KIZIL BAYRAK HİÇBİRŞEY
SÖYLEMEMEYİ NASIL BAŞARIYOR!?
Gündemde olan seçimlere ilişkin yaklaşımını ortaya koymak için
kendisini diğer siyasi akımlardan ayırmanın yollarını arayan Kızıl
Bayrak, öncelikle sağ ve sol savrulmaları örnek göstererek onları
teşhir etmeye ve kendisini bu iki pozisyondan ayırmaya çalışmaktadır.
Ne de olsa kendileri komünisttirler ve kendilerini reformistlerden
ve geleneksel küçük burjuva devrimcilerinden ayırmaları gerekir!
Onun için, söylemde de olsa onların söylemlerini kullanamazlar!
Ama bu çaba onları ne yazık ki net hiçbirşey söylememe pozisyonuna
düşürüyor.
"Sosyalizm Yolunda Kızıl Bayrak" sayı 90'daki "Seçimler,
parlamentarizm ve boykotçuluk" başlıklı yazıyı kasdediyoruz.
Ve söylediklerinin tutarsızlığını göstermek için, baş yazıları "
Çürüyen düzenin kokuşmuş siyaset alanı" yazısından da yararlanmamız
gerekiyor. Yeni bir seçim dönemine girildiği süreçte "Çok doğal
olarak, değişik renkte burjuva partileri, bu dönemde sermaye sınıfının
çıkarlarına uygun hareket ederler. Bunun için işçi ve emekçileri
yalan ve vaatlerle sisteme bağlamaya, denetim altında tutmaya çalışırlar."
deniyor. Bu seçim sürecindeki görüntüyü s, 3 deki baş yazıda şu
şekilde tespit ediyorlar: "Çözümsüz bir kriz içersinde debelenen
sermaye düzeni açısından bu seçimler, siyasal istikrarsızlığın ve
burjuva siyaset sahnesindeki parçalı görünümün katlanarak büyüdüğü
bir evrede gündeme geliyor. Meclis ve siyasal partiler gibi parlamenter
kurumların işlevsizleştiği, toplum ve seçmen kitlesi karşısındaki
inandırıcılıklarını ve güvenilirliklerini büyük ölçüde yitirdiği
bir siyasal tablo içinde gerçekleşiyor."
Bu somut tespitin sonucunda komünistlerin önüne koyacağı görev,
doğal olarak "Meclis ve siyasal partiler gibi parlamenter kurumların
işlevsizleştiği, toplum ve seçmen kitlesi karşısındaki inandırıcılıklarını
ve güvenilirliklerini " daha fazla yitirmelerini ve düzenden
kopmalarına yardım edecek bir taktik izlemeleri olmalıdır. Ve bu
da doğal olarak aktif bir şekilde yürütülecek olan boykot taktiğidir.
Ama yok! Kızıl Bayrak burada, devrimci sınıf tutumunun kıstasını
"... esas olarak, burjuva parlamentosunun emekçi yığınlar nezdinde
siyasal önemini yitirip yitirmediğine, devrimci sınıf hareketinin
burjuva parlamentoyu ve diğer burjuva kurumları dağıtmaya gücünün
yetip yetmediğine göre belirlenir. (Kuşkusuz bu bazı özgün durumlarda
seçimleri boykot taktiğinin uygulanamayacağı anlamına gelmez)" diye
belirlemektedir. Devrimci sınıf hareketinin burjuva parlamentoyu
ve diğer burjuva kurumları dağıtmaya gücünün yetip yetmediğinden
ne sonuç çıkarmamız gerekiyor? Doğal olarak parlamentoyu dağıtabilecek
bir sınıf hareketi, herhalde seçim maskaralığıyla uğraşmayacak,
o parlamentoyu haramilerin başına geçirecektir. Kısacası devrimci
sınıf tutumunu burada görmek mümkün değil.
