"MEZARDA EMEKLİLİĞE"
KARŞI DA: HER DERDE DEVA "GENEL GREV, GENEL DİRENİŞ"!
Türkiye'de işçi sınıfı hareketinin şu veya bu nedenle hareketlenmeye
başladığı, kendiliğinden hareketin yükseldiği dönemlerde, "genel grev,
genel direniş" sloganı ortalığı kaplar, eylemlerde atılır, çeşitli
dergi, gazete sayfalarında, bu slogan büyük puntolarla yazılıp, üzerine
sayfalar dolusu yazılar yazılır. Ama her ne hikmetse uzun yıllardan
bu yana, mücadelenin yükseldiği dönemlerde çare olarak sunulan "genel
grev" bir türlü gerçekleşmez. "Genel grev"in gerçekleşmesi hep başka
bahara kalır! Son dönemlerde yaşanılan gelişmelerle beraber, yeniden
"genel grev, genel direniş" gündemde! Eylemlerde, mitinglerde en çok
atılan sloganlardan biri "İşçi, memur elele genel greve", ya da "Emekçiler
elele genel greve"dir. "Genel grev" SGR'nun (Sosyal Güvenlik Reformu)
geri çekilmesini sağlayacak en önemli eylem olarak savunuluyor. Hatta
bazıları daha ileri giderek, "genel grev, genel direniş komiteleri"
kurma (Atılım) düşüncesini savunuyor. Ne olur ne olmaz! Belki başkaları
kuyrukçulukta başı çekebilir!!
"Genel grev, genel direniş" sloganının niteliği üzerine çeşitli sayılarımızda
durduk. Şimdi son dönemlerde işçi sınıfının mücadelesinin yükselmesiyle
beraber, bu slogan ortalığı yeniden kapladı. Biz bir kez daha; son
güncel gelişmeler ışığında, bu sorun üzerine yeniden durmak istiyoruz.
Mücadele yükseliyor!
Hepimizin bildiği gibi; MGK patentli 57. Hükümet, "Sosyal Güvenlik
Reformu" adını verdiği, işçilerin ve emekçilerin mezarda emekli olmasını
sağlayacak yasa tasarısını, yasallaştırmak istiyor. Çalışma Bakanı
Y. Okuyan'ın taslağı basına açıklamasının ardından, işçi kesiminden
tepkiler gelmeye başladı. Haklı olarak yasa taslağını "mezarda emeklilik"
olarak adlandıran işçiler, emekçiler sendikalar önderliğinde sokağa
döküldü.
Tasarıya karşı tepkiler sürerken konfederasyonlar ve sivil toplum
örgütleri de bir araya gelerek "Emek Platformu" adını verdikleri bir
oluşum meydana getirdiler. 15 örgüt tarafından oluşturulan platform
içerisinde; DİSK, Türk-İş, Hak-İş, KESK, Türk Kamu-Sen, Memur-Sen,
TMMOB, TTB vb. örgütler var. Platformun oluşmasından itibaren, eylemler
platform öncülüğünde yapılmaya başlandı. Önce şehirlerde yapılan eylemler,
24 Temmuz Ankara mitingiyle doruğa ulaştı. Ankara'da işçi ve emekçiler
Kızılay alanına sığmadı.
"Emek Platformu" yaptığı açıklamalarla eylemlerinin amacını: "SGR
tasarısı geri çekilene kadar süreceğini, 'genel grev' de dahil üretimden
gelen güçlerini kullanacakları" şeklindeydi. Platformu oluşturanlar
50/55 emeklilik yaşının kabulü, prim ödeme gün sayısının 5 bin günle
sınırlandırılmasını istiyorlardı.
Bu arada hükümet kanadı dalga dalga gelişen eylemler karşısında; aldırmaz
görünüyor, "emeklilik yaşından taviz verilmesinin mümükün olmadığı
yönünde" açıklamalar yapıyordu. Bu açıklamalar yapılırken, aynı zamanda
tasarıda belli değişikliklerde yapılıyordu. Mesela kadın ve erkeklerde
62 yaşında emeklilik, 10 bin 800 gün prim ödeme gün sayısından, 58/60'a,
prim ödeme gün sayısı önce 8 bin300 güne, daha sonra 7 bin güne çekiliyordu.
Tasarının ilk halinde olmayan, işsizlik sigortası ile ilgili yasal
düzenleme de ekleniyordu.
Türk-İş Başkanı B. Meral; "tasarıya onay vereceklere gök kubbeyi dar
edeceklerini" söylerken, aynı zamanda hükümetle pazarlıklar yapıyordu.
