Ordu borazanı ve diğerleri...

Sömürücü sınıflar, geniş emekçi yığınlar için siyasi bir mengene kurmuş. Mengenenin bir yanında kemalist faşistler, diğer yanında dinci faşistler duruyor. Onlar, kendi aralarında yürüttükleri dalaşta, her defasında değişik biçimler altında emekçi yığınları bu mengene arasında sıkıştırıp duruyorlar. Onlar dalaş yürütüyor, arada ezilenler emekçi yığınlar oluyor.
Mengene duruma göre biçim değiştiriyor; ya şeriat ya laiklik, ya demokrasi ya darbe mengenesi! İçinde bulunduğumuz süreçte, geniş emekçi yığınlar bu mengeneler arasına sıkıştırılıyor. Hakim sınıflar, geniş bir yelpazeden kendi kuyruğuna takacak "öncüler" bulmakta fazla zorlanmıyor. Demokrasi mücadelesi adına, dinci faşistlerle aynı kulvarda buluşan devrimci öğrencilerden tutun da EMEP, ÖDP gibi legalist, reformist partilere, karşıdevrimci İP'ye kadar; devrimcilik ve solculuk adına hareket eden akımların herbiri bir yandan, bu siyasi oyunun parçası durumunda. Kimi "demokrasi mücadalesi yürütmek", kimi "devrimci cumhuriyeti korumak" adına; herbiri bir yandan mengenenin kolunu sıkıştırma yönünde çevirmektedir.
EMEP, ÖDP gibileri, demokrasi mücadelesi adına kitleleri burjuvazinin kuyruğuna takıyorlar. MGK'nın borazanlığını yapan İP-Aydınlık tayfası da kemalist faşizmi devrimcilik, TC devletini "devrimci cumhuriyet", burjuva ordusunu devrimci ordu olarak gösteriyor. İşçi Partisi adını kullanarak, işçileri orduyu desteklemeye çağırıyor.
Bu dalaşta, demokrasi düşmanları en büyük demokratlar kesilmektedir. Demokrasicilik oyununun başını bugün dinci faşistler çekiyor. Dinci faşistlerin demokrasi dedikleri şeyi kazanmaları durumunda, kuracakları sistemin adı islam cumhuriyetidir. Bunun bir örneği İran'da yaşanmaktadır.
İran'lı dinci faşistler, faşist Şah rejimine karşı demokrasi savunucusuydular. TUDEH gibi partilerle, çeşitli devrimci örgütlerle ilişkileri çok iyiydi. İktidarı almazdan önce, Şah'ı yıkıp demokratik bir cumhuriyet kuracakları vaadiyle hareket ediyorlardı. Solcu, devrimci, hatta kendini komünist olarak adlandıran çeşitli örgütler omuz omuza mücadele yürüttüler. Birlikte çeşitli eylemler düzenlediler. Ayaklanmayı organize edip, yönettiler. Faşist Şah rejimini yıktılar...
Dinci faşistler, bunun başarılmasından itibaren, kendi dışındakileri sırasıyla yok etmeye yöneldiler. Bir islam cumhuriyeti kurdular. Dinci faşizm iktidara yerleşti! Mengenenin bir ucu bu. Peki diğer ucun durumu daha mı farklı?
Hayır, özde değişiklik yok. Birisi takunyalı faşist, diğeri postallı! Aradaki fark, böyle bir fark. Postallıları devrimci olarak göstermek için her sahtekarlığa başvuran, bu işin bayiliğini alan birileri var: Burjuva ordunun borazanı, Aydınlık-İP tayfası.
Ordu üfledikçe bunlar ötüyor. İşleri şimdilik bu!
Bu takım durmadan bugünkü faşist rejimi "devrimci cumhuriyet", bu rejimin ordusunu "devrimci ordu" olarak propaganda ediyor. Bu rejimi korumanın ve bu orduyu desteklemenin devrimcilik olduğunu işçi ve emekçilere vaaz ediyor.
Borazancıbaşı Doğu Perinçek şöyle diyor:
"28 Şubat 1997 MGK Kararı'na tavır herkesin safını belirliyor. (...) 28 Şubat, Türkiye'de güçler dengesinin değiştiği tarihtir. Cumhuriyet Devrimi'nin İkinci Taaruzu, 1996 sonbaharında başladıysa da, 28 Şubat 1997 günü resmileşmiştir. O tarihten beri Ordu'ya düşmanlık, Cumhuriyet Devrimine düşmanlıkla birdir." (Aydınlık, 1 Mart 1998, sayfa 3)
TSK, Sincan'a tankları sürmüş, ordu gövde gösterisi yapmış ve 28 Şubat 1997 tarihin de MGK, Refahyol hükümetine "git" demiştir!
