2822 SAYILI "TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ, GREV VE LOKAVT KANUNU" ÜZERİNE NOTLAR (1.Bölüm)

Bu yazımızda 2822 sayılı "Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu" üzerinde duracağız.
Bu yasa, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu gibi 12 Eylül ürünü olan bir kanundur. 1970 yılı 15-16 Haziran işçi hareketinin engellediği bu yasaları hakim sınıflar ancak; devrimci hareketin ağır bir yenilgi aldığı, işçi sınıfı hareketinin bastırıldığı 12 Eylül sonrası gerçekleştirebildiler. Bu yasanın kabul tarihi: 5 Mayıs 1983'tür.
İşçiler açısından konu önemli olduğu için sözkonusu yasadan uzun alıntılar yapmak durumunda kalacağız. Sorun hem varolanı tanımak, hem de işçilere zararı olan yasa maddelerini bulup çıkarmak, değiştirilmesi gereken maddeler yerine, neyin konulması gerektiğini göstermektir. Biz de bu yazıda bunu yapmaya çalışacağız.

Amaç

2822 sayılı yasanın 1. maddesinde, yasanın amacı şöyle tanımlanıyor:
"Madde 1- Bu kanunun amacı, işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek üzere, toplu iş sözleşmesi yapmalarının, uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemelerinin ve grev ve lokavtın esaslarını ve usullerini tespit etmektir." (Petrol-İş Yayınları No: 47, s. 119)
Yasanın görünürdeki amacı işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik, sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek; Toplu İş Sözleşmesi (TİS) yapmak, uyuşmazlıkları çözümlemek, grev ve lokavtın esaslarını ve usullerini tespit etmektir. Oysa yasa incelendiğinde; işçiler ve işverenler arasında ekonomik ve sosyal durumların, çalışma şartlarının, uyuşmazlıkların vb. işverenler lehine çözüldüğü, işçilerin yasa mağduru olduğu görülecektir. 2822 sayılı yasada korunan ve kollanan işçiler değil, patronlardır.

Tanım ve içerik

"Madde 2- Toplu iş sözleşmesi, hizmet akdinin yapılması, muhtevası ve sona ermesi ile ilgili hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmedir." (s. 119)
Madde 2'de TİS'in içeriği hizmet akdinin yapılması, içeriği ve sona ermesi ile ilgili konuları düzenlemekle sınırlandırılmakta; böylece TİS'in içeriği darlaştırılmaktadır.

TİS'e konulamayacak hükümler

"Madde 5- Toplu iş sözleşmelerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlügüne, milli egemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe, kamu düzenine, genel asayişe, genel ahlaka ve genel sağlığa aykırı hükümler ile Kanunlarda suç sayılan fiilleri teşvik, tahrik ve himaye eden veya kanun veya tüzüklerin emredici hükümlerine aykırı hükümler konulamaz." (s. 120)
Görüldüğü gibi TİS'e neyin konulacağını, neyin konulmayacağını devlet istediği şekilde belirliyor. Devlet daha en başta işçinin en basit bir demokratik talebi ileri sürmesini, demokratik haklar için mücadele etmesini engelliyor. Egemenler, egemenliklerini sürdürebilmek için yasaları da kendi çıkarları doğrultusunda yapıyorlar.
Yasa maddesine bakın! Sanki toplu iş sözleşmesini düzenleyen bir madde değil, devlet güvenliğine ilişkin bir madde gibi düzenlenmiş!
Egemenlerin istediği gibi yorumlayıp kullandığı bu tür maddeler en başta işçi haklarını gaspetmeye yaramaktadır. Örneğin, "milli güvenliğe, kamu düzenine, genel asayişe, genel ahlaka..." aykırı hükümler ne kadar nettir? Açıktır ki, bu tür kavramlar gayet muğlaktır ve ancak egemenlerin yorumladığı gibi uygulanmaktadır. İşçi 1 Mayıs'ı bayram olarak ilan ettiğinde bu "milli güvenliğe aykırı" olarak görülebilir, "kamu düzenini bozucu" olarak adlandırılabilir. Egemenlerin "genel asayiş" dediği işçilerin ve emekçilerin hak ve özgürlükleri için mücadele etmeleri değil, sisteme kölece boyun eğmeleridir. Devletin polisinin, askerinin jopuna, dayağına, işkencesine ses çıkarmamaları; açlığı, işkenceyi, dayatılan onursuzca yaşamı sineye çekmeleridir. Bu düzenin istediği "asayiş" bu tür şeylerdir. Kapitalist toplumun "kamu düzeni", "genel ahlakı" işçi ve emekçilerin iliğine kadar sömürülmesi üzerine kuruludur. Bu ahlakın temelini "en fazla kârı elde etmek için her yol mübahtır" mantığı oluşturmaktadır. Durum bu olunca burada yazılanlar işçi haklarını değil, egemenlerin iktidarlarını güvenceye almaktadır. İşin özü budur.
"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" fobisi bu yasada da karşımıza çıkmakta, "bölücülüğü" engellemek için devlet burada da tedbirini almaktadır.

TİS'in süresi ve bitimi

"Madde7- Toplu iş sözleşmeleri, bir yıldan az ve üç yıldan uzun süreli olamaz. Toplu iş sözleşmesinin süresi, sözleşmenin imzalanmasından sonra taraflarca uzatılamaz, kısaltılamaz ve sözleşme süresinden önce sona erdirilemez. (...) Toplu iş sözleşmesi süresinin bitmesinden önceki yüzyirmi gün içinde, yeni sözleşme için yetki işlemlerine başlanabilir. Ancak, yapılacak toplu iş sözleşmesi, önceki sözleşme sona ermedikçe yürürlüğe giremez." (s. 120)
Yasa TİS'in süresini bir yıl ile üç yıl arasında sınırlamaktadır. Günümüzde yapılan TİS'leri iki yıl için yapılmaktadır. Her ikisi de işçilerin aleyhine olmaktadır. Çünkü enflasyonunun yüzde yüzlerde seyrettiği, işçilerin ücretlerinin sürekli gerilediği bir durumda, iki yıllık hatta 1 yıllık sözleşme yapmak işçilerin aleyhine olmaktadır.
Tüketim maddelerinin fiyatları hızla yükselirken, ücretler buna paralel olarak artma yerine, gerilemektedir. Bu zararı en aza indirmenin yollarından biri, iki yıllık sözleşmeler yerine altı aylık sözleşmeler yapmaktır. Bu noktada yaşam standartı düzeyinde ücret + aylık enflasyon oranı + aylık yüzde 10 refah payı hesaplanarak bunlar ücretlere yansıtılmalıdır. Ancak bu şekilde yapıldığında işçilerin ücretleri gerileme yerine, artacaktır.
Yaşam standartı; mutfak, yol, giyim, sağlık, eğlence, sosyal faaliyetler, kira ve yan giderler, eğitim vb. zorunlu giderler için gerekli olan aylık para miktarıdır. Zorunlu giderler her ay arttığı için, zorunlu giderlere enflasyon artış oranını ve ücretlerin gerilemesini engellemek için yüzde on refah payını da eklemek gereklidir.

Tarafların durumunda değişiklik

"Madde 8- Toplu iş sözleşmesine taraf olan sendikanın feshi veya infisahı (dağılma BN) yahut faaliyetten menedilmiş olması veyahut yetkiyi kaybetmiş olması veya toplu iş sözleşmesinin uygulandığı işyerlerinde işverenin değişmesi toplu iş sözleşmesini sona erdirmez." (s. 121)
Yasaya göre; TİS yapmış bir sendikanın kendisini feshetmesi, dağılması, faaliyetten men edilmesi, yetkiyi kaybetmiş olması TİS'i sona erdirmiyor. TİS hangi dönem için yapılmışsa o dönemin sonuna kadar geçerlidir.

TİS'den yararlanma

"Madde 9- Toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanırlar.
Toplu iş sözleşmesinin imzalanması tarihinde taraf sendikaya üye olanlar yürürlük tarihinden, imza tarihinden sonra üye olanlar ise üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca işverene bildirildiği tarihten itibaren yararlanırlar.
Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye bulunmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye bulunup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bu hususta işçi sendikasının muvafakatı aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma talep tarihinden geçerlidir.
Dayanışma aidatı miktarı, üyelik aidatının üçte ikisidir.
Faaliyeti durdurulmuş sendikalara dayanışma aidatı ödenmez." (s. 122)
Bu maddede esasında sarı sendikacılığın güçlendirilmesinin yolları anlatılmaktadır. Devlet devrimci sendikayı ve devrimci işçiyi tasfiye etmek, onların faaliyetlerini engellemek istemektedir. Geriye patron sendikası kalmaktadır! Bu koşullarda bu maddenin pratikteki anlamı; işçinin devletin istediği sendikaya üye olmasını sağlamaktır.

