"SİYANÜRLÜ ALTIN"A KARŞI
BERGAMA'DA SON DURUM...

9 yıldır siyanürlü altın madeninin işletilmemesi için mücadele eden Bergama köylüleri, hukuk mücadelesini kazandılar.
Bergamalı köylülerin hukuk mücadelesi; Çevre Bakanlığı'nın Eurogold şirketine verdiği iznin iptali için İzmir İdare Mahkemesi'inde dava açmalarıyla başladı. İzmir İdare Mahkemesi'nin açılan davayı reddetmesi üzerine Bergamalı köylüler, Danıştay'a temyiz için başvurdular. Danıştay 6. Dairesi,13 Mayıs 1997 tarihinde verdiği kararla; Anayasanın 56. ve Çevre Kanunu'nun 1. maddelerine dayanarak "herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu" gerekçesiyle İzmir İdare Mahkemesi'nin red kararını bozdu. Bu karar üzerine davayı yeniden görüşen İzmir 1. İdare Mahkemesi, Danıştay 6. Dairesinin bozma kararına uyarak, altın madeni işletmesine izin veren idari işlemi iptal etti. Fakat hem Çevre Bakanlığı, hem de Eurogold şirketi, mahkemenin bu kararını Danıştay'da temyiz etti. Ancak Danıştay, İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin "madenin çalıştırılmamasına" yönelik kararını onayladı. Böylece hukuksal prosedür tamamlanmış oldu.
Bergamalı köylüler sadece hukuk alanında mücadele yürütmediler. Onlar hukuksal mücadele yanında daha önceki Çağrı sayılarında üzerinde durduğumuz çeşitli eylemler de gerçekleştirdiler. Esas olarak ses getiren de bu eylemler oldu.
Bergamalı köylülerin 'siyanürlü altına' karşı yürüttükleri mücadeleden çıkarılması gereken esas ders; mücadele yürütmeden hiçbir şeyin başarılamayacağıdır. Köylüler mücadele yürütmemiş olsalardı, siyanürcü şirket çoktan kâr uğruna çevreyi talan etmiş olurdu.
Ayrıca bu mücadele gösterdi ki; devlet ve sadece adı Çevre Bakanlığı olan kurum, kapitalistlerin, sömürücülerin çıkarı için çalışmaktadır. Çevreden bîhaber olan Çevre Bakanı İmren Aykut, mahkeme kararlarına rağmen, siyanürcü şirketin işletme iznini iptal etmemektedir. O utanmadan "Bergama'dan bıktım!" diyebilmektedir. Onu bıktıran ve rahatsız eden tam da Bergama'da yürütülen mücadeledir.
Çevre Bakanı Aykut'un "Danıştay, Çevre Bakanlığının iznini değil, bildirdiği görüşü iptal etmiştir" şeklindeki açıklaması (14 Nisan tarihli Cumhuriyet) Danıştay'ın kararını sulandırarak, uygulamaya koymak istemediğinin bir göstergesidir.
Önümüzdeki günlerde mahkeme kararının yerine getirilip, getirilmeyeceğini hep birlikte göreceğiz. Şu bilinmelidir ki, faşist devlet yer yer kendi yasalarına bile uymamaktadır. Örneğin, üç termik santral, mahkeme kararına rağmen Bakanlar Kurulu kararıyla çalıştırılmaktadır. Gelişmeler, hükümetin siyanürcü şirketin ruhsatını iptal etmeye hiç de istekli olmadığını gösteriyor.
Çevre Bakanı, Eurogold'un kendilerinden izin almadığını, iznin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından verildiğini açıklamaktadır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer ise kendisine sorulan soru üzerine şu açıklamayı yapıyor:
"Kararın bize ulaşmasının ardından gerekli tebligatı yapacağız. Eğer çalışırlarsa kendilerini ikaz edeceğiz. Devam ederlerse belli para cezalarını uygulayacağız. Daha ısrarlı olurlarsa, iptal ederiz." (14 Nisan, Cumhuriyet)
Ayrıca bay Sümer, Eurogold'a da yol göstermekte, Çevre Bakanlığı'nın çevre açısından zararlı olmayan koşulları yerine getirme durumunda, çalışmalarına devam edebileceğini (aynı yerde) söylemektedir. Bütün bu açıklamalar yargı kararı açık olmasına rağmen, hükümetin yargı kararını yerine getirme konusunda istekli olmadığını göstermektedir. Yapılması gereken, siyanürlü şirketin izninin iptalidir.
Hukuk mücadelesini kazanan Bergama köylüleri, rehavete kapılmamalı, mücadelelerine devam etmelidirler.Yargı kararını da hayata geçirecek olan Bergamalıların yürüteceği mücadele olacaktır.
Çevre Bakanlığı'nın çevreyi koruma diye bir derdi yok. Adı Çevre Bakanlığı olsa da onların işi çevreyi korumak değil, çevreyi kirleten sömürü düzeninin çıkarlarını korumaktadır. Esasında Çevre Bakanlığının ismi "Doğayı Talan, Çevreyi Tahrip Bakanlığı" olarak değiştirilmelidir, yaptıkları işe ancak böyle bir isim uygun düşmektedir.
Sömürü sisteminin savunucularının, sahiplerinin çevre koruma vb. isimler altında kurdukları kurumların çevreciliği sahtedir. Gerçek çevre mücadelesi sömürü düzenini yıkma mücadelesinin bir parçası olmak zorundadır. Çevre alanında mücadele bu bilinçle yürütülmelidir.

16 Nisan 1998
Bir YDİ Çağrı okuyucusu

Kapitalizm doğayı talan etmeye
devam ediyor!

