POLİTİK EKONOMİDE KİMİ KATEGORİLER – 20
Ulusal gelir ve dağılımı
Burjuva ekonomisinin ekonomik ilişkilerin özünü, gelirin gerçek kaynaklarını gözlerden gizlemek için kullandığı en önemli alanlardan biri ulusal gelir konusudur. Bu alanda burjuva ekonomistleri tarafından yapılan açıklamalar, bu alanda kullanılan ve içeriği çok değişik olarak doldurulan değişik kavramlar gerçekte kafa karıştırmak ve gerçeklerin çarpıtılması temel fonksiyonuna sahiptirler. Yine de bugün merkezi istatistiki bilgiler ancak egemen sınıfların bu hizmetkârları ve kurumları tarafından derlenip toplanabildiğinden, bunların gerçek durumun kavranması açısından kullanılması zorunluluğu olduğundan, bu bilgilerde kullanılan kavramların her birinin gerçek içeriği sorgulanmak, ortaya çıkarılmak zorundadır.
Ulusal gelirin ne olduğunu çıkarmak için, önce kapitalist toplumda genişletilmiş yeniden üretim yapıldığı bilinmek zorundadır. Bunun ne anlama geldiğini daha önce görmüştük.
Ulusal gelirin çıkış noktası bu genişletilmiş yeniden üretimdir. Kapitalist üretim sisteminde belirlenmiş bir süre içinde (bu süre genelde üç aylık 4 döneme bölünmüş 1 yıllık süre olarak ele alınıyor) toplumda üretilen ve para ile ifade edilen tüm ürüne, brüt sosyal ürün (BSÜ) denir.
Yabancı istatistiklerde BSP ya da GNP olarak kullanılan bu kavram, Türkiye’deki istatistiklerde ve iktisat kitaplarında, Gayrı Safi Milli Hasıla karşılığı olarak GSMH kısaltmasıyla kullanılır.
Genelde, hemen bütün burjuva istatistiklerinde bu BSÜ, ya da GSMH ile ulusal gelir bir ve aynı şey olarak gösterilir. Ve GSMH (ya da onunla eşitlenilen “milli gelir”) içine üretim içi ve dışı tüm gelirler, bu arada tüm spekülasyon gelirleri, faiz, rant, iç-dış ticaret gelirleri vb. konur. Hatta alınan borçlar bile, GSMH hesaplarında girdi olarak görülür.
Örneğin Türkiye’de Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) şimdi devletin diğer istatistik yapan kurumlarıyla standardize edilmiş GSMH hesaplarında, Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla içinde (GSYİH) “1. Üretim fakörlerinden doğan yurt içi gelir 2. Sabit sermaye tüketimi 3. Dolaylı vergiler 4. (Eksi) Sübvansiyonlar; 5. Devletin nihai tüketim harcamaları 6. Özel nihai tüketim harcamaları 7. Stok değişmeleri 8. Gayri safi sabit sermaye oluşumu 9. Mal ve hizmet ihracatı 10. (eksi) Mal ve hizmet ithalatı” sayılırken; Genel GSMH hesabı içine katılan “dış işlemler” bağlamında “1. Dış alemden gelen işgücü ödemeleri; dış alemden gelen mülkiyet ve müteşebbis geliri; dış alemden yapılan diğer cari transferler; dış aleme yapılan işgücü ödemeleri; dış aleme ödenen mülkiyet ve müteşebbis geliri; dış aleme yapılan cari transferler; cari işlemlar fazlası” (Türkiye İstatistik Yıllığı 1998, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayını, Ankara, sayfa 644) sayılmaktadır. Bunun yanında sermaye finansmanı, sermaye işlemleri başlıkları altında da bir dizi kalem, GSMH hesaplaması içinde ele alınmaktadır. Böyle bir hesaplama ile, üretilen gerçek değerin ne olduğunun bulunup çıkarılması olağanüstü zordur. Zaten burjuva istatistikçilerinin de görevi tam da bu zorluğun yaratılmasıdır!
Şimdi yine burjuva istatistik alanını bırakıp, işin anlaşılır yanına gelelim. Bugün ekonomide her şey parayla ölçüldüğünden, para işlemlerinde görünmeyen işler, doğrudan alınıp satılmayan toplumsal emek ve bunun yarattığı kullanım değeri –örneğin bugün hâlâ kadınların sırtında olan ev işleri, evde çocuk bakımı– Brüt Sosyal Ürün (GSMH) içinde yer almaz. BSÜ’den söz ettiğimizde, bu yüzden “karşılığı para ile ifade edilen tüm ürün”den söz ettik.
