SİP üzerine birkaç not...
Özellikle 12 Eylül 1980 faşist darbesinin ardından, solculuk, devrimcilik,
sosyalistlik adına illegal devrimci hareketi tasfiyeye yönelik bir
kampanya başlatıldı ve bu süreç halen devam ediyor. Bu sürecin devamında
siyasi arenada, legal zeminde devrim ve sosyalizm için mücadele
yürüttükleri iddasında bulunan ve kendilerini işçi sınıfı partisi,
sosyalist parti vs. olarak adlandıran çeşitli partiler türedi.
İşçi Partisi, EMEP, SİP ve kendini sınıf partisi olarak adlandırmayan,
ama, "emek eksenli parti..., içinde marksistlerin de kendini ifade
edebildiği bir parti" vb. tanımlamalarla emekten yana bir görünüm
vermeye çalışan ÖDP bunlardan başlıcalarıdır. Bugün, komünist ve
devrimci hareketin kitlesel anlamdaki güçsüzlüğünü de fırsat bilen
bu tür partiler, devrim ve sosyalizm konusunda emekçi kitlelerin
bilincini karartarak, onları, gerçek devrim ve sosyalizm yolundan
alıkoyma işinde legal zemini iyi kullanıyorlar. Bugüne kadar bunların
bir bölümü üzerine çeşitli bağıntılarda durmaya çalıştık. Bu sayımızda
bir-iki noktada Sosyalist İktidar Partisi'ne (SİP) değinmeye çalışacağız.
SİP nereden geliyor?
1978 yılında Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) yaşadığı ayrışmayla
ortaya çıkan ve kendini "Sosyalist İktidar" dergisiyle ifade edenler,
1986'dan başlayarak "Gelenek" dergisini çıkarıyorlar. Bunlar, 6
Kasım 1992'de "Sosyalist Türkiye Partisi"ni kuruyorlar. STP'ye,
kuruluşundan üç ay sonra kapatma istemiyle dava açılıyor ve bir
yılını doldurduğu sırada kapatılıyor. Bu kez aynı kadrolarca SİP
kuruluyor. Kısacası SİP, TİP "geleneği"nin devamı bir partidir ve
en temel noktalarda kendi geleneğinin savunucusu ve sürdürücüsüdür.
Bu kimlik neyi ifade ediyor?
Bu kimlik, bunların açık revizyonist bir kaynaktan geldiklerini
ve legalizmin en baş savunucuları olduklarını belgeliyor.
SİP, "Sosyalist Türkiye Partisi Programı"nı savunmaktadır. "Gelenek"
sayı 7'de yayınlanan "Program" ve pratik tutumu, SİP'in sosyalist
değil; Kruşçev'den Gorbaçov'a uzanan sosyalemperyalist zeminde yürüyerek
sosyalizm adına, sosyalizme saldıran modern revizyonist bir örgüt
olduğunu göstermektedir.
SİP'in temel belgelerinden biri olan "Sosyalist Türkiye Partisi
Programı"nda, "Sosyalizmin Alt Yapısı, 21. Yüzyıla Doğru Dünyamız"
başlıklı bölümde,
"İçinde bulunduğumuz yüzyıl, uluslararası komünist harekette genel
olarak «emperyalizm ve sosyalist devrimler çağı», «kapitalizmden
sosyalizme geçiş çağı» olarak nitelenegeldi.
(...)
