Yeni Sendikal Hareket mi,
yoksa reformizme devam mı?!!
"EMEK" gazetesinde, İ. Sabri Durmaz'ın imzasını taşıyan,
"Yeni Bir Sendikal Hareket Gelişiyor" başlıklı bir dizi
yayınlanmıştı...
Bu dizi yazı, İ. Sabri Durmaz imzasıyla yayınlanmış olsa da, EMEK
gazetesi tarafından eleştirilmediği, düzeltilmediği sürece, onun politik
çizgisini de taşımaktadır.
EMEK gazetesi ve EMEP, işçi sınıfı hareketi içinde "sol" adına çalışma
yapan ve gelişme eğrisi şimdilik yukarı doğru olan bir yapıdalar.
İşçi sınıfı hareketindeki gelişmeyi, devrimci sınıf mücadelesinden
reformizme doğru kanalize etmede bu akım güçlü bir rol oynamaya başlamıştır.
Devrimci, sosyalist bir işçi hareketinin gelişmesinin önündeki benzeri
engellerin zayıflatılması, teşhir edilmesi ve giderek etkilerinin
kırılması önemli bir görev oluşturmaktadır.
Sabri Durmaz, yazısında, sermayenin ve onun propaganda merkezlerinin,
"Sendikalar bitti, sendikacılık bitti, sendikal hareket öldü"
şeklindeki yıkıcı propagandalarına karşı, "yeni bir sendikal
hareketin doğmakta" olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır.
Bunun böyle olup olmadığına bakmak istiyoruz...
BU MÜCADELE HANGİ ARAÇLARLA VE NEYE KARŞI YÜRÜTÜLMELİDİR?
Aklı selim sahibi herkes, eleştirdiği sendikal hareketin ve bu harekete
önderlik eden sendika bürokrasisinin ve de işçi aristokrasisinin gerek
siyasi çizgisine karşı ve gerekse örgütsel yapısına karşı ne tür bir
yapılanmayla karşı mücadele geliştireceğini iyi bir şekilde ortaya
koymak zorundadır. Bunun yapılmadığı şartlarda, mücadele edilen güçleri
güçlendirmekten öte bir sonuç elde edilemez.
Yıllar boyu doğru siyaset ve doğru araçlar tespit edilemediği içindir
ki, sendika bürokrasisi ve işçi aristokrasisi yaşamını sürdüregelmiştir.
Devrimci işçi hareketinin yaratılmasında basiretsizlik gösteren bu
sözde sosyalistler yüzünden de bu sınıf düşmanı hainler güruhu varlıklarını
sürdürebilmiştir.
İşte sözkonusu basiretsizliğin bir sonucudur ki, sınıf hareketinde
hergün değişik mücadele alanlarında kavganın ateşi içinde ortaya çıkan
sınıfın doğal öncülerinin güvenini kazanamayan sözde sosyalistler,
sınıfın içindeki marjinalliklerini de aşamamışlardır.
BU MÜCADELE HANGİ ARAÇLAR KULLANILARAK, KAZANILACAKTIR?
EMEK ve çevresindeki reformist siyasi yaklaşım, tüm yazıda kendini
göstermektedir. Bugünkü sendikalardaki çalışmaya ilişkin olarak getirdikleri
fazla bir şey yoktur.
Onlar, yazılarında bolca, "sendika bürokrasisinin tasfiyesi"nden,
"sendikaların gerçek işçi sendikaları hüviyetini kazanması"ndan,
"sınıf hareketi"nden bahsetmektedirler.
Örgütsel alanda sundukları alternatifler ise, Sendika Şubeleri Platformları,
Kocaeli Sendikalar Birliği gibi birlikler, işçi dernekleri, işçi kurultayları
gibi yapılanmalardır!
Bu yapılanmalar için yapılan değerlendirme şöyledir: "Bugün ve
bugünden sonrası için de önemli bir mücadele merkezi (abç) olma özelliklerini
taşımaktadır."
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ne dün, ne de bugün, ne şubeler
platformu, ne de işçi dernekleri ya da işçi kurultayları, işçi sınıfının
hareketinde hiç de önemli bir yer işgal etmediler, etmiyorlar.
