Ulucanlar:
Cezaevinde yargısız infaz!
10 devrimci hunharca katledildi, onlarca
yaralı!
Cezevlerindeki katliamlara 27 Eylül'de bir yenisi daha eklendi:
Ankara Ulucanlar cezaevinde devlet güçleri 10 devrimciyi vahşice
saldırarak katletti, saldırıda 24 kişi yaralandı. İlk günlerde tutuklu
ve hükümlülerin çıkardığı çatışma diye yansıtılan olayın gerçek
yüzü gizlenemeyerek kısa zamanda bizzat devletin yaptırdığı otopsi
raporuyla ortaya çıktı.
Olayın bir çatışma değil, devletin askeri ve özel tim güçleri tarafından
barbarca uygulanan bir katliam olduğu, otopsideki ölüm nedenleriyle
açıkça belgelendi: tutuklu ve hükümlülerden 3'ü pompalı av tüfeklerinden
çıkan saçmayla, 7'si ise biri uzun namlulu olmak üzere diğer ateşli
silahlarla öldürüldüler. Raporda, öldürülenlerin bir kısmının başından
ve bir kısmının da kalbinin üzerinden yakın mesafeden özellikle
öldürücü bölgelere kurşun sıkılarak öldürüldüğü, hepsinde darp izlerine
raslandığı tespit edildi. Bir katliam bundan daha açık belgelenemez:
Devlet "katlet kurtul" politikasını bir kez daha hayata geçirerek,
10 devrimciyi yargısız infaz etmiştir!
Katliamın diğer cezaevlerinde de duyulmasının hemen ardından, devrimci
tutsaklar olayı protesto etmek için direnişe geçti. İstanbul Bayrampaşa
ve Ümraniye, Bartın, Çanakkale, Bergama, Gebze ve Çankırı cezaevlerinde
cezaevi personeli rehin alındı; Bursa Özel Tip cezaevi, Aydın E
Tipi Cezaevi ve Buca Cezaevi'nde sayım vermeme eylemi başlatıldı.
Ankara Numune Hastanesi'nde yatan olayda yaralanan tutsaklar ise
açlık grevine başladılar ve tedaviyi redettiler. Direnişteki tutsakların
talebi, katliamın sorumlularının cezalandırılması, af yasası kapsamının
genişletilmesi ve nakillerin durdurulmasıdır. Bunlar en temel insani
demokratik taleplerdir. Aslında devrimcilerin "af"a ihtiyacı yoktur,
devrimciler mücadelelerinde haklıdırlar ve derhal şartsız serbest
bırakılmalıdırlar. Bu nedenle biz devletten af talebinde bulunmuyoruz,
tüm devrimci ve ilerici tutsaklara özgürlük diyoruz!
Her zaman olduğu gibi, devlet bir yandan devrimcilere gözdağı vermek
için açık katliam uygularken, diğer yandan da sözcüsü medya aracılığıyla
da işlediği katliamın sorumluluğunu öldürülen devrimcilerin üzerine
yüklemeye çalıştı. Basında ve televizyonda, cezaevlerinin devletin
kontrolünden çıktığı, devrimcilerin örgüt yuvaları haline geldiği,
yalan ve yanlış haberleri işlendi. Ancak gerçekler her zaman istendiği
gibi çarpıtılamıyor! Aynı burjuva medya otopsi raporunun açıklanmasından
sonra, katliamı vermek zorunda kaldı.
17 Ağustos depreminden sonra depremzedelere yardım konusunda aciz
kaldığı söylenen devletin, meşru haklarını arayan devrimcilere ve
emekçilere saldırı sözkonusu olduğunda hiç te aciz olmadığı görüldü.
Bu katliam tam da 'af' ve demokratikleşme tartışmalarının yürüdüğü
bir ortamda gerçekleştirildi. Bu da gösteriyor ki, sömürü ve vahşet
düzeni bir devrimle yıkılmadan, gerçek anlamda bir demokrasi, geniş
halk kitleleri için bir demokrasi mümkün değildir. Bu barbarlık
düzeninde demokrasi, sömürücüler için vardır ve var olacaktır; devrimciler,
emekçiler ve ezilen halklar için reva görülen diktatörlüktür.
Emekçiler için demokrasi, ancak bu düzen mezara gömüldüğünde, yerine
emekçilerin çıkarlarını temsil eden, devrimci demokratik iktidar
kurulduğunda mümkündür. İnsanın insan tarafından sömürüsünün ortadan
kaldırıldığı, azınlığın çoğunluk üzerindeki egemenliğinin ortadan
kaldırıldığı, baskının, zulmün, yoksulluğun, sefaletin olmadığı,
sosyalist topluma bu yoldan varılacaktır.
Böylesi bir toplum için mücadeleye değer. Tutsak düşen devrimciler
de sömürü ve baskı düzenine karşı yürüttükleri haklı mücadele içerisinde
tutsak düştüler. Bütün emekçiler, ezilenler, devrimci tutsakların
özgürlüğü için mücadeleyi, kendi özgürlükleri için mücadele olarak
görüp, devrimcilerin tutsak edilmesine ve katledilmesine karşı birleşerek
seslerini yükseltmelidirler. Devletin devrimciler üzerindeki katliamlarını
kolaylaştıran nedenlerden birisi de ezilen kitlelerin suskunluğudur.
Ankara Ulucanlar'da yaşanan katliam, devrimciler üzerindeki katliamların
ne ilkidir ne de sonuncusudur. Bu katliamları nihai olarak durdurmak
için mücadeleye ve örgütlenmeye!
Devrimci Tutsaklara Özgürlük!
30 Eylül 1999