Eşiğine geldiğimiz 21. yüzyıla da uzanmak üzere, çağımız kapitalizmden
sosyalizme geçiş çağıdır; çağımıza damga vuran dinamikler emperyalist-kapitalist
sömürü ve sosyalist devrim mücadeleleridir." (Gelenek sayı 7, sayfa
17-18) tespitinin ardından Lenin, Stalin önderliğindeki gerçek sosyalizme
saldırının temel taşları şöyle döşenmektedir:
"Gerek 1917 sosyalist devriminin bu iki dinamiğin karşılıklı dengelerinde
yarattığı köklü altüst oluş, gerekse dünya kapitalist sisteminin
bağrında oluşan gedikler, aradan geçen süreye rağmen, kapitalizmi
bir bütün olarak tasfiyenin eşiğine getirememiş, bu sistemi çağın
belirleyenlerinden birisi olmaktan çıkaramamıştır. Tam tersine,
kapitalizmin, yeni bir restorasyon hamlesiyle sosyalist devrim süreç
ve mücadelelerini çağa damga vuramayacak cılızlıkta birtakım dar
kanallara mahkum etme girişimlerine tanık olmuştur." (aynı yerde)
Sosyalizm adını kullanarak sosyalizme saldırının nasıl temellendirildiğini
daha iyi görebilmek için, yukarıda söylenenlerin hemen devamında,
"Sosyalist Ülkelerde Durum" ara başlığı altında yapılan tespitlerin
bir bölümünü de aktaralım:
"... Karşı devrimlere yolaçan bunalımların nedenleri ... şöyle özetlenebilir:
Sosyalist ülkeler topluluğu sürekli olarak, dünya emperyalizminin
kuşatması ve kesintisiz saldırılarının baskısı altında yaşamıştır.
Emperyalizmle «yarış»ın sosyalist toplumların içsel gelişim ihtiyaçlarının
önüne geçmesi, savunma harcamalarının yüksekliğinden temel tüketim
mallarının karşılanmasında yaşanan güçlüklere kadar bir çok sorunun
nedeni olmuş, ya da mevcut sorunların çözüm yollarını tıkamıştır.
Reel sosyalizm, dünya kapitalizminin kendini sürdürmede ve devrimci
bunalımları erteleyebilmede sergilediği yeteneğe iktisadi, siyasi
ve ideolojik alanlarda bir karşı atakla cevap verememiştir.
Sosyalist ülkeler topluluğu, kapitalizmin tam boy karşıtı olan,
ondan bütünüyle ayrışmış bir alternatif, kendi içinde oturmuş ve
bütünlüklü bir sistem oluşturamamıştır. Üstesinden gelinemeyen maddi
kısıtlar, kapitalizmden tam boy ayrışmayı engellemiştir. Sosyalist
ülkelerin iç entegrasyonlarındaki zaafların ise, esas olarak, önderliklerin
ideolojik ve siyasi yönelimlerine bağlı öznel hatalardan kaynaklandığı
söylenebilir.
(...)
Özel olarak 1985'te Sovyetler Birliği'nde başlatılan reformların,
tüm sosyalist ülkelerde kapitalizmin restorasyonu yönelimini başlatmasında
ya da körüklemesinde, başta glasnost önderliğinin olmak üzere tüm
önderliklerin hazırlıksız, programsızlık ve ilkesizlik gibi öznel
hatalarının payı büyüktür." (sayfa 19)
Modern revizyonizmin temel özelliklerinden biri de, olguları çarpıtarak
siyaset yapmasıdır. SİP, bunu yapıyor. O, bilinçli olarak Lenin
ve Stalin önderliğindeki gerçek sosyalist sistemle, Kruşçev'den
Gorbaçov'a devam eden sosyalemperyalist sistemi birleştirmeye, bu
ikisini bir ve aynı şeymiş gibi göstermeye çalışarak, sosyalemperyalizmin
yediği nanelerin bir bölümünü sosyalizmin hataları olarak sayıyor.
Tüm emperyalist dünyanın gerçek sosyalizme karşı yürüttüğü ideolojik
bombardımanda kullandığı temel taktik budur. Ve bu taktik gerçekten
de sosyalizmin dünya ölçüsünde prestij yitirmesinde, tahribata uğramasında
etkili bir yol olmuştur. SİP, adı geçen taktiğe başvurarak; Kruşçev
modern revizyonizmiyle başlayan sosyalemperyalist süreci, sosyalizm
süreci sayıyor ve böylece, sosyalizmin "kapitalizmi bir bütün olarak
tasfiyenin eşiğine getirememiş, bu sistemi çağın belirleyenlerinden
birisi olmaktan çıkaramamıştır" tespitini ayakları üzerine dikmeye
çalışıyor.