TEMA Vakfı, "Trakya Topraklarını Kurtarma" kampanyası çerçevesinde Kırklareli'nin Pehlivanköy ilçesinde bir miting düzenledi. Miting, katılım açısından en kalabalık çevre mitinglerinden biri oldu. Mitinge katılanlar, çevrenin, özellikle bölgedeki Ergene nehrinin kirletilmesine karşı tepkilerini dile getirdiler, seslerini yükselttiler.
"Pırıl pırıl Ergene için el ele" adını taşıyan mitingte, Ergene nehrinin içinde bir tek canlının bile yaşayamadığı bir açık kanalizasyon haline dönüştüğü vurgulandı. Binlerce köylü, "Susma, sustukça toprak kirlenecek!" şiarını haykırdı.
TEMA Vakfı, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Türkiye Mühendisler ve Mimarlar Odaları Birliği ve Trakya Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü tarafından düzenlenen bu mitinge devlet, hükümet yetkilileri de mesajlar gönderdiler. Başbakan Mesut Yılmaz, gönderdiği mesajda Trakya topraklarını kurtarma kampanyasında mücadele verenleri "gönülden kutladığı"nı bildirdi. İlçenin CHP'li Belediye Başkanı Mustafa Gür gayet dokunaklı bir konuşmayla, kendilerinin ne kadar çevre koruyucusu olduğunu kanıtlamaya çalıştı! Aslında bunların yaptıkları tam bir sahtekarlıktır. Çevre katliamının asıl suçluları ve sorumluları bu gibi eylemlerde en büyük çevre dostu pozlarına bürünmektedir. Kurtlar kuzu postundadır!
Trakya'daki bu mücadelenin öncülüğünü de, çevreyle ilgili bir çok başka eylemde olduğu gibi TEMA Vakfı gibi bir burjuva çevre kuruluşu üstlenmiştir. Öz olarak bu kuruluş, sorunun sadece görünen yanıyla ilgilenmekte, gerçek temeli ortaya koymamaktadır. Doğayı katleden kapitalist sistemin ta kendisidir. Bu sistem yıkılmadığı ve doğayla uyum içinde, onunla barışık bir düzen kurulmadığı sürece, çevrenin katliamına gerçek anlamda ve köklü bir şekilde dur denilemeyecektir.
Çevre sorununda da gerçek çözüm yönünde adımlar atmak ve gerçek çözüm yönünde savaşım yürütmek komünistlerin önündeki görevlerden birisidir.
Kapitalizm, çevreyi tahrip etmektedir. Atıklarıyla çevreyi yaşanmaz hale getirmekte, doğal bitki örtüsünü zehirlemekte, ortadan kaldırmaktadır. Su kaynaklarını ve havayı zehirlemektedir.
Buna karşı mücadele edilmek zorundadır. Trakya köylülerinin yaptığı bu bağlamda doğrudur, desteklenmelidir.
Bergama köylülerinin çevre düşmanı şirketlere karşı yürüttüğü mücadeleden sonra, şimdi Trakya köylülerinin de seslerini yükseltmeleri ve "temiz bir çevre" istemlerini dile getirmeleri önemli bir gelişmedir.
Türkiye'de gelişen kapitalizm, şehirleri olduğu gibi tarımsal üretim yapılan alanları da tehdit ediyor; havayı, toprağı ve suyu zehirliyor; çevreyi yaşanmaz hale getiriyor. Çevreye karşı yönelen bu katliama, şehirlerde yaşayan nüfusun bilinç düzeyiyle karşılaştırıldığında daha geri seviyede olan köylü yığınlarının karşı çıkması; bir yanıyla çevreye verilen zararı en çok hissedenlerin tepkisi olarak değerlendirilmeli, öte yandan kapitalizmin etkilerinin -fabrikaların tarım alanlarının yokedilmesi temelinde kurulması vs.-, üretimi, yaşamı ve alışkanlıkları değiştirme yönündeki eğilimine karşı duruş olarak kendini gösteriyor.
Bu yana da dikkat edilmelidir. Sorun, sanayileşmenin ve ilerlemenin durdurulması, varolanın aynen korunması değildir, olamaz. Bu ilerlemenin önünde durmak, gericilik anlamına gelir. Sorun kapitalist sistemde sanayileşmenin, ilerlemenin temel dürtüsünün maksimal kâr olmasından kaynaklanmaktadır. En kısa zamanda, en fazla kâr dürtüsü, sanayileşme ve "ilerleme"nin, doğal kaynakların en kısa zamanda kurutulması biçiminde olmasını beraberinde getiriyor. Doğal kaynakları kurutmayan, doğayla uyum içinde kalkınmayı şiar edinen, her alanda doğal ortama en uygun ve doğanın kendi kendini yeniden üretmesini engellemeyecek üretimi temel alan bir ilerleme gereklidir. Bu ise kapitalist sistem içinde olmaz! Kapitalizmin özüne aykırıdır. Ancak sosyalist bir sistem, doğa ile uyum içinde bir üretim ve kalkınma gerçekleştirebilir. Kabahat, sanayileşmede, kalkınmada, ilerlemede vb. değil, bunun kapitalist biçimindedir. Doğa koruyuculuğu adına, varolan gelişmeye karşı çıkmak gericiliktir. Batıdaki yeşil hareket içinde yer yer romantik geriye dönüşçü bir akım da vardır. Bu gibi doğa koruyucularının yüzü de teşhir edilmelidir.
Kapitalist sistem savunucuları, doğa koruyucusu görünümüne ancak rezillikler ayyuka çıktığında, emekçiler bu konuda uyanmaya başladığında, onları kandırmak için girerler. Trakya köylülerinin mücadelesinde bu gerçekler ortaya konmalıdır, konacaktır.

16 Nisan 1998
Bir YDİ Çağrı okuyucusu