Atatürk, bayrak, vatan, bayram, seyran ve ÖDP...

Günümüzde kuyrukçuluk yapmak, "halk anlamıyor" diye seviyeyi düşürmek, halkın kimi yanlış değer yargılarıyla uzlaşmak, popülizm yapmak moda oldu. Bunu yapanlardan biri de "aşkın ve devrimin partisi" ÖDP'dir. Geçtiğimiz günlerde, yüzbinlerce koyun, koç, teke, dananın boğazlandığı kurban bayramı günlerinde ÖDP ilginç bir tartışma yürüttü.
Can Dündar adlı gazeteci "Yoldaşlar bayramlaşmada" başlıklı bir yazı yazıyor. Bu yazı Hikmet Talu'nun deyimiyle "ortalığı karıştırıyor". Hikmet Talu "Bayram, seyran ve ÖDP..." başlıklı yazısıyla tartışmaya katılıyor. (Yeniden dergisi, Sayı 33, Mart 1998, sayfa 18-21)
"'40 Dakika'yla ülke gündemini belirleyen Dündar, bir yazıyla ÖDP'nin gündemine oturuverdi." (agd, sayfa 18) diyor H. Talu. Peki Can Dündar ne yazmış da, ortalığı bu denli karıştırmış? H. Talu, Dündar'ın yazdığı yazıdan alıntılar yapıyor.
Can Dündar, ÖDP'nin Antalya'da düzenlediği bir toplantıya katılıyor. Toplantı başlamadan önce çaylar geliyor. İsteyenlere veriliyor. Fakat sıra masadaki konuşmacılara gelince ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya "vermeyin" işareti yapıyor. Dündar nedenini sorduğunda, Yıldırım Kaya "Ramazandayız, oruç tutmasak da tutanlara saygı göstermeliyiz" cevabını veriyor. Dündar'a göre ÖDP, "son dönemlerde çok önemli bir yeni yaklaşımın işaretlerini veriyor".
Bu yeni yaklaşımı da şöyle özetliyor:
"İl ve ilçe binalarına bayrak asılıyor. Partililer özel günlerde Atatürk büstüne çelenk koyuyor, bazı şehit cenazelerinde başı çekiyorlar. Geçen bayramda 'tatile' çıkan parti binaları, bu yıl bayramlaşma için 'halka açılıyor'." (agd, sayfa 18)
Hikmet Talu'nun da katıldığı yeni yaklaşım budur. Bu durum bize "çok önemli yeni yaklaşım" olarak görünmüyor. Legalizmin, reformizmin, burjuva liberalizminin kaçınılmaz olarak geldiği yerdir burası... Bizim için ilginç ve önemli olan "yeni yaklaşımın" nasıl savunulduğu ve nasıl gerekçelendirildiğidir. Bu yazı da bu nokta üzerinde duracaktır. Çünkü ÖDP devrimcilik ve sosyalizm kavramlarını kullanan bir partidir. ÖDP'nin devrimci ve sosyalist olmadığı bizim için açıktır. Çağrı'nın daha önceki sayılarında ÖDP ile ilgili yazılarda bu gerçek ortaya konulmuştu. ÖDP devrimcilik ve sosyalizm kavramlarını kullanmasaydı, sosyalizm adına yola çıkmasaydı, ÖDP ile bu denli uğraşmazdık.
Bayrak konusunda H. Talu, Can Dündar'a açıklama yapan Yıldırım Kaya'nın şu açıklamasını aktarıyor:
"O bayrak Denizler'in, Mahirler'in emperyalizme karşı, 6. Filo'nun üzerine yürürken ellerinde taşıdıkları bayrak... O yüzden bizim için bağımsızlığın simgesi. Bayrağı çetelerin örtüsü olmaktan çıkarmak da bize düşüyor tabii." (sf. 18)
Ufuk Uras da şunları söylüyor:
"Tek referansımız Manifesto olmamalı. Biz, Anadolu mukavemet hareketinden de besleniyoruz, Hacı Bektaş'ın insan sevgisinden de... Bu toprakların değerlerinden kopuk politika yapılamaz. Tarih bilinci, yurttaşlık bilinci ve sınıf bilinci... Bu üçü birbirine eklemlenmeden Türkiye'de bir sol hareketin kitleselleşmesi mümkün değil." (agd, sayfa 18)
Hikmet Talu, Kaya ve Uras'ın söylediklerini alt alta sıralıyor sonra şu sonucu çıkarıyor:
"ÖDP'liler bayram günleri parti binalarını açık tutacaklar, halkla bayramlaşacaklar. Asker cenazelerine katılacaklar, parti binalarına Türk bayrağı asıp, Atatürk heykellerine çelenk koyacaklar. Anadolu topraklarına has değerlere sahip çıkacaklar. Bu yolla kitleselleşme noktasında adım atacaklar. Can Dündar'ın yazısıyla başlayan ve başka başka köşe yazılarına konu olan tartışmanın çok kaba bir sonucu böyle yapılabilir." (agd, sayfa 18)
Bütün bunlar yapılırken, temel gerekçe kitleselleşme gerekçesidir. Bu baylara göre ancak bu şekilde yapıldığında kitleselleşilebilinirmiş! Yani ÖDP burjuvazinin verdiği bilinç sonucu kitlelerde egemen olan bilince, anlayışa, kültüre, değer yargılarına kendisini uyduruyor. Böylece kitleselleşme rüyaları görüyorlar! Ne diyelim? Kolay gelsin!
Kaya ve Uras'ın alıntıladığımız yerdeki görüşlerinde üzerinde kısaca durulması gereken bazı noktalar var.

