EMPERYALİST KORSANLIK!
ABD VE İNGİLTERE IRAK'A YENİDEN SALDIRDI...
16 Aralık'ı, 17 Aralık'a bağlayan gece yarısından bu yana Irak halkının
başına yine bombalar yağıyor. Bu kez, 1991'deki Körfez Savaşı'nın
tersine saldırıyı gerçekleştirenlerin dayandıkları bir Birleşmiş Milletler
kararı vb. de yok. ABD Körfez Savaşı'ndan bu yana, o savaşta "elinden
kaçırdığı" Saddam Hüseyin rejimini devirmeyi ve yerine kendi
çıkarlarına uygun bir yönetim geçirmeyi Irak siyasetinin temel taşlarından
biri yaptı. ABD Saddam Hüseyin rejimini devirmek için her fırsatı
kullanıyor. Bunun için yüzlerce "sivil toplum" örgütü görevlisi
sıfatlı ajan Güney Kürdistan'da faaliyet yürütüyor; bunun için ABD
Güney Kürdistan'da ABD güdümlü Kürt örgütlerini barıştırma toplantıları
düzenliyor; bunun için Irak'a karşı 8 yıldır uygulanan ve Irak halklarına
daha fazla sefalet ve ölüm getiren ambargonun yumuşatılması önerileri
ABD'nin vetosunu yiyor; bunun için Irak'ın içinde ABD yanlısı muhalif
güçlere her türlü yardım yapılıyor; bunun için onlarca ABD savaş gemisi
körfezde konuşlandırılıyor; İncirlikten kalkan uçaklar hergün Irak
semalarında uçup gövde gösterisi yapıyor...
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Körfez Savaşı'nın ertesinde
aldığı, Irak'ın "nükleer, kimyasal, biyolojik silahlarının yok
edilmesi" kararı da, ABD'nin Saddam'ı devirme siyasetinin bir
aracı olarak işlev görüyor. Bu karara uygun olarak kurulan Birleşmiş
Milletler Kontrol Komisyonu (UNSCOM), toplam 340 kişilik bir uzmanlar/müfettişler
heyetiyle yıllardan beri Irak'ta nükleer, kimyasal, biyolojik silah
arıyor. Irak yönetimi bu komisyonu UNSCOM yerine, "US"SCOM,
yani ABD Kontrol Komisyonu olarak adlandırıyor, bir çok komisyon üyesini
ABD adına casusluk yapmakla suçluyor.
ABD, bir kaç kez "Komisyonun çalışmalarını engelledi", "BM
kararlarına harfiyen uymadı" vb. gerekçelerle, Irak'ı bombalamakla
tehdit etti. En son bundan bir ay önce, ABD Başkanı'nın verdiği saldırı
emri, Irak'ın, BM Genel Sekreteri'nin girişimiyle yazdığı "kayıtsız
koşulsuz BM kararlarına uyacağını, komisyonla tam bir işbirliği yapacağını"
açıklayan bir mektup ertesi durduruldu. Fakat ABD bundan böyle hiç
bir görüşme vb. yapmayacağı, Irak'ı pazarlıksız vuracağı tehdidini
yaptı. Yani saldırı yalnızca ertelenmişti. Irak'ın ABD'nin istediğini
yapmaması halinde Irak vurulacaktı.
ABD, bunu söylerken, Irak'a askeri bir müdahelenin, BM kararlarına
dayandığını, yeni bir karara vb. gerek olmadığını savunuyordu. Aslında
BM'in herhangi bir kurumunun, ABD'ye verdiği herhangi bir yetki yok.
ABD, Irak'a saldırısını hiçbir şekilde BM kararlarına vb. dayandıramaz.
Nitekim, İngiltere'nin desteğinde yeni ABD saldırısı başladığında
BM Güvenlik Konseyi toplantı halindeydi. Ne Güvenlik Konseyi'nin,
ne de Güvenlik Konseyi Daimi Komitesi'nin Irak'a askeri müdahale yönünde
aldığı bir karar yoktu. Tersine, Daimi Komite üyelerinden Fransa,
Rusya ve Çin askeri müdahaleye karşı olduklarını açıkça belirtiyorlardı.
Güvenlik Konseyi üyeleri, saldırının başladığından toplantı sırasında
ve sonrasında haberdar oldular. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, toplantı
sonrasında yaptığı açıklamada "Bu Birleşmiş Milletler için acıklı
bir gün" diyor, "Ölüm tehdidi altında olan Irak halkının
ve BM'nin ülkedeki görevlilerinin yanında olduğunu" açıklıyordu.