Devam edelim. "Bu yönüyle seçimlere ilişkin tutum kitlelerin
mücadelesini ve eylemliliğini geliştirmesi ekseninden kurulabildiği
koşullarda bir tutarlılık taşır." Evet öyle ama, hadi görelim bu
tutarlılığı! Kızıl Bayrak tutarlılığını gösterecek! Ama önce tutarsızları
teşhir etsin hele. "Seçimler konusunda sosyal reformizmin yaklaşımı
bellidir. " diye yazıyor ve onun politik platformunu Lenin'den
mealini koyar: "Prolateryanın en tehlikeli düşmanı, onunla
aynı dili konuşandır. Aslında orta sınıf ve katmanların düzenle
barışık taleplerinin savunucusu bu akım, işçi ve emekçilerin taleplerini
savunur görünerek, gerçekte onu yedekleyerek düzene bağlayarak hizmet
eder. Burjuva parlamentosu hakkında boş umut ve hayaller yayarak,
parlamenter zeminde sistemin kötülüklerine karşı sözde mücadele
eder."
Diğer yandan. "Geleneksel küçük burjuva devrimci akımlar da
temelde zaaflı tutumlar göstermektedir. Bir ucu parlamentarizm,
bir ucu ise boykotculukta kendisini göstermektedir." dendikten sonra
Lenin devreye sokulur, "burjuva parlamentosunu ve bütün öteki
gerici kurumları dağıtmaya gücünüz yetmediği sürece bu kurumlarda
çalışmak zorundasınız." Ama alıntının nereden alındığı belirtilmediği
için, ne bağıntıda söylendiğini bütünlüklü olarak bilmemizin imkanı
yok. Ama Lenin'in bütün yazılarına bakarak istersek bulabiliriz
herhalde! Ama alıntıyla yetinirsek kesin olarak şunu söylemeleri
gerekir: Her zaman parlamentodan ve gerici kurumlardan yararlanmamız
gerekir. Bu kurumları dağıtmaya gücümüz yettiğinde ise yapılması
gereken malum! Burada tutarlılıktan bahseden Kızıl Bayrak'ın bu
alıntıya göre tavrını net belirlemesi ve seçimlere katılması gerekir.
Ama hakkını yemeyelim, o bunu "Ama temel bir koşulla; çözümün
devrim ve sosyalizmde olduğunu en geniş kitlelere anlatabilmek için.
Seçimleri ve parlamento kürsüsünü bunun bir aracı olarak kullanmak
için," koşuluyla savunuyor! Tabi başkalarının böyle bir koşulu yok!
Sonra devam ediliyor. "Sağlam ve tutarlı bir ideolojik -politik
çizgiye sahip değilseniz, devrimci temelde mücadele ediyor olsanızda,
sağ yada sol tasfiyeci bir platformda bulabilirsiniz kendinizi."
Örneğin Atılım çevresi gibi. Onlar "95 seçimlerinde bağımsız
aday çıkaramadığı yerlerde, "HADEP' in özgün konumu ve yurtsever
politik işlevi nedeniyle" kitlelere taşıdığı siyasal bilinç
ve mesajın burjuva barışçıllığı, demokrasiciliği, parlamentarizmi
aşamadığı yönündeki eleştirilerine rağmen, Emek-Barış-Özgürlük Bloku'nu
destekler bir tutum içerisine girebilmiştir. Bugün de benzer bir
oportünist tutumla yaklaşmaktadır." şeklinde haklı eleştirinin getirilmiş
olması tek başına yeterli mi!? Devam edelim, yeterli olmadığını
göreceğiz. "Diğer uçta ise apolitizm üreten boykot taktiği
durmaktadır. Bu taktik, TKP(ML) ve DHKP-C gibi hareketler tarafından
sistemli bir şekilde savunulmaktadır. Boykotçuluk subjektivizm,
süreçlerin abartılı ve gerçekdışı değerlendirilmesi üzerine oturur.