Doğu Perinçek açısından dönüm noktası olan tarihlerde yapılanlar, objektif olarak budur. Bu durumun esas anlamı şudur: Kemalist faşistlerle dinci faşistler arasında yürüyen dalaşta, kemalistlerin aleyhine dinci gelişme boyutlanınca, kemalistler bu durumdan tedirgin olmuşlar ve dinci faşistlerin daha fazla hükümette kalmalarına rıza göstermemişlerdir. 28 Şubat kararlarıyla durumdan rahatsızlıklarını açıkça ifade etmişler ve devamında hükümeti değiştirmişlerdir. Refahyol gitmiş, yerine Anasol-D atanmıştır.
Doğu Perinçek, bu süreci güçler dengesinin değiştiği, artık ordunun devrimci ordu olduğunu kanıtladığı ve bu tarihten itibaren orduya karşı tavır alanların Cumhuriyet Devrimi'ne karşı tavır almış olacağını söylüyor.
Doğu beye göre, 28 Şubat'tan beri de, bu devrim ikinci taaruzunu başlatmıştır. Bu taaruzla birlikte varolan cumhuriyet, devrimci cumhuriyettir! Utanmazlığın bu kadarı da az bulunur. Adam, hiç sıkılmadan faşist bir sistemi devrimci bir sistem, faşist uygulamaları devrimcilik olarak yutturmaya çalışıyor. Üstelik bunları sosyalistlik adına yapıyor.
Doğu Perinçek'in, devrimcilik, sosyalistlik olarak yutturmaya çalıştığı kemalist devrimi, 1927 yılında Stalin şöyle değerlendiriyor:
"Kemalist devrim bir üst tabaka devrimidir; yabancı emperyalistlere karşı mücadele süreci içinde varılan ve daha sonraki gelişmesi içinde aslında köylülere ve işçilere karşı, evet bir tarım devrimi imkanlarına karşı yönelen, milli ticaret burjuvazisinin devrimidir" (Stalin, Eserler Cilt 9, İnter Yayınları, sayfa 204)
Kemalist hareket, en başından itibaren, özünde işçilere, köylülere düşman bir burjuva harekettir. Kemalistler en başından itibaren işçi sınıfının bağımsız örgütlenmesine karşı çıkmışlar ve onu engellemek için her yola başvurmuşlardır. Kemalistlerin 1920'li yılların başlarındaki kimi "sol" söylemlerinin esas amacı, gelişme imkanı olan bir komünist hareketin sivri ucunu törpülemek ve gelişmesi muhtemel bir komünist hareketi en baştan kontrol altına almak ve bunun yanında da Sovyetler Birliği'nin desteğini sağlamaktır. Olgu budur!
Kemalist devrimi, cumhuriyet devrimini işçi ve emekçilerin devrimiymiş, onların kurtuluşunu sağlıyormuş gibi göstermek, sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Herkesin gözünün içine baka baka, bu faşist sistemi devrimci cumhuriyet, onun en sadık koruyucusunu devrimci ordu olarak adlandıran birinden her şey beklenir!
Doğu Perinçek, 28 Şubat'ın safları belirginleştirdiğini söylüyor...
Aydınlık'ta, "Saflar Berraklaşıyor" başlıklı bir grafik yayınladı. Bazen birkaç sayfa yazıyla anlatılabilen bir şeyi, tek bir resim, tek bir grafik, tek bir tablo daha iyi anlatır. Aydınlık'ın yüzü bu grafikte çok net görünüyor:
İşçiler, emekçiler...
Kendine "İşçi Partisi" adını veren bu adamların kimin emrinde olduklarını, kimin partisi olduklarını görün.
Bunlar DSP, CHP, ANAP'ın yarısı, Demirel'in yarısı, DTP, Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürkçü güçlerle birlikte Cumhuriyet savunuyor!
Grafikte kendilerini öyle bir yere yerleştirmişler ki, üstlerinde TSK, altlarında "Atacı" güçler var. Onların arasında, ortalarda bir yeri kendilerine uygun görmüşler. Fakat yine de gerçek konumları olan "borazanlık"tan kurtulamamaktadırlar!
Bu grafikte görülenler, bugünkü düzenin iki yanıdır. Gerçekten de saflaşma hakim sınıflar açısından bu tabloda gösterildiği gibidir. Ve esasında, herkes bu tablodaki yerinden ve konumundan memnundur; tablonun şu veya bu tarafında olmakla övünmektedir.
Bu tabloda görülmeyenler de vardır; bu tablonun içinde olmayanlar da vardır: Gerçek devrimciler, komünistler ve her şeyden önce de işçiler, köylüler, emekçiler bu tabloda yoktur!
Bu tablonun tümü; işçilerin, köylülerin, emekçilerin devriminin hedefidir. Ve bu tablo, onların kavgasıyla er geç tarihin çöplüğünde layık olduğu yere atılacaktır...

21.04.1998