Hainleri başımızdan kovalım!
80 bin işçi Türk Metal-İş'in ihanetine isyan etti...Sarı sendikacı
hainleri başımızdan kovalım!Aşağıda yayınladığımız okuyucu mektubunda
sözü edilen toplu sözleşme görüşmelerinde, Türk-İş'e bağlı Türk Metal-İş'ten
sendika ağalarıyla MESS patronları arasında 17 Eylül'de anlaşma sağlandı...
Bu anlaşma da, şimdiye dek yapılan anlaşmalarda olduğu gibi, daha
önce verilen sözlerin tersine, sendika ağalarıyla patronlar arasında
kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar sonucu ortaya çıktı. Türk
Metal şeflerinin işçilere verdiği "anlaşma metnini imzalamadan
önce işçilere sunma, onlara danışma" sözleri yine unutuldu. Ortaya
çıkan anlaşma, gerçek anlamda metal patronlarının çıkarlarına uygun
olan, ücret zammı adına gerçek ücret düşüşünü birlikte getiren bir
anlaşmadır.
Fakat sendika ağaları bu kez baltayı taşa çarptılar.
Türk Metal-İş'ten sendika ağalarının imzaladığı bu son satış anlaşması,
sarı sendikacılara karşı biriken öfkenin eylemlere dönüşmesine yol
açtı.
18 Eylül'de anlaşmanın duyulmasıyla birlikte birçok işyerinde işçiler
iş bıraktılar, sokaklara döküldüler. Önce Bursa'da başlayan eylemler,
dalga dalga diğer şehirlere de yayıldı. Bu eylemler, yalnızca patronlara
değil, onların uzantısı ve uşakları olan sarı sendikacılara duyulan
öfkenin de ifadesiydi. Bu, kendini en açık biçimde Türk Metal-İş'ten
kitlesel istifalarla kendini gösterdi.
Arçelik, Man, Renault, Tofaş gibi Türkiye'nin en büyük fabrikalarında
çalışan 80 bin işçi, 21 Eylül Pazartesi günü, bütün tehditlere rağmen
eylemdeydi. Türk Metal-İş'ten istifalar 30 bini geçmişti. Birçok fabrikada
da işçiler, direnişe geçen sınıf kardeşleriyle dayanışma eylemleri
içine girmişti. Şimdi patronlar ve onların devleti bir yandan tehditler,
bir yandan düzeltme vaatleriyle bu hareketin gelişmesinin önünü almaya
çalışıyor.
Türk Metal-İş'li sendika ağaları, işçilerin taşan öfkesi karşısında
her zaman yaptıklarını yapıyor. Yalan söylüyor, işçileri kandırarak
sakinleştirmeye çalışıyor. Türk Metal Sendikası Genel Sekreteri Özbek
Karakuş, TOFAŞ ve OYAK Renault Otomobil Fabrikasında yaşanan olayların
(İşçiler, satış anlaşmasını duyduklarında işi bıraktılar, patronlar
işyeri işgalini engellemek ve olayı soğutmak için, işçilere iki günlük
ücretsiz izin verdiklerini açıklayarak grevi "ücretsiz izin"e
çevirdiler) "bazı siyasi partilerin ve provakatörlerin kışkırtması"
olduğunu açıkladı! "Ülkede kargaşa yaratmak arzusunda olanlar
işçileri kışkırtmışlardır" dedi.
Türk Metal temsilcileri bu provakasyon teorileri yanında, aynı zamanda
sendikadan istifa edenlerin hak kaybına uğrayacağı, toplu sözleşmeden
yararlanamayacakları yalanlarıyla da işçilerin toplu istifalarını
önlemeye çalıştı, çalışıyor.
Türk-İş Başkanı Bayram Meral'in gelişmeler karşısında yorumu şöyle
oldu:
"Sendika işçinin malıdır. İşçi kendine iyi hizmet vermeyen sendikayı
değiştirmekte haklıdır. Ama şu anda işçinin sendika değiştirmesi doğru
değil. Çünkü bu olayın arkasında daha derin konular var. Metal-İş'in
yapamadığı bir sözleşmeyi, Hak-İş ya da DİSK'e bağlı bir sendikanın
yapması mümkün değil. Biz sözleşmeyi yaparız, sonra onlar da sözleşmenin
aynısını hazırlar altına imza atarlar. Onların bizden önce sözleşme
yapma cesaretleri bile yok. Derim ki, önümüzde tekstil iş kolunda
toplu sözleşme görüşmeleri var. Önce sözleşmeyi onlar yapsınlar. İyi
ücret alsınlar. Biz de alkışlayalım. Metal-İş Sendikası işçileri tahriklere
kapılmasın. DİSK ve Hak-İş başkanları siyasi hesap peşinde koşup işçileri
tahrik ediyor. Ama merak etmesinler işçiler yuvalarına dönerler."
Burada, bir sarı sendikacının bütün numaraları bir arada:
Önce, tabii ki işçilerin kendilerine iyi hizmet etmeyen sendikadan
ayrılmaya hakkı olduğu savunulur gibi görülüyor. Hemen ardından bir
ANCAK(!) ekleniveriyor. Onun ardından, bu sarı sendikanın andaki diğer
alternatifleri olan ve kendileri de Türk-İş'ten pek farklı olmayan
Hak-İş ve DİSK'in de "daha iyi anlaşma" yapamayacaklarına
vurgu yapılıyor. Ve işçilerin ayaklanması sendikalararası rekabetten
doğan kışkırtmaya bağlanıyor!
