"ÇAĞDAŞ TEKNOLOJİNİN GELİŞİMİ VE ESNEK ÜRETİM"

Birleşik Metal-İş ve Uluslararası Sendikaların Katılımıyla "Çağdaş Tekonolojinin Gelişimi", "Esnek Üretim" Konulu Panelden!..17-18 Ekim tarihinde yapılan "Teknolojinin Gelişimi ve Esnek Üretim" konulu bir panel yapıldı.
Panele katılım oldukça düşüktü. Bu panelin bence en olumsuz yanı olarak göze çarptı. Bu panel, konuların konuluşu ve tartışmaların zenginliği bakımından oldukça başarılı geçti.
"Gelecek, bilimsel eğitim üzerine kuruludur!" afişinin önüne masalar konmuştu, divanda bir konuşmacı vardı. O, işlenen konular hakkında bilgi verdikten sonra açıklamalar yapıyor, daha sonra konuşmacılara söz veriyordu. Ardından da bizler de bu teknolojinin nimetlerinden yararlandık. Konuklara dağıtılan ses cihazlarıyla anında üç dilden çeviri aldık, en büyük yükü çevirmenler yüklendiler.
Divanı yöneten, saygı duruşuyla paneli açtı. Aşağıdaki konularda tartışma açıldı:
- Rasyonalleştirme.
- Petrol krizinden bu yana rasyonalleşmenin etkileri.
- Esnek üretim.
- Büro işçilerinin örgütlenme durumu.
- Kuralsızlaştırma (taşeronlaştırma)
Teknolojinin gelişmesinin insan yaşamını kolaylaştırdığı bir gerçek. Bunun insan yaşamını ne derecede etkilediği, yaşaması için emeğini (kol ya da kafa) satan işçi ve emekçiler cephesine getirdiği, ya da götürdükleri üzerine değerlendirmeler yapıldı. Örneğin; 10 işçinin çalıştığı bir atölyeye gelen yeni makine bir kafa emekçisi tarafından kullanılmakta, aynı makinede bu kez 10 işçinin çıkardığı üründen daha çok üretim yapılıyor. Ancak, bir kişinin istihdam edildiği ve diğer 9 kişinin işsiz kaldığı; bunlara istihdam alanı açılmadığı gibi üretimde olan bir kişinin yüz yılı geçen süre öncesinden kazandığı 8 saatlik iş gününün de azalmadığı, hatta artış yönünde olduğu ve o 8 saat çalışanın emeğinden daha az bir ücrete tabi tutulduğu, teknolojik gelişmenin üretim araçları üzerinde hakimiyeti olan sınıfın ve onu koruyan kapitalist düzenin hizmetinde olduğu; işverene daha fazla kâr sağladığı; aşırı kâr için kullanıldığı vurgulandı. Diğer konuşmacılar da genel olarak bu düşüncede birleştiler.
Teknolojik gelişmenin global krizin çözümünde daha iyiyi geliştirmek ve daha az işçiyle daha fazla kârı yapmak için gelişme gösterdiği bugünün sermaye egemen dünyasına vurgu yapıldı. Bu gelişimden işçi sınıfının ve ezilenlerin de faydalanması gerekiyordu ancak, bunun örgütlü bir yapının varlığı şartlarında olacağı kesindir denildi. Sınıfın mücadelesi teknolojik mücadele ile birlikte ele alınmalıdır.
'TMMO'dan konuşan biri 80'li yıllar sonrasında ülkemizdeki gelişmeleri kısmi verilere dayandırmaya çalıştı.
"Taşeron üretim geliştirilerek sendikalı işyerlerinin sendikasızlaşmasına, ya da yeni sendikaların yaratılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Üretim parça parça yapılmakta, bu da taşeron şirketlere verilmekte, anaşirkette kontrol ve denetim yapılmaktadır."
Böylece geliştirilen rasyonalleşmenin topyekün saldırı hattı olarak ezilenleri hedeflediği görülmektedir.
