2000'li yıllara girerken:
Bu dünya kimin dünyası?
Gelecek kimindir?
Bir yüzyılı ve bir binyılı kapatıyoruz. 21. yüzyıla, 2000'li yıllara
giriyoruz.
Yaşadığımız dünya çok kalın hatlarla ikiye ayrılmış durumda... Bir
yanda kendileri için yok yok olan küçük bir azınlık; öbür yanda çıplak
varlıkları hergün yeniden sorgulanmak durumunda olan büyük insanlık.
2000'li yıllara girerken dünya halinin emperyalist araştırma kurumlarının
verilerine göre görünüşü hakkında kimi veriler şöyle: (Veriler tersi
belirtilmedikçe, "Dünya Bankası'nın 1999/2000 Kalkınma Raporu"ndan
alınmıştır)
* Şu anda dünya üzerinde 6 milyar insan yaşıyor.
* Bu altı milyar insanın arasındaki gelir dağılımındaki eşitsizlik
gün geçtikte büyüyor.
*1960 yılında dünya nüfusunun en üst gelirli % 20'sinin dünyadaki
zenginliğin paylaşımında aldığı pay, en yoksul % 20'nin aldığının
30 katı idi. Şimdi ise 70 katı!
* Dünya nüfusunun öncelikle kuzey yarım kürede emperyalist ülkelerde
yerleşik olan en yüksek gelirli yüzde 20'si; tüm dünya zenginliğinin
% 85'ine sahip. Geri kalan nüfusun yüzde 80'i, dünya gelirinin % 15'ini
kendi arasında "paylaşma" durumunda.
* Dünyanın en alt gelir grubunu oluşturan % 20'lik nüfus kesimi, tüm
gelirin yalnızca % 1,5'ine sahip.
* Dünya üzerinde, 1987'de 1 milyar 200 bin insan, Birleşmiş Milletler'in
"mutlak yoksulluk sınırı" olarak tespit ettiği, günde bir
doların altında bir "gelir"le yaşamak durumundaydı. 2000
yılında bu rakamın 1,5 milyara tırmanacağı hesaplanıyor.
* Yoksullar içinde çocuk ölümü büyük boyutlarda. Afrika'da her 6 çocuktan
biri 5 yaşına gelmeden ölüyor.
* İçme sularının kirliliği nedeniyle her yıl ölen çocuk sayısı 3 milyon!
* Salgın hastalıklar da öncelikle yoksulları vuruyor. "Dünya
AIDS Raporu"nda verilen bilgilere göre, modern çağın hâlâ çare
bulunamayan ve 20 yıl önce ilk kez karşılaşılan bulaşıcı AIDS virüsü
şimdiye dek toplam 50 milyon insana bulaşmış durumda. Bunların 16
milyonu 1999'un Ekim ayına kadar ölmüştü. Sadece 1996'da virüs kapanların
sayısı 5,6 milyondu. Bunların büyük çoğunluğu Afrika'daydı. Bütün
dünyada ölüm nedeni ortalama % 4.2 AIDS iken, Afrikada bu oran % 19'du.
* Birleşmiş Milletler araştırmalarına göre çocuk emeğinin kullanımı
yoksul ülkelerde kural durumunda. Dünyada toplam işgücünün % 8'i çocuklardan
oluşuyor.
* Verilere göre, bugün dünyada toplam 250 milyon çocuk (14 yaşının
altında olanlar çocuk sayılıyor) çalışıyor. Bu, tüm dünyada, her dört
çocuktan birinin çalıştığı anlamına geliyor. Aileleri bu çocuklar
çalışmadan geçinecek durumda değil. Çalışan çocuklar Latin Amerika
ve Karibiklerde çocuk nüfusun % 16,5'ini; Afrika'da % 41,4'ünü; Asya'da
% 21,5'ini ve Okyanus adalarında % 29,3'ünü oluşturuyor.
* Toplam 700 milyon kişi her türlü sosyal güvenlikten yoksun olarak,
kayıtdışı işlerde çalışıyor.
* Eğitimin paylaşılmasında da yoksullar payına düşeni alıyor! Bir
yandan bilgi çağına girildiği tespitleri yapılırken, bilgi açısından
bilgisayar kullanımı ve internet aracılığıyla dünyanın "evrensel
bir köy" olduğu masalları anlatılırken, -ve gerçekten de en yüksek
gelirli % 20 için bu durum gerçekleşmişken- yoksullar en temel bilgiye
ulaşma imkânlarından dahi mahrum.
