1998 YAZI: KÜRESEL EN SICAK YAZ...
"Son yüzyılın en sıcak yaz mevsimi", "Basra sıcağı
kavuruyor", "Sıcaklar bunaltıyor", vb. Geçtiğimiz yaz,
gazete manşetlerinde bu tür başlıklara sıkça rastladık.
Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Bürosu'nun (NOAA) araştırma sonuçları,
küresel kara ve okyanus yüzey sıcaklıklarının 1998 yılının Haziran
ayında rekor düzeye ulaştığını göstermektedir. 1980-1997 dönemi ortalamasından
1 F daha yüksek olan 1998 Haziran ayı küresel ortalama yüzey sıcaklığı,
daha önce en sıcak Haziran kabul edilen 1994 yılı ortalamasını yaklaşık
0,4 F geçmektedir. 1998 yılının her bir ayı, küresel yüzey sıcaklıklarında
yeni bir rekor kırmıştır. 1998 yılının ilk yarısı, uzun süreli küresel
verilere göre en sıcak yıl olarak belirlenen 1997'nin rekorunu geride
bırakmıştır. Örneğin 1998 Şubat küresel sıcaklık ortalaması, 1880-1997
dönemi ortalamasından 1.4 C daha yüksektir. Okyanus sıcaklık anomalileri
dikkate alındığında ise süresel olarak 1998 Temmuz'unun son 600 yılın
en sıcak aylık ortalamasına sahip olduğu görülür.
Dünya genelinde olduğu gibi, 1998 yılı yaz mevsimi Türkiye'de de çok
sıcak geçmiştir. Haziran ayından itibaren yüksek nem değerleri ile
birlikte görülen sıcaklık dalgaları, büyük şehirlerde yaşamı güçleştirmiş
ve insan sağlığı açısından olumsuz koşullar yaratmıştır.
Örneğin İzmir'de 1998 yılı yaz aylarında sıcaklık rekor düzeye ulaşmıştır.
İzmir'de Ocak-Ağustos dönemi ortalama sıcaklıklarında (13.5 C) en
yüksek değer 1998 yılına aittir (14.7 C). Ağustos ayının minimun sıcaklık
ortalaması 21.8 C olan İzmir'de, bu değer 1998 Ağustos'unda 24.2 C'ye
yükselmiştir. Önceki rekor 23.7 C ile 1994 yılına aittir.
Meteorolojik kayıtların tutulduğu 1930 yılından bu yana, Türkiye'de
mevsimlik minimum sıcaklıklarda bir artış eğilimi gözlemlenmektedir.
İncelenen istasyonlar arasında zaman içinde yıllık ortalama minimum
sıcaklıklarda en kuvvetli artış sırasıyla Adana (+ 0.027 C/yıl), Manisa
(+0.023 C/yıl,) Sivas (+0.023 C/yıl) ve İzmir (+0.017 C/yıl) gerçekleşmiştir.
Yıl içinde minimum sıcaklıklardaki artış eğiliminin en yüksek olduğu
dönem ise yaz mevsimidir.
İstanbul, İzmir, Adana gibi kentlerde yüksek nem oranlarıyla birleşen
aşırı sıcak hava dalgaları, yaz aylarında yaşamı çekilmez hale getirmiştir.
Parası olan, yazlığı olanlar kendilerini deniz kıyılarına atmıştır.
Bu lükse sahip olmayan, çalışmak zorunda olan büyük çoğunluk ise istemiye
istemiye sıcak havaya katlanmak zorunda kalmıştır.
Aşırı sıcakların temelinde yatan ne?
Doğanın dengesinin bozulduğunu, iklimlerin değiştiğini bilmek için
artık bilim insanı olmaya gerek yoktur. Günümüzde artık çıplak gözle
bakıldığında, dünyadaki gelişmelere bakıldığında bu acı gerçek çok
rahat bir şekilde tespit edilebilinir. Aşırı yağışlar sonucu oluşan
seller, su baskınları, kasırgalar, hortumlar vb. doğa olayları günümüzde
felaketli sonuçlara yolaçmaktadır. Doğanın çivisinin çıktığı, dengenin
bozulduğu bir çevrede yaşıyoruz.