Teşmil

"Madde 11- Bir toplu iş sözleşmesi, üyelerinin sayısı bağlı olduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde onunu temsil eden işçi sendikalarından en çok üyeye sahip olan sendikanın yapmış olduğu bir toplu iş sözleşmesini Bakanlar Kurulu, o işkolunda işçi veya işveren sendikaları veya ilgili işverenlerden birinin veya Çalışma Bakanının talebi üzerine, Yüksek Hakem Kurulunun görüşünü aldıktan sonra tamamen veya kısmen veya zorunlu değişiklikleri yaparak o işkolunun toplu iş sözleşmesi bulunmayan diğer işyerlerine veya bir kısmına teşmil edebilir. Teşmil kararnamesinde kararın gerekçesi açıklanır. (...) Yetki için başvurulduktan sonra yetki sorunu çözülünceye kadar veya bu belgeyi aldıktan sonra yetki devam ettiği sürece yetki kapsamına giren işyerleri için teşmil kararı alınamaz." (s. 123)
Teşmilden (yayma, içine alma) anlatılmak istenen şudur:
Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunu temsil eden, en çok üyeye sahip sendikanın yapmış olduğu TİS'i Bakanlar Kurulu yasada adı geçenlerin talebi üzerine, sözkonusu işkolunun TİS bulunmayan işyerlerine ya da bır kısmına yayabilir. Teşmil hakkı TİS olmayan işyerleri için geçerlidir.
Bu maddede de esas olarak; çeşitli nedenlerle TİS bulunmayan işyerlerinin durumuna açıklık getirmek yerine, TİS bir dizi koşula bağlanmaktadır. Bu durumdaki işçilerin kimi haklar elde edebilmeleri Yüksek Hakem Kurulu, Bakanlar Kurulu vs. gibi kurumların keyfine bırakılmış oluyor. Bizim bilebildiğimiz kadarıyla teşmil uygulanmamaktadır.

Yetki

"Madde 12- Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde onunun (tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık işkolu hariç) üyesi bulunduğu işçi sendikası, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyeri veya işyerlerinin her birinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının kendi üyesi bulunması halinde bu işyeri veya işyerleri için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir. İşletme sözleşmeleri için işyerleri bir bütün olarak nazara alınır ve yarıdan fazla çoğunluk buna göre hesaplanır. (...) Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunun tespitinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yayımlanacak istatistikler esas alınır. Bu istatistiklerde belirtilecek işkolundaki bütün işçi sayısı ile bu işkolundaki sendikalara mensup üye sayısı toplu sözleşme ve diğer işlemler için istatistik yayımlanıncaya kadar geçerlidir. Yetki belgesi almak üzere müracaat eden veya yetki belgesi alan işçi sendikasının yetkisini daha sonra yayımlanacak istatistikler etkilemez.
Yayımından itibaren 15 gün içinde itiraz edilmeyen istatistikler kesinleşir. Ancak, istatistiğin gerçeğe uymadığı gerekçesiyle bu süre içinde Ankara İş Mahkemesine başvurulabilir." (s. 124)
Kurulu bulunduğu işkolunda faaliyet gösteren bir sendikanın TİS yapabilmesi için;
a- işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde onunu örgütlemiş olması,
b- TİS kapsamına giren işyeri ya da işyerlerinin her birinde, çalışan işçilerin (hizmetliler dahil) yarıdan fazlasını örgütlemiş olması gerekir.
Bu iki temel şartı yerine getiren sendika TİS için yetki almaya hak kazanır.
Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunun tespit edilebilmesi için Çalışma Bakanlığının her yılın Ocak ve Temmuz aylarında yayınladığı istatistikler esas alınıyor. Bu istatistiklerde işkollarında çalışan işçi sayısı ve sendikalı işçi sayısı da belirtilmektedir.
Burada en önemli sorun yüzde on barajıdır. Sendikalar Yasası sendikaların kuruluşunu serbest bırakmasına rağmen, kurulacak sendikalar da yüzde on barajına takıldıkları için işlevsiz kalmaktadır. Yüzde on baraj sorunu iki-üç sendikanın/konfederasyonunun olmasına neden olmaktadır.
Bir sendikanın toplu şözleşme yapabilmesi için yüzde on baraj şartı iptal edilmeli, bir işletmede yarıdan fazla işçinin sendikada örgütlenmiş olması şartı yeterli olmalıdır.

Yetki için başvuru

"Madde 13- Bir toplu iş sözleşmesi yapmak isteyen işçi sendikası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yazıyla başvurarak kurulu bulunduğu işkolunda üye sayısı itibariyle yüzde on (tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık işkolu hariç) oranını sağladığının belirlenmesini ve sözleşmenin kapsamına girecek işyeri veya işyerlerinde başvuru tarihinde çalışan işçiler ile üyelerinin sayısının tespitini ister. İşçi sendikası kendisinde bulunan üyelik fişlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yetki için başvurduğu tarihten itibaren üç işgünü içinde işverene vermek zorundadır.
Çalışma Bakanlığı, kayıtlarına göre sendikanın çoğunluğu haiz olması halinde, toplu iş sözleşmesi yapma başvurusunu işyerindeki işçi ve üye sayısını, o işkolunda kurulu işçi sendikalarıyla taraf olacak işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene başvurunun alındığı tarihten itibaren altı işgünü içinde başvuru tarihindeki kayıtlara göre bildirir. Çoğunluğu haiz olmadığının tespiti halinde bu bilgiler sadece başvuran sendikaya aynı süre içinde bildirilir." (s. 125)
Yetki için Çalışma Bakanlığı'na başvuran sendika, başvuru tarihinden itibaren üç işgünü içinde kendisinde bulunan üyelik fişlerini işverene vermek zorundadır. Bu ne demektir? Sendika henüz yetkiyi almadan, işverenin sendikalaşmadan haberi olmakta, sendikalaşan işçiler işten atılmakta ya da sendikanın yetkiyi almasını engellemek için çeşitli oyunlarla işçiler istifa ettirilerek sendikanın yetkiyi almasını işveren engellemektedir.
Bunun engellenmesi için ne yapılmalı?
İşverenin sendikalaşan işçileri işten atmasını engellemek için üyelik fişleri sendika yetkiyi aldıktan sonra işverene verilmelidir. Bunun olabilmesi için de yasanın değişmesi gereklidir. Yasa işverenin çıkarlarını koruduğundan, yasada işçiler aleyhine olan yasaların değişmesi için işçi sınıfının mücadele etmesi gerekmektedir.

Yetki itirazı

"Madde 15- Kendilerine 13. ve 14'üncü maddeler uyarınca gönderilen tespit yazısını alan işçi veya işveren sendikaları veya sendika üyesi olmayan işveren, taraflardan birinin veya her ikisinin gerekli yetkiyi haiz olmadıkları veya kendisinin çoğunluğu bulunduğu yolundaki itirazını sebeplerini de göstererek yazının kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işyerinin bağlı olduğu bölge müdürlüğünün bulunduğu yerdeki iş davalarına bakmakla görevli mahkemeye yapabilir. Toplu iş sözleşmesi birden fazla bölge müdürlüğünün yetki alanına giren işyerlerini kapsadığı hallerde itiraz Ankara'daki iş mahkemesine yapılır. İşletme toplu iş sözleşmesi için itiraz, işletme merkezinin bulunduğu yerdeki iş mahkemesine yapılır. İtiraz dilekçesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına veya ilgili bölge müdürlüğüne kayıt ettirildikten sonra mahkemeye verilir. Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunu temsil edemeyen sendika yetki itirazında bulunamaz." (s. 125)
Genelde Çalışma Bakanlığı'nın gönderdiği tespit yazısına, tespit ilgili sendikadan yana ise iş davalarına bakan mahkemeye itiraz eden işverenler olmaktadır. İşverenlerde ayak oyunları çok! Onlar çalıştırdıkları işçilerin sendikalaşmaması için ellerinden geleni yapmakta, yasada işçilerin aleyhine olan maddelerden yararlanmaktadır. İşçiler sendikalaşırsa bu ancak uzun ve zorlu bir mücadele sonucu olmaktadır.

Yetki belgesi

Madde 16- Tespit yazısına bu Kanunda öngürülen süre içinde itiraz edilmemişse sürenin bitişini takibeden altı işgünü içinde veya yapılan itiraz reddedilmişse mahkeme kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren altı işgünü içinde ilgili sendikaya Çalışma Bakanlığınca bir yetki belgesi verilir." (s. 126)
Yetki belgesi için Çalışma Bakanlığı'na başvuran sendikaya bakanlığın gönderdiği tespit yazısına altı işgünü içinde itiraz edilmemişse ya da yapılan itiraz mahkeme tarafından reddedildikten sonra başlayarak altı işgünü içinde sendikaya Bakanlık tarafından yetki belgesi verilir. Yasada kısa bir süre içinde bunun olacağı ortaya konulmasına rağmen, pratik tam tersidir. Bir işyerinde sendikalaşma, TİS için yetki belgesi alınması uzun bir mücadele yolunu gerektiriyor.

Toplu görüşmeye çağrı

Madde 17- Tespit yazısını alan işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren veya yetki belgesini alan işçi sendikası, tespit yazısını veya yetki belgesini aldığı tarihten itibaren onbeş gün içinde karşı tarafı toplu görüşmeye çağırır. Çağrı tarihi derhal görevli makama bildirilir.
Bu süre içinde çağrı yapılmazsa, yetki belgesinin hükmü kalmaz.
Toplu görüşme çağrısına, çağrıyı yapan taraf toplu görüşmede ileri süreceği tekliflerin bütününü eklemek zorundadır. Ancak, tarafların toplu görüşme gereği ileri sürecekleri tekiflerde değişiklik yapma hakları saklıdır." (s. 127)
Tespit yazısını alan işveren ya da yetki belgesini alan sendika, onbeş gün içinde karşı tarafı toplu görüşmeye çağırmak zorundadır. Bu süre içinde toplu görüşme çağrısı yapılmazsa, yetki belgesinin hükmü kalmıyor. Toplu görüşme için belirli bir süre konulması, bu süre içinde bu yapılmadığı takdirde, yetki belgesinin geçersiz hale gelmesi gereksiz bir yasadır. Bunun için süre konulmasına gerek yok. Yetki belgesi TİS yapmak için veriliyor-alınıyor ise doğal olarak bu yapılacaktır.