Bayrak meselesi:


Kaya, Denizler'in ve Mahirler'in ellerinde bu bayrağı taşıdıklarını söylüyor. Bu saptama doğrudur. Ama onlar yanlış yapmışlardır. Onların yanlışını sürdürmek doğru değildir. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya 1972'de bu bayrağın neden taşınmaması gerektiğini ortaya koymuştur. İbrahim doğru olarak burjuvazinin bayrağını taşımamış, işçilerin, köylülerin bayrağı olan kızıl bayrağı taşımıştır. Kuşkusuz ne Deniz, ne de Mahir komünist değillerdi. Bütün yanlışlarına rağmen devrimci önderlerdi.
"Bağımsızlığın simgesi" olarak gördüğünüz o bayrak, ülkemizde Türk hakim sınıflarının bayrağıdır. Şovenizmin, ırkçılığın, ulusal zulmün, erkek egemenliğinin bayrağıdır. Türk bayrağı işçilerin, köylülerin, tüm emekçilerin bayrağı olamaz. İşçilerin ve tüm emekçilerin kendi bayrakları vardır. Orak çekiçli kızıl bayrak! İşçilerin, emekçilerin büyük çoğunluğu Türk bayrağını kendi bayrakları olarak görüyor. Bu durum burjuvazinin verdiği bilinç sonucudur.

Manifesto meselesi:


Bay Uras ise "Tek referansımız Manifesto olmamalı" derken sanki onun Komünist Manifesto'yu referans alma gibi bir derdi varmış gibi sahtekarlık yapıyor. Onların sosyalizm savunusu, en iyi halde yalnızca laftadır. Gerçekte, tek referansımız Manifesto olmalı diyen kimse de yoktur. Fakat Manifesto'daki görüşlerin bugün de geçerli olduğunu savunanlar vardır. Uras, gerçekte Manifesto'nun eskidiğini vb. söylemek istiyor, ama bunu utangaçça, oportünistçe yapıyor.
Marksizm bilimsel öğreti olarak, Komünist Partisi Manifestosu ile 150 yıl önce ifadesini bulmuştur. Manifesto'da ortaya konulan ilkeler, çözümlemeler günümüz için de aynen geçerlidir. Doğal olarak Marksist-Leninist öğretide kuyrukçuluk, popülizm, gericilikle uzlaşma olmadığı için, reformistler Marksizm-Leninizm'e dayanamıyorlar. Bu nedenle Marksist-Leninist öğretiye saldırarak, çarpıtarak, aşma kılıfı adı altında kendi revizyonist, reformist görüşlerini geliştiriyorlar.

Değerler meselesi:


Bu toprakların değerlerinden kopuk politika yapılamaz adı altında, tam da halkın gerici yanlarıyla uzlaşma yatmaktadır. Sınıflarüstü mücadele, sınıflarüstü demokrasi mücadelesi verenlerin konakladığı yerdir burası. Sınıflı bir toplumda yaşıyoruz. Tarihin tekerleğini ileriye çeviren de dün olduğu gibi, bugün de sınıf mücadelesidir. Sorunlara sınıf mücadelesi temelinde bakmayanların yürüteceği mücadele, ÖDP'de olduğu gibi reformist mücadele ya da düzen için mücadele olur. Bu mücadeleyle de ne düzen yıkılabilir, ne de sosyalizm kurulabilir. Bu mücadeleyle ancak düzenin çarpık yanları düzeltilebilinir.
H. Talu "Mesele ne?" alt başlığı altında şunları yazıyor:
"Bizler, bayrak, Atatürk gibi kavram ve simgelerin siyasal partiler tarafından kullanılmasına bir bütün olarak karşıyız. Bir ulusun ortak değerlerini siyasal çıkarlar uğruna ve oy kaygısıyla kullanmaya karşıyız. Buna karşı olmaya da devam edeceğiz. Siyasi partilerin simgeleri kendi amblemleridir. Bir elde parti bayrağı diğer elde Türk bayrağı sokaklarda, mitinglerde yürümek yanlıştır. Bu yanlışı yapmayacağız ama parti binalarına parti bayrağı asma noktasında da kendimizi rahat hissedeceğiz." (agd, sayfa 20, abç)
H. Talu'nun ırkçılık kokan bu satırları, kendi görüşleriyle çelişmektedir. Bir yandan kitleselleşme adına, halk sahipleniyor adına sahip çıkacak ve savunacaksın, diğer yandan siyasal çıkarlar ve oy kaygısı nedeniyle karşı çıkacaksın. Bay Talu'nun şimdilik karşı çıktığı Türk bayrağının yürüyüş ve mitinglerde taşınmasıdır. Yazıda aktardığımız yaklaşımı savunanın, buna karşı çıkması kendi çelişkisidir.
Bizim görüşümüze göre ileride yürüyüş ve mitinglerde Türk bayrağı ve Atatürk resimlerinin taşınmasının hazırlığı yapılmaktadır. Parti binasına Türk bayrağı asan, Atatürk resmi asan, Atatürk heykeline çelenk bırakan, protokolde yerini alan, şehit cenazelerine katılan, bayramlaşanlar ve bunu savunanlar gün gelecek yürüyüş ve mitinglerde de bu işi yapacaklardır. Hazırlık ve gidişat bu yöndedir. Şimdi bunun köşe taşları döşeniyor.

20 Mayıs 1998