekibinin seçimi kaybedeceğini
düşünmüyordu. Pardon, yalnızca Genel-İş Örgütleme Dairesi Başkanı
Erol Ekici adaylığını açıklamıştı. 11.9.1997 tarihli Emek gazetesindeki
bir haberde, Erol Ekici, "... genel kurulda yönetimi değiştirmek için
yeterli güce sahip olduklarını" söylüyordu. Gerçek, bunların
devrimci geçinen reformistler oldukları ve şu anda DİSK yönetimini
ele geçirecek güçleri olmadığıdır!
Tabii ki bu, yönetim kurulu seçimlerinde bir dizi ayak oyununun olmadığı
anlamına da gelmiyor. Daha seçimler öncesinde, delege tespitlerinde
bir dizi üçkağıtçılık yapıldığı, burjuva medya üzerinden de kamuoyuna
yansımıştı. Bu gibi üçkağıtlar, ancak komünistlerin sendikalarda etkin
rol aldıkları ve devrimci işçilerin sendika bürokrasisini aştıkları
koşullarda ortadan kalkabilir.
Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu'nun başkanlığa adaylığını
koymasından sonra, Sine-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Örgütlenme
Daire Başkanı Yusuf Çetin de, "DİSK'in, MGK ve işverenlerle olan
uzlaşmacı kimlikten kurtulması gerektiği" söylemi ve "DİSK'i
devrimci kimliğine kavuşturmak" amacıyla başkan adayı olduğunu
açıklayarak girdi seçime.
Bu başkan adayları arasında yapılan seçimde Rıdvan Budak ve ekibi
tekrar yönetim kuruluna seçildiler! DİSK Başkanı son olağanüstü genel
kurulda gösterdiği başarıyı gösteremedi. İlk turda seçilemedi. 318
delegenin 202'sinden oy alabildi. 116 delege oy vermedi. Muhalif adayların
2. turda toplam oyu 57'dir; birinci turda 72 oy almışlardı. Yusuf
Çetin 34, Erol Ekici 19, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ise 4 oy alabildi...
Rıdvan Budak'ın Avrupa Parlamentosu'nda, TİSK, TESK, Türk-İş, TOBB
başkanlarıyla birlikte Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi "1997 yılının
sonuna kadar 12 aday arasına" alması gerektiğini savunması da,
onun sermayenin gözde temsilcileri arasına girdiğinin yeni bir göstergesidir.
Rıdvan Budak, Türk devletinin resmi çizgisinin iyi bir savunucusu
olduğunu, sınıfa ihanette yol katettiğini her geçen gün daha iyi göstermektedir.
O, şimdi kendine iyi bir milletvekili koltuğu hazırlama çabalarındadır.
Gelecek kongrede DİSK Başkanlığına aday olmayacağını açıkladığına
göre bunu rahatlıkla yapabilir!
Sonuçta; seçimler ve alınan kararlar bağlamında DİSK'te, Rıdvan Budak'ta
ve "muhalefetimiz"de yeni bir şey yok demek doğru olacaktır!!!
Kolları sıvayın işçi yoldaşlar...
Yapacak çok iş var!