Toplu görüşmeye başlama

Madde 19- Çağrının karşı tarafa tebliği tarihinden itibaren altı işgünü içinde taraflar toplu görüşmenin yer, gün ve saatini aralarında anlaşarak tespit ederler ve bunu görevli makama yazı ile bildirirler.
Toplantı yer, gün ve saati bakımından taraflar arasında bir anlaşmaya varılamazsa, taraflardan birinin üç işgünü içinde başvurması üzerine görevli makamca toplantı yeri, günü ve saati başvurma tarihinden başlayarak altı işgünü içinde tesbit edilir ve taraflara bildirilir.
Çağrı tarihinden itibaren otuz gün içinde yukarıdaki fıkralar uyarınca toplu görüşmeye çağrıyı yapan taraf gelmez ve toplu görüşmeye başlanmazsa çağrıyı yapan tarafın yetkisi düşer." (s. 127)
Görevli makam bölge çalışma müdürlüğüdür.

İmzalama

"Madde 20- Toplu görüşmenin sonunda bir anlaşmaya varılırsa, beş nüsha olarak düzenlenecek olan toplu iş sözleşmesi taraf temsilcilerince imzalanır. Sözleşmenin birer nüshasını taraflar alırlar. Üç nüsha da, toplu görüşme için çağrıyı yapmış olan tarafça görevli makama imza gününden başlayarak, altı işgünü içinde tevdi edilir.
Bölge çalışma müdürlükleri kendilerine tevdi edilen toplu iş sözleşmesinin iki nüshasını Çalışma Bakanlığına gönderirler. Çalışma Bakanlığı da toplu iş sözleşmelerinin birer nüshasını Devlet İstatistik Enstitüsüne gönderir." (s. 128)

Uyuşmazlığın tespiti

"Madde 21- Toplu görüşme için tespit edilen yer, gün ve saatte taraflardan biri toplantıya gelmezse veya toplantıya geldiği halde görüşmeye, başlamazsa ya da toplu görüşmeye başladıktan sonra taraflardan biri toplantıya devam etmezse, toplantıya gelen taraf, durumu görevli makama altı işgünü içerisinde yazı ile bildirir.
Toplu görüşmenin başlamasından itibaren altmış gün içinde taraflar anlaşamadıklarını bir tutanak ile tespit ederlerse veya toplu görüşmenin başlamasından itibaren altmışıncı günün sonunda anlaşmaya varamamışlarsa, taraflardan biri durumu görevli makama yazıyla bildirir." (s. 128)

Arabuluculuk

"Madde 22- 21'inci maddenin birinci fıkrasına göre düzenlenen yazıyı alan makam, yazıyı düzenleyen tarafın talebini gözönüne alarak otuz veya altmış günün geçmesini beklemeksizin aşağıdaki hükümler uyarınca arabuluculuk işlemlerini başlatır.
Toplu görüşmenin başladığı tarihten itibaren otuz gün geçmesine rağmen anlaşma sağlanamamışsa, taraflardan her biri görüşmelere 59'uncu maddeye göre düzenlenen resmi listeden bir arabulucunun katılmasını görevli makamdan isteyebilir. Başvuruyu alan görevli makam arabulucu tayini için tarafları altı işgünü içinde toplantıya çağırır. Taraflardan biri bu toplantıya katılmazsa veya toplantıda arabulucu tayini hususunda aralarında anlaşma sağlanamazsa, görevli makam, resmi listeden bir arabulucuyu taraflardan en az birinin huzurunda ad çekmek suretiyle tespit eder. Arabulucu tayini yoluna gidilmiş ve anlaşma sağlanamamışsa, uyuşmazlığın tespiti bakımından altmış günlük sürenin geçmesi beklenilmez ve ayrıca resmi arabulucu tayin edilmez. Bu takdirde arabulucunun düzenleyip görevli makama tevdi edeceği tutanak, 23'üncü maddede belirtilen resmi arabulucu tutanağı mahiyetindedir.
Birinci fıkraya göre arabulucu tayini yoluna gidilmemiş ve toplu görüşmenin başladığı tarihten itibaren altmış gün geçmesine rağmen anlaşma sağlanamamışsa, görevli makam başvuru üzerine veya resen altı işgünü içinde 15'inci maddede öngörülen mahkemeye başvurmak suretiyle resmi listeden bir arabulucunun tayinini talep eder.
Resmi arabulucunun görevi mahkemece kendisine yapılacak duyurudan itibaren başlar." (s. 129)
21. ve 22 madde bağlamında;
Toplu görüşme için belirlenen gün, yer ve saatte taraflardan biri gelmezse ya da geldiği halde görüşmeye başlamazsa ya da görüşmeye başladıktan sonra görüşmeye devam etmezse, diğer taraf durumu ilgili makama altı işgünü içinde bir yazı ile bildirir. Görevli makam bu durumda otuz veya altmış günün geçmesini beklemeden arabulucuk işlemlerini başlatabilir.
Ya da altmış günün sonunda taraflar anlaşamadıklarını bir tutanak ile tespit eder, bu durumu görevli makama iletirlerse, bu durumda da arabuluculuk işlemi başlatılır.
Aynı durum toplu görüşmeye başladıktan otuz gün sonra anlaşmaya varılmadığı durum için de geçerlidir.
Taraflardan her biri otuz günün sonunda 59. madde de düzenlenen resmi arabulucu listesinden bir arabulucunun görüşmelere katılmasını ilgili makamdan isteyebilir. Başvuruyu alan görevli makam arabulucunun tayini için tarafları altı işgünü içinde toplantıya çağırır. Taraflardan biri toplantıya gelmez ya da belirlenen arabulucuyu taraflardan biri kabul etmezse, o zaman görevli makam arabulucuyu kura ile tayin eder. Arabulucunun tayin edildiği koşullarda yine anlaşma sağlanamazsa, uyuşmazlığın tespiti için altmış günlük sürenin geçmesi beklenilmez. Bu durumda yeni bir arabulucu da tayin edilmez. Bu durumda uyuşmazlığı tespit eden bir tutanak tutulur ve görevli makama gönderilir. "Görevli makamı" artık işleri "devletin bölünmez bütünlüğü, kamu düzeni ve asayişe..." ters düşmeyecek şekilde keyfine göre çözmeye çalışır!
Yasa tam bir bürokratik kalıplardan oluşmakta, grevin engellenmesi için, zorlaştırılması için gerekli her şey yapılmaktadır.

Arabulucunun görevi

"Madde 23- 22'nci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen arabuluculuk görevi onbeş gün sürer. Bu süre tarafların anlaşması ile en çok altı işgünü uzatılabilir ve görevli makama bildirilir.
Arabulucu, tarafların anlaşmaya varması için her türlü çabayı harcar ve ilgililere önerilerde bulunur.
Arabulucu tarafların anlaşmasını sağlarsa, 20'nci madde hükümleri uygulanır.
Arabuluculuk süresinin sonunda anlaşma olmamışsa, arabulucu, üç işgünü içinde uyuşmazlığı belirleyen bir tutanak düzenler ve bu tutanağı uyuşmazlığın sona erdirilmesi için gerekli gördüğü tavsiyeleri de ekleyerek görevli makama tevdi eder. Görevli makam bu tutanağı en geç altı işgünü içinde taraflara tebliğ eder." (s. 130)
Arabulucunun görevi onbeş gün ile sınırlıdır. Bu süre tarafların anlaşması ile en çok altı gün daha uzatılabilir. Arabulucuk süresinin sonunda anlaşma olmadığı takdirde, arabulucu bir tutanak düzenleyerek, bu tutanağı görevli makama iletir.

Grevin tanımı

Arabulucunun tuttuğu tutanağın tebliğinden itibaren altı işgünü geçtikten sonra sendika grev kararı alabilir.
"Madde 25- İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veyahut bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denir.
Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde iktisadi ve sosyal durumlarıyla çalışma şartlarını korumak veya düzeltmek amacıyla bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev denir.
Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve kanun dışı grev denir. Siyasi amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İşyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli eğemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla grev yapılamaz." (s. 131)
2822 sayılı yasa çercevesinde yapılan grevlere "kanuni grev" deniliyor. Bu yasanın çerçevesi dışına çıkarsanız, "kanundışı grev" yapmış olursunuz. Siyasi talepler doğrultusunda grev yapmak, genel grev, dayanışma grevi, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme vb. grev ve eylemler yasaya göre yasak. Bütün bu yasaklar kimin çıkarına? Patronlar sınıfının! Devlet kimin için var?

Patronlar sınıfı için!

İşçi sınıfı hareketi yasal cendere içine sıkıştırılmıştır. Ekonomik ve sosyal hakların alınması, korunması için bu yasalara karşı, kurulu sisteme karşı kararlı bir mücadele yürütülmesi gerekiyor.
Madde 25 iptal edilmeli sayılan grev ve direnişler yasal hale getirilmelidir.