Şubeler platformu bugün kaç işçiyi eyleme sevketmektedir? Toplantılarını
tabanlarındaki üye işçilere bile yasak eden şubeler platformunun aldığı
kararlara uyan işçi sayısı gerçekten çok düşüktür. Şubeler platformu,
sendikalı sendikasız işçileri biraraya getiren, toplantıları onların
meclisi haline getiren ve alınan kararları uygulayan bir yapılanma
değildir. Yapısal olarak şube temsilcilerinin katıldığı toplantılar
biçimindedir ve bu halleriyle karşı olduklarını savundukları sendika
bürokrasisinden hiç de farklı bir yapılanmaya sahip değildirler.
İşçi kurultayları da, dar bir çevrenin çekilebildiği kurultaylardır
ve örneğin son olarak yapılan Merter İşçi Kurultayı da bunu açıkça
göstermiştir. Kurultaya bölgede çalışan 50 bin işçiden 250'si katıldı.
Yani %0.5!
İşçi sınıfının önemli bir bölümünü oluşturan İstanbul'da soruna sayısal
olarak yaklaştığımızda durum böyledir ve bu yanıyla bu örgütlenmeler
göstermeye çalıştığımız gibi çekim merkezleri değildir.
Soruna bir de siyasi yanıyla baktığımızda, Merter İşçi Kurultayı'nda
savunulan 3 S (aslında 3 S, EMEK ve çevresinin genelde Türkiye işçi
sınıfının her derdine deva olarak gördüğü "sihir"li değneğidir) yani
sigorta, sendika ve sekiz saatlik işgünü talebi bir çekim merkezini
oluşturmaktan uzaktır. Çünkü, formüle edilen bu talepler, devletin
yasalarında yer aldığı çerçevededir ve onları bile aşamamaktadır.
Aynı zamanda, tam da karşısında mücadele edildiği savunulan sendika
bürokrasisinin bir bölümü, bugün, haftalık çalışma saati olarak 35
saati savunmaktadır ve bunu karar altına alma durumundadır. Yani bu
noktada, onların bile ardında kalınmaktadır.
Gerek şubeler platformu ve gerekse işçi kurultaylarının ülkelerimizin
en acil sorunlarından biri olan Kürt sorunu konusunda savundukları
görüşler de, hiçbir şekilde DİSK'in görüşlerini dahi aşamamaktadır.
Hatta Merter İşçi Kurultayı bu noktada DİSK kongrelerindeki tartışmaların
çok gerisinde bir pratik sergilemiştir. Bu sorunun dile getirilmesinden
adeta korkulmuştur.
Yeni bir sendika hareketi, yeni bir işçi hareketi, asla ekonomik kırıntılarla
ve de devletin ortaya koyduğu yasal çerçeveyle kendisini sınırlayarak
ortaya çıkamaz. Çıkış böyle yapıldığında, sendika bürokrasisi ve işçi
aristokrasisinden farklı, gerçekten işçilerin sınıfsal çıkarlarını
koruyan, onlara günlük mücadelede önderlik eden ve uzun süreli bir
kavgada özgürlüğün doğacağı, sömürünün kökünün kazılacağı bir sisteme
doğru gidişin yolunda önderlik edemez. Böyle bir "yeni" hareket, olsa
olsa yeni bürokratların, aristokratların ortaya çıkacağı bir yineleme
olacaktır. Ama sınıfın böyle bir "yeni"liklere ihtiyacı yoktur!
Yeni işçi hareketi, kendi örgütlülüğü içinde tam demokrasinin hakim
olduğu, bu demokrasinin uygulandığı, ekonomik mücadeleyle demokrasi
mücadelesinin birbirini tamamladığı, ücretli kölelik düzenine karşı
tavır takınan, onun alternatifi olan bir siyaset üzerinde yükselecektir!
Sınıf bilinçli işçiler, artık lafazanlıklara kulaklarını kapamalıdırlar.