Neredeyse devrimci durum tahlilleri yapılır, temsili kurumların
işlevsel olmadığı, parlamentonun siyasi bakımdan zamanını doldurduğu
argümanlarına dayanır." denmektedir. Boykotçuluğun kimler tarafından
neye dayandırıldığını bir yana bırakalım, burada bir genelleme yapılmakta
ve boykot taktiği tu kaka ilan edilmektedir. Edilmektedir edilmesine
ama yerine konan nedir? "Komünistlerin seçim taktiği, sağ ve
sol sapmadan ayrı olarak, bağımsız sınıf tutumu ve devrimci sınıf
platformu üzerine oturur. Seçimlerin yarattığı atmosferden, düzenin
ve onun kurumlarının etkili bir teşhiri, temel ve taktik şiarları
yaymak, devrimin ve sosyalizmin etkili bir propagandasını yapmak
için en etkin bir biçimde yararlanırlar." denilerek çok "bilimsel"
bir şekilde kendilerini her iki pozisyondan sözde ayırdıklarını
ilan etmektedirler. Ama lütfen anlayanlar bize anlatsınlar, burada
savunulan pozisyon nedir? "Seçimlerin yarattığı atmosferden,
düzenin ve onun kurumlarının etkili bir teşhiri, temel ve taktik
şiarları yaymak, devrimin ve sosyalizmin etkili bir propagandası
yapmak için en etkin bir biçimde yararlan" mayı ille de kendini
onlardan ayırmak için çaba sarfettiği pozisyonların savunucuları
red mi ediyorlar? Tersine, garip ama her iki pozisyon da bu bağlamda
aynı şeyleri söylüyorlar. Sizin kendinize komünist etiketi yapıştırmanız
ayrılığınızı belirliyor galiba. Kısaca bu yazıda Kızıl Bayrak net
hiçbir şey söylemiyor. Ama alıntılarla da gösterdiğimiz gibi söylediklerinin
tutarlı takipçileri olsalar net olarak seçimlere katılma taktiğini
savunmaları gerekir. Ama oportünizm esas olarak bulanıklıktır.
Bizler açık olarak boykot taktiğini savunuyoruz ve bunu sizin yazınızda
belirttiğiniz ama bundan doğru sonuç çıkarmadığınız "Çözümsüz
bir kriz içersinde debelenen sermaye düzeni açısından bu seçimler,
siyasal istikrarsızlığın ve burjuva siyaset sahnesindeki parçalı
görünümün katlanarak büyüdüğü bir evrede gündeme geliyor. Meclis
ve siyasal partiler gibi parlamenter kurumların işlevsizleştiği,
toplum ve seçmen kitlesi karşısındaki inandırıcılıklarını ve güvenilirliklerini
büyük ölçüde yitirdiği bir siyasal tablo içinde gerçekleşiyor."
tespitinden de çıkarabiliriz ve önümüze kısaca şu görevleri koyuyoruz.
Boykot taktiğimizde kitlelere şu şekilde gideceğiz.
Bütün ulus ve milliyetlerden kadın ve erkek işçiler, emekçiler,
gençler!
Faşist Türk hakim sınıfları bunalımlarını -şimdilik- aşmak için;
faşist parlamentolarında sizleri 5 yıl daha ezmek, sömürmek, katliam
ve teröre maruz bırakmak için sizden bir kez daha oy istiyorlar.
Burjuva partiler arasında "Kırk satır mı? Kırk katır mı?" yönünde
tercih yapmanızı istiyorlar! Bunun adına "parlamenter demokrasi"
diyorlar. Senin bu faşist sisteme olan güvenini tazelemek için,
hiçte yabancı olmadığın cambazlığı yapıyorlar. Yalan- yanlış boş
vaatlerin, seçim rüşvetlerinin hepsi sizi kandırmak amacıyladır.
Buna kanıp oy verirseniz, egemen sınıflar bunu "halk iradesini
belirledi" olarak tanımlayacak ve saltanatlarını "halkın
iradesi" sahtekarlığıyla daha rahat sürdürecekler.