Birisinin şu yaklaşımları, işçi sınıfı düşüncesiyle çelişen bir düşünceydi. İster "kol", ister "kafa" emeği olsun, ikiside işçi sınıfının bütünleştirici birer bileşenidir. Çalışılan işyerlerinin büyük ya da küçük olması onun sınıfsal konumunu değiştirmez, ancak onun mücadeledeki yönünü belirler. Yoğunluğun olması onun pazarlık gücünü artırır ve daha iyi haklar elde etmesini sağlar ve mücadelesini artırır. Emperyalizmle sermaye artık uluslararası hakimiyetini oluşturmuş durumda. Çıkışı ulusal temele dayandırmak (Coca Cola yerine Kristal Cola almak) ulusal bir tercih olabilir ancak sömürüde değişen hiçbir şey olmaz. İkiside burjuva hakimiyetin ekonomik ve siyasal olarak devam etmesini isteyen tekellerin ürünüdürler. Hakim olan siyasal yapı ve tekeller, en fazla kârı en az işçi çalıştırarak nasıl yaparım diyor. Bunun ekonomik ve siyasal yapısını bugün kendi denetimlerine almışlardır. Yani üretim araçlarının denetimi ezen sınıfın çıkarlarına hizmet etmektedir. Bazı ülkelerde yeniden gelişen "ulusal" hareketlerin güçlenmesini istemektedir. Ancak, neredeyse bu ulusal hareketler artık sermaye sınıfının birer uzantısı olmuş durumda. Esnek üretim çerçevesinde sınıfa yapılan yeni saldırılarla alınmak istenen hakların bu kişi tarafından iyi kavranmadığı ya da bilinçli olarak öne sürdüğü düşüncesiyle artık bir işçi sınıfından bahsetmek istemiyor mu? yaklaşımına girmiş bulunmaktadır. Yeni üretimle birlikte gelişen kafa emekçisinin ve diğer sınıfın bir parçası olan proletaryanın ayaklarına basmadığı yaklaşımı yanlıştır ve bugün de yarın da burjuva üretimin artırılması için bir üreten sınıfa ihtiyacı vardır. İşte o sınıfın objektif şartlarını subjektif konuma yükseltme görevi önümüzde durmaktadır.
"Bugün uluslararası değil, ulusal çıkış önemlidir. Özellikle önemli yön de budur. Sigortalı çalışan merkezi işyerleri ve sigortasız, düşük ücretle ve uzun süre çalışan işçiler. Sanal olarak çalışan işçi sınıfı pek gerçekci gelmiyor."
Geliştirilen yeni teknolojik yapılanma, sermaye sınıfının çıkarlarını ön plana çıkaran, aşırı üretimin yapılması ve buna paralel olarak, artırılan kârın paylaşımında sadece kendi özel mülkiyetlerini daha da sağlama almak, yeni kârlı yatırımlar yapmak için kullanmaktadırlar. Sermaye sınıfı için teknolojik gelişme demek kârla eşdeğer bir gelişme olarak anlaşılmalıdır. Kârın olmadığı bir gelişme gelişme değildir. Biz de sınıf olarak bu gelişmeyi kendi çıkarlarımız hattında, birlikte bir mevzilenme yaparak, kendi sınıfımızın çıkarlarına sunmak durumundayız.
Teknolojinin kullanımı, insan hayatını kolaylaştıracağına, onun üzerindeki denetimin sınıftan yana olmadığı şartlarda, gelişmenin sadece ne kadar kâr sağlayacağı üzerinedir. Yoksa insanın hayatını kolaylaştırmış olması bir anlam ifade etmediği bu anlamda ezilen çoğunluk için sadece "ücret" alabiliyorsa onunla yetinmelidir. İşçi sınıfının yüzyıllık bir süreçte kazandığı sekiz saatlik iş günü, teknolojinin gelişmesiyle 6 saat ya da daha aşağıya indirilebilirdi. Burada bir şey açıkça görülmekte, gerek kapitalist burjuva düzen olsun, gerekse sermaye sınıfı olsun, bugünkü teknolojik gelişmeleri ve çalışma yaşamını kendi üretim tarzına göre yapmakta, sınıfın daha yoksullaştırılması ve daha fazla çalıştırılmasının imkanlarını yaratmak, onu kuralsızlaştırmak istemektedir.
Yabancı sendikacı; "devletin bugün bir dizi üretim alanından çekilmesi ile birlikte, sosyal devlete vergilerin düşmesine devletin küçülmesine, onun sadece hizmet sektörünü idare etmesine götürmüştür. Böylece sosyal devletten belirli tekel sermayesine geçmiştir. Onlar teknolojiyi geliştirirken, daha fazla işgücünden nasıl kaçacağının hesabını yapmaktadır."
"Sendikal kesim geniş düşünüp bütün alanı eline alabilecek bir yapılanmaya gitmelidir. İşsizlik Fransa'da %10; politik bakımdan burada sosyaldemokrat bir hükümet işbaşında. Bunlar işsizliğe karşı propagandayı ön plana almışlardı. İşsizler de bu toplumda kendi yaşamlarını devam ettirmek durumundadır. Getirilen çözümler çözüm olmaktan uzaktı, kısmi mücadelelerle bugün kısmi haklar alınabildi. Bunlar yeterli değildi ve çözüme götüremez. Bu anlamda artık bu işsizler kendi mücadelelerini kendi ellerine almalıdır."
