TİKB-BOLŞEVİK'İN
TÜZÜK ANLAYIŞSIZLIĞI
Proleter Devrimci Duruş adlı gazetenin 4. sayısında (20 Ağustos
1998) TİKB-Bolşevik'in (TİKB-B) yazısında, bir yandan, içinden çıkmış
olduğu TİKB'nın tüzük üzerine anlayışının ve uygulamalarının bir
muhasebesi yapılırken, diğer yandan kendi tüzük anlayışını alternatif
olarak ortaya konmaktadır.
Tüzük konusunun Marksizm-Leninizm adına hareket eden örgütlerin
tümünde sık sık ideolojik sorunların ve tartışmaların önemli bir
alanı, temelden farklı anlayışların çatıştığı bir alan, hatta yer
yer bölünmelerin çıkış noktası ve nedeni olması tesadüfi değildir.
Çünkü tüzük ilan edilen amaca nasıl, hangi araçlarla ve hangi işleyiş
kuralları ile varılacağının en açık ve en özlü formüle edildiği
en temel belgedir. Çünkü ilan edilen amaca nasıl, hangi araç ve
işleyiş kuralları ile varılacağının belirlenmediği bir örgütün uzun
süre inandırıcılığı olamaz. Marksist-Leninist bir örgüt, parti,
kurulu sömürü düzenini işçi ve diğer emekçi kitlelerin silahlı devrimine
dayanarak yıkmayı, kurulu düzenin yerine işçilerin ve diğer emekçilerin
yararına yeni ve ileri bir düzeni (devrimci-demokratik ya da sosyalist
düzeni) giderek en ilerde komünist bir düzeni kurmayı amaçlayan
harekettir. Böyle bir amaca sahip olan ve bu yönde hareket eden
her örgüt ve partinin, kurulu düzenin egemenleri tarafından yasaklanması
baskı altında tutulması, üyelerinin ve faaliyetlerinin takibat altında
olması, ona karşı en barbar, zalim bir beyaz terörün uygulanması
kaçınılmazdır. Bunun için, kurulu düzeni yıkmayı amaçlayan bir örgütün,
partinin amacına ulaşmak için siyasal, örgütsel önderliği altında
en geniş işçi ve emekçi kitlesini birleştirmesi, örgütlemesi ve
harekete geçirmesi gereklidir. Yani bir devrim ordusu inşa etmek
zorundadır. Bu türden bir ordunun, başarılı bir savaşım verebilmesi,
örgütlediği birlikleri amacına varmasını kolaylaştıracak bir biçimde
yönlendirmesi, ancak, saflarında çelikten bir disiplin hakimse,
gerekli olan her mücadele döneminde bir tek kişi gibi davranmayı
becerebiliyorsa mümkündür. Fakat kurulu düzeni yıkmayı amaçlayan
böyle bir ordunun irade ve eylem birliği, körü körüne itaatkarlığı
talep eden bir disiplinle değil, ordunun her bireyinin içinde yer
aldığı savaş örgütünün amaçları konusunda ikna olması, onları kavraması
ve gönüllü olarak bu amaçlar uğruna ortak bir iradeyi kabul etmesinden
oluşan bilinçli bir disiplinle yaratılabilir.
Burjuvazinin talep ettiği ve uyguladığı disiplin bilinçli bir disiplin
olamaz. O, üzerlerinde egemenlik kurduğu tüm sınıf ve katmanların
üyelerinden körü körüne, kölece bir itaat talep eder. Zira, ayakta
tutmaya çalıştığı düzen, bilinçlenme ve aydınlanma ile sürdürülemez.
