1-6 ARALIK "EROZYONLA MÜCADELE HAFTASI"...

SİSTEM İÇERİSİNDE YER ALARAK, SİSTEM İLE BİRLİKTE
ÇEVREYİ KORUMA MÜCADELESİ SÜRDÜRÜLEMEZ!..

TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) Vakfı'nın her yıl 1-6 Aralık tarihleri arasında düzenlediği "Erozyonla Mücadele Haftası" etkinlikleri geçtiğimiz günlerde yapıldı.
"Erozyonla Tepebaşı'ndaki TÜYAP Sergi Sarayı önünden başlayan yürüyüş, İstiklal Caddesi boyunca devam ederek, Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bırakılması ile sona erdi.
Gazete haberlerine göre yürüyüşe, Çevre Bakanı İmren Aykut, TEMA başkanı ve çalışanları, çeşitli okullardan gelen öğrenciler katıldı.
Yürüyüşün ardından TEMA Vakfı tarafından, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde bir tören düzenlendi. Düzenlenen törene cumbaba Demirel de katıldı. Törende Demirel "Erozyonla mücadele ordularının başkomutanı"!! olarak sunuldu.
"Başkomutan" olarak sunulan Demirel, aşka gelmiş olacak ki! yaptığı konuşmada: "Şehit kanıyla sulanan topraklar akıp gitmesin, insanlar fukaralığın cenderesinde ezilmesin" (2.12.98 Cumhuriyet) demiş. Ayrıca Demirel "Erozyonla mücadele hareketinin milli bir hareket olduğunu, TEMA'nın başlattığı mücadelenin bir destan haline geldiğini" söylemiş.
Törende ayrıca çevreyi katletme bakanı, pardon Çevre Bakanı İmren Aykut'da bir konuşma yapmış. Çevreden bihaber bakan: "Toprak, en önemli ve kutsal varlıktır" şeklinde veciz bir cümle sarfetmiş.
"Erozyonla Mücadele Haftası" etkinlikleri çerçevesinde, diğer şehirlerde de yürüyüşler, toplantılar, paneller yapıldı. Düzenlenen etkinliklerde TEMA Vakfının kullandığı ana şiar Atatürk'ün "Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez" sözüdür.
Bir yanda erozyon başta olmak üzere, çevre alanında yaşanılan tahribata karşı mücadele verdiğini söyleyenler, öbür yanda çevre alanında yaşanılan tahribatın sorumlusu olan, bu düzenin çıkarlarını koruyan siyasiler, birlikte çevreci kesiliyorlar. Çevre alanında yaşanılan tahribata sorumluluğu olanların çevreci kesilmesi sahtekârlıktır, ikiyüzlülüktür.
Ülkemizde doğal yaşamın temel dayanağı olan ormanlar ve yeşil örtü, daha fazla kâr uğruna yokedilmektedir. Ormanların yokedilmesinin en temel sebebi bizzat Demirel'in başında bulunduğu devletin kendisidir. Bu devletin çıkardığı yasalar sonucu yok olan orman alanlarının miktarı, yangınlar sonucu yokolan orman alanları miktarının üç katıdır.
Ülkemizde sanayi sitelerinin, fabrikaların, yolların, yerleşim alanlarının verimli topraklar üzerinde kurulmasına izin veren, bu devlet ve bu devletin kurumlarıdır.
Türkiye'de her yıl Kıbrıs adasının yüzeyini 5 cm kaplayacak kadar verimli toprak, su ve rüzgar etkisiyle aşınmakta, aşınan toprak nehirlere ve denizlere akmaktadır. Böylece toprak bir daha geri gelmemek üzere yokolmaktadır.
Erozyon sonucu yaşanan çölleşmenin, doğanın katledilmesinin esas sorumlusu, daha fazla kâr uğruna çevreyi talan eden kapitalist sömürü sistemi ve temel amacı bu sistemin çıkarlarını korumak ve kollamak olan, çarkın sorunsuz bir şekilde dönmesini sağlamak isteyen, bunun için gerekli yasaları çıkaran, denetleyen devletin kendisidir.
Esas suçlu ve sorumlu olanların çevreci görünmesi, bu bağlamda olduğu gibi düzenlenen etkinliklere katılması sahtedir.
TEMA Vakfı erozyon bağlamında, çevre sorununun bilince çıkması, insanların bilgilendirilerek uyarılması alanında başarılı çalışmalar yapmaktadır. Bizler bu alanda TEMA Vakfı'nın yaptığı işleri küçümsemiyoruz. Fakat TEMA gibi çevre kuruluşları çevre alanında yaşanılan tahribatın esas nedenlerinin ne olduğu konusunda, bu tahribata son vermenin yolunun ne olduğu konusunda, çareyi sistem içerisinde aramaktadırlar.
TEMA gibi örgütlerin sorunu sistemden bağımsız ele almaları, sorunu sadece kötü niyetli insanlara bağlamaları karakterleri gereğidir. Burjuva olanların, sistem içerisinde yer alıp, sistemin parçası olanların, mücadelesi de bu kadar olur.
TEMA Vakfı'nın yaptığı çalışmalar yanında, bu niteliğinin de kavranması, bu temelde yürütülecek çevre mücadelesinin geleceğinin olmayacağı bilinmelidir.
Ormanları ve bitki örtüsünü yok ederek erozyona ve çölleşmeye yolaçan, bu kapitalist düzendir. Bu nedenle erozyona ve bunun sonucu olarak gerçekleşen çölleşmeye karşı verilecek mücadele, bu düzeni hedeflemelidir.
Toprakların geri gelmemek üzere akıp gitmesini istemiyorsak, ülkemizin erozyon sonucu hızla çölleşmesini istemiyorsak, gelecek kuşaklara üzerinde yaşanabilir bir çevre bırakmak istiyorsak, kısaca bu gidişe son vermek istiyorsak, devrimden başka çare yoktur.
* Akıp giden toprakları durdurmak için, Türkiye'nin çöl olmaması için devrim gereklidir!

9.12.1998