Lokavtın tanımı

"Madde 26- İşyerinde faaliyetin tamamen durmasına sebep olacak tarzda, işveren veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya bir işveren kuruluşun verdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavt denir.
Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından grev kararı alınması halinde bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta kanuni lokavt denilir.
Kanuni lokavt için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt denilir. Siyasi amaçlı lokavt, genel lokavt ve dayanışma lokavtı kanun dışı lokavttır.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli eğemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla lokavt yapılamaz." (s.131)
Yasalar çerçevesinde, yetki alınması durumunda işçilere grev hakkı verilmiştir ama aynı zamanda işverenlere işçileri topluca kapı önüne koyma hakkı da verilmiştir. Lokavt tamamen yasaklanmalıdır.

Kanuni grev ve kanuni lokavt kararı

"Madde 27- Bir veya birden çok işyerinde veya bir işletmede, bu yerlere ilişkin 21'nci maddedeki uyuşmazlığın çözülemediğini 23'üncü madde uyarınca belirten tutanağın tebliğinden itibaren altı işgünü geçmeden grev kararı alınamaz.
Birinci fıkrada öngörülen sürenin geçmesinden sonra kanuni grev kararı altı işgünü içinde uyuşmazlığın tarafı işçi sendikasınca alınabilir.
Bu süre içinde grev kararı alınmazsa veya grev yasaklarında Yüksek Hakem Kuruluna başvurulmazsa yetki belgesinin hükmü kalmaz.
Uyuşmazlığın tarafı olan işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren, işçi sendikasının almış olduğu grev kararının kendisine tebliğinden itibaren altı işgünü içinde lokavt kararı alabilir. Grev kararı uyuşmazlığın kapsamındaki işyerlerinin bir kısmı için alınmış olsa dahi lokavt kararı o uyuşmazlığın kapsamındaki başka işyerleri için de alınabilir." (s. 132)
Uyuşmazlığın tespitinden itibaren altı işgünü içinde sendika grev kararı almak zorundadır. Bu süre içinde grev kararı alınmadığı takdirde yetki belgesi geçerliliğini kaybeder.
Grev kararı uyuşmazlığın sözkonusu olduğu işletme ya da işletmeler için geçerliyken, lokavt kararını işveren sendikası ya da işverenler işkolunun bütünü için uygulama hakkına sahip.
Hani yasa işçiler lehineydi?!
(1.Bölümün sonu)

2822 SAYILI "TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ, GREV VE LOKAVT KANUNU"
ÜZERİNE NOTLAR (2.Bölüm)

Grev ve lokavt kararlarının tebliği

"Madde 28- 27'nci madde uyarınca alınan grev ve lokavt kararları, karar tarihinden itibaren altı işgünü içinde karşı tarafa tebliğ edilmek üzere notere ve kararın birer örneği görevli makama tevdi edilir. Grev ve lokavt kararı işyerinde veya işyerlerinde kararı alan tarafca derhal ilan edilir." (s. 132)
Grev kararı alan sendika, karar örneğini altı işgünü içinde, işverene iletilmesi için notere ve bir örneğini de görevli makama iletir.

Grevin yasak olduğu işler

"Madde 29- Aşağıdaki işlerde grev ve lokavt yapılamaz:
1- Can ve mal kurtarma işlerinde,
2- Cenaze ve tekfin işlerinde,
3- Su, elektrik, havagazı, termik santrallerini besleyen linyit üretimi, tabii gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı, üretimi nafta veya tabii gazdan başlayan petrokimya işlerinde,
4- Banka ve noterlik hizmetlerinde,
5- Kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehiriçi deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde." (s. 133)
Yetki belgesinin alınması, bu belgeyi alan sendikanın grev hakkının da olduğu anlamına gelmiyor. Yetki belgesinin hükmü ancak grevin yapılabileceği işler için geçerlidir. Madde 29'da sıralanan işlerde grevin yapılması yasaktır. Bu işyerlerinde yetki belgesi alan sendikanın grev yapma hakkı yok.
Grevin yapılacağı, yapılmayacağı işler diye ayrımın konulması işçilerin çıkarına değildir. Bu bağlamda yapılması gereken grevin yasaklarının ortadan kaldırılması için mücadele olmalıdır. Bütün işkolları için grev hakkı yasal hale getirilmelidir.

Yasağın bulunduğu yerler

"Madde 30- Aşağıdaki işyerlerinde grev ve lokavt yapılamaz:
1- İlaç imal eden işyerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imal eden müesseselerle, hastane, klinik, sanatoryum, prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde,
2- Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde,
3- Mezarlıklarda,
4- Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde." (s. 133)
Aynı durum 30. madde için de geçerlidir. Grevin yasak olduğu işler ve yerler ayrımı ortadan kaldırılmalı, bu yasalar iptal edilmelidir.

Geçici yasaklar

"Madde 31- Savaş halinde, genel veya kısmi seferberlik süresince grev ve lokavt yapılamaz." (s. 133)
Yangın, su baskını, toprak veya çığ kayması veya depremlerin neden olduğu, genel hayatın felce uğradığı yerlerde, Bakanlar Kurulu bu hallerin vuku bulduğu yerlerde grev ve lokavtı yasaklayabilir. Yasak kararının kaldırılması yine Bakanlar Kurulu kararını gerektirir.
Yasaklarda Yüksek Hakem Kuruluna başvurma
"Madde 32- Grev ve lokavtın yasak olduğu işler ile yerlerdeki uyuşmazlıklarda, taraflardan biri 23'üncü maddede belirtilen tutanağın alınmasından veya geçici grev ve lokavt yasağının altı ayı doldurmasından itibaren altı işgünü içinde Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir." (s. 133)
Grevin yasak olduğu işler ve yerlerdeki uyuşmazlıklarda, taraflardan biri arabulucunun tuttuğu uyuşmazlık tutanağının alınmasından itibaren veya geçici grev ve lokavt yasağının altı ayı doldurmasından itibaren altı işgünü içinde Yüksek Hakem Kurulu'na başvurabilir.

Grevin ertelenmesi

"Madde 33- Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı bir kararname ile altmış gün süre ile erteleyebilir. Erteleme süresi, kararnamenin yayımı tarihinde işlemeye başlar.
Bakanlar Kurulunun erteleme kararları aleyhine Danıştayda iptal davası açılabilir ve yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi istenebilir. Olağanüstü halin ilan edildiği bölgelerde grev ve lokavt ertelenmesi kararlarına ilişkin davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez." (s. 134)
Bütün zorlukları aşarak grev safhasına gelinen bir durumda, bu sefer de Bakanlar Kurulu yasal bir grevi "genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte" bulması durumunda, grevi altmış gün süreyle erteleyebilir.
Grev silahının zamanlaması bu silahın doğru kullanılmasında önemli bir etmendir. Örneğin işlerin yoğun olduğu bir dönemde grev yapılması işverenin işine gelmez. İşlerin durgun olduğu bir dönemde yapılacak grev işvereni çok da rahatsız etmez, hatta bu süreci işlerini toparlamada bile kullanabilir. Yukarıdaki madde bu biçimiyle tam da işverenin istediği koşullarda greve izin verebilmenin olanaklarını sunuyor. Böylece işçinin eli kolu bağlanıyor.
Olaganüstü halin olduğu şehirlerde Bakanlar Kurulu'nun grevi erteleme kararına karşı Danıştay'da yürütmeyi durdurma davası açılamaz. İşler iyice sağlama bağlanıyor.

Erteleme döneminde uyuşmazlığın çözümü

"Madde 34- Erteleme kararnamesinin yürürlüğe girmesi üzerine, Çalışma Bakanı bizzat ve resmi arabulucu listesinden seçeceği bir arabulucu yardımı ile uyuşmazlığın çözümü için erteleme süresince her türlü gayreti gösterir.
Erteleme süresi içinde taraflar aralarında anlaşarak uyuşmazlığı özel hakeme de intikal ettirebilirler.
Erteleme süresinin sona erdiği tarihte taraflar anlaşamamış veya uyuşmazlığı özel hakeme de intikal ettirmemişlerse, Çalışma Bakanı uyuşmazlığın çözümü için Yüksek Hakem Kuruluna başvurur." (s.134)
Erteleme döneminde arabulucu, özel hakem devreye girer. Bunlara rağmen erteleme süresinin sonunda anlaşma olmadığı durumda, bu seferde Çalışma Bakanı YHK'ya başvurarak YHK'yı devreye sokar.

Grev oylaması

"Madde 35- Kanuni bir grevin bir işyerinde uygulanabilmesi için oylama yapılmasını, grev kararının ilan edildiği tarihte o işyerinde çalışanların en az dörtte biri, grev kararının işyerinde ilan edilmesinden başlayarak altı işgünü içinde yazılı olarak isterse, o işyerinde grev oylaması yapılır. Grev oylaması talebi mahallin en büyük mülki amirine yapılır.
Grev oylaması bu konudaki talebin yapılmasından başlayarak altı işgünü içinde ve işyerinde, iş saatleri dışında en büyük mülki amirin tespit edeceği gün ve zamanda ve onun veya görevlendireceği memurun gözetimi altında, gizli oy açık tasnif esasına göre yapılır.
Grev oylamasında, grev ilanının yapıldığı tarihte işyerinde çalışan işçilerin salt çoğunluğu grevin uygulanmamasına karar verirse o işyerinde grev uygulanamaz." (s. 135)
Grev kararının ilan edildiği bir işyerinde, çalışan işçilerin dörtte biri oylama yapılmasını altı işgünü içinde isterlerse oylama yapılmak zorunludur.
Oylama sonucunda işçilerin çoğunluğu grevin uygulanmamasını isterse, o işyerinde grev kararı uygulanamaz.