Dünyanın ısısı giderek artıyor. Yaz mevsimlerinde aşırı sıcaklar,
her geçen yıl daha da artıyor.
İklim değişikliklerinin ve aşırı sıcakların temel nedeni sera efekti
olarak adlandırılan durumdur.
Dünyamızın çevresini kaplayan Atmosfer içindeki belli gazlar ve su
buharı aynı serada olduğu gibi cam görevini görerek güneş ışınlarındaki
ısı enerjisini içlerinde tutarak, absorbe ederek havanın sıcak kalmasını
sağlarlar. Bu gazların Atmosferde yoğunlaşması çoğalması demek, hava
ısısının artması demektir. Sera efekti olarak adlandırılan bu olgu
sonfucu havanın ısınmasına bağlı olarak, yerkürenin de ısısı artmaktadır.
Sera efektine yolaçan gazlar; Karbondioksit, Metan, Florklorhidrokarbon
(FCKW), F 11, F 12, Azotikgazı ve Ozon'dur.
Fosil yakıtların (kömür, petrol, gaz vb.) aşırı kullanımı sonucu oluşan,
araba eksozlarından çıkan Karbondioksit gazı, ormanların yokedilmesi,
denizlerin, nehirlerin kirlenmesi sonucu büyük bölümü suya karışamamakta,
atmosfere yayılmaktadır. Sera efektine yolaçan gazların üretimleri
önlenemediği ve engellenemediği sürece dünya iklim felaketlerine maruz
kalmaya devam edecektir. Günümüzdeki felaketler gelecekteki asıl felaketlerin
birer habercisidir.
Doganın kâr uğruna hoyratça talanı, dinleri imanları para olan kapitalistlerin,
insanlığın yaşam temellerini dinamitlemelerine artık dur demek gereklidir.
Yerkürenin insanlara ihtiyacı yoktur. Doğa insanlar olmadan da varlığını
sürdürebilir. Doğa bas bas bağırmaktadır. Gelecekteki felaketleri
haber vermektedir. Doğanın kâr uğruna talanı sürdüğü sürece insanlığın
geleceği olmayacaktır.
Kapitalist barbarlığın çevre alanında yarattığı tahribatın önüne geçilmediği
sürece, bu barbarlığa devrimle dur denilmediği sürece, dünyanın geleceği
olmayacaktır.
Bu bilinçle örgütlenelim, mücadele edelim!
12 Ekim 1998
BİR ALTERNATİF ENERJİ TÜRÜ: RÜZGÂR ENERJİSİ
Kapitalizmin insanlık için barbarlık olduğunu gösterdiği en önemli
alanlardan biri de çevre alanıdır. Kapitalizm kâr uğruna doğayı talan
etmesi sonucu, dünyayı felakete sürüklemektedir. Çevre kirliliğinin
en önemli nedenlerinden biri, fosil yakıtların kullanımı sonucu, atmosfere
karışan zehirli gazlardır. Sera efekti sonucu ozon tabakası delindi,
dünyanın ısısı artıyor. Doğanın dengesinin bozulmasına bağlı olarak
iklimler değişiyor. Kasırgalar, seller, su baskınları gelecekte yaşanılacak
olan asıl felaketlerin habercisi.
Yakın gelecekte fosil kaynakları tükenecektir. Burjuvazi şimdiden
alternatif enerji türlerine yönelmektedir. Tüm dünya zararlı enerji
türleri yerine, su, rüzgar, güneş, bio, jeotermel enerji türleri ile
enerji ihtiyacını karşılayabilecek durumda olmasına rağmen, temel
dürtüsü kâr olan kapitalizm, esasta fosil yakıtlara dayalı enerji
türünü tercih etmektedir. Bunun nedeni ise kapitalizmin çevre ve toplum
sağlığını düşünmemesi, temel amacının kâr olgusu olmasıdır.