Bir konuşmacı "tekonolojinin gelişmesiyle birlikte sınıfa dayatılan esnek üretim ve taşeronlaştırma vb. saldırıların bugün ulaştığı boyut ve günümüzdeki mücadele boyutunu iyi değerlendirmek gerektiğini vurguladı. Bugün bulunduğumuz hattın genel portresini burada salonda görmekteyiz. Bu durumumuzu nasıl daha ileriye götürmeliyiz? İşte çizilen portre bizi mücadele hattında daha ileriye götürecek.
"İşyerlerinde bugünün acil önlemi grev ve mücadele komiteleridir. Onların işlevini anlattı ve sınıfa ihanetin adı olan sendika bürokrasisinin önünü tıkamanın adı ve adresi budur." dedi.
Biri "ara yapılanmalar ve bölgesel yapılanmalar"dan bahsetti. Ona göre çözüm değildi, ancak aynı mücadele hattını birlikte hareket ettirmek lazımdı.
Büro işçisi için örgütlemedeki sıkıntılar ve varolan örgütlülükler hakkında bilgi verdi. Bu alanda KESK'te örgütlü BürOĞSen bulunmakta. TMMO'sı sendikal olarak örgütlü olmasa da, aralarında karar aldıkları bir yapıdır. Bu alandaki sendikal örgütlülükte sıkıntılar var. Onların bilgi düzeyinin yüksek olması ve işverenin yakınında olmaları bu anlamda işçiyi korkutmaktadır. Diğer bir başka alanda ise şu anki sendika bürokrasisinide rahatsız etmekte. Onlar örgütlü bulundukları işlerlerinde kafa emekçilerinin sendika bürokrasisini yerinden edecek diye korkmaktadırlar, bu onları tedirgin etmektedir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte artan bu "kafa emekçisi" örgütlü planda işçiyi geçtiği yerlerde, işçi artık sendikayı kaybetme durumuna düşmüş olmakta, bu da sendikalı işçi açısından tehlike arzetmektedir. "Kafa emekçisi" bu sefer "kol emekçisine" "daha önce bizi kabul etmiyordunuz, ne zaman sendikal hakkınız tehkikeye düştü, ondan sonra bize geldiniz"der. Burada bizce kafa ve kol emekçisinin aynı işkolunda örgütlenmesi ve gerek işverene karşı mücadelede ve gerekse kapitalist yönetime karşı mücadelede birlikte hareketinden yanayız.
"İşveren, hizmetliler tabakasını sınıfın bir parçası olarak düşünmemekte. Ortak örgütlenmede bu anlamda zorluklar yaşanmaktadır. Hizmetli esnek çalışmak eğilimindedir. Çalışmalarını işverenin isteğine cevap verecek şekilde yönlendirmektedir. İşte 20 saniyede telefona cevap vermeyen kişi kötüdür, o telefona bu süreden önce cevap vermelidir. Saf meslek örgütlülükleri yeterli değildir, diğer örgütlülüklerde de çalışmak şarttır. Bütünlük sağlanmalıdır."
"Hizmetliyle işçi arasında sendikal anlamda çok uçurum vardır."
"Sendikalı olanlar için gerekli olan üyeliklerinin devam etmesidir. Mesai sorununda, işverene sendikalardan" hayır biz mesai yapmak istemiyoruz şayet fazla üretim yapmak istiyorsan yeni işçi almalısın," yönünde baskı yapmalıdır."
Organize Sanayi Bölgeleri üzerinde duruldu. Oralarda yüzlerce işçi çalışmakta. Bu çalışanlar nasıl bir örgütlülükte buluşturulur? vs. gibi sorulara burada konuşanlar bence doğru yaklaşımda bulundular.
"OS bölgelerinde yeni bir sendikal model geliştirilmelidir."
"Yeni teknolojik gelişimle birlikte işgücünün örgütlenmesi yeni boyut kazanmıştır. Esnek sermayenin enternasyonalleşmesini görüyoruz. Bu dönemde devlet adamlarının bir politikası yoktur. Sermaye bizzat kendisi bir politika üretmiştir."
"Teknik elemanlar bürosu asil 190 kişi bunların 150'si sendikaya üye oldu. Büro emekçisi için sendikalaşma veya sendikalaşmama konusudur."
