DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ'NÜN SEATTLE KONFERANSI'NIN MESAJI: GEÇMİŞE DEVAM, GELECEĞE SELAM

30 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında, 135 üye ülkenin bakan düzeyinde temsil edildiği Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Seattle Konferansı, konferansın kendi önüne koyduğu amaçlara ulaşamaması anlamında başarısızlıkla sonuçlandı. WTO Konferansı'nın ve WTO'nun kuruluş temel belgesi olarak kabul edilen Genel Gümrük ve Ticaret Anlaşması'nın (GATT) temel amacı, önde gelen emperyalist devletlerin ve büyük tekellerin mal ve hizmetlerin sürümünde mümkün olan en az düzeyde gümrük ve yasal engellerle karşılaşmasını sağlamak ve çeşitli büyük emperyalist devletler arasındaki anlaşmazlıkları uzlaşma ile azaltmaktı. ABD, Avrupa Birliği ve Japonya gibi önde gelen emperyalist güçlerin aralarındaki çıkar anlaşmazlıklarının, konferansın birçok ana konularında çok büyük olması, ortak bir uzlaşma metninde birleşilmesini engelledi. Cenevre'de 500'e yakın çalışanı ile uluslararası bir kuruluş niteliğine sahip olan WTO, üye devletler arasındaki anlaşmazlıklarda uzlaştırmayı, uzlaştırma sonuç vermez ise, kendisinin karar verip uygulamayı önüne görev olarak koymuş bir örgüt. Fakat uzlaşmazlık çıkan bir konuda, tarafları uzlaştırmak ya da bu olmazsa kendi kararını kabul etmeyi dayatabilmek için, önceden tüm üyelerin onayladığı ortak bir anlaşma olması gereklidir. Böyle bir uluslararası anlaşmanın olmadığı alanlarda, WTO üzerinden anlaşmazlıkları doğrudan doğruya çözmek mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle WTO'nun Seattle zirvesinde, önde gelen emperyalist güçlerin her biri, öncelikle kendisinin ihtiyaçları için gerekli olan alanlarda, kendi çıkarlarını göz önünde bulunduran anlaşmaların yapılması amacıyla diğer üyeleri zorlamaya, kendine taktik müttefikler bulmaya çalışmıştır. Anlaşmazlıkların yoğunlaştığı alanlar öncelikle şunlar olmuştur:
- GATT görüşmelerinde ve daha sonrasında WTO'nun Nisan 1994 tarihinde kurulduğundan bu yana ele alınıp çözülemeyen tarım ürünlerine yapılan sübvansiyonların kaldırılması sorunu. Avrupa Birliği'ne üye ülkeler, ABD, Kanada ve Avusturalya'nın daha ucuz tarım ürünlerine karşı, kendi ülkelerinin tarım ürünlerini büyük miktarlarda sübvansiyonlarla korumaktadırlar. Bunu haksız bir rekabet aracı olarak değerlendiren ABD'nin tüm zorlamalarına rağmen Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarım ürünlerine yaptığı destekleri kaldırmamakta kesin olarak diretmişler ve ABD'nin talep ettiği ölçüde destekleri azaltmaya da yanaşmamışlardır.
Diğer yandan emperyalizme bağımlı WTO üyesi tarım ürünleri ihracatçısı ülkeler de, ABD de dahil olmak üzere emperyalist ülkelerden, tarım ürünlerinin bu ülkelere girişlerinde karşılaştığı yüksek gümrük tarifelerinin kaldırılmasını talep etmişlerdir. Yine tarım ihracatçısı emperyalizme bağımlı ülkelerin kendi çıkarları açısından haklı olan ve ABD'nin AB ülkelerinin tarım sübvansiyonlarını kaldırma talebi ile aslında uyum içerisinde olan bu talebi, bu sefer ABD başta gelmek üzere emperyalist ülkeler geri çevirmişlerdir.
Tekstil ihracatçısı bağımlı ülkelerin tekstil ürünlerine de uygulanan yüksek gümrük tarifelerinin kaldırılması talebini de aynı şekilde emperyalist ülkeler derhal geri çevirmişlerdir. Bu konudaki öngörüşmeler, tartışmalar ve ayak oyunları bir kez daha göstermiştir ki, emperyalist dünya düzeninde haklı olmanın hiç bir değeri yoktur, geçerli olan tek kural güçlü olmaktır. WTO görüşmelerinde gücü olanın düdüğü çaldığı bir kez daha görülmüştür.