Grev oylamasının sonucu

"Madde 36- (...) Grev oylaması sonucunda işçiler grevin uygulanmamasına karar verirlerse ve uyuşmazlıkta taraf olan işçi sendikası, oylama sonucunun kesinleşmesinden itibaren onbeş gün içinde karşı tarafla anlaşmaya varamazsa veya Yüksek Hakem Kuruluna başvurmazsa, yetki belgesinin hükmü kalmaz. (...)" (s. 135)
Grev oylaması sonucunda; işçilerin çoğunluğu grevin uygulanmamasına karar verirse; bu durumda, sendika 15 gün içinde işverenle anlaşamadığı takdirde ve YHK'ya başvurmadığı takdirde yetki belgesi geçerliliğini kaybeder.

Grev ve lokavtın başlaması


"Madde 37- Grev ve lokavt kararı, karşı tarafa tebliğinden itibaren altmış gün içinde ve karşı tarafa noter aracılığı ile altı işgünü önce bildirilecek tarihte uygulamaya konabilir.
Karşı tarafa tebliğ edilmek üzere süresi içinde notere ve görevli makama tevdi edilmeyen grev ve lokavt kararları uygulanamaz. Bildirilen günde başlamayan grev hakkı veya lokavt düşer. Süresi içinde grev kararı uygulamaya konulmamışsa ve alınmış bir lokavt kararı da yoksa veya lokavt da süresi içinde uygulanmaya konulmamışsa yetki belgesinin hükmü kalmaz. Grev oylaması yapılan hallerde altmış günlük süre oylamanın sonucunun kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar." (s. 136)
Grev kararı ancak işverene kararın tebliğinden itibaren altmış gün içinde ve grev kararı noter aracılığıyla altı işgünü önce bildirilen tarihte uygulanmaya konulabilir. Bu yasal prosedür içinde yapılmayan bir grev kararı uygulanamaz. Aynı zamanda bildirilen günde başlamayan bir grev hakkı da düşer. Bu süre içinde grev kararı uygulanmamışsa yetki belgesinin de bir hükmü kalmaz.
Altmış günlük süre grev kararının oylama ile alındığı durumlarda oylamanın sonucunun keşinleşmesinden itibaren başlar.
Grev uygulanmasında işyerinden ayrılma zorunluluğu
"Madde 38- Bir işyerinde grev veya lokavtın uygulanmaya başlaması ile birlikte işçiler işyerinden ayrılmak zorundadırlar. Greve katılmayan veya katılmaktan vazgeçenlerin işyerinde çalışmaları, hiçbir şekilde engellenemez. Greve katılan veya lokavta maruz kalan işçilerin, işyerine giriş çıkışı engellemeleri veya işyeri önünde topluluk teşkil etmeleri yasaktır.
Greve katılmayan veya katılmaktan vazgeçen işçileri çalıştırıp çalıştırmamakta işveren serbesttir. ...
Çalışan işçilerin ürettiği ürünlerin satılmasına ve işyeri için lüzumlu maddelerin, araç ve gereçlerin işyerine sokulmasına engel olunamaz. Bu işlerin görülmesinde de 43'üncü madde hükümlerine uyulması şarttır." (s. 136)
Grev uygulanmaya başlandıktan sonra işyeri önünde işçilerin toplanması yasaktır. Greve katılan işçiler, gözcüler hariç, işyeri önünde bulunamaz.
Bu madde patronun işyerinde grev olduğu koşullarda, kaçak işçi çalıştırarak üretimin devam etmesine gayet müsaittir. Çünkü işçilerin işyeri önünde bulunması yasak! Üretilen ürünlerin satılması ve işyerine lüzumlu araç ve gereçlerin girmesini engellemek yine yasak! O halde greve ne gerek var! İşçiler grev mücadelesinde aktif unsurlar olamayacaksa, grev silahının işveren üzerinde etkili olması için üretimin olup olmadığını denetleyemeyecekse, bu durumda grev göstermelikten öteye gitmez. Yasa tam da grevi işe yaramaz bir araç haline getirmektedir.

Greve katılamayacaklar


"Madde 39- Hiçbir surette üretim veya satışa yönelik olmamak kaydı ile niteliği bakımından sürekli olmasında teknik zorunluluk bulunan işlerde faaliyetin devamlılığını; işyeri güvenliğinin, makine ve demirbaş eşyasının, gereçlerinin, hammadde, yarı mamul ve mamul maddelerin bozulmamasını; hayvan ve bitkilerin korunmasını sağlayacak sayıda işçi kanuni grev ve lokavt sırasında çalışmaya, işveren de bunları çalıştırmaya mecburdur.
Grev ve lokavt dışında kalacak işçilerin yedekler dahil niteliği ve sayısı işveren veya işveren vekili tarafından toplu görüşmenin başlamasından itibaren altı işgünü içinde işyerinde yazı ile ilan edilir ve bu ilanın bir örneği toplu görüşmede taraf olan işçi sendikasına gönderilir. Bu ilandan itibaren altı işgünü içinde işçi sendikası iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkemeye itirazda bulunmazsa ilan hükümleri kesinleşir. İtiraz halinde mahkeme altı işgünü içinde karar verir. Bu karar kesindir." (s. 137)
Üretim ve satışa yönelik olmaması kaydıyla diyor yasa; işyerinin güvenliği, makinaların, hammaddelerin bozulmaması için vb. yeterli sayıda işçinin çalışması gerekiyor. Çalışacak işçi sayısını ve yedeklerini belirleyen işverenin kendisidir. Alın size işvereni koruyan başka bir madde!
Greve katılamayacak işçilerin ismen belirlenmesi
"Madde 40- Grev ve lokavtın uygulanacağı dönemde hangi işçilerin işyerinde çalışmaya devam edecekleri bölge çalışma müdürlüğünce grev ve lokavt kararının müdürlüğe bildirilmesinden itibaren üç işgünü içinde resen tespit edilerek ilgili işveren ve işçilere yazı ile bildirilir. O işyerinde çalışan ve toplu görüşmede taraf olan işçi sendikasının ve şubesinin başkan veya yönetim kurulu üyesi bulunan işçiler bu hükme tabi tutulamazlar.
İşveren 39'uncu madde uyarınca belirlenen işlerin yerine getirilebilmesi için, grev ve lokavta katılamayacak işçilerin herhangi bir nedenle çalışmayanların yerine bölge çalışma müdürlüğünün yazılı izni ile yeni işçi alabilir." (s. 138)
Grev sırasında çalışması gereken işçilerin herhangi bir nedenle çalışmaması durumunda, işveren bölge çalışma müdürlüğünün yazılı izniyle yeni işçi alma hakkına sahiptir. Bir yandan belirli sayıda işçinin çalışması zorunlu; diğer yandan herhangi bir sebeple (bu sebebin ne olduğu belli değil!) çalışmayanlar yerine, yeni işçi alma hakkı... Yasa koyucular gayet iyi düşünerek kılı kırk yararak işveren lehine maddeler koymayı iyi becermişler!

Kanuni grevin hizmet akitlerine etkisi


"Madde 42- Kanuni bir greve katılan" işçiler "hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları, grevin sona ermesine kadar askıda kalır." Aynı durum lokavt için de geçerlidir. "Grev ve lokavt süresince hizmet akitleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal yardımlar ödenemez, bu süre kıdem tazminatı hesabında dikkate alınamaz. Toplu iş sözleşmelerine veya hizmet akitlerine bunların aksine hüküm konulamaz."
Grev sırasında işçilerin sosyal hakları böylece askıda kalıyor. Bunun aksini istemeyi de yasa yasaklamaktadır. Ne diyelim? Sorun patronları kollamak olunca ortaya böyle yasalar çıkıyor!

İşçi alma ve başka işe girme yasağı


"Madde 43- İşveren, kanuni bir grevin veya lokavtın süresi içinde, 42'nci madde hükmü gereğince hizmet akitlerinden doğan hak ve borçları askıda kalmış olan işçilerin yerine, hiçbir surette daimi veya geçici olarak başka işçi alamaz veya başkalarını çalıştıramaz. 39'uncu madde uyarınca grev ve lokavta katılamayacak işçilerden, haklı sebeple hizmet akdi feshedilenlerin yerine yeni işçi alınması imkanı saklıdır. İşverenin bu yasağa aykırı hareketi, grev gözcülerinin ya da taraf sendikanın yazılı başvurusu halinde ilgili bölge müdürlüğünce denetlenir.
38'inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca greve katılmayan veya katılmaktan vazgeçen işçileri çalıştıran işveren, bu işçileri ancak kendi işlerinde çalıştırabilir, bunlara greve katılan işçilerin işlerini yaptıramaz.
Kanuni bir grev ve lokavt dolayısıyla hizmet akdinden doğan hak ve borçları askıda kalan işçiler, başka bir iş tutamazlar. Aksi halde, işçinin hizmet akdi, işverence feshin ihbarına lüzum olmaksızın ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin feshedilebilir." (s. 139)
Grev sırasında işverenin çalışmayan işçiler yerine yeni işçi alması yasak. İşveren ancak çalışması gereken işçilerin haklı sebeplerle hizmet akitleri feshedilmişse, bu işçiler yerine yeni işçi alabilir. Ayrıca işveren greve katılmayan, çalışması gereken işçilere, greve katılan işçilerin işlerini yaptıramaz. Bunun ne kadar uygulandığı belli. Bunu kim denetleyecek? Bu da belli değil.