Önce, durumun doğru tespit edilmesi gerekir.
Bunun için de, çeşitli bağıntılarda ortaya konmuş olan Bolşevik
görüşlere dayanarak olgunun nasıl olduğunu göstermeye çalışalım.
1917 Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'yle başlayan sosyalizm süreci,
1956 yılında yapılan SBKP 20. Parti Kongresinde Kruşçev modern revizyonistlerinin
partiyi tümüyle ele geçererek iktidara yerleşmeleriyle birlikte
sona ermiş, sosyalemperyalizme giden süreç başlamıştır.
1917 Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'yle Bolşevik Parti önderliğinde
Rusya'da iktidarı ele geçiren proletarya, bütün dünya emperyalist
sisteminin içten ve dıştan azgın saldırılarını altederek Lenin ve
daha sonra onun eserini devralıp geliştiren Stalin önderliğinde
yeni bir dünya yaratma, sömürüsüz bir dünya yaratma muazzam görevine
sarıldı.
1922'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu. Emperyalist
burjuvazi bu devleti ortadan kaldırmak için her yola başvurdu. Emperyalistlerin
bu saldırıları Sovyetler Birliği'nin işçi ve emekçi yığınları tarafından
boşa çıkarıldı. Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşasında büyük
başarılar elde edildi. Emperyalist güçlerin desteğine sahip Çarlık
Rusya'sının yerini demokratik Rusya ve ardından 1938'lerde sosyalizmin
inşasında büyük mesafeler katederek her alanda emperyalist büyük
güçlere kafa tutabilecek bir gelişme düzeyini yakalamış olan Sovyetler
Birliği aldı.
Bu dönemde, dünyanın altıda birinde emperyalizmin iktidarına son
verilmişti. İkinci Dünya Savaşı'yla emperyalistler tüm dünyada iktidarlarını
yeniden kurmak istediler. Fakat emperyalistlerin beklentilerinin
tersine, doğru bir Marksist-Leninist önderliğe sahip Sovyetler Birliği
bu savaştan da zaferle çıktı.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bir dizi ülkede daha proletaryanın
önderliğinde halk demokrasili devletler kuruldu. Emperyalizmin etki
alanı daha da daraldı. Bir dizi ülkede de milli kurtuluşçu ve proleter
devrimci hareketler için imkanlar gelişti. İkinci Dünya Savaşı'nın
ekonomide açtığı korkunç yaraları, Sosyalist Sovyetler Birliği,
Marksist-Leninist önderlik altında yığınların muazzam enerjisiyle
kısa zamanda aştı. Sosyalist inşaya önderlik eden SBKP'nin başındaki
Stalin 1953'te öldüğünde dünyanın üçte biri emperyalizmin etki alanının
dışındaydı ve Sosyalist Sovyetler Birliği ulaştığı muazzam gelişkin
düzeyiyle emperyalistlerin korkulu rüyası durumundaydı.
Stalin'in ölümü ardından, Kruşçev modern revizyonistleri Marksizm-Leninizmi
geliştirme adına Marksizm-Leninizm'in en temel ilkelerini tahrip
ederek emperyalist burjuvaziye alan açan modern revizyonist çizgiyi
SBKP 20. Parti Kongresi'nde kabul ettirdiler. Bu revizyonist çizgi,
1957 ve 1960 Moskova Toplantıları'yla da Uluslarası Komünist Hareket'e
kabul ettirildi. Böylece, Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin tasfiyesi,
giderek sosyal emperyalizmin inşasının yolu açıldı.
Sovyetler Birliği'nde Kruşçev modern revizyonistlerinin iktidarı
ele geçirmeleriyle birlikte, kısa sürede üst yapıda proletarya diktatörlüğü
tasfiye edildi. Proletarya diktatörlüğünün yerini, yeni bürokrat-burjuvazinin
diktatörlüğü aldı.