Bu çirkin amaçla düzenlenen ve sonuçta geniş ezilen kesimler açısından
değişen bir şeyin olmayacağı seçim sahtekarlığına katılmak neden?
Bu seçim sahtekarlığına katılmamak ve boykot etmek tek doğru alternatif
ve görevdir!
İşçi, emekçi ve genç seçmen arkadaşlar!
"Sorumluluk, irade, hak" safsatasıyla sizin seçim sahtekarlığına
alet olmanızı istiyorlar. Sorumluluk, seçim aldatmacasına karşı
olmaktır, iradeyi doğru belirlemek seçim aldatmacasına katılmakla
değil , seçim aldatmacasına katılmamakla olur. Hak, seçime katılmamak
hiç bir parti ve adaya oy vermemek olarak kullanıldığında bir anlamı
vardır.
Kırk Satır mı? Kırk Katır mı? arasında tercih yapmayı reddedin!
Ne Çiller, Mesut, Kutan, Bahçeli...ne de , Ecevit, Baykal, Perinçek,
vb..hiçbirine oy vermeyin! Hepinize, topunuza hayır! Biz seçimimizi
yaptık: Seçimi boykot ediyoruz; devrimi seçiyoruz, deyin.
Hiç bir partiye ve adaya oy yok, seçime katılmıyor ve suç ortağı
olmuyoruz. Devletin güven tazeleme aldatmacasına, hükümet olarak
kimlerin bizi ezeceğini seçmeyi reddediyoruz demek en doğru tavır
olacaktır !
Seçimlerden sonra hangi parti veya partilerin kuracağı hükümet gelirse
gelsin; daha iyisi değil, daha beteri olacaktır. Beterin beterini
tercih etmeyi reddedin ve burjuva seçim yalanlarına kanmayın! Sizin
yegane altarnatifiniz kendi devrimci örgütlenmenizde yatmaktadır.
Seçime katılmanız demek; gelecek zamlara, devlet terörüne, katliamlara,
yolsuzluklara, daha fazla işsizliğe, açlığa ve yoksulluğa, kürt
ulusu üzerindeki katliamlara, zoraki göçlere ve benzeri faşist diktatörlüğün
uygulamalarına dolaylı yada dolaysız destek vermektir. Pişman olacağınız
açık olan şeyi yapmayın! Oy kullanmayın! Kullanacağınız oy; hangi
iyi niyetle kullanılmış olursa olsun, bu sistemin hanesine yazılacaktır.
"Aman Fazilet Partisi gelmesin" diye; dinci-şeriatçı faşistlere
karşı , sözde "laik" kemalist faşistleri seçme yönünde
tercih yapılmamalıdır. Bunlar arasındaki tek fark biri dinci faşist,
diğeri kemalist faşist. Kısacası ikiside faşist. Ehven-i şer'i tercih
etmeyin! Hepsini reddedin. Aman "sağ" gelmesin diye "sol"
gösterip sağ vuran; Ecevit, Baykal gibi faşist diktatörlüğün has
adamlarını tercih etmeyin. Bunların geçmişte ve anda yaptıkları
gelecekte neler yapacaklarının garantisidir.
"Demokratik Barış Partisi" adına; alevi mezhepçiliği,
kemalizm ve "zülfikar" kılıcıyla ne demokrasi ve ne de
barışın savunulamıyacağı açıktır. Demokrasi ve barış; alevicilik
yapılarak savunulamaz. Demokrasi ve barış bütün ulus ve milliyetlerden,
bütün din ve mezheplerden işçilerin- emekçilerin sınıf temelindeki
birliği ve örgütlenmesi temeli üzerindeki devrimle gelir! Biz bolşevik
komünistler, alevi mezhebi üzerindeki baskılara karşıyız ve aynı
zamanda biz; din ve mezhep zırhlarına bürünerek ezilenleri yeni
dini- gerici odaklarla kandıran "dede ve pir" bozuntularına
da, mezhepçiliğe de karşıyız. Alevi mezhebinden işçi ve emekçilerin,
"bağımsız alevi adaylar"a da verecek oyu yoktur, olmamalıdır.