Kanun dışı grev


"Madde 45- Kanun dışı grev yapılması halinde, işveren, böyle bir grevin yapılması kararına katılan, böyle bir grevin yapılmasını teşvik eden, böyle bir greve katılan veya böyle bir greve katılmaya veyahut devama teşvik eden işçilerin hizmet akitlerini, feshin ihbarına lüzum olmadan ve herhangi bir tazminat ödemeye mecbur bulunmaksızın feshedebilir.
Kanun dışı bir grev yapılması halinde, bu grev veya bu grevin yönetimi ve yürütümü yüzünden işverenin uğradığı zararlar, greve karar veren işçi sendikası veya kanun dışı grev herhangi bir işçi kuruluşunca kararlaştırılmaksızın yapılmışsa, bu greve katılan işçiler tarafından karşılanır." (s.140)
"Kanundışı grev" adlandırmasıyla işçilerin mücadelesini kuşa çevirmeye çalışıyorlar. Onlar için grev ancak sisteme fazla zarar vermediği bir çerçevede yapılabilir. Egemenlerin razı olduğu koşullar çerçevesinde yapılan grev yasal oluyor, diğeri "yasadışı"! Kanundışı greve katılan işçilerin sosyal hakları ödenmeden işveren tarafından işten atılmaları yasada işverene bir hak olarak tanınıyor. Bunun dışında kanundışı grev sırasında işverenin uğradığı zararların, işçiler tarafından karşılanması da işçilerin sırtına yükleniyor. Yasa patronları düşünerek, grevin uygulanmasını gayet zorlaştırmıştır.

Grev hakkının kötüye kullanılması


"Madde 47- Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz. Bu kurala aykırı olarak uygulanan grev veya lokavt, bir tarafın veya Çalışma Bakanının başvurusu üzerine 15'inci maddeye göre yetkili iş mahkemesi kararı ile durdurulur.
(...) Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerlerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur." (s.141)
İyi de, işçinin iliğine kadar sömürülmesini, açlık ve sefaletin pençesinde ezilmesini sağlayan bu sistem değil mi? Kârlarına kâr katmak için işçi haklarını gaspeden patronlar neden sorumlu olmuyor? Hak alma mücadelesinde, işçilere saldıran polis, jandarmanın işçilere verdiği zararı kim karşılayacak?!

Grev gözcüleri


"Madde 48- Kanuni bir grev kararına uyulmasını sağlamak için cebir ve şiddet kullanmaksızın ve tehditte bulunmaksızın kendi üyelerinin grev kararına uyup uymadıklarını denetlemek amacıyla, işyerinde grev ilan etmiş olan işçi sendikası, işyerinin giriş ve çıkış yerlerine, kendi üyeleri arasından en çok dörder grev gözcüsü koymaya yetkilidir. Çalışma serbestliği her halde saklıdır.
Grev gözcüleri, işyerine giriş ve çıkışlara engel olamazlar, giren ve çıkanları kontrol amacıyla dahi durduramazlar.
"Bu işyerinde grev vardır" ibaresinin dışında, grev yapılan işyerleri ve çevresine afiş, pankart gibi ilan vasıtalarını asmak veya yazılar yazmak yasaktır.
İşyeri ve çevresinde grevciler veya grev gözcüleri için işçiler veya işçi sendikası tarafından kulübe, baraka ve çadır gibi barınma vasıtaları kurulamaz. Ancak, grev gözcülerinin zorunlu ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir." (s. 142)

Yine yasaklar manzumesi.


İşyerinin giriş ve çıkış yerinde en fazla dört grev gözcüsü olabilir. Grev gözcüleri giriş ve çıkışlara engel olamaz. Giren ve çıkanı kontrol edemezler! Bu durumda grev alanına göstermelik insan dikilmiş oluyor! Bu yasaya göre grev gözcüsü "gözcülükten" öte bir işe yaramıyor. Özcesi, bu madde grev görevlilerini işlevsiz hale getirmektedir. Bu, kabul edilebilir birşey değildir.
"Bu işyerinde grev vardır" ibaresi dışında pankart asılması yasak. Patron grevi kırmak için harıl harıl çalışacak ama işçiler kendi haklı davalarını anlatacak araçlara başvurmayacak!
İşyeri önünde kulübe, baraka, çadır vb.nin kurulması yasak. Gözcülerin ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerine Çalışma Bakanlığı karar verecek!
Grevin sona ermesi
"Madde 51- Kanuni bir grev veya lokavtı sona erdirmek için grev ve lokavta karar vermiş olanlar tarafından alınan kararlar en geç ertesi işgünü sonuna kadar yazı ile karşı tarafa ve bölge çalışma müdürlüğüne bildirilir ve mahallinde çıkan en az bir gazetede, gazete yoksa mutad vasıtalarla ilan edilir. Kanuni grev ve lokavt, ilanın yapılması ile sona erer.
(...) Grevi uygulayan işçi sendikasının herhangi bir sebeple kapatılması, feshedilmesi veya infisah etmesi veya faaliyetinin durdurulması hallerinde grev veya lokavt kendiliğinden ortadan kalkar.
Grevi uygulayan sendikanın, bu grevin uygulandığı işyerindeki üyesi işçilerin dörtte üçünün sendika üyeliğinden ayrıldıklarının tespiti halinde, ilgililerden biri grevin sona erdirilmesi için 15'inci maddeye göre yetkili mahkemeye başvurabilir. Mahkemece belirlenecek tarihte grevin sona ereceği birinci fıkradaki usul uyarınca ilan edilir." (s. 143)

YHK'ya başvuru


"Madde 52- Grev ve lokavtın yasak olduğu işler ve yerlerdeki uyuşmazlıklarda taraflardan her biri 32'nci madde uyarınca Yüksek Hakem Kuruluna başvurabileceği gibi grev ve lokavtın ertelendiği hallerde erteleme süresinin sonunda Çalışma Bakanı da Yüksek Hakem Kuruluna başvurur." (s.143)
Grevin yasak olduğu işler ve yerlerdeki uyuşmazlıklarda, uyuşmazlıkların çözümü için en yüksek merci YHK'dır. YHK'nın kuruluşu da 53. madde ile belirlenmiştir.

YHK'nın kuruluşu


"Madde 53- Yüksek Hakem Kurulu, Yargıtayın iş davalarına bakan dairesi başkanının başkanlığında,
1- Bakanlar Kurulunca, bakanlıklar bünyesi dışında, işçi veya işveren kuruluşları ile hiç bir şekilde bağlantısı olmayan ve siyasi parti organlarında görevli bulunmayan, ekonomi, işletme, sosyal politika veya iş hukuku konularında bilgi ve tecrübe sahibi olanlar arasından seçilecek bir üye,
2- Üniversitelerin iş hukuku veya ekonomi öğretim üyeleri arasından Yükseköğretim Kurulunca seçilecek bir üye,
3- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü,
4- İşçi konfederasyonlarından, kendisine mensup işçi sayısı en yüksek olan konfederasyonca seçilecek iki üye,
5- İşverenler adına en çok işveren mensubu olan işveren konfederasyonunca, biri kamu işverenlerinden olmak üzere seçilecek iki üyeden oluşur.
Seçimle gelen üyeler, iki yıl için seçilirler, yeniden seçilmeleri caizdir." (s. 144)
YHK'nın kuruluşu tıpkı Asgari Ücret Tespit Komisyonuna benzemektedir. YHK içinde sadece en çok üyeye sahip işçi konfederasyonundan iki üye var. Bu da "ayıbın üzerini incir yaprağıyla kapatma" işine benziyor. İşin özü şu ki; egemenler YHK'ya kendi adamlarını atıyor. En yüksek işçi sayısına mensup konfederasyonun kimi seçeceği en baştan bellidir. YHK'da seçilmiş iki işçinin de bulunduğunu söylemek sahtekârlıktan başka birşey değildir. Diğer bütün üyelerin ücretli kölelik düzeninin varlığı şartlarında, patronlardan yana olacağı gayet açıktır.
Grev yasaklarının kaldırılması durumunda böyle bir organa da gerek kalmayacaktır.

YHK'nın görevi


"Madde 54- (...) Yüksek Hakem Kurulu uyuşmazlığı evrak üzerinde inceler. Yeteri kadar aydınlatılmamış bulduğu yönleri ilgililerden sorarak tamamlar. Ayrıca, görüşlerini öğrenmek istediği kimseleri çağırıp dinler veya bunların görüşlerini yazı ile bildirmelerini ister. Bu kimseler hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun tanıklara ve bilirkişilere ilişkin hükümleri uygulanır.
Yüksek Hakem Kurulu toplantıya katılanların çoğunluğu ile karar verir. Lehte veya aleyhte oylar eşit ise başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlar." (s.145)
Madde 55- Yüksek Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir." (s.145)
Uyuşmazlığı yazılı evrak üzerinde inceleyen YHK'nın vereceği karar kesin olup, TİS hükmündedir. YHK'nın de kimden yana karar vereceği baştan bellidir: Patron! Grev kararının yasak olduğu işler ve yerlerdeki işçiler YHK'nın insafına terkedilmiştir.