BSÜ’nün hesaplanmasında tabii ki hep bir başlangıç ve bir de son tarihi vardır. Üretimde kullanılan sermayenin, değişmeyen sermaye (yani hammaddeye, makinalara, fabrikalara vb. ayrılan kesimi) ve değişen sermaye (işçi ücretlerine ayrılan sermaye) olarak iki bölümden oluştuğunu daha önce görmüştük. Üretim süreci içinde, değişmeyen sermaye bölümünün, ürüne katılan bölümü, yeniden üretim yapabilmek için mutlaka geri dönmek ve değişmeyen sermaye bölümüne eklenmek zorundadır. Fabrikaların yıpranan bölümleri yenilenmek, üretimde kullanılan ham madde ve yakıtların yerine yenisinin konması, makinelerin tamiri veya yenilenmesi üretimin sürdürülmesi için zorunludur. Toplumsal toplam sermayenin bir BSÜ hesabının yapıldığı döneminde tüketilen değişmeyen sermaye bölümüne eşit olan bölümü, yeniden üretim sürecinde (bir dahaki BSÜ hesabının yapıldığı dönem için) tüketilen üretim araçlarının yerine konmasına hizmet eder.
Toplumsal toplam ürünün, (ya da Brüt Sosyal Ürünün) geri kalan kesimi; işçi sınıfı tarafından üretim süreci içinde yaratılan yeni değeri oluşturur.
İşte Marksist Politik Ekonomi’nin “Ulusal Gelir” dediği bölüm bu bölümdür. Yani toplumsal toplam üretim (Brüt Sosyal Ürün-Gayri Safi Milli Hasıla) içinde, hesap birimi olarak alınan dönem içinde, yeni üretilen değerin cisimleştiği kesimi “Ulusal Gelir”i oluşturur. “Kapitalist toplumda, ulusal gelir yıl içinde tüketilen üretim araçlarının değeri çıkarıldıktan sonra kalan toplumsal toplam ürünün değerine eşittir, ya da diğer sözcüklerle, değişen sermaye ile artıdeğerin toplamına eşittir.” (Politik Ekonomi Ders kitabı, cilt I, sayfa 273, İnter Yayınları)
BSÜ’nün yaratıcıları, doğrudan üretim alanında, kapitalist toplumda meta olarak alınıp satılan maddi varlıkların üretildiği alanlarda çalışan işçilerdir. Üretim sürecinin dolaşım alanındaki devamını teşkil eden bazı ticari operasyonlar dışta tutulduğunda, ticaretin, devlet aygıtının ve kredi /spekülasyon sektörünün dahil olduğu üretici olmayan dallarda yeni değer yaratılmaz. Bu anlamda bu alanların “milli gelir”e gerçek anlamda bir katkısı yoktur. Buna rağmen en büyük paralar bu alanlarda dönmekte, en çok gelir sanki bu alanlardan gelirmiş gibi görünmektedir. İstatistiklerde ulusal gelir hesaplamalarında en önemli alanlardan birini oluşturan ve giderek genişleyen hizmet sektörü de gerçekte değer yaratmaz. Fakat bu alanda değer yaratılması için gerekli (örneğin sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri vb.) ve gereksiz (örneğin tüm polis ve ordu teşkilatı! Devlet bürokrasisinin çok önemli bir bölümü) işlerde çalışan milyonlarca emekçi vardır. Bu alanda çalışan ücretlilerin büyük çoğunluğu da, bu alan patronları tarafından sömürülür. Bu alanın patronlarının aldığı değer bölümü, yaratılan tüm toplumsal değer içinde, bu alanda yaratılan değer değil, üretimde yaratılan değerin bir bölümüdür.
Ulusal gelir, yani tüm toplumsal üründen, tüketilmiş değişmeyen sermaye bölümü çıkarıldıktan sonra geri kalan “artı” (buna istatistiklerde yer yer “katma değer” de deniyor) daha sonra toplumun çeşitli kesimleri arasında paylaşılır. En önemli paylaşım üst ile alt, sömürücü sınıflar ile sömürülenler –ki bunlar hem maddi üretim alanlarında hem de üretici olmayan dallarda çalışanların tümüdür– arasındadır. Bu bölüşmede, ulusal gelirin dağılımında neredeyse sürekli olarak üstün lehine, altın aleyhine bir gelişme vardır. Yani zenginlerin toplumsal zenginlikten aldıkları pay, kapitalist toplumda sürekli artmaktadır.
