BİR KARTALIN YAŞAMININ VE MÜCADELESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ÜZERİNE BİR KİTAP:

ESERLERİ VE MÜCADELESİYLE ROSA LÜXEMBURG 

Uluslararası komünist hareketin tarihinde, mücadelesi ve eserleri ile öne çıkan insanların bir bölümünün genel değerlendirilmesi, mücadele ve teorik-siyasi eserlerinde tamamen açık ve doğru bir çizgiye sahip olanlara göre daha zor bir iştir. Örneğin Marks, Engels, Lenin, Stalin gibi önde gelen komünistlerin mücadelelerinde ve teorik-siyasi eserlerinde, yaptıkları (ve aştıkları) kimi hatalara rağmen, doğrular çok açık bir ağırlığa sahiptir. Onlar yaptıkları hatalar üzerinde -bu hatalar onlara gösterildiğinde- direnmemişler, hatalarını aşmışlar hatta çoğunlukla hatalarını kendileri ortaya çıkartarak düzeltmişlerdir. Siyasi mücadelelerinde ve teorik-siyasi eserlerinde önemli hatalar yapan ve ister yaşadıkları dönemde isterse de daha sonrasında uluslararası komünist harekette derin bir etki yapan komünistlerin değerlendirilmesinde bir dizi zorlukla karşılaşılmaktadır.
Üzerinde tartışılan konularda sözkonusu komünist gerçekten yanlışa mı düşmüşmüdür? Hata olarak tespit edilen konunun ağırlığı ve sözkonusu komünistin mücadelesindeki yeri nedir? Böyle bir yanlışa düşülmesinde objektif koşulların rolü ne ölçüdedir? Sözkonusu yanlışların ortaya çıktığı andaki ve sonraki etkileri aynı mıdır? Çok önemli hatalar yapan komünistlere yaklaşım nasıl olmalıdır? Her ülkenin komünistleri bu tür bir tartışmadan kendi ülkelerinin somut tarihi açısından ne gibi dersler çıkartmalıdırlar? Proletaryanın sınıf düşmanlarının, komünistlerin hatalarına karşı yaklaşımları nasıldır?
Bu ve bu sorunla bağlantılı daha bir çok soruna yanıt veren bir eser olarak, "Eserleri ve Mücadelesiyle Rosa Lüxemburg" kitabı, okuyucuyu tartışmaya iten, onu önemli teorik, siyasi sorunlarla uğraştıran bir kitap. Yazar H. Yeşil, bu ve benzeri sorunları formüle etmekle ya da yalnızca yanıtları vermekle kalmıyor, aynı zamanda, yanıtlarının gerekçelerini, sınıf mücadelesinin talepleri ve gerekleri ile karşılaştırarak ortaya koyuyor. Bu yaklaşım tümüyle doğru ve zorunlu bir yaklaşımdır. Zira, toplumun birbirine düşman iki sınıfa bölündüğü, özellikle, sınıflararası ilişkilerin çeşitli alanlarını, yönlerini ve sonuçlarını ele alan sosyal bilimlerin, sınıf çıkarlarından, sınıf mücadelesinin şartlarından bağımsız olarak ele alınasileceği (bağımsız ele alınabileceğini burjuvazinin ideologlarının ezici çoğunluğu savunmaktadır), tümüyle yanlış bir iddia ve yöntemdir. Gerçekte, sınıflardan ve sınıf mücadelesinin çıkarlarından bağımsız bilimsel araştırma iddiası, bağımsızlık adına burjuvazinin çıkarlarının savunulduğu gerçeğini gizlemek için uydurulmuş bir burjuva yalanıdır. H. Yeşil, kitabın "Sunu" bölümünde, sermayenin ideologlarının Rosa Lüxemburg'un yaşamını ve eserlerini incelerken nasıl taraflı davrandıklarına parmak basmakta ve "sermaye düzeninin ideologları, uluslararası işçi ve komünist hareketinin gerçek tarihini çarpıtmada Rosa Lüxemburg'u önemli bir araç olarak gördüklerinden, O'nun siyasi hatta özel yaşantısını da didik didik araştırmışlar, komünizme karşı kullanabileceklerini, çarpıtabileceklerini düşündükleri ne varsa yayınlamışlardır. Yaşadığı dönemde yok edilmesi için herşeyi yapan sermayedarların ve onun ideologlarının Rosa Lüxemburg'un katledilmesi sonrasında ortaya çıkan "sempatileri"nin nedeni uluslararası işçi sınıfının tarihinin çarpıtılmasında O'nu bir tür "tanık" olarak seçmeleridir" (age., s.9) şeklinde doğru bir tespit yapmaktadır.