Sovyet halklarının yarattığı ve Marksist-Leninist önderlik altında
proleter dünya devrimi büyük hedefine varmak için seferber edilen
muazzam sosyalist değerler, modern revizyonistlerin elinde emperyalist
emellerle yürütülen dünya hegemonyası dalaşında kullanılan değerler
haline geldi.
Modern revizyonizmin hakimiyeti şartlarında SSCB'nin ismi, artık
yalnızca tüm dünya işçi sınıfı ve halklarını kandırmak için kullanılan
bir araçtı. Çünkü; modern revizyonistler çağın değiştiği yalanıyla,
en başta proleter dünya devrimi için mücadeleyi tatile yöneliyor;
kapitalist ülkelerdeki proleryanın önüne sosyalist devrim ve proletarya
diktatörlüğü görevini, emperyalizme bağımlı ülkelerdeki ezilen halkların
önüne proletarya önderliğindeki demokratik halk devrimi görevini
koymuyordu. Buna bağlı olarak modern revizyonistlerin elindeki SSCB,
artık proleter enternasyonalizmi yerine "barış içinde bir arada
yaşama", şiddete dayalı devrim yerine, "barış içinde geçiş", "barış
içinde yarış" vb. görüşlerle dünya işçilerini ve halklarını emperyalist
sistem içinde tutmanın bir aracına dönüştürülüyordu.
Modern revizyonizm, uluslararası işçi sınıfı ve ezilen halklar içinde
Sosyalist Sovyetler Birliği'nin ve sosyalizmin prestijini kendi
emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanabilmek amacıyla sosyalizm
maskesini kullanmayı tercih etti. Bunda da önemli ölçüde başarılı
oldu. Uluslararası alanda sosyalemperyalist sistem, işçi sınıfı
ve ezilen halklara sosyalist sistem olarak propaganda edildi, komünizmin
düşmanları, komünist olarak tanıtıldı. Ülkemizde de TKP, TİP, TSİP
ve bu kökenli örgütler bu propagandanın en keskin taşıyıcıları ve
sosyalemperyalizmin en sadık savunucularıydılar.
Şimdi yine, hiç utanmadan bunların çeşitli türevleri siyasi arenaya
çıkıp, sosyalizm adına yeni, büyük tahliller yapıyor pozlarında,
işçi ve emekçileri kandırmaya çalışıyorlar. Çıkış noktalarından
biri de olguları çarpıtmak!
SİP, bu çıkış noktasını kullanıp Kruşçev'den Gorbaçov'a uzanan dönemi
sosyalist değerlendirerek, sosyalizmin "aradan geçen süreye rağmen,
kapitalizmi bir bütün olarak tasfiyenin eşiğine getirememiş, bu
sistemi çağın belirleyenlerinden birisi olmaktan çıkaramamıştır"
diyebiliyor.
Yukarıda da anlatmaya çalıştığımız gibi, Lenin ve Stalin önderliğindeki
Sosyalist Sovyetler Birliği dünyanın önemli bir parçasında "kapitalizmi
bir bütün olarak tasfiye" etmiş, bu alanda "bu sistemi çağın belirleyenlerinden
birisi olmaktan" çıkarmıştır. Sosyalizmin bu başarıları, sonradan,
modern revizyonistlerin marifetiyle ortadan kaldırılmış; işçi, emekçi
ve ezilen halklar yeniden emperyalist barbarlığa teslim edilmiştir.
Bütün bunlar olgudur. Bu olguları atlayıp, sosyalizm dönemiyle sosyalemperyalizm
dönemini birleştirmeye çalışanlar sosyalizme hakaret ediyor, proletaryayı
kandırmaya ve onları revizyonizm hattına çekmeye çalışıyorlar.
SİP, "Karşı devrimlere yolaçan bunalımların nedenleri"ni sayarken
ısrarlı bir biçimde sosyalemperyalizmi aklamanın teorisini yapıyor.
Şöyle diyor:
"Sosyalist ülkeler topluluğu sürekli olarak, dünya emperyalizminin
kuşatması ve kesintisiz saldırılarının baskısı altında yaşamıştır.