Büyük burjuvazinin egemenliğinden zarar gören, büyük burjuvazi tarafından
ezilen fakat varlığı özel mülkiyete ve meta üretimine, dolayısı
ile kapitalizme dayanan küçük burjuvazi ve onun temsilcileri radikal
bir biçimde çıkarları uğruna siyasal savaşıma atıldığında, bir yandan
kendisi için katlanabilir bir kapitalizm yaratabilmek amacıyla proletaryaya
yanaşır, proletaryanın taleplerine de sahip çıkar bir görüntü yaratır,
yalnızca kendi çıkarları için değil, tüm ezilen halkın, yani proletaryanın
da ortak çıkarları için savaşıyormuş gibi davranır; diğer yandan
ama siyasal programında, örgüt, örgütsel araçlar, örgütsel işleyiş
kuralları ve mücadele biçimleri konusunda sürekli ve sistemli olarak
küçük burjuvazinin çıkarlarına uygun olanları temel alır, onları
öne çıkartır. Küçük burjuvazinin kapitalizmi yıkma iddiası ile kapitalizmi
kendisi için katlanılabilir bir biçimde reforme etme siyasal gerçeği
arasındaki uzlaşmaz çelişki, onun tüm siyasal örgüt ve partilerinde,
proleter tarzda bir bilinçlenmeyi ve komünist bir örgütlülüğü dıştalayan
örgüt yapısı, örgütsel araçlar ve işleyiş kurallarına yansır. Bu
yüzden tüm küçük burjuva örgüt ve partilerin, en radikalleri bile
sürekli ve sistemli olarak bütünlüklü ve tutarlı proleter bir bilinçli
disiplini kabul edemezler. Küçük burjuva partiler, en devrimci olanları
dahi, formel olarak kabul etmeye yanaştıkları komünist örgüt araçlarını,
işleyiş kurallarını, mücadele biçim ve yöntemlerini içini boşaltarak,
sakatlayarak savunur ve uygulalarlar. Tüm küçük burjuva partilerin
tarihi bu tezin doğruluğunu gösterir.
Bu tezimizin doğruluğunu, TİKB-B'nin eleştirdiği ve kendisinin de
içinden çıktığı TİKB'nin tarihinde sınayabiliriz. Bu sınamada, biz
yeni ek gerekçeler vermeyi gerekli görmüyoruz. Yalnızca TİKB'B'nin
ortaya koyduğu değerlendirmeler bile tezimizin doğruluğunu kanıtlamak
için yeterlidir. "Tüzük Anlayışı Üzerine" başlıklı yazısında
TİKB'B, önceli TİKB hakkında şu temel değerlendirmeleri yapmaktadır:
"Bilindiği gibi TİKB, '79 öncesi THKO ile birleşmeden öne,
"Aktan İnce Grubu" olarak adlandırılan küçük burjuva bir
gruptu." (Proleter Devrimci Duruş, sayı 4, sayfa 22)
"TİKB, '79'dan itibaren ideolojik-siyasi-örgütsel hat olarak
küçük burjuva devrimciliğinden ML bir çizgiye sıçramış ve son yıllara
kadar ML hatta yürümesini bilmiştir." (ag. dergi, s. 22)
THKO ile birleşmeden önce "küçük burjuva bir grup", kendini
örgüt olarak ilan ettiği 1979'dan itibaren "küçük burjuva devrimciliğinden
ML bir çizgiye sıçramış ve son yıllara kadar ML bir hatta yürümesini
bilmiş" olduğu iddia edilen TİKB'nin 1979 sonrası dönemi hakkındaki
değerlendirmelerinde de şunlar yazılmaktadır:
"Örgütümüzün 20 yıllık tarihinde sadece iki konferans olmuştur.
I. Konferans ile II. Konferans arası tam 11 yıldır. İkincisinden
sonra ise 7 yıl geçmiştir. İlk gecikme için 12 Eylül yılları ve
85 operasyonu ile örgütün dışarıda kadrosal olarak kalmadığı gibi
gerekçeler vardır. Bunlar bile 11 yıllık gecikmeyi haklı göstermez.
II. Konferans sonrası ise koşullarla açıklanabilecek herhangi bir
engel söz konusu değildir. Aksine konferans, hatta kongre yapabilmek
için durum her açıdan elverişlidir. Buna rağmen yine yıllarca yapılmadığı
biliniyor." (ag. dergi s. 23-24)
"Örgütün en alt birimi olan bir hücrenin bile en az üç kişiden
oluşması gerektiği halde MK'nın iki kişiyle, yani bir hücre özelliğini
dahi taşımadan örgütü yıllarca nasıl yönettiği de... Öyle ki herhangi
bir anlaşmazlığa düşüldüğünde oylamaya gidecek bir durum mümkün
değildir." (agd. s. 24)
"İki kişilik MK'nın ideolojik/siyasi görevlerini de yerine
getirmediğini biliyoruz. Örgütümüzün 20 yıl öncesine dayalı programatik
görüşlerini derinleştirme yönünde ciddi bir adım atılmamıştır. Sınırlı
sayıda çıkan 'teorik yayın organı'nda yer alan yazılar genel ve
soyuttur. II. Konferanstan bu yana programatik derinleşme görevini
üstlenmelerine karşın bugüne kadar bu yönde geliştirilen hiç bir
ürün yoktur.
