Musa Dağ'da kırk gün

-FRANZ WERFEL-

musa dağda...Ermeni soykırımını anlatmaktadır bu kitap...
Kitap, okuyucuyu olayın geçtiği döneme götüren, o dönemde gerçekleşen olayları yaşatan, hissettiren bir akıcılıkta yazılmıştır.
Kimlerin, hangi çıkarlar için Ermeni halkının katli emrini verdiği anlatılmaktadır kitapta.
"Türk halkı kırk milyon. Şimdi kendinizi sadece bir an için bizim yerinize koyun bayım! Bu kırk milyonu birleştirip, Almanya'nın Avrupa'da oynadığı rolü, günün birinde Asya'da oynayacak bir ulusal imparatorluk kurma fikri büyük ve onurlu bir politik plan değil mi? İmparatorluk bekliyor. Sadece uzanıp almamız gerek. Ermeniler arasında gerçekten de korkutucu miktarda aydın var. Siz gerçekten de bu tür aydınların dostu musunuz Bay Lepsius? Ben değilim! Bizim içimizde fazla aydın yok. Buna karşılık biz, büyük imparatorluğu kurma ve yönetme yeteneğinde olan kahraman, eski bir ırkız. O nedenle engelleri aşacağız."
"Enver Paşa, ilk kez şimdi çıplak gerçeği açıklıyor. Artık yüzündeki çekingen gülümseme değil, gözleri sabit ve soğuk bakıyor, iri, ürkütücü dişlerinden ağır ağır sıyrılıyor dudakları:
«İnsanlarla veba mikrobu arasında barış olmaz.»
Hemen atılıyor Lepsius:
«Demek ki siz, harbi, Ermeni milletini tamamen yoketmek için kullanmak istediğinizi kabul ediyorsunuz?» ..."
"Göç" emrini verenler ve uygulayanlar; Ermenilere "göç" emri verildiğinde, bu emrin soykırım olduğunu, "göç" edenlerin de ölüme göç ettiklerini bilmektedirler.
Ermenilerin bir kısmı "göç" emrine boyun eğer ve yollarda, daha "yerleşecekleri" çöllere varamadan da ölürler. Onlar daha yola çıktıklarında, bu "göç"ün ölüme göç olduğunu anlamışlardır.
Bir kısım Ermeni ise, bu "göç" emrinin ne anlama geldiğini anlamışlar ve bu emre karşı direnmeye karar vermişlerdir. Bu kitapta hem "göç" edenlerin yaşadıkları sefalet, hem de "göç" etmeyip direnenlerin yaşadıkları kuşatma, saldırı ve savunma anlatılmaktadır. Olayların anlatımı kuru bir dille olmamaktadır. İnsanların "göç"e direnmeleri esnasında neler hissettikleri, karşılaştıkları zorluklar, duygusal hayatları; üç keçisi olanın da bir keçi sürüsüne sahip olanın da özel mülklerine nasıl düşkün oldukları, zorun dayatması sonucu bu düşüncelerinden geçici olarak vazgeçmeleri, ertesi gün ölebileceklerini düşünmelerine rağmen para ve eşyalarını da sakladıkları anlatılmaktadır.
"Papazımız, benim gücüm yettiğince hayır yaptığımı, yoksullar, kilise ve okul için payıma düşeni her zaman verdiğimi bilir. Ve bu çevrede en büyük pay, hep bana düşmüştür. Kuzeyde ve Doğudaki halkımız için para toplanacağı zaman, adım hep listelerin en başına yazılmış ve ben, kötü geçen yıllarda bile büyük miktarlarda bağış yapmak zorunda kalmışımdır. Hayır, hayır övünmek istemiyorum..."
Konuşmanın burasında bağlantıyı yitiren Kebusyan, birkaç kez daha alçak gönüllülüğünü belirten sözleri tekrarlar...
"Çayırda otlayan en kalabalık, en iyi koyun sürüsüne sahip olduğumu da inkar etmiyorum. Peki nasıl elde ettim böylesine iyi sürüyü? Çünkü hayvan yetiştirmeyi biliyorum. Çünkü dünyada olup bitenleri izliyorum. Ama şimdi aniden koyunsuz kalacağım, ya da meşe ve ceviz ağacından başka bir şey bilmeyen herhangi bir oymacının, veya herhangi bir dilencinin ne kadar koyunu olacaksa, benim de o kadar olacak..."
Ayrıca, gelişen ve değişen duygusal hayatları, tüm zorluklar içinde bile bitmeyen aşk ve sevgi hisleri yer almaktadır kitapta...
Bu ortamda doğan çocuklar, hastalıktan, açlıktan, çatışmalar sırasında ölenler, onların nelere sarıldıkları, bir tutam yaşama nasıl veda ettikleri anlatılmaktadır.
Bu katliama yardım eden diğer milliyetler, Ermenilere yardım eden az sayıda Türk, yabancı konsoloslukların yardımları, katliamı durdurmanın yollarının tıkanması karşısında tüm insanların bir çalı da bulsalar, kurtuluş umuduyla ona sarılmaları anlatılmaktadır.
Bu kitabı okuduğumda, haklarında fazla bir şey bilmediğim Ermeni halkının gelenekleri, görenekleri, yaşam biçimleri, zenginleri, fakirleri, köylüleri, şehirlileri, kadınları, erkekleri, çocukları, gençleri hakkında birçok şey öğrendim.
Daha önce Ermeniler üzerine yazılmış birkaç teorik makale ve anı okumuştum. Fakat bu kitabı okuduğumda anladığım, bu halk üzerine çok az bildiğim olduğunu anladım.
Çok önceleri okuduğum bir makalede yeralan bir cümle, kitabı okuduğum süre boyunca hep doğruluğunu kanıtladı ve beni ürküttü. Bu, "Ermeni katliamı, yüzyılın ilk katliamı, Hitler'in Yahudi katliamına örnek teşkil eden katliam" cümlesiydi. Evet, Ermeni katliamı, daha önce benzeri olmamış, daha sonraki katliam ve zorbalıklara örnek teşkil etmiş bir katliamdır. Ermeni katliamının neden ve niçinini anlayabilmek için de bu kitap okunmalıdır.

* * *

Kitabın yazarı Franz Werfel, bir Alman Yahudisi'dir. Kitabın yazılma tarihi 1931-1932; yani Almanya'da nazizmin iktidara yürüdüğü, Yahudileri yoketme programının ilan edilmiş olduğu yıllar. Kitap aynı zamanda Almanya'da geleceğe yönelik bir uyarı. Yahudilere direnme, Almanlara bir katliama izin vermeme çağrısı...
Kitabın isminde yeralan "Musa Dağı" gerçekte yok. Fakat Yahudilerin tarihinde çok önemli yer tutan Masada isimli bir tepe var Filistin'de. Bu tepede kurulu kale, Filistinli Yahudilerin Roma İmparatorluğu'na karşı direnişinin son kalesi oluyor. İsa'dan sonra 73 yılında, Romalı askerler, ancak son Yahudi öldüğünde ele geçirebiliyorlar Masada'yı. "Musa Dağ" ismi, Franz Werfel tarafından Masada'ya atıf içinde kullanılıyor.
Bu kitabı Türkçe'ye kazandıranları kutlamak gerek...

5 Ocak 1998
Bir ÇAĞRI okuru.