* 2000'e girerken Birleşmiş Milletler Örgütü'nün hazırlattığı "Dünya
çocuklarının durumu 1999" raporunda, "Hemen hemen 1 milyar
insan bilgisayar kullanmak ya da basit bir başvuru formunu doldurmak
şöyle dursun, 21. yüzyıla bir kitap bile okuyamayacak ya da adını
bile yazamayacak durumda girecektir" deniyor.
Rapora göre "gelişmekte olan ülkeler" diye adlandırılan
emperyalizme bağımlı geri ülkelerde ilköğretim çağındaki 625 milyon
çocuğun 130 milyonundan fazlası temel eğitim imkânına sahip değil.
Bunlardan 73 milyonu bütünüyle okul dışında kalırken; diğerleri ancak
çok kısa süre okul eğitimi görebiliyor. İlköğretimden yoksun her üç
çocuktan ikisi kız çocuğu.
Sözkonusu ülkelerde ilkokula başlayan çocukların 150 milyonu da, 5.
sınıfa gelmeden okulu bırakmak zorunda kalıyor.
Gelişmiş sanayi ülkelerinde net okullaşma oranı % 98'e varırken, bu
oran örneğin Güney Afrika ülkelerinde % 57'ye kadar düşüyor.
* Böylece "bilgi çağında" bilgi esasta zenginlerin bir imtiyazı
olarak kalıyor.
* Birleşmiş Milletler'e bağlı "Dünya Tarım ve Gıda Örgütü"nün
raporuna göre, 1999 yılında toplam 35 ülkede açlık çekilmektedir.
Açlık ve kıtlık son yıllarda daha da yayılmış ve 1984'ten bu yana
en yüksek boyutuna ulaşmıştır.
1999 yılında bu rapora göre toplam 52 milyon insan açlıktan ölme tehlikesi
ile karşı karşıya idi!
Büyük insanlığın zenginliğin paylaşımı konusunda 2000'e girerken emperyalist
kurumların raporlarına yansıyan durumu bu.
* Bunun karşısında dünyada tüm zenginliklerin % 85'ine sahip, % 20'lik
en üst gelir grubunun oluşturduğu bölüm var.
Bu kesim içinde yeralanların yalnızca kedi köpek maması için harcadıkları
paranın yıllık toplamı 17 milyar dolar; kozmetik için harcadıkları
para ise 12 milyar doları buluyor.
* Zenginler içinde "en zengin" olanların zenginliğinin boyutları
hayal gücünü zorluyor. Dünyanın en zengin üç kişisinin toplam geliri,
dünyada en yoksul 48 devletin gelirine eşit! Dünyadaki en zengin 245
kişinin toplam serveti, dünya nüfusunun en yoksul % 47'sinin gelirine
eşit. Yani 245 kişinin geliri/serveti; iki milyar 820 milyon insanın
gelirine/servetine eşit!
Aslında bu rakamlar çok açık bir dil konuşuyor. Dünya çapında coğrafi
açıdan "kuzey-güney" ekseninde yoğunlaşan zenginlik ve yoksulluk;
her ülkenin kendi içinde de kendini gösteriyor. Dünyanın en zengin
ülkelerinde, gelir dağılımının en "adaletli"(!) olduğu söylenen
ülkelerinde, nüfusun geniş kesimlerinin açlık ölümüyle karşı karşıya
olmadığı, ve ortalama alındığında, Birleşmiş Milletler'in tespit ettiği
"mutlak yoksulluk sınırının" çok üstünde yaşayan toplumlarda
bile, toplumun en üst % 20'lik kesimi ile, en alt % 20'lik kesimi
arasında gelir dağılımında büyük farklılıklar var. Toplumun en alttaki
üçte biri, işsiz ve sosyal yardımlarla hayatını sürdürmeye mahkum
edilmiş konumda bulunuyor. Emperyalist dünyanın en zengin ülkesi durumunda
olan ABD'de Tarım Bakanı Dan Glickmann, açlık konusunda Şikago'da
yaptığı bir konuşmada: "ABD'de son yılların en müreffeh dönemlerinden
biri, ülkenin her eyaletinde açlık tehlikesinin ciddi bir sorun olarak
kendisini duyurduğunu öğrenmenin sarsıcı olduğu"nu söylüyor!