"Binlerce kişinin çalıştığı büyük tekelleri düşünelim, işte OSB'leri böyle. Meslek dalları ayrı olmasına karşın, çalışma ve ücret koşulları ve tüm diğer koşullar buralarda aynı, yasalar burada örgütlülüğün koşullarını işverenler açısından bakıldığında kolaylaştırmış, ama işçiler açısından çok zor koşullar dayatılmış durumda. İşte buralarda çalışanlar için bir örgütlenme modeli geliştirilmelidir, bunlar bir büyük fabrikanın çeşitli atölyelerinde çalışanlar olarak düşünülebilir. Buradaki koşulları bir şekilde sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanmak durumundayız. Buradaki üretim de taşeronlaştırılmış durumda ve ana fabrikaya fason üretim yapılmaktadır."
"OSB'leri işverenleri ortak bir yönetim belirlemiştir. Burada çalışanlar aynı ücret almalarına karşın kimse kimsenin ücretini bilmez, bir işyerinde çalışan o alanda bulunan diğer işyerinde artık çalışamaz. Serbest bölgelere kurulu bulunan işyerlerinin gelişmesi de yeni boyut kazanmaktadır. Buralarda sendika kurabilirsiniz, ancak toplu-sözleşme ve grev hakkınız yoktur. Bu da kağıt üzerinde bir işlemden başka bir şey değildir."
"Nitelikli işgücünün işsizleştirilmesi, yedek-işgücünü kalifiyeleştirmiştir. Bugün en önemli sorunlardan biri iş güvencesi, iş sağlığı, yasal çalışma yasalarına uygunluk, sigortalı çalışma olarak kendini göstermekte. Bu anlamda mücadelenin temel talepleri uğruna mücadelede birleşmek gerekir."
Ara ve bölgesel örgütlülük modeli üzerinde duranlar bu konuda bu modelin organize sanayii bölgelerinde uygulanacağını belirttiler.
"Esnek üretim çerçevesinde ücretsiz izin Almanya'da da uygulanmakta buna karşı mücadele yöntemleri geliştirmekteyiz. Üretimin yapılmadığı günlerin yerine telafi üretimi dayatılmakta, üretim olduğunda bu boşluğun doldurulması ve buna ek bir ücret ödenmemektedir. Bürokrat konumdaki müdür ve şeflerin alanları daratılmakta, eskiden ödenen fahiş ücret artık düşürülmektedir. Onların bir bölümünde de yoksullaşma görülmekte, işçi sınıfına yaklaşmaktadırlar. Artık taşeronlaşmaya karşı koyuş kendini her alanda hissettirmekte."
"Günümüzde sendikalar pasif kalmıştır. En iyi makineye sahip olursan maliyeti düşürürsün, o zaman işyerinin üretimini artırır ve daha fazla üretim yapmasını sağlarız. Ancak bu fazla üretim sendikalarca pazarlık konusu edilmediği gibi ücretler düşürülmektedir. Sendikalar şovenist bir tutum içine girmiştir. İşçiye ne kadar ucuz çalıştırırsak o kadar iyidir diyen işverenle aynı tutumu benimsemektedir. İşçinin temsilcisi değil, artık işverenin temsilcisi durumuna gelmişlerdir."
"Eskiden Ford esnek üretim değil, pasif üretim yapıyordu. Bu anlamda da pasif işçi lazımdı, şimdi aktif işçiye ve eğitimli kalifiye işçiye ihtiyaç var. Kalite ve değişen iş temposu bağlamında, eğitimli ve kaliteli işçi talebi son yıllarda arttı. Bu alanda örgütlülük artı. Buna rağmen bu esnek üretimin bir zayıf halkası vardır. Bu halka direnmenin yönünü işçi için hak alma yönü olması için mücadele etmeyi belirler."
"Sendikalar klasik ücret sendikacılığından uzaklaşmalı, işgüvencesi ve iş süresinin kısaltılması taleplerini dile getirmeli. Sınıf sendikacılığı yerine sendikalar kapitalizme yardımcı kalmaya devam ettikçe işçi sınıfının yaşam koşullarına burjuvazi saldırılacaktır."
"Esnek üretim için gelen deneyimlerin değerlendirilmesi gerekir."
"İşçilerin garanti altına alınmış bir gelirleri yok. Sosyal güvenlik, prim durumu, yıllık izin, hafta sonu tatili, SSK primleri düşecektir, işçiler arasında iş-rekabeti yaşanacaktır. Emekli olmak için gerekli gün ve saate ulaşılamayacak ve mezarda emekli olunacaktır. Hafta sonu ve tatil günleri için prim ödemeyeceklerdir. Ücretler daha da düşürülecektir. Fazla çalışma daha da genelleştirilecektir. Ücretsiz izinler genelleştirilecek vb. durumlar esnek üretimin sonuçları olarak ortaya çıkmakta."

3.11.1998
Zafer