BU KADARI DA OLMAZ!
26 Eylül, Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde (Ulucanlar) devrimci
tutsaklara saldıran devlet 10 devrimciyi hunharca katletmiş, katledemediklerini
de ağır yaralayarak diğer tutsak evlerine sürgün etmişti.
Katliamın ardından bu devletin savcılarının yürüttükleri soruşturma
tamamlandı. Soruşturmanın sonucunu aynen aktarıyoruz:
Ankara Başsavcılığı, katliama katılan 145 kişilik jandarma ekibine
'yasadan kaynaklanan yetkilerini kullandıkları' gerekçesiyle ceza
istemezken, 10 devrimcinin katledilmesinin sorumlusu olarak 86 tutuklu
ve hükümlü devrimcileri gösterdi.
Başsavcılık; isyan çıkarmak, adam öldürmek, kamu malına zarar vermek,
ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmakla suçladığı mahkumlardan
biri hakkında idam ve 215 yıla kadar ağır hapis, biri hakkında 45
yıl, dördü hakkında 160'şar yıl, biri hakkında 151 yıl, 48'i hakkında
162'şer yıl, 31 kadın tutuklu ve hükümlü hakkında ise 108'er yıl
ağır hapis olmak üzere toplam 12 bin 175 yıla kadar hapis cezası
istedi.
Ağır ceza mahkemesine gönderilen iddianamede; 15 rütbeli asker mağdur
olarak sayılıyor. (3.12.1999, Radikal)
Ulucanlar'da Özel Tim, Jandarma, Robokop polislerin katılımı ile
katliam gerçekleştirilmiştir. Devlet suçlu ve pişkindir. Yapılanın
resmen katliam olduğu, gizlenemez bir gerçek olmasına rağmen, bu
devletin savcıları yine de pervasız olmayı becerebilmektedir. Faşist
devlet devrimci tutsakları katletmesi yetmiyormuş gibi bir de katliamın
mağdurlarını yargılamaktadır. Yani katliama uğruyorsunuz, ağır yaralı
da olsa kurtuluyorsunuz, ama devlet peşinizi bırakmıyor. Katliamdan
kurtulmak bile suç haline geldi !!
Bu devletin devrimcileri yargılamaya hiç mi hiç hakkı yoktur. Devrimciler
haklı bir dava uğruna savaşıyor. Sömürünün, baskının olmadığı bir
dünya istiyorlar.
Devrimcilere kurşun yağdıran devlet şeriatçı faşistlere gelince
'iyi niyetli' davranıyor. Metris ve Ulucanlar'da yaşananlar bu devletin
çifte standartını gösteriyor. Devrimcilere kurşun, dinci faşistlere
gül! Devletin tavrı budur.
Katliamların hesabını devrimle soracağız!
Asla unutmayacağız, asla affetmeyeceğiz!
Bir ÇAĞRI okuru
16. 12. 1999