ABD Tarım Bakanlığı'nın resmi verilerine göre ABD'de mutlak yoksulluk
sınırının hemen üstünde ve fakat yetersiz beslenen insanların sayısı
26 milyonu buluyor!
* Türkiye'de yaşayan herkes de, gözünü biraz açtığında, "zenginliğin
paylaşımında" nasıl bir dengesizlik yaşandığını kolaylıkla görebilir.
"Türkiye 1998 İstatistik Yıllığı"nın verilerine göre, Türkiye'de
nüfusun en alt gelirli %20'lik kesimi, tüm gelirin % 4 kadarına sahipken;
en üst % 20 tüm gelirin % 55'inden fazlasına sahiptir. Nüfusun % 80'i
tüm gelirin % 45'ini kendi arasında pay etmek zorunda kalırken, en
üst % 20 tüm gelirin % 55'ini almaktadır. Bunlar içinde de yine tüm
toplum içinde nüfus payı % 1'i bulmayan büyük sermaye sahipleri esas
aslan payını alandır!
İşte 2000 yılına girerken dünyanın durumu kaba rakamlarla böyledir.
Bu dünya, dünyadaki zenginliklerin esas yaratıcısı olan emekçilerin
dünyası değil, sermaye sahiplerinin, sömürücülerin dünyasıdır.
Dünya toplumunun her üyesine ihtiyacı kadar verebilecek bir bolluk
toplumuna objektif olarak her zamankinden daha yakındır. Fakat bütün
tarihinde insanlar arasındaki zengin-yoksul farkının da şimdiye dek
yaşanan en büyük boyutta olduğu bir haldedir.
Bununla da kalmıyor!
Emperyalizmin barbarlığı kendini, yalnızca ekonomik kölelik/efendilik
ilişkisinde değil, her alanda gösteriyor.
21. yüzyıla dünya bir çok alanda emperyalizm tarafından körüklenen
veya kullanılan, gerisinde emperyalist büyük güçlerin çıkarlarının
durduğu bir dizi etnik, dinsel, mezhepsel, klansal savaşlarla giriyor.
Emperyalistlerin kışkırttığı veya yararlandığı savaşlar, çatışmalar
daha sonra emperyalistlerin dikte ettiği "sahte" barışlarla
bitiriliyor. Emperyalist efendiler barış tüyleri takınıyorlar.
Bütün eşitlik laflarına ve kadının kurtuluşu yönünde bazı ülkelerde
atılan adımlara rağmen, erkek egemenliği esasta varlığını sürdürüyor.
"Demokrasi", "özgürlük", "eşitlik",
"barış", "insan hakları" vb. kavramların içeriği
emperyalistlerin istediği gibi doldurulup emperyalistlerin egemenlik
dalaşının araçları olarak kullanılıyor.
Ve emperyalizm geldiği yerde doğal kaynakları maksimal kâr hırsıyla
yok etmeye yönelerek insanlığın geleceğinin, yaşamının temellerine
dinamit koyuyor.
Dünya halinin değişik görüntüleri bunlar.
21. yüzyıl dünyanın bu halinin değiştiği yüzyıl olmalı, sermayenin
egemenliğine son verilip, emeğin egemenliğinin kurulduğu yüzyıl olmalıdır!
21. yüzyıl ve 2000'li yıllar için emekçilerin uğrunda mücadele edecekleri
yeni bir dünya vardır! Kaybedecekleri yalnızca cilalanmış kölelik
zincirleridir! "Bu dünya bizim dünyamız! Gelecek bizimdir!"
diyeceğimiz günleri ancak kendi ellerimizle, kendi mücadelemizle yaratabiliriz!
Bize günü ve geleceği karartanlara gidin demenin zamanı gelmiş, geçmektedir.
21. yüzyıla girerken, hepimizin bir hedefi olmalıdır:
Sömürüsüz yeni bir dünya!
Emeğin egemenliğinin, Sosyalizmin dünyası!
Bunun için mücadele, insanlığın geleceği için mücadeledir.
9 Aralık 1999