Sonuç olarak iki kişilik MK iki konferans arası ideolojik/siyasi/örgütsel
olarak örgütü yönetme görevini yerine getirmediği gibi, son yıllarda
iyice kan kaybeden örgütü parçalayarak ve küçük burjuva bir yapıya
evrilterek TİKB'ye yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmıştır."
(agd., s. 24)
"Demokratik merkeziyetçilik ilkesinin nasıl tamamen rafa kaldırıldığını
en iyi son üç-dört yıllık süreçte görebiliriz.
Birincisi, örgüt içi demokrasinin en geniş ve en üst düzeyden yaşanacağı
kongre konferans yıllarca yapılmayarak bu ilke çiğnenmiştir. Kongre
ve konferansların MK'nın üzerinde denetleyici rolü tümden yok edilmiştir.
MK'nın örgüte hesap verme sorumluluğunu duyacağı mekanizma kalmamıştır.
İkincisi, üye yapmayarak, üyelik haklarından yararlanma ve örgütü
denetleme hakkı tüm yoldaşların elinden alınmıştır. Aynı mantık
isimsiz komiteler için de geçerlidir. İki ikişilik MK anlayışında
kendi dışında herkes için sadece görev ve sorumluluk vardır. Hakları
tanımaz, kullanılmasına izin vermez, kullananları ise 'kara liste'ye
geçirir.
Üçüncüsü, örgüt içi demokrasinin bir gereği olarak gerek örgütsel,
hatta, gerekse politik/taktiksel belirlemelerde farklı görüşlere
sahip olmayı 'hizip'le bir görür." (agd. s. 25)
"Örgütün hatalarına karşı yaklaşımının tek tek bireylerin yaklaşımını
da belirlediğini ve bir bütün olarak bu konuda son derece olumsuz
bir örnek sergilendiğini biliyoruz." (agd. s. 26)
"Bizde üstün altı, altın üstü denetiminde ciddi eksikler yaşanmıştır.
Özellikle altın üstü denetlenmesi neredeyse yok gibidir." (agd.
s. 27)
Burada, TİKB-B'nin önceli olduğu TİKB'nin yirmi yıllık geçmişi hakkında,
M-L ile örgüt olmanın minimal kıstaslarına uygun bir örgütsel yapısının
ve örgütsel yaşamının olup olmadığını özellikle gösteren temel eleştirileri
sıraladık. Mümkün olduğunca TİKB-B'nin eleştiriye tabi tuttuğu örgüt
hakkındaki değerlendirmeleri uzun olarak aktardık. Böylece okuyucu
TİKB ve onun iç yaşamı, örgütsel yapısı hakkında bir tablo çıkartabilmek
için yeterli bilgi sahibi olsun diye. İlgi duyan sözkonusu "Tüzük
Anlayışı Üzerine" başlıklı yazıyı alıp okuyabilir. O zaman
tam bir tablo çıkartılabilecektir. Fakat burada aktardıklarımız
bile TİKB'nin ideolojik önderlik görevini yerine getirmeyen, programatik
görüşlerini derinleştirme yönünde ciddi bir adım atmayan, örgüt
yönetiminin örgütün kollektif iradesine çoğunluğuna dayanmayan,
11 yıl gibi bir süre konferans yapmamış, 20 yıllık tarihinde ancak
iki konferans gerçekleştiren, iki kongre/konferans arasında örgütü
yönetmekle görevli en üst organın bile, bir parti hücresinin minimal
örgütsel bileşim kuralını yerine getirmediği, örgüt için aktif olarak
çalışanların dahi üye olarak örgüte alınmadığı, alttan üste denetimin
neredeyse yok olduğu... bürokratik yapıya sahip bir örgüt olduğunu
çok açık bir biçimde göstermektedir. Tüm bu kendisinin saydığı olgulara
rağmen TİKB-B, kendi içinden çıktığı TİKB'yi, kendisinin ayrılık
dönemine kadar hata ve eksiklikleri olan "Marksist-Leninist
bir örgüt" olarak değerlendirebilmektedir. Marksist-Leninist
bir örgüt olmanın minimal kıstaslarını bile uygulamayan, sonuç itibariyle
içerisinde bilinçli bir proleter disiplinin değil de, bürokratik
bir küçük burjuva disiplininin hakim olduğu örgütsel yapıyı "Marksist-Leninist
bir örgüt" olarak değerlendirmek, ancak kendisinin de "Marksist-Leninist
bir örgüt" konusunda temelden yanlış bir yaklaşıma sahip olanların
yapabileceği bir şeydir.