Bu yazımızda çevreye ve topluma zarar vermeyen, güvenli ve temiz enerji
türü olan rüzgâr enerjisi üzerinde duracağız.
Rüzgâr enerjisi nedir?
Rüzgâr çok şiddetli estiği zaman, yıkıcı olabilir. Ağaçları kökünden
söker, evlerin çatılarını uçurur. İnsanlık gelişme süreci içerisinde
rüzgâr gücünden faydalanmış, hâlâ da faydalanmaktadır. Yelkenli gemiler,
yeldeğirmenlerini buna örnek verebiliriz.
Hava jeneratörleri ile razgâr enerjisi kullanılarak elektrik üretilebilir.
Petrol ve gazın tersine rüzgâr, asla tükenmeyecek bir enerji kaynağıdır.
Rüzgâr motorları uzun ince bir kule üzerinde bulunur; bunların tepesinde
de tıpkı uçak pervanesini andıran dev kanatlar vardır. Pervaneler
ya da kanatlar rüzgârda döndükçe, elektrik üreten bir jeneratörü çevirirler.
Rüzgârla çalışan jeneratörler genellikle kalabalık gruplar halinde
rüzgâr alan ve 'rüzgâr çiftliği' denen açık alanlara yerleştirilir.
Rüzgâr jeneratörleri karada olduğu gibi deniz üzerinde de kurulabilir.
Rüzgâr enerjisinin tükenmesi söz konusu değildir. Rüzgâr enerjisi
güvenlidir. Rüzgâr enerjisi doğal çevreye hiçbir emisyon veya atık
göndermemektedir.
Rüzgâr enerjisinin tek bir olumsuzluğu vardır. O da rüzgârda pervanelerin
dönmesinin yarattığı gürültüdür. Bunun da çaresi vardır. Yerleşim
birimlerine uzak yerlerde rüzgâr kulelerinin kurulması gereklidir.
Rüzgâr enerjisi kömür ve nükleer enerjiden çok daha ucuza mal olmaktadır.
Rüzgârdan üretilen elektriğin maliyeti rüzgâr türbinin kurulduğu konumun
ortalama rüzgâr hızına bağımlıdır. İngiltere ve Danimarka'da rüzgârlı
bölgelerde büyük rüzgâr çiftlikleri için, finans koşullarına ve altyapı
maliyetlerine de bağlı olarak, bir kWh'ın maliyeti 4 sent (ABD doları)
mertebesindedir.
Rüzgâr türbinlerinin tasarım ömrü 20 yıl olup işletme ve bakım maliyetleri
yatırım maliyetlerinin yüzde 2-3'ü kadardır. En önemlisi ise rüzgâr
türbinlerinin yakıt maliyeti sıfırdır. Rüzgâr enerjisi ile üretilen
elektriğin fiyat artışı riski yoktur.
Ortalama bir konumda 600 KW büyüklüğünde bir rüzgâr türbini yılda
1200 ton karbondioksitin atmosfere verilmesini önleyecek kadar elektrik
üretmektedir.
Dünyada rüzgâr enerjisi üretimi.
Avrupa ve Amerika kıtasında bir dizi ülkede, rüzgâr enerjisinden faydalanılmaktadır.
Avrupa'da kurulu bulunan yaklaşık 4800 MW kapasiteli rüzgâr türbinleri
7 milyon kişinin konut elektrik gereksinimini karşılamaktadır. Rüzgâr
enerjisi, enerji ihtiyacının küçük bir bölümünü karşılamaktadır. Mesela
Danimarka 2030 yılına kadar, enerji ihtiyacının yarısını rüzgâr enerjisinden
karşılamayı planlamakta, bu nedenle de yatırım yapmaktadır. Ne de
olsa doğada fosil yakıtlar sonsuz değil, bir gün tükenecektir!!