Bu durum açıkça kendisini, ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve Kanada'nın, diğer WTO üyesi 131 devleti dıştalayarak kendi aralarında düzenledikleri öngörüşmelerin yapılması ile ortaya koymuştur.
-İkinci önemli anlaşmazlık paketi, AB tarafından gündeme alınmak istenen Çevre korunması ve Sosyal standardlardan oluşmaktadır. AB, ABD'nin kendisini sıkıştırdığı tarım ürünlerinin dekteklenmesi konusunda fazla zorlamaması amacıyla, tamamen taktik nedenlerden dolayı çevre korunumu sorununun gündeme alınması için uğraşmıştır. ABD'nin Rio Doğal Çevreyi Koruma anlaşmasını uygulamaya yanaşmaması ve örneğin karbondioksit emisyonları konusunda getirilen oldukça mütevazi sınırlamaları bile kabul etmemesi, AB'nin bu kozu öne sürmesini sağlamıştır. Fakat ABD bu konunun Seattle zirvesinde ele alınmaması için elinden gelen tüm imkanları kullanmıştır.
AB ve ABD gibi emperyalist güçlerin sosyal standartları görüşme konusunu, emperyalizme bağımlı ülkelerin mal ve hizmetler üretiminde (çoçuk emeğinin üretimde kullanılmasının yasaklanması gibi) uygulanması gereken kurallar olarak ele almaya çalışmasının nedeni, emperyalist ülkelerin emeğin korunması istemlerinde değil, tamamen taktik gerekçelerde yatmaktadır. Bağımlı ülkelerin bu tür sosyal standartları uygulamaya yanaşmayacaklarını bilen emperyalist ülkeler bu talepleri bağımlı ülkeleri başka görüşme konularında tavize zorlamak amacıyla öne sürmüşlerdir.
-Anti dumping kanunları konusunda da, özellikle ABD ile Japonya arasında önemli anlaşmazlıklar vardır. ABD, Japonya'nın birçok sanayi alanında ürettiği ucuz malları, kendi ülkesinde üretilen aynı türden malın en ucuzundan daha ucuza satılmasını engellemek için ucuz-mal-vergisi koymaktadır. Böylece ucuz Japon malları ABD pazarına girerken uygulanan ek dumping vergisi ile pahalanarak girmektedirler. ABD'nin bu tür korumacı kanunlarından zarar gören Japonya, anti-dumping kanunlarının kaldırılmasını görüşme paketi içerisine aldırmak ve kendi pozisyonunu kabul ettirmeyi amaçladıysa da, başarı elde edememiştir.
Seattle zirvesinde ele alınıp uzlaşma sağlanılması planlanan hiçbir konuda sonuç alınamadığından, bu konuların görüşülmesi ileri bir tarihe atılmıştır. Emperyalist devletler arasında uzlaşma imkanını artırmak amacıyla da bundan sonraki görüşmelerde, birçok konunun ele alınması yerine, az sayıda konunun ele alınması noktası ağırlık kazanmıştır.
WTO Seattle zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanmasında belirleyici rol oynamasa da, zirvenin uluslararası alanda ilgi ile izlenmesi ve zirvenin emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet ettiği gerçeğinin gösterilmeye çalışıldığı, yer yer 100 bin kişiyi bulan kitle eylemlerinin düzenlenmesi önemli bir rol oynamıştır. Seattle'deki WTO zirvesine karşı eylemlerin biçimleri, emperyalist kurum ve kuruluşlara karşı, şartların tüm zorluklarına karşı etkili eylemlerin yürütülebileceğini göstermesi bakımından önemli ve öğretici olmuştur. WTO'ya üye olmak isteyen ülkelerin (en başta da Rusya ve Çin'in) sayısının önümüzdeki dönemde artacağının kesin olması, emperyalist bir uluslararası kurum olan WTO'ya karşı mücadelenin önemini daha da artırmaktadır.