TİKB-B'nin içinden çıktığı TİKB'nin 20 yıllık geçmişini tüm eleştirilerine
rağmen Marksist-Leninist olarak değerlendirmesinin temel nedeni
tam da, eleştirisini ML bir temele ve ML bir örgütün işleyiş kurallarına
dayanarak yapmamasında yatmaktadır. TİKB-B TİKB'yi ancak, TİKB'nin
bürokratik yapısının kendisine yöneldiği ölçüde ve çerçevede eleştirmekte
ve bu sınırlar içerisinde kendi alternatif anlayışını formüle etmektedir.
Bu tarzı esas alan bir kopuş, içinden çıktığı yapının eleştirdiği
yanlarını bağrında taşıyacaktır ve süreç içinde bugün eleştirdiği
şeyleri kendi pratiğinde sergileyecektir. Bu bir kehanet değil aynı
anlayışların aynı sonuçları doğuracağının bilinmesidir.
ELEŞTİRİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE MARKSİST-LENİNİST ANLAYIŞ
Marksist-Lenirist bir örgütte, örgütsel işlerliğin dayanağı olan
demokratik merkeziyetçiliğin gerçekten kavranılıp kavranılmadığının
ve doğru bir biçimde uygulanıp uygulanmadığının en temel kıstaslarından
birisi, eleştiri özgürlüğü ile eylem birliği arasındaki ilişkinin
nasıl kurulduğudur. Bu konuda TİKB-B şunu savunmaktadır:
"Kuşkusuz çoğunluk kararı her zaman doğru olduğu anlamına gelmez.
Azınlıkta kalan görüş düşüncelerinin mücadelesini yine demokratik-merkeziyetçilik
ilkesi çerçevesinde sürdürür. Kendi organında ve bir üst organda
bunları ifade eder. Kongre, konferans gibi örgütün meşru platformlarına
taşıyabilir. 'Azınlığın çoğunluk olma hakkı'nı bu biçimlerde yaşama
geçirme olanağına sahiptir. Burada altı çizilmesi gereken nokta,
görüş farklılıklarını alt organlara ve örgüt dışına taşırmama ve
alınan kararları yanlış da bulsa faaliyetlerini bu kararlar doğrultusunda
sürdürmektir. Aksi bir tutum "disiplin suçu" kapsamında
değerlendirilir.
Özcesi, örgüt içi demokrasi, karar öncesi görüşlerini ifade etme,
bunları kendi organında ve örgütün meşru platformlarında savunabilme
hakkıdır." (agd., s. 25, altı çizilen yerler orjinal belgedendir)
Görüldüğü gibi TİKB-B'nin demokratik merkeziyetçilik anlayışı, bu
anlayışın uygulandığı en temel alanlardan birisi olan eleştiri özgürlüğü
ile disiplin arasındaki bağın kurulmasında, karar alınmadan önce
ve sonra kararla hemfikir olmayanların görüşlerini yalnızca, kendi
örgütlü oldukları organda ve üst organda (kongre, konferans vb.)
savunabilme hakkı ile sınırlıdır. Aynı örgütün diğer organlarının
ve örgütlü üyelerinin, üstelik bunlar alt organlarda ise bu görüş
ayrılıklarını öğrenme, bunlar hakkında görüşlerini ortaya koyma,
ideolojik mücadeleye katılma hakları yoktur. Bu anlayışın doğal
bir sonucu olarak tartışma platformu süreci de çok dar bir alanla
sınırlı tutulmuştur.
