"SEFALETE TESLİM OLMAYACAĞIZ MİTİNGİ" ÜZERİNE

4 Aralık'ta, Ankara Sıhhiye Maydanı'nda KESK'e bağlı sendikaların, OLEYİŞ, TÜMTİS, Limter-İş ve Genel-İş'ten gelen temsilcilerin, Petrol-İş şubesinde örgütlü Kimya Teknik grevcilerinin, Halkevleri'nin, TMMOB, dergi çevreleri ve EMEP, SİP, HADEP, ÖDP, DBP ve CHP'nin, üniversite ve liselerden öğrenci gruplarının katılımıyla "Sefalete Teslim Olmayacağız" mitingi düzenlendi. Bu miting 24 Temmuz Emek Plotformu'nun düzenlediği 300 bin kişilik mitingden sonra en katılımlı -yaklaşık 30 bin kişilik bir katılımla- gerçekleşen miting olarak 1999 yılı eylem sürecini de noktalıyordu.

Aralık ayı başında, KESK 2000 yılı bütçesini protesto etmek için bir miting yapmaya hazırlanırken Türkiye gündemini şu gelişmeler etkiliyordu: IMF Türkiye'nin istediği krediyi tespit etmiş, yapılacak Stand-by antlaşması için şartlarını belilrliyordu; AGİT'in İstanbul zirvesi Türk egemenleri açısından tam istendiği gibi geçmişti; 2000 yılı bütçesi belirlenmiş ve memura 2000 yılı için toplam yüzde 25 zam öngörülmüştü; Uluslararası ticarete ve yatırıma yeni düzenlemeler getirmek için düzenlenen WTO'nun Seattle'daki gündem belirleme toplantıları, üye büyük ve küçük ülkelerin anlaşmazlıkları ve dünyanın dört bir yanından gelen protestocuların da etkisiyle, şimdilik başarısızlıkla sonuçlanmıştı; Marmara depreminin açtığı zararların etkisi bölge halkının sırtındaki yükü, yaklaşan kış şartlarının da etkisiyle gittikce artmıştı; AB'nin Helsinki zirvesi, Türkiye'nin adaylığı onaylanacağından merakla bekleniyordu.

Görüldüğü üzere bu gündem başlıklarının doğuracağı sonuçlar Türkiye'nin 2000 yılındaki görüntüsü hakkında önemli ipuçları vermektedir: Emekçiler için daha fazla sefalet, daha fazla sömürü! Tüm dünyada sermaye hiçbir engele takılmadan serbest bir şeklide dolaşıp artmak isterken, bunu dünya emekçilerinin daha fazla sömürülmesi pahasına yapmaktadır. Burjuvazı, "küreselleşme" denilen zırvalıkla zenginleşmeye devam ederken işçiler ve emekiçiler de bu zırvalıktan yoksullaşarak nasibini almaktadır. Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri de bugün "küreselleşme" denilen sermayenin bu yeni saldırı biçimleri karşısında uyanık olmalıdırlar. Bu bağlamda, işçi ve emekçiler "Sefalete teslim olmayacağız" derken bunun çözümünün bu sistemin değiştirilmesinden geçtiğini bilmek ve buna karşı mücadele etmek zorundadırlar.

Mitingde atılan sloganlardan bazıları şunlardı: IMF defol, bu memleket bizim! Genel grev, genel direniş! MAI, MIGA, Tahkim, kahrolsun emperyalizm! Hükümet istifa! Çözüm idam değil, demokratik cumhuriyet!

Bazı sloganlar bağlamında şunları söylemek gerekiyor:

Birinci slogan, bugün IMF'ye karşı gözüken ve fakat devrimci talepleri olmayan bazı çevreler tarafından benimsenmektedir. "IMF defol, bu memleket bizim" demek, sanki bu memlekette kimse IMF'yi istemiyor da, bu adamlar zorla geliyor ve bu memleketin sahibi olan biz de onları kovuyoruz. IMF'nin kendini bir kurtarıcı imajında dayattığı doğrudur, ama onu çağıran da şimdilik bu memleketin sahibi durumunda olanlardır; yani TC'nin gittikçe batan ekonomisini düze çıkarmak ve serbest piyasacı kapitalistlerin çıkarı doğrultusunda yeni politikalar arayışında olan hükümetin bunu gerçekleştirmek için krediye ihtiyacı vardır. Bugün de bu tür kredilerin verildiği adres IMF'dir. IMF ise buna dünden razıdır; çünkü emperyalistlerin bağımlı ülkeleri sömürmek için kullandığı önemli araçlarından biri olan IMF, sadece borç takmakla yetinmiyor; gittiği ülkenin bu borcu nasıl ve hangi şartlarda kullanacağını da belirleyip böylece yönetimine müdahale şansı da buluyor. İşte bu, varolan bağımlılığı artırmanın bir yoludur. O halde sadece IMF'yi değil, onu çağıranları yani onun içerideki işbirlikçilerini de kovmak gereklidir.