Emperyalizmle «yarış»ın sosyalist toplumların içsel gelişim ihtiyaçlarının
önüne geçmesi, savunma harcamalarının yüksekliğinden temel tüketim
mallarının karşılanmasında yaşanan güçlüklere kadar bir çok sorunun
nedeni olmuş, ya da mevcut sorunların çözüm yollarını tıkamıştır."
Önce şunu tespit edelim: SİP, "karşıdevrim"den sosyalemperyalist
iktidarların yıkılmasını anlıyor, böylece sosyalemperyalizmin kendisinin
de karşıdevrimci olduğunu ve gerçek sosyalizmi tasfiye ettiğini
gözlerden gizlemeye devam ediyor.
Dikkat edilsin; SİP, "emperyalizmle «yarış»ın" nasıl bir tez olduğunu;
Marksist-Leninist bir ilke mi, yoksa modern revizyonist bir görüş
mü olduğunu; bunu, kimin dünya işçilerine, ezilen halklara dayattığını
tartışmıyor. Hatta, bu görüşün tahribatını gizlemek üzere, sosyalist
ülkeler topluluğunun (Siz "sosyalemperyalist ülkeler" anlayın!)
sürekli olarak, dünya emperyalizminin kuşatması ve kesintisiz saldırılarının
baskısı altında yaşadığını, bu nedenle savunma harcamalarının arttığını,
dolayısıyla, tüketim mallarının karşılanmasında güçlüklerin yaşandığını
ve durum bu olunca da, mevcut sorunların çözüm yollarının tıkandığını
anlatmaya çalışıyor.
Burada anlatılması gerekli olan, bu türden masallar değil, şu gerçektir:
Marksist-Leninistler için, tüm emperyalist sistemi yıkmak ve proleter
dünya devrimi hedefini gerçekleştirme mücadelesini sürdürmek vazgeçilmez
bir görevdir. Proleter enternasyonalizmi, uluslararası alanda proletaryanın
ve ezilen halkların devrim mücadelesinde dayanışmasıdır. Kruşçev
modern revizyonizmi bu temel ilkeyi ortadan kaldırmış, emperyalizmi
yıkma mücadelesi yerine, emperyalizmle barış içinde yarışı getirip
koymuştur. Yine, Kruşçev modern revizyonizmi, toplumun maddi ihtiyaçlarını
çıkış noktası alan, planlı sosyalist ekonomi yerine, sosyalizmin
üstünlüğünün barış içinde yarışla, kişi başına düşen gelirin kapitalist
ülkeleri geçmesiyle ispatlanacağı şeklindeki revizyonist tezi geçirmiştir.
"Mevcut sorunların çözüm yollarını tıkama"nın sorumlusunun, sosyalemperyalizmi,
sosyalizm adına işçilere yutturmaya çalışan modern revizyonistler
ve onların tezleri olduğunu atlayanlar, adlarına ne derse desinler,
onlar sosyalist değil, revizyonisttirler.
SİP, "Özel olarak 1985'te Sovyetler Birliği'nde başlatılan reformların,
tüm sosyalist ülkelerde kapitalizmin restorasyonu yönelimini başlatmasında
ya da körüklemesinde, başta glasnost önderliğinin olmak üzere tüm
önderliklerin hazırlıksız, programsızlık ve ilkesizlik gibi öznel
hatalarının payı büyüktür" derken de, modern revizyonizmin ne kadar
sağlam savunucusu olduğunu gösteriyor. Bu gelişmenin; revizyonist
çizginin, sosyalemperyalist yapılanmanın doğal sonucu olduğunu anlatmaya
dilleri varmıyor. Revizyonizmi savunmaya kendilerini öylesine şartlandırmışlar
ki, Gorbaçov'u bile kurtarmaya çalışıyorlar. Gorbaçov, komünizmin
ne kadar kötü bir sistem olduğu üzerine çeşitli emperyalist metropollerde
seminerler verip duruyor; SİP'çiler buna rağmen, onun "hazırlıksız,
programsız, ilkesiz"liğinden şikayetçiler!