Yıllarca yapılan göstermelik içi boş yavan aktiviteler yerine, çok
açık bir şekilde bugünkü sendikal yapıya karşı hangi araçlarla mücadele
edileceğinin ortaya konduğu bir mücadele yürütülmelidir.
Bugün yetki sahibi olan bütün sendika konfedarasyonlarında, devrimci-komünist
fraksiyonların oluşturulması için çabalar yoğunlaştırılmalıdır. Bunun
bir parçası olarak grev, toplu iş sözleşmeleri ve direnişler gibi
eylemlerin gündeme geldiği -süresi sınırlı!- dönemler için Grev ve
Mücadele Komitelerinin kurulması can alıcı önemdedir...
Eğer sendika bürokratlarının sermaye sahipleriyle elele, işçilerin
çıkarına uymayan anlaşmalar yapmalarını engellenmek isteniyorsa, buna
alternatif bir çalışmanın örgütlenmesi gündeme getirilmelidir. Bu
da ancak çok sistemli bir çalışmayla mümkündür.
Örneğin, sınıf bilinçli işçiler, sendikalı-sendikasız olduğuna bakmadan,
tüm işçilerle birlikte yapacakları toplantılarda, (ki bu toplantılar
işletme dahilinde ya da dışında örgütlenebilir) kendi aralarından
doğrudan seçecekleri temsilcilerle Grev ve Mücadele Komiteleri oluşturabilirler.
Bu Grev ve Mücadele Komiteleri'ne seçilen işçiler her an görevden
alınabilir olmalıdırlar. İşçilerin çıkarları doğrultusunda çalışma
yapmayan Grev ve Mücadele Komiteleri'nin üyeleri her an görevden alınabileceklerini
ve yerine işçi toplantılarında yenilerinin seçilebileceğini bilmelidirler.
Bu komiteler, bugünkü koşullarda toplu iş sözleşmeleri için patronlarla
masaya oturmalı, sözleşme yapmaya yetkili kılınmalıdırlar. Bunun gerçekleşebilmesi
için o işletmede işçilerin sendikal örgütlenmenin dışında sıkı bir
örgütlenmelerinin varlığı şarttır.
Sendika bürokrasisinin ve işçi aristokrasisinin Grev ve Mücadele Komiteleri'ni
tanımayacağı, sermaye sahipleriyle anlaşarak, işbirliği yaparak bunu
engellemeye çalışacakları açıktır. Fakat bunu kabul ettirmek için
mücadele etmek şarttır. Yoksa sendika bürokrasisi çeşitli bahanelerle
gizli kapılar ardında, bugüne kadar olduğu gibi, enflasyon oranının
çok çok altında anlaşmaları yapıp işçileri bunu kabullenmeye zorlayacaktır.
Sendika bürokrasisinden "şikayetçi"ysek eğer, yeni araçlarla mücadele
alanına girmeliyiz, yoksa onların kullandığı aynı araçlarla hareket
edersek, ancak onların düzeyine çıkabiliriz, böylece onlardan farklı
bir yanımız kalmaz.
Grev ve Mücadele Komiteleri'nin oluşturulması, sendikalarda daha güçlü
bir çalışmayı gerektirir ve böyle bir çalışmayı daha da güçlendirir.
Sendikalarda çalışmamızın başarılı olmasının olmazsa olmaz bir koşulu
yukarıda söylediğimiz gibi, her sendikada devrimci-komünist fraksiyonların
yaratılmasıdır. Bunlar, her işletmede ileri, öncü işçileri saflarına
çekerek işletmelerdeki çalışmalara doğru bir önderlik yapmalıdır.
Bu fraksiyonlar işletmenin her bölümündeki işçilerin taleplerini tespit
etmeli, sendika toplantılarında ve bir dizi başka yerde bunların kabulü
için mücadele etmelidirler. Günlük mücadelede işçileri aydınlatma
ve bilinçlendirme çalışması yürütmeli, sermaye düzenine karşı örgütlemeye
çalışmalıdırlar.