Demokratik- ekonomik haklı taleplerinin simsarlığını yaparak size
sahip çıkmaya çalışanları elinizin tersiyle itin! Onlar sizi, tümden
çürümüş olan düzene bağlamak için, devrim istememeniz için; düzeni
kurtarmak ve korumak isteyen, düzenin makyajını tazelemeye çalışan
sahte dostlarınızdır. Sahte "sosyalist" İP'in anti-emperyalistliği
ve anti-İMF'ciliği; ancak ve ancak faşist kemalizm'inki kadar sahte
anti-emperyalistlik ve anti-İMF'ciliktir. Devrim düşmanı kemalist
"İşçi Partisi" böyle bir partidir. Bu parti de sizi seçim sahtekarlığına
"Ulusal Güç Birliği" adı altında davet ediyor.
Emek ve özgürlük güçlerinin bu seçimlerde ve parlamentoda (lafta
değil gerçekte) devrimci bir tarzda temsil edilmesinin henüz mümkün
olmadığı, seçimlerin burjuvAĞDemokratik anlamda dahi gerçekleşmediği,
kürt illerinde büyük oranda seçmen kitlelerinin dışlandığı, bu seçimde
ve seçimden sonra da durumun ezilen kitlelerin aleyhine olacağının
gün gibi açık olduğu ortamda Emek, özgürlük vb. adlar altında seçime
katılmanın ne anlamı var? Reformizm devrimcilik olarak sunuldukça,
kısmi talepler devrim alternatifinden daha "acil" mesele
olarak görüldükçe ve "meşruiyet alanını yaratmak" seçim
sahtekarlığına katılınarak savunuldukça her seçime katılmayı savunmak
mümkün ama yanlıştır. Parlamentoya "güçlü"?! olarak girebileceğini
vaad eden, demokrasicilik oynayarak kitleleri kandıran reformistler
de olgu olarak birincisi parlamentoya giribilecek durumda değiller,
ikincisi, böyle bir pozisyonda olsalar bile emekçi kitleler lehine
köklü değişiklikler yapmazlar, yapamazlar. Zaten reformizmin böyle
bir planı, projesi de yoktur; işlevide bu değildir. Onların yapabilecekleri
tek şey sol söylemler kullanarak kitleleri bu düzen içinde tutmaktır.
Gerçek işlevleri budur. Bu nedenle örgütlü, demokrasi, barış vb.
söylemlerle seçime katılan ve çeşitli ittifakları savunan anlayışlar,
HADEP, ÖDP, EMEP, SİP vb.leri yanlış bir alternatifi temsil etmektedirler.
Bu seçimde de tek doğru pratik ve gerçek alternatif tavır; seçim
oyununa gelmemek, sandık başına gitmemek ve geçerli oy kullanmamaktır,
boykottur! Bu tavrı tek doğru pratik ve gerçek alternatif tavır
olarak görmeyenler; seçim sahtekarlığında 5 yıl kadar daha aldatılmayı
istiyor demektir! Seçim aldatmacasına inanmayan ve "hepsi aynı,
şimdiye kadar oy verdik hep daha kötü oldu, hiç bir partiye ve adaya
oy yok" diyen seçmen kitlesi haklıdır. Bu seçmen kitlesi giderek
büyüyor! Bu seçimde de görev; bu oranı daha da büyütmektir. Hakim
sınıflardan bazı kısmi demokratik, ekonomik hakları koparmanın yolu
da budur. seçime katılıp kuzu kuzu oy veren her kimse, seçim bittikten
sonraki olacaklardan verdiği oy kadar sorumludur.
Seçim aldatmacasına katılmamak iyidir ve fakat bunun da yetmeyeceği
açıktır. Tüm işçi sınıfı ve emekçilerin ve tüm ezilenlerin tek kurtuluş
yolu devrim ve sosyalizm için örgütlenmektir. Ne seçim aldatmacası,
ne milliyetçilik ne mezhepçilik ve ne de reformizm! Umut isyanda,
kurtuluş devrimde, bolşevizmdedir!
