DİSK'in düzenlediği
"Demokrasi ve toplumsal gelişmede sendikaların rolü" konulu sempozyum yapıldı...

"Devrimci" İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), 29-30 Mayıs 1998'de, İstanbul'da, Tarabya Oteli'nde Fransız Demokratik Emek Konfederasyonu'yla (CFDT) ortaklaşa, "Demokrasi ve toplumsal gelişmede sendikaların rolü" konulu bir sempozyum düzenledi.
Bu sempozyuma katılım oranı umulanın çok altında oldu. Yaklaşık 80 kişi katıldı. Bu kadar düşük bir katılım, işçi, emekçi cephesinin beklentisini bir yana bırakalım, reformist ve sarı sendikacı önderliğin bile bu sempozyumdan birşeyler beklemediğinin açık işaretidir.
Bu sempozyumdan işçiler ve emekçiler için fazla birşey beklemememize rağmen, nelerin tartışıldığını izlemek için katıldık.
Önce şunu sormak gerekiyor: Neden toplantı çok daha ucuza bulunabilecek salonlarda yapılmıyor da, tam da boğazda ve fiyatları çok astronomik olan Tarabya Oteli'nde yapılıyor?
İşçi temsilcisi etiketli bu bayların masraflarının kimin sırtından çıktığını ya da kimler tarafından karşılandığını öğrenmenin önemsiz bir ayrıntı olmadığını düşünüyoruz. Bu para ya emekçilerin sırtından çıkıyor ya da sermaye sınıfı, memurlarına Tarabya Oteli'nde ziyafet çekiyor! İşçiler bu efendilerin bir günlük giderleriyle kendi maaşlarını karşılaştırsınlar, sendika ağalığının bir kesitini görmüş olurlar. Bu otelin gecelik yatak ücreti 100 Dolar!!!