Görüş ayrılıklarını öğrenme hakkının olmadığı ve kesinlikle bilgilendirilmeyecek
olan bir başka kitle ise, sözkonusu örgüte sempati duysa da, örgütün
üyesi olmayan geniş kitlesi ve devrimci kamuoyudur. Görüş ayrılıklarının
örgütün çevresindeki kitleye ve devrimci kamuoyuna (yani dış diye
tanımlanan her iki çevreye) açılmaması, hatta örgütlü üyelerin çoğunluğuna
bile açılmaması anlayışı, yalnız ülkemizde ML adına faaliyet yürüten
örgüt ve partilerin değil, tüm dünya da ML adına faaliyet yürüten
parti ve örgütlerin ezici çoğunluğunun, özellikle de açık revizyonist
ve oportünist örgütlerin savunduğu bir anlayıştır. Bu anlayış yine
uluslararası komünist hareket içerisine özellikle, Sovyetler Birliği
Komünist Partisi'nin 1956 yılında revizyonistler tarafından tümü
ile ele geçirilmesi ile birlikte sokulan ve kabul ettirilen revizyonist,
bürokratik merkeziyetçi bir anlayıştır. Başta da belirttiğimiz gibi,
revizyonistler, parti üyelerinin ve dışardaki işçi ve emekçi kitlelerin
görüş ayrılıkları konusunda bilinçlenmesini ve bilinçli tavır takınmasını
istemezler. Bunlardan öcü gibi korkarlar. Bu yüzden, görüş ayrılıkları
konusunda partinin tamamının ve devrimci kamuoyunun görüş ayrılıkları
konusunda bilgilendirilmesini her imkanı kullanarak engellemeye
çalışırlar, çalışmışlardır. Hatta kendi, kapalı kapılar arkasından
ideolojik mücadele yöntemlerini Marksist-Leninist ilke diye yutturmak
için, uluslararası komünist hareketin 1957-1960 ortak deklerasyonlarına
bile kabul ettirmişlerdir. Bir dönem revizyonizme karşı bir dizi
önemli hatayıda barındırsa mücadele yürüten Çin Komünist Partisi,
Arnavutluk Emek Partisi gibi partiler bile bu revizyonist ilkeyi
ML ilke diye kabul edip üzerlenmişlerdir.
Hem ülkemizde, hem de dünyada ML adına hareket eden örgüt ve partilerin
ezici çoğunluğunun parti içi demokrasi, görüş ayrılıklarının tartışılması
konusunda yanlış, revizyonist bir tez savunmaları, yalnızca bu noktada
revizyonist zehirin ne ölçüde etkili olduğunu göstermektedir. Bu
revizyonist yöntem kendisini her dönem içlerinde birçok problem
olmasına rağmen dimdik kaya gibi ayaktayız, sahte görünüşlerde de
göstermektedir
TİKB-B, demokratik merkeziyetçilik hakkında yanlış bir anlayışa
sahip olduğu için, bu ilkenin en önemli bileşenlerinden birisi olan
eleştiri özgürlüğü-eylem birliği, demokrasi ve disiplin konusunda
da tamamen yanlış bir anlayış savunmaktadır.
Bize düşen görev, bu noktada ML anlayışı bir kez daha yanlış anlayışın
karşısına çıkartmaktır. Marksist-Leninistler, gerçek Bolşevikler
bu noktalardaki anlayışlarını bütünlük içerisinde ortaya koymuşlardır.
TİKB-B'nin savunduğu bürokratik anlayış karşısına gerçek bolşevik
anlayışı koymak, aradaki ayrım çizgilerini göstermesi açısından
önemlidir.
Bolşevikler, bir çok broşür ve yazının yanısıra "Bolşevik Parti
İnşa Öğretisi Üzerine..." başlıklı kitapta çizgilerini ortaya
koymuşlardır.
20 Aralık 1998
Dönüşüm Yayınları tarafından yayınlanan "BOLŞEVİK PARTİ İNŞA ÖĞRETİSİ ÜZERİNE" (H. Yeşil) adlı kitaptan konuya ilişkin bazı bölümler:
...
Demokratik Merkeziyetçiliğin demokrasi yönü, öncelikle parti içinde
görüş ayrılıkları üzerine serbestçe tartışılması; ideolojik mücadelenin
yürütülmesi; parti içinde ilkesel konulardaki görüş ayrılıklarının
(kuşkusuz yalnızca ilkesel konularda olanların değil ve fakat ilkesel
konuda olanların mutlaka) bunların sunuş biçimi ve zamanı, somut
şartlara bağlı olarak, kamuoyuna da yansıtılması; partinin ve partiyi
destekleyenlerin ve devrimci kamuoyunun parti içinde görüş ayrılıklarının
durumunu yazılı belgeler üzerinden bilmesi, denetleyebilmesi, partiyi
kontrol edebilmesi ve ideolojik mücadeleye katılabilmesi, bilinçli
olarak müdahale etme imkanına sahip olması anlamına gelir.
