Rusya'da 1917 Sosyalist Ekim Devrimi ve
Kadınların Kurtuluşu

"Bütün yaşamımı, okuma-yazma öğrenmek ve böylece toplumsal faaliyet yeteneğine kavuşmak için çetin bir savaş olarak niteleyebilirim. Daha küçük yaşta, onsekiz yaşında evlendirildim ve çok dindar bir ailenin içine düşüm. Hiçbir iyilik görmedim. Sadece ve sadece yaşlıların homurtusu, kocamın, kaynanamın, kaynatamın isteklerine kölelik. Evliliğimde tattığım tek şey buydu.
Kocam köy sovyetinin başkanı olmasına karşın bana tek bir kere bile yardım etmedi. Cahil bir kadın olarak öylesine yaşıyor, ev işinden başka bir şey tanımıyor, hayvanlarımın bakımı, çamaşır ve çocukların derdiyle uğraşıp duruyordum. Kocam okur-yazarlığım yok diye utanıyor, beni toplantılara falan götürmüyordu. 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü kutlamasına bile gitmeme izin vermemiş ve bana şöyle demişti: "Sana mı kalmış oraya gitmek, senin gibi pasaklı ve aptal kadına. Sen ineğine bak yeter, ancak buna yararsın zaten.
O gün ne kadar çok ağlamıştım. Ama sonra bizim orada oniki haneyle bir kolhoz kuruldu. Nerdeyse ilk girenler biz olduk. Ve kolhozda bir okuma kulübesi açıldı, burada ben çok şey öğrendim ve toplumsal faaliyet için yetenekler kazandım.
Kısa dönem sonra kadınlar delegesi seçildim, bir "siyaset okulu"na gönderildim ve hatta okuma odası sovyetlerine seçildim. Ve bundan sonra çok ama çok şey üzerine aydınlandım ve Partiye yaklaştım.
Partiye bir dilekçe verdim ve durmadan toplumsal faaliyette bulundum. Zamanla, akıl danışmak, bilgi almak için insanlar bana gelmeye başladılar ve bütün köyün bana karşı hal ve tavırları tamamen değişti. Beni artık insan yerine koyuyorlar ve sayıyorlar, artık kimse benimle alay etmiyor. İki aydır Partiye aday üyeyim. "Stalin" Kolhozu'ndan S. Lobanova" (Rusya'da 1917 Sosyalist Ekim Devrimi ve Kadınların Kurtuluşu; c. 1 s.172, Kadın ve Politika)
"1925 yılının sonuna doğru, Taşkent'teki komünist çocuk örgütünün önderi oniki yaşındaki Hacer Nisan, soluk soluğa Kadın Kolu'na gelmişti. Babasının kendisine paranca giymeyi ve hiç tanımadığı bir adamla evlenmeye hazırlanmasını buyurduğunu anlatıyordu. Buna karşı o, ne evlenmeyi ne de paranca giymeyi düşünmediğini, kendisinin bir piyonye (komünist çocuk örgütü üyesi -ÇN) olduğunu ve okumak istediğini söylemişti. Babası itaat etmediği için onu dövmüş ve eve hapsetmişti. Kız ise bir yolunu bulup evden kaçmış ve kulübe sığınmıştı. Kadın kolu bu kız çocuğuna kalacak yer bulmuş ve okula gitmesini sağlamıştı. Piyonye olarak aynı yılın Aralık ayında Özbekistan'ın yeni hükümet biçiminin (Sovyet hükümeti olarak -ÇN) ilan gününde o da bir mesaj okuyordu: "Bizler yeni bir yaşama başlamak isteyen binlerce ve onbinlerce kızız. Yüzümüzün, bizi dış dünyayla ayıran çaçvanlarla örtülmesinden, gencecik yaşımızda vücudumuzun ve ruhumuzun kötürümleştirilmesinden ve köle olarak aşağılanmaktan bıktık artık." (Rusya'da 1917 Sosyalist Ekim Devrimi ve Kadınların Kurtuluşu; c. 2, s. 114-115, Doğu Cumhuriyetlerinde Kadın)
Bu satırlar, Ekim Devrimi ile emekçi kadınların yaşamında gerçekleşen derin, sarsıcı ve radikal değişimin o dönemi yaşayanların ağzından aktarılmış iki örneği. Gül Özgür, araştırmasında, Ekim Devrimi ile başlayan ve sosyalizmin inşa sürecinde yürütülen mücadeleyi verileriyle ortaya koyarken bu büyük toplumsal altüst oluşu bizzat yaşaayanların, ondan köklü bir şekilde etkilenenlerin anlatımlarına da yer veriyor. Ve araştırmanın çeşitli yerlerine özenle serpiştirilmiş bu tür değerlendirmeler ardarda sıralanan verilerle, olgularla bütünleşip onları daha da canlı kılıyor.