"Genel grev, genel direniş" çağrısıyla ilgili olarak, bu çağrıdan ne anlaşılması gerektiği daha önce Çağrı Sayı 26 da açıklanmıştı. Yine de okumayanlar için bir özet yapılım: ekonomik mücadelenin yükseldiği dönemlerde, özellikle sarı sendikaların ağaları tarafından "üretimden gelen gücümüzü kullanacağız" legal söylemiyle "genel grev, genel direniş" kastedilerek her derde deva bir çözüm olarak ortaya atılır. Çoğunlukla da "artık gerek kalmadı" denilir, ya da göstermelik 1-2 saatlik iş bırakmalarla gün atlatılır. Öte yandan, sınırlı zamanlı bir '"genel grev" yapılabilir, ama bu düzeniçi, düzeni hedeflemeyen bir genel grevdir. Ve her zaman kontrolden çıkma olasılığı bulunduğundan dolayı da yine de hakim sınıfları ve sendika ağalarını korkutur. Oysa komünistler için "genel grev, genel direniş" sloganı basite alınacak bir slogan değildir.  Gerçek anlamda genel grev, genel direniş komünistlerin önderliğinde devrimci şiddet ile karşıdevrimci şiddetin karşı karşıya gelmesi, işçi sınıfının diğer ezilen sınıflara da önderlik ederek, karşı devrime karşı tüm güclerini seferber etmesi anlamına gelir. Bu diğer grev türlerinden nitelik olarak ayrı olan bir mücadele biçimidir. Bu nedenle komünistlerin önderliğinde gerçek anlamda bir "genel grev, genel direniş" devrimci durumun olgunlaştığı bir dönemin şiarı olacaktır.

Mitingde, Urfa ve Diyarbakır illerinden gelen bazı sendika pankartlarında ve HADEP kortejinde "OHAL Kaldırılsın", "Çözüm idam değil, demokratik cumhuriyet" yazıları vardı. Evet, OHAL ve koruculuk kaldırılmalı, dahası bu bölgedeki tüm ulusal baskı aygıtları kaldırılmalı! Fakat bu talepler çıtası iyice düşürülmüş bir demokrasi talebi ile gerçekleşmeyecektir. Bu konuda Çağrı'nın 29. sayısında yayınlanan H. Yeşil imzalı "Demokratik cummhuriyet de, gerçek barış da devrimle kazanılacaktır" başlıklı yazının okunulmasını öneriyoruz.

Mitingin gerçekleştiği sırada Türk-İş'in olağan genel kurulu yapılıyordu. Bunların mitinge bir temsilci bile göndermemeleri, genel kuruldan sonra Bayram Meral'in "Emek platformu devam etmeli, ana ihtiyaç olacaktır" şeklindeki sözlerinin bile ne kadar "içten" olduğunu göstermeye yeter de artar. Bileşiminde açık faşistten, reformiste birkaç gücün yer aldığı bu platformda daha 24 Temmuz sonrası parçalanma belirtileri görülmüştü. Bayram Meral'in tekrar bu platforma duyduğu ihtiyaç, platformun işçi ve emekçilerin çıkarına kullanılacağı düşüncesinden değil, tersine en geniş işçi kitlesini kucaklayan bu platformla işçi ve emekçilerin gelecek dönemdeki eylemlerini kontrol edebilme kaygısından kaynaklanmaktadır. Hatırlanacağı gibi 24 Temmuz'da Kızılay meydanına işçiler sığmamıştı; ama Sosyal Güvenlik Yasası ve Tahkim Yasası kabul edildi. Bu açık bir yenilgiydi ve Bayram Meral de tükürdüğünü yaladı.

Mitingdeki konuşmasında KESK başkanı Siyami Erdem de Emek Platformunun devam etmesini talep ediyordu. KESK'in bugünkü eğilimi esas olarak temsil ettği kamu emekçilerinin çıkarlarını devrimci bir temelde savunmak değil, tıpkı Türk-İş, DİSK gibi bir takım haklara sahip olacak bir güç olarak ortaya çıkıp, resmi odalarda uzlaşma pazarlıkları yapma yönündedir. KESK'i oluşturan sendikalarda azımsanamayacak kadar devrimci kamu emekçisi vardır ve bu eğilime karşı mücadele etmelidirler.

Sonuç olarak, 99 yılında son kitlesel işçi eylemini kamu çalışanları, "2000 yılı bütçesini" ve IMF politikalarını protesto etmek için "Sefalete teslim olmayacağız!" diyerek gerçekleştirdi. Onlar "Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız, ya siz" diyorlar. Evet, onurlu bir gelecek bu, ama fakirliğe ve sömürülmeye mahkum bir gelecek olmaması için daha fazlasını yapmalıyız. Devletin, patronların ve sendika ağalarının taktiklerine karşı uyanık olmalıyız. Düşmanı iyi izlemeli ve bu arada safımızdaki yanlış bilinçlendirmelere karşı çıkmalıyız. Çünkü bunlar da düşmanın taktiklerinin başarılı olmasına hizmet eder, devrimci yoldan saptırır.

Miting'de Çağrı dergisi okurları çeşitli ajitasyon-propagada faaliyetleri yürüterek, emekçilere doğru devrimci bilinç taşımaya çalıştılar. Yürüyüş ve miting sırasında beş bin adet "Yaşasın Kamu Emekçilerinin Örgütlü Mücadelesi!" başlıklı bildiri dağıtıldı (aşağıda); binlerce kuşlama yapıldı, üzerinde şu sloganların yazdığı çeşitli dövizler taşındı: Emekçi Düşmanı Sömürü Düzenine Son, Çözüm Devrimde, Sosyalizmde! ; Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm! ; Halkların Kardeşliği için Tek Yol Devrim! ; Sefalet ve Felaket Kader Değil, Sorumlusu Kapitalist Devlet! Alışmadık Alışmayacağız! ; Kırıntı Değil, Dünyayı İstiyoruz!

Dövizlerin taşındıktan sonra miting alanında ağaçlara asılması birçok katılımcının ilgisini çekti. 

                                                                            Bir ÇAĞRI okuru