İşçi hareketinin sermayeye karşı nihai mücadeleyi kazanmasının olmazsa
olmaz en temel koşulu, her işletmede bolşevik bir komünist partinin
hücreler temelinde örülmesidir. Böyle bir parti yaratılmadan yeni
bir işçi hareketinin yaratılmasından söz etmek, kara cahillik değilse
eğer, kelimenin gerçek anlamında bilinçli burjuva liberallerinin reformist
akortta borazancılığını yapmaktır.
Dünya komünist hareketinin zengin deneyleri, burada sıralanan örgüt
biçimleri yaratılmadan ileri adım atılamayacağını göstermektedir.
Sınıf bilinçli proletaryanın doğal öncülerinin kazanılması ve onların
işçi sınıfının bilimi temelinde eğitilmeleri gereklidir. Yine onlar
mücadelenin kızgın ateşinde yoğrulmadan sendika bürokrasisine ve işçi
aristokrasisine karşı sağlam bir mücadele yürütmek olanaksızdır. Bu
temelde yürütülmeyen bir mücadelede ortaya çıkan bir dizi iyi niyetli
doğal öncü, sendika bürokrasisinin cenderesine sıkışıp kalmakta ve
sonuçta aynı akıbeti paylaşmaktadırlar.
İşte EMEK ve aynı ideolojiyi paylaşanların yanından geçmedikleri ve
siyasi öngörülerinin izin vermediği temel görüşler bunlardır. Bu temelde
mücadele yürütmeden, sendikaların gerçek sınıf sendikalarına dönüştürülmesi
ve bunun için de sendika bürokrasisinin ve işçi aristokrasisinin tasfiyesi
de mümkün olmayacaktır!
KENDİNİZİ VE İŞÇİLERİ KANDIRMAYIN!
Yazar, yazısında, "Sendika bürokrasisinin yüzü iyice ortaya
çıktı" diyor.
Keşke öyle olsa!
Sol adına konuşan "solcu"ların eskiden beri yaptıklarının biri de
kendi gücünü olduğunca abartmak, düşman gücünü olduğundan zayıf göstermek,
lafazanlık yaparak birkaç kişi daha fazla görünme "becerisi"dir. Yazar
da öyle yapıyor. Yazısında taraf olduğu kesimi mümkün mertebe abartma,
düşmanı küçük gösterme gibi tavırlar içine giriyor. Şimdi bakalım
sendika bürokrasisinin yüzü nasıl iyice ortaya çıkmışmış...
Eşel-mobile imza atan, ESK'te yeralan, MGK icazetli hükümeti destekleyen
Türk-İş'in gerici, faşist ya da reformist sendika, ya da şube başkanı,
daha ilerici, solcu bir aday tarafından tabanın oyunu alarak yönetimden
alaşağı mı edildi? En çok teşhir olması gerekenlerden biri, Zonguldak
Kömür İşletmeleri'nde pislikleri iyice ayyuka çıkan Şemsi Denizer'dir.
Peki nasıl oldu da yeniden başkanlığa seçildi? DİSK Başkanı Rıdvan
Budak tüm reformistliğine, ESK'te yer alma ve MGK icazetli hükümeti
destekleme şeklindeki ihanetine rağmen, nasıl olur da seçimi sol sosyalist
olduklarını iddia edenlere karşı kazanabildi? Kısacası onların kirli
yüzü iyice ortaya çıktıysa, "ak yüzlü"ler neden seçimleri kazanamıyor,
vb. ...
Gerçekleri çarpıtmayalım baylar! Onların yüzü, ancak gerçek sınıf
partisinin inşasının yükseldiği oranda, sınıf bilinçli proletaryanın
işçi basını tarafından ortaya çıkarılacak ve bu kirlilik ortaya konarak
işçi ve emekçi yığınlara gösterilecektir. Bu, gerek ülke çapında yasal
sınırlamaları aşarak çıkacak işçi basını ve gerekse her işletmede
işçiler tarafından çıkarılacak ve işçilerin kendi sesleri olan işletme
gazeteleri, yasal çerçeveyi kendisine temel almayan işçi basını üzerinden
gerçekleşecektir!
KAMU EMEKÇİLERİ YALNIZCA
SINIFIN MÜTTEFİKLERİ MİDİR?