Özel hakeme başvurma


"Madde 58- Taraflar anlaşarak toplu hak veya menfaat uyuşmazlıklarının her safhasında özel hakeme başvurabilirler. Toplu iş sözleşmesinde taraflardan birinin başvurması üzerine özel hakeme gidileceğine dair hükümler geçerlidir. Bu takdirde bir tarafın müracaatı üzerine uyuşmazlık hakem tarafından çözülür.
Menfaat uyuşmazlıklarında taraflar özel hakeme başvurma hususunda yazılı olarak anlaşma yaparlarsa, bundan sonra arabuluculuk, grev ve lokavt, kanuni hakemlik hükümleri uygulanmaz.
Menfaat uyuşmazlıklarında özel hakeme başvurulduğu hallerde hakem kararları toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Hak uyuşmazlıklarında özel hakem kararları genel hükümlere tabidir.
Uyuşmazlığın her safhasında taraflar aralarında anlaşarak özel hakem olarak Yüksek Hakem Kurulunu da seçebilirler." (s. 146)
Resmi arabulucu, YHK yanında özel hakem de var. Taraflar özel hakeme gitme konusunda anlaşmışlarsa, taraflardan birinin uyuşmazlığı özel hakeme götürmesi yeterlidir. Bu durumda özel hakemin kararı da kesin olup TİS mahiyetindedir.

Resmi arabulucuk teşkilatı


"Madde 59- Çalışma Bakanlığına bağlı olarak kurulacak resmi arabuluculuk teşkilatı bu Kanunda öngörülen resmi arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesini sağlayacak tedbirleri alır.
Resmi arabuluculuk teşkilatının kuruluş ve işleyişine ilişkin esaslar ile resmi arabulucuk yapabileceklerin listesinin düzenlenme esasları ve resmi arabuluculara ödenecek ücretlerin alt ve üst sınırları 65'inci maddeye göre çıkartılacak tüzükte düzenlenir. (...) Tarafların anlaşarak tayin edecekleri arabulucunun ücreti kendileri tarafından serbestçe tespit edilebilir." (s. 147)
Resmi arabuluculuk teşkilatı Çalışma Bakanlığına bağlı olarak kurulur. Bunun yanında taraflar kendi aralarında anlaşarak başka birini de arabulucu olarak tayin edebilirler.

TİS, Grev ve Lokavt Kanunu üzerine son söz


Bu yazımızda 2822 sayılı kanun üzerinde durmaya çalıştık. Yasanın daha iyi bilinmesi için yasa maddelerinden belli konular altında uzun alıntılar yaptık. Uzun alıntılar yazının uzun olmasını da beraberinde getirdi.
İşçi arkadaşlar varolan yasaları iyi tanımalıdır. Varolan yasalardan hangi maddelerin iyi, hangi maddelerin işçilerin aleyhine olduğu bulunup çıkarılmalı, aleyhte olan yasaların yerine nelerin konulacağı tespit edilerek bu uğurda mücadele verilmelidir.
Ücretli kölelik şartlarında işçilerin ekonomik durumlarının düzeltilmesi için mücadele mümkün ve zorunludur. Ücretli kölenin durumunu düzeltecek yasalar için mücadele gereklidir. Fakat yeterli değildir. Ücretli köleliği ortadan kaldırmak için, ücretli kölelik düzenini ortadan kaldırmak gerekir. Bu mücadelenin başını da çekecek olan işçi sınıfıdır.
TİS, Grev ve Lokavt Kanunu da diğer iş kanunları gibi özde patronlara hizmet etmekte, patronların çıkarlarını gözetmekte, grev hakkını çok darlaştırmaktadır. Grev yasaklarının kaldırılması, yüzde on barajının kaldırılması, lokavtın yasaklanması, sendikalaşma özgürlüğünün tanınması, iş güvencesinin sağlanması vb. yasada olmayan şeylerdir. Bu taleplerin elde edilmesi için öncelikle gerekli olan mücadeledir. İşçi sınıfı yürüteceği mücadeleyle bu kazanımları da kazanacaktır.

Haziran'99

 

"SOSYAL GÜVENLİK
REFORMU" YASA
TASARISI ÜZERİNE

57. Hükümet kurulduktan sonra ilk icraatı; DGM'lerin "sivilleşmesini" sağlamak oldu. MGK patentli, işçi, emekçi düşmanı hükümet, bunun ardından da emeklilik yaşını IMF'nin direktifleri doğrultusunda yükseltmeyi önüne hedef olarak koydu.
57. Hükümetin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, Sosyal Güvenlik Reformu hazırlamak için kurulan komisyonun hazırladığı taslağı basına açıkladı.
IMF heyeti Türkiye ekonomisini incelerken, borç para vereceği şartları hazırlarken; eş zamanlı olarak IMF'nin isteklerine uyan Sosyal Güvenlik Reformu'nun basına açıklanması, IMF'ye verilen bir işaretti.
Sosyal Güvenlik Reformu Bakanlar Kurulu'nda tartışıldı ve kabul edildi. Ardından Ekonomik ve Sosyal Konsey'de tasarı tartışmaya açıldı. Türk-İş, DİSK ve Hak-İş'li sendika ağaları, işçilerin tepkilerini çeken tasarıyı hemen onaylamadılar. Ağalar emeklilik yaşını çok yüksek buldular. "İş güvencesi ve işsizlik sigortası tartışmaya açılmadan, emeklilik yaşı üzerine tartışmayacaklarını" basına açıkladılar.
Sendika ağaları, Sosyal Güvenlik Reformu'nu hemen onaylamalarını işçilere anlatamazlardı. Ekonomik ve Sosyal Konsey'de anlaşma sağlanmadı. Hükümet yanında, işveren kuruluşları ve işçi konfederasyonlarının temsilcilerinin yeraldığı Ekonomik ve Sosyal Konsey'den çıkma tehdidinde bile bulundular.
Başbakan Ecevit; "tasarının geçeceğini, başka yolun olmadığını" sendika ağalarına hatırlatmayı ihmal etmedi.
Sendika ağaları patron örgütleriyle anlaşamadılar. Ama kendi aralarında emeklilik yaşının 50/55 olması noktasında anlaştılar.
Aktardığımız gelişmeler sonucu; basına açıklanan, Bakanlar Kurulu'nda kabul edilen taslak biraz değiştirildi. İlk taslakta kadın ve erkeklerde emeklilik yaşı 62 ve prim ödeme gün sayısı 10 bin 800 gün olarak açıklanmıştı. Gelen tepkiler sonucu emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak ve prim ödeme gün sayısı ise 8 bin 300 olarak açıklandı. Ayrıca ilk taslakta olmayan, işsizlik sigortası hakkında, geçiş de öngörülüyor.

Sosyal Güvenlik Reformu
neler getiriyor?

