Devletin malı deniz, yemeyen yanlızca “sade vatandaş”!

“Devlet küçülsün mü, küçülmesin mi?”, “Ekonomiye fazla karışsın mı, karışmasın mı?”, “Siyasette liberalizm hakim olsun mu, olmasın mı?”, “Özelleştirme tamamlansın mı, tamamlanmasın mı?”… tartışmaları bütün hızıyla süredursun, ortada bir gerçek var ki, bu yazıda bu gerçek üzerine durmak istiyoruz.

Bu gerçek bürokratik TC devletinin gerçekten “büyük” olmasından oluşuyor. Çeşitli kurum ve kuruluşlarıyla, TC devleti “büyük”lüğüyle övünüyor.

Devlet nedir ve TC devleti ne için var?

Devlet “bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde baskı aracıdır.” Ya da devlet “sermayenin çıkarlarını koruyan, gözeten bir aygıttır.” Burjuva devleti; “burjuvazinin sınıf çıkarlarını savunan, koruyan, ezilen sınıflar üzerinde baskı uygulayan bir araçtır.”

Türk devleti; hakim sınıfların, sermayenin çıkarlarını koruyan, gözeten, işçiler, emekçiler, ezilenler üzerinde sözkonusu sınıfların yararına baskı uygulayan bir yapılanmadır. Bunun böyle olduğu çok net bir şekilde, 17 Ağustos Marmara depremi sırasında ve sonrasında görüldü. Bu devletin ezilenlere, yoksullara, “vatandaş”lara, kısaca halka hizmet için kurulmadığı ve varolmadığı; tam tersine hakim sınıfların çıkarlarını korumak için varolduğu ve çalıştığı daha net bir şekilde ortaya çıktı.

Bu devlet; hak arayanın tepesine anında binerken, doğal afetlere karşı çaresiz kalmaktadır. Bütün yapılanması devlete ve düzene yönelen hareketleri baskı altına  almak için oluşturulan bir devletten daha fazlası da beklenemez, beklenmemelidir.

Osmanlılar döneminde, imparatorluk sınırları içinde yaşayan bütün ulus ve milliyetlerden insanlar padişahın kulu sayılırdı. İşgal edilen bütün topraklar ve insanlar padişahın malı idi. “Padişahım çok yaşa!” genel tekerlemesi bunu çok iyi anlatmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu yıkıntıları üzerinde yükselen, TC devletinde “kulluk” bağlamında değişen birşey olmadı. Padişahın kulluğundan devletin kulluğuna geçildi. “Padişahım çok yaşa!” tekerlemesinin, yerini “Devletimiz çok yaşa!”, ya da “devlet baba” düşüncesi aldı.

76 yıllık TC devletinin ömründe, devlet “tapılacak, korunacak kutsal inek olarak” gösterildi, gösteriliyor. Devleti eleştirmek suç sayıldı, sayılıyor.

TC devleti ne kadar büyük?

Hakim sınıfların siyasi temsilcilerine göre: “devlet büyük”, “devlet herşeye kadir”, “devlet yıkılmaz bir güç”tür. Gerçekten öyle mi? Söylenildiği gibi devlet neye göre büyüktür? Sınıf mücadelesinin geri düzeyde seyrettiği koşullarda, devlet istediğini yapmaktadır. Ama işçiler, köylüler, emekçiler kısaca halk ayağa kalktığında, harekete geçtiğinde devletin büyüklüğünün bir palavradan ibaret olduğu görülecek, en büyük gücün bilinçlenmiş, uyanmış, ayağa kalkan kitlelerin gücü olduğu görülecektir. Tarih ve sınıf mücadeleleri bu gerçeği bize göstermektedir.

 TC devleti bürokratik yapısı bağlamında, gerçekten “büyük”. “Yiğidi öldür ama hakkını yeme!” denilmiştir. Biz de bu alanda devletin bürokratik “büyük”lüğünü yadsımıyoruz.

Yandaki gazete küpüründen de görüleceği üzere, devlette mal bolluğu var. Türkiye, devlette çalışan personel, devlete ait lojmanlar, sosyal tesisler ve makam taşıtları açısından oldukça zengin bir ülke.

2 milyonu aşkın kişinin çalıştığı devlette 234 bin 397 lojman, 2 bin 408 sosyal tesis, 86 bin 987 taşıt var. Devlette 23 kişiye 1 taşıt, 9 kişiye de bir lojman düşüyor.