Kısacası, ABD kendi siyasetini "BM" adına, "BM"'ye
rağmen yürütüyordu. O, bugün dünyanın en büyük silahlı gücü olmanın
kendine verdiği avantajla, kendi kendine dünya jandarmalığı görevini
veriyor, bunun gereklerini yerine getiriyordu!
ABD nin -İngiltere desteğinde- yaptığı bu son saldırıyı, ABD Başkanı
Clinton "ulusa sesleniş" adı altında yaptığı konuşmada,
"Irak'taki Saddam Hüseyin rejiminin BM kararlarına uymadığı"
ve "dünya barışını tehdit ettiği" vb. ile gerekçelendirdi.
Bu gerekçelendirme yüzsüzlüğün dikalasıdır. BM kararlarına ancak işine
geldiği zaman uyan, yoksa kendi kararlarını ona dayatan bir güç, kendisi
ile askeri olarak başetmesi mümkün olmayan bir gücü "BM kararlarına
uymamak"la suçlayıp vuruyor. Olan büyük bir haydutun, kendisinin
her dediğini yapmayan ve geçmişte kendine diklenme cüretini gösteren
bir küçük haydutu cezalandırmasından başka bir şey değildir. "Dünya
barışı"nı korumak adına hareket eden ABD, gerçekte dünya barışının
başbelalarından birisidir! Saddam dünya barışı açısından bir bela
ise, ABD bin beladır. Güç dengeleri böyledir!
Clinton "ulusa sesleniş"inde aynı zamanda ABD'nin esas niyetinin
ne olduğunu da "Ortadoğu'da gerçek barış, ancak Saddam Hüseyin
yönetiminin devrilmesi, yerine demokratik, insan haklarına saygılı
bir yönetimin gelmesi ile mümkün olacaktır. ABD bunun için Irak'daki
demokratik muhalefete her türlü desteği vermektedir ve verecektir"
sözleriyle bir kez daha vurguladı. Esas dert, Saddam rejimini devirmek...
ABD askeri gücü iyice çökertilen Saddam rejiminin yaşayamayacağı görüşünde.
Bu kez saldırılarda, eğer yine bizzat Saddamin kendisinin öldürülmesi
becerilemezse, en azından Saddam'ın andaki askeri gücünün iyice zayıflatılması
ve muhalefetin "demokratik" (siz ABD yanlısı okuyun!) ayaklanmasının
önü açılmak isteniyor. ABD, Güney Kürdistan'daki güçlerini zaten geçen
aylar içinde Barzani ve Talabani'yi "barıştırarak" düzenledi.
Tabii bu arada, saldırının zamanlamasının ABD iç siyaseti ile de bağı
var. Başkan Clinton saldırı emrini tam da Temsilciler Meclisi'nde
kendisinin başkanlıktan azledilip azledilmeyeceği sorununun tartışılacağı
gün verdi. Ve "ulusal çıkarlar" gereği(!!!) bu tartışma
ertelendi. Öyle ya, savaşın ortasında başkomutan değiştirilemezdi!
Yani Irak halklarının kafasına yağan bombaların bugün yağmasının,
başkan beyin seks hayatı ile de bağı var. Clinton'un hesabı,"kararlı
bir başkan" olarak, Temsilciler Meclisi'nde yapılacak oylamayı
kendi lehine etkilemek.
ABD bunun dışında, bu saldırıyla, dünya hegemonyası dalaşındaki rakiplerine
de, kimin gerçek patron olduğunu göstermek istiyor. O bugün, Rusya,
Çin ve Fransa'nın açık muhalefetine, Almanya'nın "barışçı çözüm"
gevelemelerine rağmen, Irak'a saldırarak, "ben istediğimi yaparım"
mesajını veriyor.
Yapılan hesaplar kısaca bunlar. Bütün bu hesapların onu yapanlar açısından
tutup tutmayacağını göreceğiz.
Fakat ister Clinton'un hesabı tutsun, ister tam tersi olsun, Saddam
bu vartadan da kurtulup, yığınların gözünde daha büyük bir "kahraman"
olsun, kaybeden Irak halklarıdır. Onlardır şimdi Amerikan bombalarının,
İngiliz bombalarının hedefi olanlar... Onlardır, 8 yıldır ambargonun
sonuçları altında inim inim inleyenler... Onlardır, faşist Saddam
rejiminden de, emperyalist saldırılardan da en çok zarar görenler...
Onların bu zor günlerinde, onların yanında olmak, onlarla dayanışmayı
yükseltmek, tüm dünyada emekçilerin, ezilenlerin görevidir.
Irak'ta çözüm, Irak halklarının elindedir!
Irak'ta gerçek çözüm, işçi sınıfı önderliğinde demokratik halk devrimindedir!
17 Aralık 1998