Reform olarak adlandırılan tasarı; işçiler için değil, patronlar için reformdur. İşçiler, emekçiler üzerindeki yük, bu tasarı ile daha da ağırlaştırılmak istenmektedir. Devlet yeterince yerine getirmediği, sosyal güvenlik giderlerinden tamamen kurtulmak istemektedir.
Sosyal Güvenlik Reformu kısaca şunları öngörüyor:
* Tasarı halen 5 bin olan prim ödeme gün sayısını 8 bin 300'e çıkarıyor.
* Tasarı emeklilik yaşını kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak belirliyor.
* Tasarı şu anda sadece ilaç bedelleri için geçerli olan katılım payı uygulamasını yaygınlaştırıyor. Protez, araç ve gereç bedellerinin yüzde 20'sini sigortalı ödeyecek. Sigortalıdan alınacak katkı payı miktarı, asgari ücretin aylık tutarının üç katını aşamayacak.
* Emekliler de yüzde 10 oranında katkı payı ödeyecek, ancak bu tutar emekli aylığının tutarını aşamayacak. Sağlık sigortası prim oranı da yüzde 12'den yüzde 20'ye çıkarıldı.
* İsteğe bağlı ve topluluk sigortası prim oranları yüzde 20'den yüzde 30'a çıkarılıyor.
* Sigortalıların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için 120 gün sigorta primi ödemeleri gerekiyor.
* Bağ-Kur'da, yaşlılık aylığı alarak çalışanların yüzde 7,5 oranında sosyal güvenlik destek primi ödemeleri gerekiyor. Bağ-Kur sigortalılarının emekli olabilmeleri için 60 yaşını doldurmaları ve 25 tam yıl sigorta primi ödemeleri koşulu getiriliyor.
* Tarım işçilerinin, emekli olabilmeleri için 60 yaş sınırı ve 5 bin 300 gün prim ödeme koşulu öngörülüyor.
* Tasarı kademeli geçişi de öngörmektedir.
Kalan süre açısından geçiş süreci:
Tasarının ikinci baskısı diyebileceğimiz, belli değişiklikler yapılan son halinde işsizlik sigortası da yer almaktadır.
Tasarıda getirilen işsizlik sigortası 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında bir hizmet sözleşmesine dayalı bir veya birkaç işyerinde çalışan tüm işçiler ile yine bu kanunun 20. maddesinde belirtilen sandıklara tabi olarak işçi statüsünde çalışanlar ve Türkiye'de çalışan yabancı işçileri kapsayacak. Halen çalışan sigortalı işçileri de kapsayacak olan işsizlik sigortası, çalışmayanlar için ise, işe girmeleriyle birlikte geçerli olacak.
İşsizlik sigortası priminde, prime esas aylık brüt kazanç üzerinden sigortalı yüzde 2, işveren yüzde 3, devlet yüzde 2 oranında pay verecek. İşsiz kalmasından önceki son 120 gün prim ödeyerek sürekli çalışmışlardan, son üç yılda; 600 gün sigortalı çalışanlara 180, 900 gün sigortalı çalışanlara 240, 1080 gün sigortalı çalışanlara 300 gün süreyle işsizlik ödeneği verilecek. (10 Temmuz 1999. Radikal.)
Tasarıda işsizlik sigortası hakkında yazılanlar böyle! Yazılanlar yorumlandığında ise; bir işçinin işsizlik sigortasından yararlanabilmesi için, son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödemiş olması (yaklaşık iki yıl) ve işten ayrılmadan/atılmadan önceki 120 gün içinde de prim ödemelerinde hiç aksama olmaması gerekiyor. Ayrıca işsizlik sigortası en fazla koşulları yerine getiren işçiler için, 300 gün ödenebilecek ve bugün 68 milyon lira olan net asgari ücreti geçemeyecek.
İşsizlik sigortası hakkında tasarıda yer alanlar bir kandırmacadan ibarettir. Türkiye koşullarında milyonlarca işçinin sigortasız, hizmet akdine bağlı olmadan çalıştırıldıkları olgudur. Tasarı bu olguyu es geçmektedir. Ayrıca sigortalı çalışan, hizmet akdine bağlı olarak çalışan işçilerin de, işsizlik sigortasından ne kadar faydalanacakları da tartışmalıdır. İşsizlik sigortasını almak için yerine getirilmesi gereken koşullar, işçiler açısından ağırdır. Bu nedenle işsizlik sigortası yasallaşması durumunda, işçi sınıfının küçük bir kesimi faydalanabilecektir. İşsizlik fonu için, işçilerden kesilen fonlar ise devletin cebinde kalacaktır. Tıpkı zorunlu tasarruf fonunda olduğu gibi!
Sosyal Güvenlik Reformu'nun önemli bulduğumuz kimi maddeleri bunlar. Bu tasarıda iş güvencesi yok! İşsizlik sigortasının adı var! Tasarıda işçiler lehine olarak adlandırılabilecek hiçbir şey yok. Tasarı patronlar için herhangi bir yükümlülük getirmiyor. Bu nedenle Sosyal Güvenlik Reformu işçilerin aleyhine, patronların yararına bir tasarı olup, 'reform' olarak nitelenmesi bir aldatmacadan ibarettir.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Sosyal Güvenlik Reformu'nun, IMF heyetinin Türkiye'de bulunduğu günlerde gündeme getirilmesi tesadüf değil.
IMF; hükümetin istediği borç parayı vermek için bazı koşullar öne sürmektedir. Bu koşullar içinde; emeklilik yaşının yükseltilmesi, özelleştirmeye hız verilmesi, tarıma devlet desteğinin kaldırılması, tahkim yasasının kabul edilmesi, KDV ve vergi oranlarının artırılması vb. koşullar var. Hükümet ise aradığı taze parayı alabilmek için, IMF'nin istediği koşulları yerine getiriyor.
IMF; büyük emperyalistlerin para kuruluşu olup emperyalizme bağımlı ülkelerin ekonomilerini yönlendiriyor. Verilen borçlar karşılıksız değil! Borç alan devletler, borçları faiziyle birlikte belli bir ödeme takviminde geri ödemek zorunda. Bunun işçilerin, emekçilerin daha da fazla sömürülmeleri anlamına geleceği, kırıntı halinde olan sosyal hakların ortadan kaldırılacağı anlamına geleceği, sosyal güvenliğe devletin daha az pay ayıracağı anlamına geldiği açıkça ortadadır.
1999 yılı bütçesinden faiz ödemeleri için ayrılan pay yüzde 38 iken, sosyal güvenlik harcamalarına ayrılan pay ise yüzde 2.8'dir!! Bütçenin önemli bir bölümü faize, borçlara, silahlanmaya, savaş giderlerine ayrılırken; sosyal güvenliğe, eğitime, sağlığa ayrılan pay ise devede kulaktır! Bunu yapanlar bir de utanmadan "sosyal devlet" olduklarını söyleyip bununla övünebiliyorlar!!

Mezarda emekliliğe hayır!

Emeklilik yaşının 58/60'a çekilmek istenmesini, haklı olarak işçiler mezarda emeklilik olarak adlandırdılar.
Resmi verilere göre 13 milyon insanın açlık sınırında yaşadığı Türkiye'de yaşam süresi de giderek düşmektedir. DPT'nın son verilerine göre; Türkiye'de yaşam süresi kadınlarda 69, erkeklerde 65'tir.
4.8 milyon emeklinin olduğu ülkemizde; Bağ-Kur emeklisi en çok 87 milyon, SSK emeklisi en çok 75 milyon maaş almaktadır.
Türk devleti sosyal devlet olduğunu söylemekte ve bununla övünmektedir. Sosyal devlet olmanın ölçütlerinden birisi; eğitim, sağlık harcamalarının bizzat devlet tarafından üstlenilmesidir. Ülkemizde eğitim, sağlık giderek paralı hale getirilmekte, devlet bu alanda görevini yerine getirmemektedir.
1998 yılı için 52 katrilyon lira olarak gerçekleşen gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 4.9'u sosyal güvenlik harcamaları için kullanılmıştır. Bu örnek bile bu devletin sosyal devlet olmadığını göstermektedir.
Ayrıca nerdeyse başa gelen her hükümet; SSK'nın kamu ve özel kapitalistlerden alacağı olan yüzlerce trilyonları bulan prim borçlarının üzerine kalem çekmektedir. Ondan sonra SSK battı, batacak feryatları koparılıyor!

Ülkemiz sermaye açısından ucuz işgücü cennetidir.
Ne demektir bu?

Bu ücretlerin düşük olması, milyonlarca işçinin sefalet ücretiyle çalışmak zorunda bırakılması; iş güvencesinin, işsizlik sigortasının olmaması; işçilerin önemli bir kesiminin sigortasız çalıştırılması vb. anlamına gelmektedir. Bunun yanına işçi sınıfının büyük bir bölümünün sendikalı olmadığı da eklendiğinde tablo tamamlanmaktadır.
Sosyal güvenlik olarak adlandırılan; sağlık sigortası, işsizlik sigortası, emeklilik sigortası bağlamında Türkiye'de durum çalışanlar açısından içler acısıdır. İşsizlik sigortasının sadece adından sözediliyor, kendisi yok! Sağlık alanında Sosyal Sigortalar Kurumu'nun durumu içler acısıdır. Sigortalı bir işçi kuyruklarda sabretmeyi becerebilirse belki tedavi olma şansını yakalar! Emeklilerin durumu ortada. Aldıkları maaşla yaşamaları mümkün olmadığı için çalışmak zorunda kalıyorlar.
Şimdi devlet işçiler, emekçiler açısından var olan kötü durumu, daha da kötüleştirmek istemektedir. Ekonomik kriz mi var? Krizin etkileri işçilerin sırtına yükleniyor. Devlet giderek artan harcamalarını karşılamak için yine işçilerin kapısını çalıyor vb.
Oysa sermayenin, kapitalistlerin kârları sürekli katlanırken, çalışanların alım gücü sürekli düşüyor.

 

Ücretler eriyor. Bunu engellemenin yolu var!

Bize dayatılan her acı ilacı içtiğimiz sürece, açlık çekmemiz, yoksul olmamız kaçınılmazdır. Oysa yaratan ve üreten biziz. Patronların patron olmasını sağlayan tek şey üretim araçlarının onların özel mülkiyetinde bulunmasıdır.
Sosyal Güvenlik Reformu adlı işçileri kandırmaktan öte bir işe yaramayan bu yasa tasarısına karşı mücadele edelim. Tepkimizi gösterelim. Üretimi durduralım. Alanlara çıkıp gücümüzü gösterelim. Bu bizim mücadelemizdir. Mücadeleyi kendi ellerimize alalım, yarı yolda ihanete uğramak istemiyorsak, mücadelemizi sendika ağalarına bırakmayalım.
Bu tasarının da gösterdiği gibi; bu devlet, bu hükümet, sermaye sınıfının çıkarları için çalışmaktadır. Sermaye sınıfına kıyak, işçilere mezar reva görülmektedir. Hep bizim aleyhimize olan yasalar çıkarılmaktadır. Bu gidişe dur diyerek, örgütlenip mücadelemizi yükseltelim. Bize reva görülen mezara, sermaye sınıfını gömelim!
* MEZARDA EMEKLİLİĞE HAYIR!
* HERKESE İŞ VE İŞ GÜVENCESİ! TÜM MALİYETİNİ PATRONLARIN ÖDEDİĞİ İŞSİZLİK SİGORTASI!
* SEFALET ÜCRETİ DEĞİL, HAYAT STANDARTI DÜZEYİNDE ÜCRET!