SİP, ilginç tespitler yapmaya devam ediyor:
"Bugünkü koşullarda sosyalizmin kazanımlarını korumakta kararlı
ve ısrarlı davranan ülkelerle dayanışma içinde bulunmak önemli bir
enternasyonalist görevdir."
Ve hemen bir alt paragrafta da şunları söylüyor:
"Bugün, dünya devrimci sürecinin bağımsız bir bileşeni olarak sosyalist
ülkelerden söz etmek mümkün değildir." (sayfa 20)
Bu çelişik iki tespit, revizyonizmin kıvrak karakterinin bir ürünü
değilse, onun siyasetinin bugünkü evriminin sonucu olarak, revizyonistlerin
iktidarda olmadığı şartlarda, işçileri, burjuva sosyaldemokrat siyasetlerin
kuyruğuna takma çağrısıdır. Eğer, "bugün, dünya devrimci sürecinin
bağımsız bir bileşeni olarak sosyalist ülkelerden söz etmek mümkün
değil" ise, o zaman, "bugünkü koşullarda sosyalizmin kazanımlarını
korumakta kararlı ve ısrarlı davranan ülkeler" tespitinden bizim
yorumladığımızdan başka bir sonuç çıkarmak zordur.
Biraz da çağ tespiti üzerine duralım.
SİP, çağ tespitini şöyle yapıyor: "Eşiğine geldiğimiz 21. yüzyıla
da uzanmak üzere, çağımız kapitalizmden sosyalizme geçiş çağıdır;
çağımıza damga vuran dinamikler emperyalist-kapitalist sömürü ve
sosyalist devrim mücadeleleridir."
Bu tespitin, soruna tarihsel olarak yaklaşıldığında, ilk başta,
onca problemli olmadığı düşünülebilir. Ancak durum öyle değil. Özellikle
SİP'in bu çağ tespitinden ne anladığı kavrandığında, Leninist çağ
tespitinin bilinçli olarak kullanılmadığı görülecektir.
"Çağımız emperyalizm ve proleter devrimleri çağıdır" şeklindeki
Leninist çağ tespiti çok berrak olarak ortaya konmuşken, neden başka
türlü tespitler yapılma ihtiyacı duyuluyor?!
Çünkü; Leninist çağ tespiti açık dil konuşuyor! Leninist çağ tespiti,
çağımıza damgasını vuran dinamiklerin emperyalizm ve proleter devrimleri
olduğunu; kapitalist-emperyalist sömürü sisteminden sosyalizme geçişin
proleter devrimleriyle olacağını açık olarak ortaya koymaktadır.
Bu kadar açık tespitler revizyonistlerin işine yaramaz!
SİP, "... çağımıza damga vuran dinamikler emperyalist-kapitalist
sömürü ve sosyalist devrim mücadeleleridir." tespitini yapıyor.
SİP'in, bu tespiti muğlaktır. "Sosyalist devrim mücadeleleri" tespiti
yapılmasına karşın, kapitalist-emperyalist sömürü sisteminden, sosyalizme
geçişin nasıl olacağı açık değil. Örneğin, SİP açısından şiddete
dayalı devrim mücadelesi yerine, "barış içinde geçiş" tezine dayalı
legalist, reformist her türlü kitle faaliyeti "sosyalist devrim
mücadeleleri" olarak adlandırılabilir. Şiddete dayalı devrim perspektifine
dayalı örgütsel faaliyet ve mücadeleler, "sosyalist devrim mücadeleleri"
olarak adlandırılmayabilir. Görüldüğü gibi, SİP'in çağ tespiti her
yana yuvarlanabilecek bir tespittir. Böyle bir tespit, SİP'in işine
yarar, ama proletaryanın değil.
SİP Genel Başkanı Önsöz de şöyle diyor:
"Sosyalist bir partinin yarattığı her kendini ifade ve seslenme
aracı bir çağrıdır. Program da öyle."