"Benim ülkemde evdeki fişlerden bundan böyle dünya iklimine zarar
vermeden üretilen elektirik kullanılacak. 30 yıl içinde milli elektrik
ekonomisi, güneş, rüzgâr, su ve biyomas gibi tamamen yenilenebilen
kaynaklara dayanacak." (3.10.98, tarihli Cumhuriyet gazetesinin
Bilim ve Teknik eki.) Bunları söyleyen Danimarka Çevre Bakanı Svend
Auken'dir. Burjuvazi yakın gelecekte tükenecek olan fosil yakıtlar
yerine başka enerji türlerine daha şimdiden yönelmekte, böylece fosil
yakıtların bittiği duruma hazırlık yapmaktadır. Temel neden budur.
Bunlar çevreyi düşünmüş olsalardı, bu adımı çok daha önceden atmış
olmaları gerekirdi!!
Türkiye'de rüzgâr enerjisi üretimi.
Türkiye'de şu anda tek bir rüzgâr enerjisi üreten santral vardır.
Demirer Holding tarafından Alaçatı'nın Germiyen köyünde kurulu üç
rüzgâr türbini 1.7 MW kapasite ile çalışmaktadır. Interwind firması
tarafından 7.2 MW kapasiteli Alaçatı rüzgâr çiftliğinin Ekim 1998
ayı içerisinde faaliyete geçmesi planlanmıştır. Bunlar dışında Türkiye'nin
değişik yerlerinde yapılması düşünülen rüzgâr enerji santralleri proje
aşamasındadır.
1989 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlık Araştırma Grubu
tarafından desteklenen Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Tanay
Sıtkı Uyar yönetiminde gerçekleşen Türkiye Rüzgâr Atlası Projesi sonuçlarına
göre; Türkiye'de varolan rüzgâr enerjisi teknik potansiyeli, Türkiye'nin
toplam elektirik enerjisi gereksiniminin en az iki mislini karşılamaya
yetecek durumdadır. Ege, Marmara, Karadeniz başta olmak üzere, Türkiye'nin
çoğu bölgesi rüzgâr santralleri kurmaya elverişlidir. Türkiye'nin
toplam rüzgâr enerji potansiyeli 40.000 ile 80.000 MW düzeyindedir.
Şu anda ülke kapasitesinin 22.000 MW olduğu bilindiğinde, rüzgâr enerji
potansiyelinin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Rüzgâr santrallerinin tasarımı ve yapımı, Türkiye'nin sanayi altyapısı
ile birlikte kolayca gerçekleştirilebilecek durumdadır.
Diğer su, güneş, bio vb. enerji türlerini bir kenara bıraktığımızda;
Türkiye sadece rüzgâr enerjisiyle ihtiyacını kat be kat karşılayabilecek
durumda olmasına rağmen, rüzgâr enerjisinden hemen hemen hiç faydalanılmamaktadır.
Durum bu olmasına rağmen, ülkemiz alternatif enerji türleri bakımından
zengin olmasına rağmen, neden çevreye zararlı enerji türlerine yönelinmektedir?
Bu sorunun yanıtı bu düzenin karakterinde yatmaktadır.
Kapitalizmin temel dürtüsü sürekli artması gereken kârdır. Bu böyle
olduğu için, kapitalizm, çevreyi, toplum sağlığını düşünmez. Onların
düşündükleri tek şey, sürekli ne olursa olsun artması gereken kârdır.
Kaldı ki, fosil yakıtlara dayalı enerji santrallerinin yapım maliyeti
çok yüksektir. Bu santralleri yapanlar, üretilen elektriği satanlar,
iyi kâr etmektedir.
Oysa rüzgâr santrallerinin yapım maliyeti, diğer santral türleriyle
karşılaştırıldığında düşüktür. Rüzgâr enerjisi ucuz bir enerji türüdür.
Bu alan kapitalistlere çok daha fazla kâr alanı sunmamaktadır. Kârlı
alanlara yönelmek, sürekli kâr peşinde koşmak kapitalistlerin, sermayenin
doğası gereğidir.
Doğayla uyum içerisinde, kâr için değil, toplumun ihtiyaçları için
üretim, çevreye zararsız enerji üretimi, ancak sosyalizmle mümkündür.
Çevre alanında kâr uğruna yaşanılan barbarlığa son vermenin yolu devrimden
geçmektedir.
9 Ekim 1998