Bu bağlamda örneğin Türkiye açısından ele alındığında “Hanelerin % 20’lik dilimlere göre kullanılabilir geliri” 1987-1994 arasında şöyle bir gelişme göstermiştir:
Hane Halkı 1987 1994
Toplam 100 100
Birinci %20 5.24 4.9
İkinci % 20 9.61 8.6
Üçüncü %20 14.06 12.6
Dördüncü %20 21.05 19.0
Beşinci % 20 49.95 54.9
Bu şu demektir: Türkiye’de 1994 itibarıyla nüfusun “en zengin % 20’lik dilimini oluşturanlar kullanılabilir milli gelirin yarısından fazlasını –% 54.9– elinde bulundururken; geri kalan % 80 % 45.1’i paylaşmak durumundaydı. En alttaki yüzde yirmi, yüzde beşin altını, en alttaki % 40 toplam % 13.5’i paylaşmak durumundaydı. 7 yıl içinde en üstteki yüzde yirminin aldığı pay neredeyse yüzde beş artarken, en alttakilerin aldıkları pay gerilemişti.
Ulusal gelirin kaynağının maddi üretim alanında (ki buna sanayi, tarım, inşaat, yol, taşımacılık vb. dahildir) çalışan işçilerin emeği, onların yarattığı değer olduğunu görmüştük. Yaratılan tüm değerin tüketilen değişmeyen sermaye bölümüne ayrılan kesimi çıkınca, geriye ücretler + artıdeğer kalır. Ulusal gelir dediğimiz bu gelirin patronlar ve toprak beyleri arasında ve emekçiler arasında bölüşümü karmaşık bir yol izler. Çok basit bir şema halinde gösterirsek bu bölüşümün işleyişi şöyledir:
Basit bir hesap olması için bir toplumda bir yıl içinde yaratılan toplam değerin (Brüt Sosyal Ürün) 100 birim olduğunu varsayalım. Bunun 40’ının yeniden üretim için gerekli olan tüketilmiş değişmeyen sermaye bölümünün yerine konulması için kullanıldığını varsayalım. Bu durumda ulusal gelir 100 – 40 = 60 olur.
Bu ulusal gelir birincisi değişen sermaye (yani işçi ve emekçilerin tümünün ücretleri için kullanılan sermaye bölümü) ikincisi artıdeğerden oluşur. Örneğimizde artıdeğer oranının % 100 olduğunu varsayarsak 30 birim işçilerin/emekçilerin ücretleri için kullanılan bölümdür, bu üretim için yeniden emekçilere verilmek durumundadır; 30 birim ise sömürücü sınıflar arasında çeşitli oranlarda paylaşılan “artıdeğer” bölümdür.
Bu artıdeğer bölümü sanayi kapitalistlerinin kârı; ticari kâr, faiz ve toprak rantı biçiminde burjuvazinin, toprak beylerinin çeşitli bölümleri arasında değişik oranlarda paylaşılır. Tabii ki her kesim kendi payını arttırmak, diğer bölümlerin payını azaltmak için “üstte” kendi aralarında da bir sınıf mücadelesi yürütür.
Bunu bir şemayla gösterelim:
Buradaki şemada, basitleştirmek için işçilerin-emekçilerin tüm ücretini maddi üretim alanındaki kapitalistlerin verdiği gibi gösterdik. Gerçekte mekanizma bu biçimde değildir. Her alandaki kapitalist kendi “işçi-emekçisinin” ücretini üretim alanından kendine aktarılan bölümden kendi öder.
Sanayi kapitalistlerinin kârlarının ve diğer alandaki kapitalistlerin faiz, rant, ticari kârlarının bir bölümü de, genişletilmiş yeniden üretim için, “yeni yatırım” biçiminde değişmeyen sermayeye eklenir. Önemli bir bölümü ise burjuvazinin lüks tüketimine kullanılır.
Artıdeğerin önemli bir bölümü, tüm burjuvazinin “ortak komisyonu” gibi çalışan ve işlevi burjuvazinin düzenini ayakta tutmak olan devlet aygıtı için kullanılır.
Ulusal gelirin, gerçekte bu geliri yaratanlar ve tüm çalışanlar lehine kullanılması halinde, bugün dünyada kimsenin açlıktan ölmesine, kimsenin “yoksulluk” sınırında yaşamasına vb. gerek kalmaz. Bu, bugün dünyanın “en fakir” ülkeleri için bile böyledir!
Brüt sosyal ürünün ülkede yaşayan kişi sayısına bölünmesi ile kişi başına BSÜ; milli gelirin ülkede yaşayan insan sayısına bölünmesiyle, kişi başına yıllık gelir bulunur. Bu ülkenin genel yaşama düzeyi ve zenginliği hakkında çok kaba bir bilgi verir. Fakat ülkedeki zenginliğin bölüşülmesi büyük farklılıklar gösterdiğinden, tek tek insanların ve sınıfların gerçek durumu hakkında bilgi vermez.