SEMPOZYUMDA
SAVUNULAN
BAZI GÖRÜŞLER


"Dünyadaki ekonomik, siyasal ve sosyal gelişmeler karşısında işçi hareketlerindeki değişimin, yeni örgütlenme anlayışlarının ve işçi hareketinin 21. yüzyıla nasıl hazırlandığının tartışılacağını" ilan eden sempozyum çağrısı yanıltıcı oldu.
Çünkü, bu sempozyumda ne işçi hareketlerindeki değişim ele alındı; ne yeni örgütlenme anlayışları ortaya kondu ve ne de işçi hareketinin 21. yüzyıla nasıl hazırlanacağına cevap verildi..!
İşçi hareketlerindeki değişimleri ele aldığını söyleyenlerin, özellikle Almanya ve Fransa'daki, bunlar içinde de Fransa'daki çalışma biçimlerini anlatmaya çalışmaları, bir değişimin ele alınması değil, tersine Batı Avrupa reformizminin bizlere empoze edilmeye çalışılmasıydı.
"Değişim"in başka ülkelerdeki uygulanış biçimini olduğu gibi Türkiye'de uygulamaya sokabileceğini sanan sempozyumun düzenleyicileri, bu noktada da büyük bir yanılgı içindeydiler. Çünkü, Fransa'daki yasal mevzuat Türkiye'deki mevzuatla karşılaştırıldığında çok farklıdır. Mesela, İşyeri Komiteleri'nin kurulması Fransa'da mümkün, çünkü mevzuat buna uygun. Ancak Türkiye'de mevzuat buna uygun değildir. Kaldı ki, kendi savunduklarını bile uygulamaya koyma konusunda ciddi de değiller.
İtalya'da taşeron şirketlerde çalışan işçilerin, evlerde parça üretimi yapan işçilerin, taşımacılıkta yolları kapatarak kapitalist sömürü düzenini bir kaç haftalığına da olsa işlemez hale sokmalarını tartışmayan; Fransa'da havayolları işçilerinin eylemlerini; özellikle de Güney Kore'de devlet tarafından yasal olarak bile tanınmayan sendika önderliği tarafından yürütülen militan mücadeleye değinmeden tartışabilme becerisi gösteren tartışmacı ve bu sempozyumun düzenleyicilerinin nasıl bir değişimden yana oldukları da ortaya çıktı!
Yukarıda adını verdiğimiz işçi mücadelelerine değinmemelerinin de bir mantığı var: Örneğin devletin tüm baskılarına rağmen Güney Koreli işçilerin militan mücadelesi, Rıdvan Budak gibi sendika bürokratlarının ve DİSK gibi reformist bir konfederasyonun mücadele anlayışına ters düşmektedir. Budak gibileri sermayenin işaretine bakarak iş yapıyor; Güney Koreliler ise, sendika olarak illegal örgütlendi ve kendi haklarını alma mücadelesinde devletle çatıştılar. Böyle bir karşılaştırmayı yapmak Rıdvan Budak gibilerinin suratlarına inen bir şamar olurdu.
Bu baylar, kokuşmuş ve artık iyice işçilerin gözünden düşmüş CFDT şeflerinin reformist, ihanetçi hattını bize, "Avrupa Birliği'ne girmek için, ya da girdikten sonra bu şekilde çalışmalıyız" diye yutturmaya çalışmaktadırlar.
Biz işçi sınıfının yararına gerçek değişimlerin sendika bürokratlarınca ve işçi aristokratlarınca gerçekleştirilemeyeceğini biliyoruz ve bunu onlardan beklemiyoruz da! Bunu er ya da geç sınıf bilinçli işçiler bu hainlere rağmen gerçekleştireceklerdir!
Almanya'da 1918 devriminin yenilgisinden sonra işçi hareketinin devrimci mücadelesini reforme etmek amacıyla çıkarılan İşyeri Teşkilat Yasası'nın sonucu ortaya çıkan İşyeri İşçi Temsilciliklerini ve Fransa'da İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntılarını tamir edebilmek amacıyla düzenlenen yasalar sonucu ortaya çıkan İşyeri Komiteleri'ni "yeni örgütlenme anlayışı" diye bizlere yutturmaya çalışıyorlar.
Gerek Almanya'daki İşyeri İşçi Temsilcilikleri ve gerekse de sempozyumda ortaya konulduğu şekliyle Fransa'daki İşyeri Komiteleri, sermaye karşısında temel konularda işlevsizdirler. Bu kurumlar, tali olan günlük bazı sorunlarda işverenin kararlarını etkileme ve değiştirmede bir ölçüde olumlu rol oynayabilir. Ancak, stratejik önemi olan üretimin nerede yapılacağı, nasıl yapılacağı, ne kadar yapılacağı vb. gibi konularda esasta işlevsizdir; işe yaramaz organlar durumundadır. Mesela, Mercedes-Benz ya da Ford tekelinin herhangi bir modelini nerede üreteceği konusunda belirleyici olan işçi temsilcilikleri vs. değil, en fazla kârın elde edilmesidir. Bu da nerede en fazla kâr elde ediliyorsa üretimin orada yapılması anlamına gelir. Bunu engelleme bağlamında işçi temsilcilerinin de içinde yeraldığı sözkonusu kurumların yaptırımcı gücü yoktur, yalnızca öneri hakları vardır!
Sendika bürokratlarının yeni diye övdükleri bu araçlar eskimiştir ve ihtiyaca cevap verecek durumda değildir. Sendika ağalarının, bu eskimiş araçları 21. yüzyılın yeni mücadele araçları olarak sunmalarının sahtekarlığı da böylece ortadadır. Bu gibi öneriler reddedilmelidir. Bu araçların Batı Avrupa ülkelerinde ve bunlar içinde Almanya ve Fransa'da işsizliğin yüksek boyutlara ulaşmasını engelleyebilmede de olumlu herhangi bir etkileri olmamıştır.
Sonuç olarak, reformizmin, işçi sınıfının çıkarlarının düşmanı olan sendika bürokrasisinin ve işçi aristokrasisinin elindeki bu araçların işe yaramazlığı kanıtlanmıştır.
İşçi sınıfını sermayenin saldırıları karşısında güçlü kılacak olan komiteler, tarihi gelişme içerisinde üstünlükleri kanıtlanmış olan Grev ve Mücadele Komiteleri'dir (GMK). Bu komiteler, işletmelerde sendikalı, sendikasız tüm işçilerin katılımıyla yapılacak toplantılarda kendi içlerinden seçtikleri güvenilir işçilerden oluşur. Seçimle gelen ve her an görevden alınabilecek olan bu komiteler işverenlerle masaya oturmalı, toplu sözleşmeleri yapmalıdır.
Sendika bürokrasisinin ve işçi aristokrasisinin işverenlerle yaptığı gizli görüşmeler yoluyla işçilerin haklarının satılmasını engellemenin yolu bu komitelerin kurulmasından geçmektedir. Sendikaların GMK'nın onayı olmadan işçiler adına iş yapmaları kabul edilmemelidir.
Kapitalist sistemi aklayan reformist düzenbazlara hayır!
İşçilerin köleleşmesine hizmet eden yeni kurumlaşmalara hayır!
Grev ve Mücadele Komitelerini kur, mücadeleyi kendi ellerine al!

2 Haziran 1998