Gül Özgür'ün, Sovyetler Birliği'nde Kadınların Kurtuluşu konusunu temel alan ve modern revizyonizmin ihanetine kadar Komünist Partisi önderliğinde yürütülen büyük ve zorlu mücadeleyi belgeleyen iki ciltlik araştırması, kaynakçası ve belgeleriyle kendi içinde bir bütünlüğe sahip toplam beş ana bölüme ayrılmış: I. Kadın ve Üretim, II. Kadın ve Politika, III. Kadın ve Toplumsal Ahlak ve Aile, IV. Kadın ve Sosyalist Yaşam Tarzı ve V. Sovyetler Birliği'nin Doğu Cumhuriyetlerinde Kadın.
Yazar, her bölümde sosyalizmin inşa çalışmasının çıkış noktası olarak Çarlık Rusyası'nın verili koşulları ile karşılaştırma içinde tarihsel gelişmeyi ortaya koyarak konunun gerektirdiği yöntemsel titizliğe hakim olabildiğini gösteriyor. Araştırma, herşeyden önce bu yönüyle şimdiye kadar yayınlanmış ve bir kısmı da Türkçe'ye çevrilmiş bir dizi "araştırma"dan kökten ayrılmaktadır. Ancak kitabın üstünlüğü bununla sınırlı değil. Yazarın genel yaklaşımından doğan yöntemsel titizlik, araştırma için yararlanılan kaynakların zenginliğinde de kendisini dışa vurmaktadır. Kitabın içerisinde aktarılan çok sayıda parçanın yanısıra, doğrudan SBKP'nin belgelerinin ve konuyla ilgili çeşitli makalelerin bütünlük içinde Türkçe'ye kazandırılmış olması, okura araştırmada konulan sonuçları orijinal belgelerle karşılaştırma olanağını sunuyor.
Gül Özgür, kitabın önsözünde araştırmanın temel amacının "Kadınların kurtuluşu sorununda ilk proleter devletin büyük deneyiminden öğrenmek, ondan, önde duran görevimiz, yani komünist kadın hareketinin yeniden yaratılması için gerekli dersleri çıkarmak" olduğunu açıklıyor. Bu bağlamda araştırma, analık hukukunun yıkılmasından itibaren binlerce yıldır süren erkeğin kadın üzerindeki egemenliğini hukuksal, ekonomik ve toplumsal alanlarda adım adım yok etme ve kadınla erkeğin toplumun eşit bireyleri olmasının maddi koşullarını yaratma mücadelesinin, bu büyük deneyimin, izlediği çizgiyi, karşılaşılan zorlukları, yenilgi ve başarıları hakkını vererek değerlendirmeye çalışırken, günümüzde kadın hareketleri içerisinde yeniden ve yeniden tartışılan şu sorunlara da yanıt veriyor:
* Komünistlerin kadınların kurtuluşuna dair yaklaşımları temelsiz, yanlış ya da eksik midir?