Rosa Lüxemburg sonrası dönemde Almanya Komünist Partisi(AKP) önderiı olan ve Nazi faşizminin toplama kampında katledilen Ernst Thaelmann'ın ve uluslararası komünist hareketin Lenin sonrası önderi Stalin'in Rosa Lüxemburg'u nasıl değerlendirdiklerini gösteren ve kitapta basılan ekler (E. Thaelmann: "Devrimci Çıkış Yolu ve AKP", Stalin: "Komintern Partilerinin Bolşevikleştirilmesi Üzerine"), komünistlerin kendi saflarında olanların hatalarını ve doğrularını ele alırken ne kadar gerçeklere ve sınıf mücadelesinin taleplerine göre yaklaştıklarını ayrıca belgelemektedirler.
H. Yeşil'in katabında oldukça yararlı ve öğretici olarak uyguladığı yöntemlerden birisi de, Rosa Lüxemburg'u ve O'nun teorik-siyasi görüşlerini ele alırken, O'nun içinde yaşadığı dönemin temel yönleri ve olguları konusunda tirihin genel bir görünümünü de vermesidir. Kitapta, Rosa Lüxemburg'un aktif siyasi mücadelede bulunduğu dönemde kapitalizmin nasıl emperyalist kapitalizme doğru geliştiği, Alman kapitalizminin genç ve saldırgan bir güç olarak dünya siyaset sahnesinde yerini almak için nasıl çabaladığı, Alman emperyalizminin 1. Dünya Savaşı'nın tezgahlanmasında neden aktif bir rol oynadığı, savaşın mağlup güçlerinden biri olan bu ülkede devrimci krizin nasıl ortaya çıktığı tarihi bir süreç içerisinde anlatılmaktadır. H. Yeşil, aynı zamanda emperyalizm aşamasına yükselen kapitalizmin, programına "kapitalizmi aşma" ve "sosyalist bir toplumu kurma" hedeflerini koymasına rağmen, pratikte tutarlı olarak bu hedeflere uygun olarak davranmayan, tersine kapitalizmi "terbiye etmeye" çalışan sosyal demokrasinin içten içe nasıl çürüdüğünü ve sermaye düzeni ile nasıl ittifak kurduğunu da önemli nedenleri ve olguları ile birlikte ortaya koymaktadır.
H. Yeşil'in araştırma ve analizinin merkezinde duran sorunlar ise teorik-siyasi sorunlardır ve tarihi çerçeveyi verdikten sonra yazar, Rosa Lüxemburg'un araştırmaları ile doğrudan bağıntılı olan teorik, siyasi sorunları ele almaktadır. Ele aldığı konular içerisinde "Kendiliğindencilik ve Parti Konusu", "Devrim Aşamaları; Demokratik Devrim, Sosyalist Devrim Konusu", "Proletarya Diktatörlüğü Konusu", "Devrimci Şiddet ya da onun somut biçimi Devrimci Terör Konusu", "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı Konusu" vb.vb. gibi, bugün de hem uluslararası sınıf mücadelesinin hem de Türkiye'deki sınıf mücadelesinin en önemli sorunları içerisinde yer alan güncel konular vardır. Örneğin bir parti, bir devrim aşaması ya da bir devrimci şiddet ya da uzun yıllardır güncelliğinden bir şey kaybetmeyen bir ulusal sorun konusunda açık bir tahlile ve çizgiye sahip olmadan devrimci bir siyaset yürütmek mümkün değildir. Yalnızca bir ulusal sorunda, ister ezen ulus şovenizmi isterse de ezilen ulus milliyetçiliği çizgisine sahip olsunlar, yanlış siyaset savunucularının geldiği ve gelebileceği yer Türkiye'de güncel olaylarla da bir kez daha kendini göstermektedir. Kitabın incelemesi içerisinde sınıf bilinçli okuyucu, içinde bulunulan dönemdeki sınıf mücadelesinin somut sorunları hakkında somut sonuçlar çıkartmada kuşkusuz zorlanmayacaktır. Zaten önemli olan da budur: Teoriyi bir eylem klavuzu olarak kavramak ve uygulamak.