Özellikle Ankara eyleminin ardından Bay Meral Başbakanlık Konutu'nun
devamlı müdavimlerinden biri oluyordu.
Bu gidiş, gelişlerde bay Meral Hükümetle anlaşıverdi. Emeklilik yaşı
58/60 olarak konuyor, prim ödeme gün sayısı 7 bin güne çekiliyordu.
Emek Platformu'nun 29 Temmuz Perşembe günü kararlaştırdığı 1 saatlik
iş bırakma eylemine Türk İş, Kamu-Sen, Memur-Sen, Hak-İş "Hükümetle
anlaşma ümidinin doğduğu, işi zora sokmamak için şimdilik eyleme katılmaktan
vazgeçtiklerini" kamuoyuna bay Meral aracılığıyla açıklıyorlardı.
Emek Platformu içinde yer alan DİSK, KESK, TMMOB, TTB kararlaştırılan
eylemi yapacaklarını açıkladılar. Ve 1 saatlık iş bırakma eylemi bu
örgütler tarafından gerçekleştirildi.
Bugün itibariyle (31Temmuz) Türk-İş hükümetle anlaşmış durumda. Bu
anlamda Emek Platformu parçalanmıştır. Yapılan anlaşmayı DİSK, KESK
kabul etmemekte, platformun ilk başta savunduğu noktada durmaktadırlalar.
Tasarı ise henüz meclis gündemine gelmemiş, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda
üzerine tartışmalar sürmektedir.
Türk-İş ilk defa bunu yapmıyor!
Türk-İş'in işçi sınıfı tarihinde hep olumsuz bir rol oynadığı, mücadeleleri
yarı yolda bıraktığı ve sattığı bilinen bir gerçektir. Mezarda emeklilik
bağlamında, aynı durumun gündeme gelmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.
İşçiler bir kez daha arkadan hançerlendiler. İşçiler sendika ağalarının
ipi ile kuyuya inilmeyeceğini artık kavramalı, görmelidir!
Bay Meral günlerce televizyonlarda boy gösterdi. Gürüşleri basında
yer aldı. O, kısaca "Mezarda emekliliği kabul etmeyeceklerini, tasarının
geri çekilmesi gerektiğini, tasarı geri çekilene kadar eylemlerin
süreceğini, kendilerinin karışıklık çıkarmak, ülkeyi zora sokmak şeklinde
düşüncelerinin olmadığını, amaçlarının sadece demokratik yollarla
haklarını aramak olduğunu, genel grev de dahil üretimden gelen güçlerini
kullanacaklarını" vb. açıklıyordu. Sonraki gelişmeler bu sendika ağasının
söylediklerinde tutarlı olmadığını, söylediklerinin yalan olduğunu
gösterdi. "Genel grev de dahil her türlü eylemlerden" yana olan bay
Meral hükümetle anlaştıktan sonra, "30 sene sonrası için genel grev
yapılmaz" deme yüzsüzlüğünü gösteriyordu. "Dün dündür, bugün bugündür!".
Bu sendika ağasının mantığı bu!!
'Sağ' ve 'sol' yelpazede yeralan örgütler, konfederasyonlar bir araya
gelerek, Emek Platformu adı altında ortak bir oluşuma gittiler. Bu
oluşum bizim bildiğimiz kadarıyla ilktir. Oluşumu meydana getiren
güçlerin, sarı, gerici, faşist, reformist olmaları, oluşumun ömrünün
uzun ömürlü olamayacağı anlamına geliyordu. Bu oluşum içinde açık
ırkçı, faşist Türk Kamu-Sen var. Bu sendika esas olarak KESK oluşumuna
karşı alternatif olarak örgütlenmiş, düzenlediği eylemlerde Türk ırkçılığının
propagandasını merkeze koymuştur.
Bolşevikler işçi sınıfına taşıdıkları bilinçte; üretimi durdurarak,
alanlara çıkmak gerektiğini, sendika bürokratlarına güvenmemek gerektiğini,
bunların yarı yolda mücadeleyi satacaklarını, bu nedenle işçilerin
mücadeleyi kendi ellerine alması gerektiğini, bunun günümüzdeki en
iyi aracının da grev ve mücadele komiteleri olduğu bilincini taşıdılar.
Somut durumun tahlilinden yola çıkarak, gerçekleştirilmesi somutta
uygulanabilir olan öneri ve bilinç taşıdılar.
Mücadele ne için veriliyor?