İyi de, biz; kendine sosyalistlik yaftası takan SİP'in programında
işçi ve emekçilerin, sömürücülerin iktidarına nasıl son vereceklerine,
devrimi hangi yolla gerçekleştirebileceklerine ilişkin bir "çağrı"ya
rastlayamadık! Ama bilinen bir şey var: SİP'in örgütsel konumlanışı,
burjuvaziden neyi isteyip istemediğinin açık ifadesidir.
SİP'in örgütsel konumlanışı yasal çerçeve içindedir ve SİP, legalizmin
savunusunu öncüllerinden devralıp sürdürmektedir. İçinde bulunduğumuz
koşullarda, legal örgütlenme biçimine dayanarak devrimi gerçekleştirmenin
mümkün olduğunu savunanlar, işçi ve emekçileri, devrimi yapmanın
mümkün olmadığı bir yola çağırıyorlar; devrim yoluna değil, bataklığa!
Devrim ve sosyalizm söyleminde ciddi olan, aklı başında olan herhangi
bir siyasal örgüt, içinde bulunulan tarihsel koşullarda legal mücadeleyi
esas örgütlenme biçimi olarak ele alamaz, savunamaz. Devrim ve sosyalizm,
sınıflar mücadelesinin en üst boyutta çatışması ve işçi, emekçi,
ezilen sınıfların, sömüren sınıfları bu çatışma sonucu alt etmesiyle
gerçekleşir. Sömürücü sınıflar, kendi iktidarlarına son verecek,
onları sınıf olarak ortadan kaldıracak örgütlenmelere izin vermezler.
Her kim ki, burjuvaziden aldığı onayla, burjuvazinin iktidarına
son verecek örgütlenmenin mümkün olduğunu savunuyorsa, ya burjuvazinin
aptal olduğunu sanıyor, ya da devrimin ne demek olduğundan hiçbir
şey anlamıyor; ya da, devrim ve sosyalizm lafızlarıyla işçi ve emekçileri
kandırarak, onların mücadelesini düzen içinde eritmeye çalışıyordur.
Barışçıl, yasal yoldan zora dayalı sermaye iktidarına son verilemeyeceği
ispatlanmıştır. Şili'de Allende'nin başına gelenler bunun en açık
örneğidir. Bırakalım Allende örneğini bir tarafa, burjuvazinin kendi
içindeki dalaşa biraz olsun geniş bakıldığında bile barışçıl, yasal
yoldan kapitalizmden sosyalizme geçişin mümkün olmadığı görülür.
Dincilerle kemalistler arasında iktidar dalaşı yürüyor. Bu dalaşın
arkasında sömürücü sınıfların iktidarına son verme gibi bir durum
sözkonusu değil. Her ikisi de sermayenin değişik iki kliği. Dinci
klik iktidara sahipi olan kemalistlerden pay kapmak istiyor. Dinciler
iktidardan pay kapma mücadelesinde geniş yığınları kandırarak kendi
arkalarına almayı başardılar. Seçimlerden birinci parti olarak çıktılar.
Dincilerin hesabına göre geniş kitleleri arkalarına almakla, iktidarda
istendiği gibi at oynatmak mümkündü. Ama öyle olmadı, iktidara hakim
olan kemalistler, gelişmesinden rahatsızlık duydukları dincilere
namlunun ucunu gösterdiler. Önce hükümetten indirdiler, ardından,
o "en büyük parti"yi, "birinci parti"yi kapattılar.
Bütün bunlardan şu sonuç çıkar: Hem gerçek anlamda devrimci, sosyalist,
komünist örgüt olacaksın, hem de legal örgütleneceksin ve sermaye
sınıfı da demokrasicilik oynayarak buna izin verecek! İşte bu olmaz!
SİP gibi legalistler bunun olmazlığını bilmiyorlar mı?
Bunların hepsini de biliyorlar ve buna rağmen legalistler. Bunda
şaşılacak bir şey de yok! Çünkü bunlar; devrim, sosyalizm lafzını
kullanmaktan öte, ne devrimcidir, ne sosyalist...
25 Ocak 1998