Evet DİSK'in ve Hak-İş'in Türk-İş'ten fazla farkı yoktur. Peki ama
bu olgu, işçilerin yapılan bu somut satışa isyanlarının haklılığını
ortadan kaldırıyor mu? İşçilerin ayaklanmasında kışkırtma arayanlar,
işçilerin hangi şartlarda ve hangi ücretlerle çalıştığına bir baksalar,
yapılan toplu sözleşmede ücret zammı olarak yutturulan gerçek ücret
düşüşünün boyutlarına baksalar, kışkırtıcının kim olduğunu göreceklerdir!
Aslında işçilerin isyanı değil, onların daha sık ve daha şiddetli
isyan etmemesidir şaşırtıcı olan!
Metal iş kolunda çalışan işçiler arasındaki şimdiki kaynaşmanın, eylemlerin
temelinde bu kez salt ücret vb. talepler değil, aynı zamanda mücadeleci,
kendi içinde demokrasiyi işleten sendikalara duyulan özlem de yatıyor.
İşçiler, anlaşma metninin imzalanmadan önce kendilerine sunulmamasına
da isyan ediyorlar. Sendikadan istifaların temel gerekçelerinden biri
budur. Bu, gayet sevindirici bir gelişmedir! İşçilerin kendi mücadelelerini
kendi ellerine alma isteklerinin bir ifadesidir.
Şimdi, kuşkusuz Türk-İş'in alternatifi diğer sendika konfederasyonları
(DİSK ve Hak-İş) istifacı işçilere "destek" olur görünecekler,
onları kendi saflarına çağıracaklardır. Burada bilinmesi gereken,
bunların birbirinden pek farkının olmadığıdır.
İşçiler, kendi mücadelelerini kendi ellerine almalıdır!
Bu amaçla sendikal örgütlenmede atılması gereken iki ana adım şunlardan
oluşmalıdır: A) En ileri öncü işçiler yalnızca sendikal düzeyde örgütlenmenin
yetersizliğini kavramalı, sömürüsüz bir dünya yaratmak amacıyla sosyalist
düşüncenin yönlendiriciliğinde merkezi bir irade temelinde özel olarak
örgütlenmelidir. Öncü işçiler bu adımı atmadan, şu an daha geri durumdaki
işçileri siyasi ve örgütsel olarak sistemli ve kalıcı bir biçimde
ilerletmek mümkün değildir. B) Öncü işçilerin inisiyatifi, yönlendiriciliği
temelinde daha geniş işçiyi kapsayan ve onları da örgütlenmeye yönelten,
gerçek devrimci sınıf sendikalarının çekirdeği olarak devrimci sendikal
fraksiyonlar kurulmalıdır. Bu muhalif devrimci potansiyel örgütlendiği
ölçüde, işçilerin sendika bürokratları tarafından satılması daha zorlaşacak,
bu muhalefet en geniş işçi kesiminin desteğini kazandığı ölçüde imkansızlaşacaktır.
Böyle devrimci bir sendikal muhalefetin bugün Türk-Metal İş'ten çıkmayı
savunarak DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş'e geçmeyi, işçi sınıfını
daha ileri götürmek amacıyla bu sendikanın göreli daha özgürlükçü
çalışma ortamından yararlanmayı savunmak taktik olarak daha uygun
olabilir. Bu somut olarak karar verilmesi gereken bir geçici adımdır.
Her halikarda Birleşik Metal-İş'e üye olmak daha uygun bir önlem olsa
da, DİSK'li reformistlere hiç bir şart altında güvenilemeyeceği ve
devrimci muhalif bir fraksiyon olarak bu önlemin hayata geçirilmesi
unutulmamalıdır.
İşçiler, toplu sözleşme görüşmelerinde, hangi sendika konfederasyonunda
üye olurlarsa olsunlar, haklarının sarı sendika ağalarınca satılmasını
istemiyorlarsa, toplu sözleşme görüşmelerinin açık yapılması, imzalanacak
anlaşmaların önceden işçilerin -sadece örgütlü işçilerin değil, toplu
sözleşme alanındaki tüm işçilerin- bilgisi ve onayına sürülmesi talebinde
ısrarlı olmalı; işçilerin onayına sunulmayan toplu sözleşmeleri kabul
etmemelidir.
İşçiler, her türlü mücadele ve grevde, her işletmede, o işletmede
çalışan bütün işçiler tarafından seçilen Grev ve Mücadele Komiteleri
oluşturmalı; toplu sözleşmelerde bu komiteler aracılığıyla kendi tespit
ettikleri somut taleplerini dile getirmelidir.
Sendika ağalarının kapalı kapılar ardında dümenler çevirmesini engellemenin
yolu, açıklık, işçilerin öz örgütlenmelerinin kontrolü ve tüm işçilerin
mücadeleye doğrudan katılmasıdır.
Metal işçilerinin andaki eylemlerini bu bilinçle desteklemek ve geliştirmek,
yeni bir dünya isteyen herkesin görevidir.
23 Şubat 1998