Hakim sınıflar kendi düzenlerinin yarattığı ekonomik krizin bütün
yükünü işçi ve emekçilere yüklemek istiyor. Devlet sosyal güvenlik
kamburundan kurtulmak istiyor. İşçi ve emekçilerin hiç de iyi olmayan
durumları daha da kötüleştirilmek isteniyor. Emeklilik yaşı ve prim
ödeme gün sayısı yükseltilmek isteniyor. Emek cephesi için bunlar
reva görülürken, sermaya cephesine yeni imtiyazlar sağlanıyor. Sermeye
için Acil Ekonomik Paket açıklanıyor. Bütün bu olanları tek bir cümle
ile ifade etmek mümkün: Sermayeye kıyak, işçiye, emekçiye mezar!
SGR tasarısına karşı, mezarda emekliliğe karşı işçiler mücadele ediyor.
Yüzbinler yürüyor. Alanları dolduruyor. Ne için? Bu yasanın geri çekilmesi
için, andaki emeklilik durumunun korunması için! Bu anlamda bu mücadelenin
esas temeli iktisadi, yönelimi siyasidir. Talebin muhatabı hükümet
ve parlamentodur. Mücadelenin talebinin siyasi olması, bu mücadeleyi
genel anlamda siyasi mücadeleye dönüştürmüyor, düzen hedef alınmıyor.
Hareket bir bütün olarak düzen içidir. Hareket düzeni değiştirmeyi
hedeflemiyor. Bu gerçek iyi tespit edilmelidir. Bunun yapılmadığı
noktada kuyrukçuluk kaçınılmazdır.
Şimdi gelelim her derde deva olarak sunulan, "genel grev, genel direniş"
meselesine.
Kavramların içeriğini doğru dolduralım!
Bu "genel grev"nemenem bir şeydir? Yenilir mi, içilir mi? 29 Temmuz
Perşembe günü yaşadığımız "genel grev"miydi?
Daha önceki yıllarda da örneklerini bildiğimiz "iş bırakma eylemleri"
"genel grev" olarak adlandırılabilinir mi? Bu sorulara yanıt arayalım.
Türkiye'de ekonomik taleplerle, zamanı sınırlı bir genel grev yapılabilir.
Fakat bu düzen içi, düzeni hedeflemeyen bir "genel grev" olur. Bu
eyleme yüzbinlerce işçinin katılması, çalışanların genelini kapsayabilecek
olması anlamında, sadece bu anlamda "genel grev" olur. Bu eylem biçimi
hakim sınıfları korkuttuğu gibi, sendika ağalarını da korkutmaktadır.
Çünkü böyle bir eylem işçi sınıfının muazzam gücünü açığa çıkarır.
Eylemin kontrolden çıkma ihtimali, sendika ağalarını bu tür eylem
biçimine başvurmaktan alıkoyar.
"Genel grev"'in içeriği böyle doldurulduğunda bile, 29 Temmuz iş bırakma
eylemi genel grev değildir. İş bırakma eylemine sınırlı sayıda katılım
olmuş, çalışanların genelini kapsamamıştır. Daha önceki yıllarda gerçekleştirilen
iş bırakma eylemleri de bu anlamda genel grev olarak adlandırılamazlar.
Komünistler "genel grev"in içeriğini başka bir şekilde doldururlar.
"Genel Grev" devrimci şiddetle, karşı-devrimci şiddetin karşı karşıya
geldiği, işçi sınıfının diğer sınıflara da önderlik ederek, karşı
devrime karşı tüm güçlerini seferber ettiği, karşı-devrimin silahlı
güçlerinin karşısına işçi sınıfının silahlı güçlerinin yaratıldığı,
binlerin silahlandırıldığı ve barikat savaşlarına sürüldüğü, bu anlamda
diğer grev türlerinden nitelik olarak ayrı olan bir mücadele biçimidir.
Böyle bir genel grev, devrimci durumun devrim için olgunlaştığı, devrim
anının gelip çattığı bir durumda, proleterya partisi önderliğinde
gerçekleştirilir. Güç dengesi devrim güçleri yönünde ağır basarsa
bir devrimci ayaklanmaya dönüştürülmesi durumu devrimle sonuçlanabilir.
Komünistlerin "genel grev"den anladığı budur.
Ekonomik taleplerle yürütülen bir genel grev; kendiliğinden işçi sınıfı
hareketi, komünist önderlikten yoksun olduğu için, daha iyi örgütlenmiş
düzen güçleri karşısında, kısmi başarılar sağlasa da, sonuçta yenilmeye
mahkûmdur.