* Ekim Devrimi ile başlayan toplumsal altüst oluş ve kadınların elde ettikleri haklarla önü açılan toplumsal kurtuluş mücadelesinin Stalin döneminde durakladığı, önü kesildiği ya da hakların geri alındığı iddialarının dayanağı var mıdır?
* Komünistlerin nüfus planlamasına ilişkin tavırları nedir? Sovyetler Birliği'nde genel siyasetin pratik uygulaması nasıl olmuştur? Kürtajı yasaklayan 1936 kararnamesi nasıl değerlendirilmelidir?
* Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşası sürecinde ağırlık salt kadınların üretime çekilmelerine mi verilmiş ve bu sorunun çözümüyle birlikte erkek egemenliğinin kendiliğinden yok olacağı mı öngörülmüştü? Ya da Partide, diğer kitle örgütlerinde ve toplumda erkek egemen anlayışlara, uygulamalara vb. karşı mücadele görevi savsaklanmış mıdır?
* Sosyalist inşa sürecinde kaçınılmaz olarak kendisini gösteren başarısızlıklar ve bunların kaynağı nedir? Komünist Partisinin hataları nelerdir ve bunlar nasıl değerlendirilmelidir?
Araştırma, tüm bu ve daha saymadığımız bir dizi önemli soruya olgular ve belgeler temelinde açıklık getirirken, burjuva/feminist/troçkist/oportünist akımların ileri sürdükleri özellikle Stalin dönemine ilişkin iftiraları, yalanları yüzlerine vuruyor, "bilimsel araştırma" adı altında kullanılan en yumuşak deyişle kötü yöntemleri gözler önüne seriyor. Yazar, aynı zamanda Sovyet komünistlerinin başarısızlıklarını, kısmi yenilgilerini, hatalarını ve eksiklerini olduğu gibi ortaya koyuyor ve bunu yaparken kazanımlarla eksiklikler arasındaki bağıntıları doğru kuruyor.
Kitabın önsözünde şu satırlara yer veriliyor:
"Önümüze yığılı kitap, gazete, dergi, bildiri vb. dağlarını inceleme süreci içinde muazzam bir devrimin nefesini sürekli üzerimizde hissettik. Milyonlarca emekçi kadın ve erkeğin iç ve dış düşmanlara karşı sürekli ve acı, fedakârlık, zorluk dolu mücadele içinde gerçekleştirip, sürekli kıldığı, bütün dünya proletaryası ve ezilen halklar için buzu kıran, yolu açan bir devrim! Bu devrim düz bir yol izleyemedi, izlemedi. Zorlu, ama herşeye rağmen zorunlu bir yol! Sovyet Cumhuriyetlerinin çalışan kadın ve erkeklerinin Komünist Partisi önderliğinde, sosyalizmin inşası, gözyüzünün yarısının -kadınların- baskı ve sömürüden kurtuluşu için katettikleri yol. Onların açlığa, sefalete, yıkılmış ekonomiye rağmen kendi kaderlerini ellerine alma irade ve cesaretini göstermiş olmaları, yepyeni kıyılara doğru bir yolu göze alma cesaretini göstermiş olmaları bunu sosyalizmin muzaffer zirvesine kadar sürdürmeleri, işte bu, hiçbir şekilde yokedilemeyecek olan tarihsel bir kazanımdır. Bugün dünya burjuvazisi ve emperyalistler istedikleri kadar sosyalizm/komünizm üzerindeki "zaferlerini" kutlasınlar -herşeye rağmen, öyle ya da böyle dünya kızıl olacaktır! Sosyalizm barbarlığı yenecektir." (Rusya'da 1917 Sosyalist Ekim Devrimi ve Kadınların Kurtuluşu; c. 1, s.15)
Kitabı okurken bu muazzam ve zorlu devrim ve sosyalizm mücadelesinin, inişleri ve çıkışlarıyla izlediği yol bilince çıkmaktadır.