Yazar, dizide, kamu emekçilerinin %20 civarında örgütlendiklerini,
bunların sendikal hareketin müttefiki olduğunu savunmaktadır.
Kamu emekçileri sanayide çalışan işçilerle aynı yaşam koşullarına
sahip değillerdir. Fakat kafa emekçileri de denen bu kesimin, yönetici
olmayan, yürütme hakkına sahip olmayanlarının diğer işçilerle ortaklaşa
aynı konfederasyonlarda örgütlenmeleri doğrudur. Ancak bu şekilde
sermayenin elindeki devlete karşı gelişen işçi emekçi hareketinin
ortaklaşa hareket etmesinin önündeki engellerden biri daha kaldırılmış
olacaktır.
Burjuvazi, bilinçli olarak bu kesimi işçi sınıfıyla birlikte hareket
ettirmemek için örgütlemeden menetmeye çalışmıştır. Bunun nedenleri
açıktır. Bu durumda, sermayeye karşı ortak hareketliliği sağlamak
için, sendika hareketinin bir müttefiğinden bahsetme yanlışlığına
karşı, ortak konfederasyonlar bünyesinde örgütlenme savunulmalıdır.
1 milyon 600 bin kamu emekçisinin 400 binini örgütlemek bir başarıdır
ve bu başarının karalanmaması gerekir. Dostça ve yapıcı eleştiriler
mutlaka gerekir, ama bu eleştiriler gerçeklere dayalı olmak zorundadır.
Bu 400 bin emekçinin çok büyük bölümünün günlük ekonomik ve demokratik
taleplerini gerçekleştirmek için bu mücadeleye girdikleri bilinmelidir.
Yine, "Kitlelerin çıkarları yerine grupların çıkarlarını geçiren
anlayışlar, sekterlik, kitlenin yerine siyasi çevrelerin gücünün geçirilmesi..."
şeklinde tavırları ortaya koymak gerçekleri olduğu gibi yansıtmamaktadır!
KESK'in yaptığı eylemlerde hangi siyasi çevrelerin gücü harekete geçirildi?
Yoksa örgütlenen gerçekten yüzbinlerce üyenin eylemi değil miydi?
EMEK sayfalarında, EMEP çevresinin içinde olduğu, geri düzeydeki işçi
eylemlerini abarta abarta bitiremeyenler, Nakliyat-İş Sendikasının
örgütlediği eylemleri küçücük haberlerle geçiştirenler, öğrenilmesi
gereken işçi direnişlerinden söz ederken kendi siyasi yaklaşımlarının
ötesine pek geçemeyenler, Merter İşçi Kurultayı'nın ön şenliğinde
kendileri dışındakilerin yasal yayınlarını bile salon içinde dağıtmayı
engelleyenler, hangi hakla KESK gibi demokratik kitle örgütlerinin
yapısını sekterlik, grup çıkarlarını öne almaktan bahsedip, yargılamaya
çalışabilirler?
Herkesin önce kendinden başlaması lazım. Gerçekten de ülkemiz işçi
ve emekçileri arasında grupçu çıkarlar, sekterlikler gayet yaygındır.
Demokratik kitle örgütlerinde çalışma yaparken, her bireye, her siyasi
yaklaşıma kendini ifade etme özgürlüğünü tanımayanların demokratikliği
laftadır. DİSK gibi yapılanmaların demokratik olmadığını, sendika
bürokrasisinin astığım astık, kestiğim kestik şeklindeki çalışma ve
örgüt biçimlerini haklı olarak eleştirirken, daha yeni yeni varolan
yasal çerçeveler içinde reformist bir çalışmayı örgütlemeye çalışan
reformistlerimizin, "buraya işçileri biz getirdik, başkaları nasıl
hazıra konar" mantığı ile curcunaya başvurmalarının demokratik hiçbir
yanı yoktur.
Bu noktada tabii ki, bir yanlış varsa o eleştirilmelidir. KESK'in
içinde sorun olmadığını düşünmüyoruz ve fakat jurnalleme noktasına
dayanan bir eleştiri, hele hele aynı yanlışları kendileri yaptıkları
durumda, hiç de haklı değildir!