Parti içinde, parti programı çerçevesinde ve parti kurallarına uygun
olarak yürütülen tartışma ve eleştiri özgürlüğü, demokrasinin gereğidir.
Ancak bu özgürlük, hiçbir şekilde partinin aldığı ve uygulamaya
geçilen bir eylem kararında "eylembirliğini bozma" özgürlüğüne
dönüştürülemez. Eleştiri özgürlüğü, eylembirliğini sabote etmeyecek
şekilde ele alınır.
Bolşeviklerin bu noktada doğru, Marksist-Leninist görüşlere varması
süreç içinde olmuştur. Eleştiri özgürlüğü/eylem birliği ilkesinin
kavranması ve uygulanması bağıntısında, geçmişin kimi bürokratik
merkeziyetçi hata ve sapmalarından kopma, oldukça sert bir ideolojik
mücadele sonucunda gerçekleşmiştir....
...
Marksist-Leninist partilerde doğru olan, yapılmaya çalışılması gerekli
olan uygulama; herhangi önemli tartışmalı bir konuda bir karar almadan
önce, o konuda parti içinde ve dışında, karar alınacak konuda en
geniş tartışmanın yürütülmesi, eleştiri özgürlüğünün sonuna kadar
kullanılması, kararın belli bir anlamda "fikir mücadelesinin
bitip, eleştirinin tükenmesi" sonucunda, yani bütün parti üyelerinin
parti içinde tartışılan konudaki bütün görüş ayrılıklarını incelemesi,
herkesin görüşünün açıkça belirlenmiş olması sonucunda alınması
biçimindeki uygulamadır. Yani önemli konularda karar alınmadan önce,
o konuda bütün görüşlerin ortaya konmuş olduğu ve üzerinde tartışılmış
olduğu bir genel tartışma, tartışma-karar bağıntısında doğru bir
uygulamadır.
Çünkü Marksist-Leninist partiler kararı uygulamak için alırlar.
Alınan bir kararın uygulanması, her parti üyesi için -o alınan kararı
yanlış bile bulSAĞ yükümlülüktür. Bu, Marksist-Leninist partilerde
disiplin ilkelerinin gereğidir. Ama Marksist-Leninist parti, partililerden
körce, kölece bir itaat değil; bilinçli bir disiplin talep eder.
Bilinçli bir disiplin ise, ancak partinin bağrında yürütülen eleştiri
ve fikir mücadelesi üzerinde oluşabilir. Kararların alınmasına,
o karar alınmadan bizzat katılan, görüşlerini bildiren, doğru bulduğu
görüşlerin mücadelesini veren ve kararın parti içindeki bütün görüş
ve eğilimlerin açık mücadelesi sonucunda alındığının bilincinde
olan bir üyenin, o kararı uygulaması kölece bir itaatın değil, bilinçli
bir disiplinin ifadesidir
....
Açıktır ki, alınan kararın uygulanma yükümlülüğü, parti üyelerinin
o karar üzerine eleştiri özgürlüklerini (eylembirliğini bozmadığı
sürece) ortadan kaldırmaz. Karar alındıktan sonra da uygulama yükümlülüğünü
yerine getirenler, aynı zamanda -partinin kuralları çerçevesinde-
eleştiri özgürlüğünü kullanma hakkına sahiptirler. Ancak artık -karar
alınan konuda, karar gerçekten parti içinde, karar öncesinde yürütülen
geniş bir tartışmanın sonucunda alındıysa, gerçekten "fikir
mücadelesi bitip, eleştiri tükenip" alındıySAĞ artık aynı konu
belli bir süre partinin genel tartışma sorunu haline gelmez. (Bu,
tek tek parti üyelerinin, hücrelerinin bu konuda tartışmasını ve
eleştirisini dıştalamaz. Her üye, eleştirisinin bütün partiye tanıtılması
hakkına sahiptir.) Bu anlamda da eleştiri ve tartışma özgürlüğünün
(yalnızca alınan kararı uygulama yükümlülüğünün varlığı anlamında
değil) sınırı, genişliği, karar alınmadan öncesine göre daralmıştır.