1 Eylül 1999 itibariyle, devlet kurumlarında çalışan kamu çalışanı (memur) sayısı 2 milyon 9 bin 760 kişidir. Kamu çalışanlarının çalıştıkları alana göre dağılımı ise şöyledir:

  • Eğitim hizmetleri: 591 bin 818,

  • Genel idare hizmetleri: 476 bin 548,

  • Sağlık hizmetleri: 233 bin 377,

  • Yardımcı hizmetler: 227 bin 70,

  • Emniyet hizmetlerinde: 171 bin 750,

  • Öğretim elemanları: 110 bin 122,

  • Teknik hizmetlerde: 102 bin 290,

  • Din hizmetlerinde: 81 bin 95,

  • Hakim ve savcılık alanında: 10 bin 907,

  • Mülki idarede: 2 bin 89,

  • Avukatlık hizmetlerinde: 2 bin 694 kadro bulunuyor.

  • Kamu çalışanları haricinde, devlet kurumlarında sözleşmeli işçi, geçiçi işçi ve işçi de çalışmaktadır.

1989 yılında 10 bin 448 olan bütçeli kuruluşlardaki sözleşmeli personel sayısı 12 bin 641’e çıktı. 1989 yılında 172 bin 425 olan bütçeli kuruluşlardaki sürekli işçi sayısı, bu yılın Eylül ayı itibariyle 157 bin 703’e gerilerken, geçici işçi sayısı da 55 bin 163’ten 43 bin 480’e indi. (8 Kasım 1999, Radikal)

Bütün bu rakamları topladığımızda, devlet kurumlarında çalışan kişi sayısı 2 milyon 223 bin 584’e çıkmaktadır.

Bütün bu rakamlar, veriler bürokratik TC devletinin “büyük”lüğünü gösteriyor. Ayrıca bu rakamlar Türkiye’de bürokrat burjuvazinin gücünü de göstermektedir. Ordunun siyaset üzerindeki ağırlığı bilindiğinde de tablo tamamlanmaktadır.

Devletin malı deniz, yemeyen…

Devlet sermayenin devletidir. Devlet hakim sınıfların devletidir. Devlet bürokrat burjuvazinin devletidir. Devlet gelirlerinin esasının halktan kesilen vergilerle (haraçlarla) oluştuğu bilindiğinde, ortaya şu gerçek çıkmaktadır: Devlet malı olarak adlandırılan kaynağın esası halkın sömürülmesinden, soyulmasından elde edilmektedir. Devlet de halka hizmet için örgütlenmiş bir yapı olmadığı için, kesilen vergiler de halka hizmet için kullanılmamaktadır.

Bu anlamda “devlet malını” götürenler, yiyenler; bürokrat burjuvazi, vekiller, hakim sınıflar, siyasiler vb. olmaktadır. “Malı götürme”, yolsuzluk, yiyicilik vb. bu devletin, bu düzenin karakterinden kaynaklanmakta olup bu sistemin ayrılmaz bir parçasıdır.

Ayrıca devlet aygıtıyla içiçe geçmiş çeteler ve mafya da “malı götürmek”ten faydalanmaktadır.

Bütün bu gelişmelere karşı; bu ülkenin işçileri, emekçileri, “sade vatandaş”ları, esasta sessiz kalmakta, yer yer “malı götüren”leri gıpta ile seyretmektedir! Bu ülkede birçok insan eline fırsat geçtiğinde, imkanını bulduğunda aynısını yapmanın hayalini kurmakta, yapanları “helal olsun” diyerek kıskanmaktadır. Çürümenin, yozlaşmanın yukarıdan aşağıya korkunç boyutlara ulaştığı Türkiye’de başka türlü olmasını beklemek de şimdilik abesle iştigaldir. Kapitalist barbarlığın insanları getirdiği nokta burasıdır.

Çözüm halkın devletinde!

Halkı ezmeyen, halkı baskı altına almayan, halk için varolan ve halka hizmet için örgütlenmiş bir devlet gereklidir bize. Bu devlet ancak faşist Türk devletinin yıkılması sonrası, işçi-köylü cumhuriyeti ile birlikte kurulacaktır. İşçi- köylü devleti varlığı şartlarında “devlet malı deniz, yemeyen …” sözü ile birlikte, yiyicilik, rüşvet, yolsuzluk da ebediyen ortadan kalkacaktır. Görev böyle bir devletin yaratılması uğruna mücadele ve örgütlenmedir.

13.11.1999