Bu noktada sosyalistlerin ortaya koyduğu görüşlerden öğrenilmeli,
demokratik kitle örgütlerinde, ayak oyunları yerine, karalamaya dayanmayan,
çalışkan insanların seçildiği, destek verildiği, herkesin kendini
ifade edebildiği yapıların oluşturulması için, tam demokrasinin yaşama
geçirilmesi için, mücadele yürütülmelidir!
SENDİKAL MÜCADELENİN BAŞINDA NE GELMEK ZORUNDADIR?
Yazar, "Önümüzdeki dönemde sendikal mücadelenin merkezinde olması
gereken konuların başında, esnek çalışmaya karşı mücadele gelmek zorundadır"
şeklinde tavır takınmaktadır.
Gözü reformizmin ağusuyla körelmemiş sınıf bilinçli biri, faşizmin
hüküm sürdüğü, demokrasinin D'sinin işlemediği, Kürt ulusuna karşı
barbarca sürdürülen bir savaşın olduğu bir dönemde, sendikal çalışmanın
merkezinde olması gereken konuların en başına "esnek çalışmaya karşı
mücadele"yi koyamaz.
Böyle bir dönemde, ücretli kölelik düzenine karşı mücadele ve sınıf
sendikacılığı, mücadelenin en önüne konması gereken görevlerdendir.
Esnek çalışma, taşeronlaştırmaya vb. vb. karşı verilen mücadenin de
bu ana göreve bağlı olarak yürütüleceği bilinmek zorundadır. Bunu
böyle yapmayanların siyasetlerinin reformizm olduğu tespit edilmek
zorundadır.
Sermaye sahipleri dün Taylorizmi işçi sınıfına dayatmışlardı, bugün
ise en fazla artıdeğeri elde etmek için de esnek çalışmayı dayatmaktadırlar,
taşeronlaştırmayı, özelleştirmeyi dayatmaktadırlar. Sistem aynı sistem
olarak kaldığı sürece, yarın bir başka üretim modelini dayatacaklardır!
Sınıf bilinçli işçileri reformistlerden ayıran temel bakış açısı,
tüm bu kötülüklerin anası olan sistemin kendine karşı mücadeleyi yönlendirmektir.
Sömürünün ortadan kaldırılacağı özgür bir toplum için mücadeleyi şekillendirmeden,
kapitalist barbarlığın bazı görüngülerine karşı mücadeleyi öne alanlar,
bataklığı kurutma çalışması yerine, tek tek sinekleri avlamaya çalışan
zavallı sinek avcılarına benzerler. Halbuki hastalık saçan sineklerin
üreme yeri olan bataklığı kurutmaktır esas görev!
* * *
EMEK ve bu yazının yazarı, yazının bazı yerlerinde siyasetten, siyasal
partiya sahiplenip önderliğinde çalışılmasından bahsetmesine rağmen
-ki onlar legal sosyalist partiyi kastediyorlar, biz gerçek işçi partisini
tartışıyoruz- sendikal çalışmanın da işçi sınıfının kendi iktidarını
kurmak için verdiği mücadelenin bir parçası olduğunu yadsıyor.
İleri öncü işçiler gerçek partilerini, burjuva yasallığıyla kendini
sınırlamayan, ondan sınıfın çıkarları açısından yararlanmasını bilen,
ama sınıfla kaynaşmak için en önemli işletmelerde başlayarak hücre
hücre kendisini şekillendiren bolşevik bir partiyi inşa edebilirlerse,
sınıfın gerçek sendikalarını sınıf mücadelesi temelinde yaratabilirler.
Ancak bu temelde sendika bürokrasisinin ihanetinden kurtulabilirler.
Ancak bu temelde ücretli kölelik düzeninin alternatifi olan, sömürüsüz
ve özgür bir toplum kurma yarışında başarılı olabilirler! Ancak bu
temelde "Ya barbarlık, ya Sosyalizm!" temel şiarında, Sosyalizm alternatifi
bir gerçek haline gelecektir.
Bunun için, sınıfın reformizm lapası ile doyurulmaya çalışılmasına
karşı durulmalı ve mücadele edilmelidir!