Günümüzde işçi sınıfının mücadelesinin niteliği, bu mücadeleye önderlik
eden güçlerin niteliği ve genel grevin ne anlama geldiği birleştirildiğinde
ortaya şu sonuç çıkmaktadır:
Ham hayallere kapılmayalım!
Emek Platformu önderliğinde, ya da şu veya bu konfederasyon önderliğinde,
içini açtığımız ekonomik genel grevin olması mümkün görünmüyor. Niteliği
itibariyle sömürü düzenini açıkça savunma konumunda olan Türk-İş,
Türk Kamu-Sen'in (diğerlerinin de düzeni değiştirme derdi yoktur)
içinde yer aldığı Emek Platformu böylesi bir genel grevi gerçekleştiremez.
Gerçekleştirilemeyeceği son gelişmelerle açıkça görüldü.
Son gelişmeler ışığında, Emek Platformu'nun yaşayıp, yaşayamayacağı
artık bir soru işaretidir. Büyük ihtimalle bu platform dağıtılacaktır.
Geniş bir yelpazede; (Atılım, Kızıl Bayrak, Alınterimiz, EMEP, İP,
vb.) "genel grev, genel direniş" düşüncesinin, bu güçlerin işçi sınıfı
içindeki güçleri bilindiğinde, genel grevin bu güçler önderliğinde
gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını söylemek için kahin olmak
gerekmiyor. O halde geriye kim kalıyor? Emek Platformu mu? Konfederasyonlar
mı? Gelinen noktada Emek Platformu'nun durumu ortada. Türk-İş, Türk
Kamu-Sen, Memur-Sen, Hak-İş yapılan anlaşmaya onay vermiş, bu anlamda
eylemlere son vermişlerdir. Geriye DİSK, KESK, TMMOB, TTB büyük örgüt
olma anlamında kalıyor. Bu örgütler 29 Temmuz günü 1 saatlik iş bıraktılar.
Bu eylem çalışanların bir bölümünü kapsadığı için, istenilen etkiyi
yapmadı.
"Genel grev, genel direniş"i savunanların; düşünceleri -doğal
olarak bunu açıkça yazmıyorlar - Emek Platformu'nun ya da sendika
konfederasyonları önderliğinde, genel grevin yapılmasıdır. Eğer birileri
bu düşünceyi savunuyorsa, bunu yaptırabilecek gücü de yoksa, doğal
olarak gücü olanlardan beklerler. Bu da, ama olmayacak işe amin demeye
benziyor!!
Çözüm nerede?
İşçi sınıfı hareketinin niteliği, sınıfın komünist bir önderlikten
yoksun olduğu, işçi sınıfının çoğunluğunun düzen içi çözümlere taraf
olduğu bir durumda, gerçekleşmesi mümkün olmayan reçeteler yerine,
gerçekleştirilebilir ve somuta uygun reçeteler üretmek gerekir. Biz
bunu yapmaya çalışıyoruz.
Yazı içinde anlattığımız gerçekler ışığında; işçiler sendika bürokratlarına
güvenmemeli, mücadeleyi kendi ellerine almalıdır. Bugünkü koşullarda
mücadeleyi kendi ellerimize almamızın en uygun aracı, sendika bürokrasisinden
bağımsız, her işletmede genel işçi toplantılarında, işçiler tarafından
seçilecek olan grev ve mücadele komiteleridir. İşçiler tarafından
seçilecek bu komiteler önderliğinde mücadele sürdürülmelidir.
Üretimi durdurarak alanlara çıkmak gereklidir. 15/16 Haziran büyük
işçi direnişinde işçiler bunu yaptılar. Kendiliğinden bir hareket
olmasına, yerel olmasına rağmen gerçekleştirilmek istenen yasal düzenlemelerin
yapılmasını geçici de olsa engellediler.
Bunun yanında işçi sınıfının sosyalizme kazanılması, var olan sendikalar
içinde yürütülecek fraksiyon çalışması ile işçilerin devrimci sınıf
hareketinde birleştirilmesi, işçi sınıfının öncüsünün kazanılması,
bolşevik partinin işçi sınıfı içinde kök salması, sınıfa önderlik
ederek devrime yürümesi çok uzun, meşakatli bir süreci kapsayacaktır.
Üzerinde yürünecek yol, yapılacak olanlar bellidir. Yeterki biz üzerimize
düşeni yerine getirmesini bilelim!
31 Temmuz 99