İşte bu yüzden, birçok Marksist-Leninist partinin tüzüğüne, tartışma-karar
bağıntısında, "tartışmanın karar alınana kadar bütünüyle özgür"
olduğu belirtiliyor; karar alındıktan sonrası için ise uygulama
yükümlülüğü vurgulanıyor.
...
Parti kongreleri, Marksist-Leninist partilerin en yüksek organlarıdır.
Parti kongreleri partinin genel çizgisinin belirlendiği; izleyeceği
siyasetin genel hatlarının tespit edildiği, partinin gelecekteki
çalışmasının yönünün tespit edildiği, kısacası öncelikle partinin
genel çizgisini ilgilendiren, belirleyici önemdeki kararların alındığı
esas organdır.
Eğer parti kongrelerinin aldığı kararların bütün diğer parti organları
ve parti üyelerinin tümü için bağlayıcı olduğu bilinirse, bu, doğru
bir biçimde bilince çıkartılırsa, o zaman parti kongrelerinde karar
alınan bir konuda, o parti kongresi öncesinde geniş bir tartışmanın
ve ideolojik mücadelenin parti içinde mutlaka yürütülmüş olması
gerektiği açıkça ortaya çıkar. Parti kongresinin karara bağlayacağı
konular üzerinde fikir mücadelesi ve eleştiri mutlaka bütün partide
kongreler önesinde yürütülmeli; kongre kararlarını, parti içinde
daha önce yürütülmüş fikir mücadelelerinin temelinde almalıdır.
Bir parti kongresinin, parti içinde daha önceden mümkün olan en
geniş tartışmanın yürütülmemiş olduğu bir konuda -özellikle önemli
konularda- bağlayıcı bir karar alması (çok olağanüstü, geniş bir
tartışma yürütülmesinin imkanlarının çok az olduğu, varolan bütün
imkanlar sonuna kadar zorlandığı halde yeterli bir tartışmanın yürütülememiş
olduğu, buna rağmen acil bir karar almak zorunda olunduğu durumlar
dışta tutulursa) yanlıştır.
Kongrenin karar alacağı konularda (özellikle önemli konularda) parti
içinde (ve mümkün olan en geniş çevre içinde) kongre öncesinde en
geniş tartışmanın yürütülmüş olması zorunluluğu; kongrenin aldığı
kararlar üzerine kongre sonrasında da tartışmayı ve kongre sonrasında
kongre kararlarına eleştiri getirme özgürlüğünü dıştalamaz. Ama
artık değişen bir durum da vardır. Kongre öncesi parti için genel
tartışma konusu olan bir takım noktalarda artık "fikir mücadelesi
bitip, eleştiri tükenip, karara varılmış"tır. Bu konularda
artık bütün parti üyeleri bu kararları hayata uygulamakla yükümlüdürler.
Bu kararlar doğrultusunda izlenecek somut siyaseti hayata uygulamakla
yükümlüdürler. Karar alınan konular, artık partinin genel tartışma
konusu olmaktan çıkmıştır. Partinin çizgisinin parçaları haline
gelmiştir. Bu, açıktır ki, karar alınmadan öncekinden değişik bir
durumdur. Kongre ve onun görevlendirdiği yönetici kurumlar, parti
üyelerinden bu kararlara uymasını, hayata uygulamasını talep etmektedir.
Tabii ki bu kararlar, uygulamak için kavratmak amacıyla partiye
sunulacak; bu kararlar üzerine tartışılacaktır. Ve bu tartışma içinde
tabii ki kararları yanlış bulanlar eleştirilerini getireceklerdir.
Ve parti tüzüğü hükümleri çerçevesi içinde, yanlış buldukları bu
kararların değiştirilmesi için mücadele edeceklerdir. Ama artık
partinin bütünü açısından -yeni bir genel tartışma açılmadıkça-
bu konulardaki tartışma, genel açısından, bu konularda yürütülen
ideolojik mücadele temelinde bir karara varmak amacıyla yürütülen
bir tartışmadır. Bu amaç tespiti tabii ki, tek tek yoldaşların eleştirisinin
önüne engel konmak için kullanılamaz.» (sayfa, 38-41-42-43-44)