Biz seçimimizi yaptık: Devrimi-sosyalizmi- bolşevizmi seçtik. Görev
bunun için çalışmaktır demelisiniz!
Evet, Yeni Dünya İçin ÇAĞRI seçim sahtekarlığına karşı bu perspektifle
boykot taktiğini savunmaktadır.
Kızıl Bayrak'a bakılırsa seçimi boykot etmek "apolitizmi üreten
bir taktik"tir. Şimdi soruyoruz: Yeni Dünya İçin ÇAĞRI, içinde
bulunduğumuz koşullarda seçim boykotu çağrısı yaparken somutlaştırdığı
bu gerekçeler "apolitizm"i mi üretiyor? Kızıl Bayrak'ın
genellemesine bakılırsa evet!
Peki bunlara göre politik tutum ne oluyor:
"Komünistler seçimlerin yarattığı atmosferden, düzenin ve onun
kurumlarının etkili bir teşhiri, temel ve taktik şiarları yaymak,
devrimin ve sosyalizmin etkili bir propagandasını yapmak için en
etkin bir biçimde yararlanırlar."
Evet, burada söylenenler bizce de doğrudur ve kendi başına ele alındığında
doğruları ifade eden politik bir tutumdur. Fakat bu genel doğrular
Kızıl Bayrak'ın elinde emekçileri şaşırtmak için kullanılan sözlerden
öte bir işe yaramıyor. Bir başka ifadeyle, emekçileri doğru politize
etmesi gereken bir tutum "apolitizm" üretmiş oluyor!
Çünkü; Kızıl Bayrak'ın seçimlere katılıp katılmama konusunda net
olarak nasıl bir tutum aldığını anlamak zor. Bir bakıyorsunuz seçimlere
katılmamak gerektiğine ilişkin laflar ediyorlar, bir bakıyorsunuz
aynı yerde "...burjuva parlamentosunu ve bütün öteki kurumları dağıtmaya
gücünüz yetmediği sürece bu kurumlarda çalışmak zorundasınız"
diyorlar. Buradaki politik tutum net değil, isteyen istediği gibi
yorumlasın.
Boykot bağlamında da kafa karıştırıyorlar. Seçim ortamında devrim
ve sosyalizmin propagandasını yapmak için yararlanma bağlamında
söyledikleri genel doğruları boykot tavrının karşısına getirip koyuyorlar.
Böylece sanki boykot tavrı takınanlar seçimlerin yarattığı atmosferde
düzenin ve onun kurumlarının etkili bir teşhirini ve temel ve taktik
devrimci şiarları yayma işini yapmazlarmış gibi gösteriyorlar. Oysa
durum hiç de öyle değil. Örneğin Yeni Dünya İçin ÇAĞRI seçimleri
boykot tavrı takınıyor. Ve Kızıl Bayrak'ın yaptığı gibi kimin işine
nasıl geliyorsa öyle alıp kullanabileceği; ne olduğu belli olmayan
bir tavırla değil; ikircimsiz, gayet net olarak herkesin anlayabileceği
şekilde açık ve cepheden bu seçimlerin bir aldatmacadan ibaret olduğunu;
işçi ve emekçilere bir yararının olmadığını ortaya koymaktadır.
İşçi ve emekçilerin enerjilerini devrim ve sosyalizm için kullanmaları,
bunun için mücadele etmelerinin en doğru yol olduğunu anlatmaktadır.
Demek ki seçimi boykot etmek kitleleri doğru yönde politize etmek
için kullanılabilinmektedir. Olgular böyleyken, kendini başkalarından
ayırmak kaygusuyla ne dediği belli olmayan tavırlar içine girmek
apolitizmi üretmektir. Kızıl Bayrak bunu yapıyor.
01 Mart 1999
