Pazartesi dergisindeki
ayrılık üzerine

Yaklaşık beş yıllık bir yayın yaşamı olan feminist dergi Pazartesi'nden bir grup kadın ayrıldı. Bu ayrılık derginin Şubat sayısında çıkan kısa bir "hoşçakalın" yazısıyla okurlara duyuruldu. Ayrılanlar adlarıyla belirtildiği için bunların esasta kendilerine sosyalist-feminist diyen kesim olduğunu gördük.
Fakat yaşanan ayrılığın gerekçeleri ve hangi süreçten geçilerek bu noktaya gelindiği konusundaki muğlaklık sürüyor.
"Hoşçakalın" yazılarıyla okurlarını hiç beklenmedik bir biçimde dergideki ayrılıkla karşı karşıya bırakanlar, ayrılık gerekçelerini okur kitlelerine anlatma sorumluluklarını yerine getirmekten çok uzaktılar. Birkaç satırla söyledikleri yalnızca şunlardı:
"Önce kişisel, sonra politikayla kişiselliğin içiçe yaşandığı tartışmalar bizi bu zorunlu vedaya mecbur kıldı... Pazartesi'nin Yayın Kurulu'nda sizlerle paylaşmadığımız, uzun bir tartışma süreci yaşadık... Tartışmanın politik yanı, derginin çizgisinde yapılmak istenen değişikliklerle ilgiliydi. ... Politikayı yalnızca yapmak değil, dönüştürmek gibi bir kaygınız varsa, bazen gitmesini bilmek gerekir. Gidiyoruz, çünkü, feminist olduğumuzda ilk önce kişisel olanın politik olduğunu öğrendik. Çünkü feminist politikada asla olmaması gereken bir tarzda gelişen bir sürece ortak olmamayı uygun bulduk." (agy)
İşte hepsi bu kadar! Feminist kadın hareketi adına konuşanlar kendi saflarında yaşanan ayrılığı anlatma sorumluluklarını böyle savuşturmaya çalıştılar. Burada ayrılıkta rol oynayan içerik, siyasi sorunlar üzerine hiçbir söz sarfedilmemesi dikkat çekicidir. Dahası, bu tartışma içinde "feminist politikada asla olmaması gereken" bir şeylerin yaşandığı ima edilirken, bunların neler olduğu noktasında da bir şey söylenmeyerek adına konuştukları hareket ne idüğü belirsiz bir "kötülük"e karşı sözümona uyarılmaktadır. Tam bir sorumsuzluk örneği!
Pazartesi dergisinde kalanların tavırları da ayrılıp gidenlerden çok farklı değil. Kalanlar ve dergiyi çıkarmaya devam edenler, "hoşçakal" yazısının yeraldığı dergi sayısında hiçbir açıklama yapma gereği duymamışlardır. Dergi sayfalarında çıkan bu kısa veda yazısının ardından okur kitlesinin "ne oluyoruz?" tepkisi geldikten sonra bu konuda bir açıklama yapma zorunda kalmışlardır. Ancak tepkilerden sonra, okurlarla toplantılar yaparak onların sorularına cevap verme yoluna gitmiş ve derginin Mart sayısında çıkan bazı yazılarla ayrılık hakkında kendi tavırlarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Fakat onların dergi sayfalarında yeralan "açıklamalar"ı da ayrılığın gerekçeleri ve içeriği hakkında doyurucu olmaktan çok uzaktır. Onlara göre yaşanan ayrılık 'politik' dahi değildir. Şöyle diyorlar: "Hoşçakal yazısını okuyan okurlarımızın bir kısmı politik bir görüş ayrılığının, daha açık ifade etmek gerekirse, sosyalist feministler ve radikal feministler arasındaki bir ayrılığın bu duruma yol açtığını düşünmüşler. Böyle birşey yok." (Mart 2000)
Fakat devamen, gidenlerin derginin yeni yönelim sürecine ayak uyduramadıklarını anlatıyor ve kendilerinin "daha politik" anti-hiyerarşik, kolektif/katılımcı bir dergi çizgisinden yana olduklarını açıklıyorlar. Bu üstü kapalı belirsiz ifadeler dahi iddia edilenin tersine derginin yayın siyasetine ve çalışma yöntemine ilişkin siyasi görüş farklılıklarının olduğunu ve saflaşmanın da rastlantısal olmadığına dair ipuçları taşımaktadır. Fakat bunlar üzerine gidilmemekte, kalanlar ayrılanları "sorumluluktan kaçtılar" şeklinde suçlamayı yeğlemektedir:
"Ancak bunun sebebi kişisel değil, veda yazısında çokça geçen güven kavramıyla da ilgisi yok. Zaten "güven", ne politik ne de ideolojik olarak pek bir şey ifade etmeyen bir duygu. Ve esas mesele politikanın ideolojik değil, pratik bir konu olarak ele alınması. Feminizm adına bir dergi çıkarmanın politik sorumluluğunu taşımak, bu sorumluluğun hakkını vermek meselesi." (Mart 2000, "yeniden merhaba" yazısından)
Feminist hareket adına konuşma ve kadın hareketinin çeşitli eğilimlerini birleştirme iddiasıyla ortaya çıkanların kendi içlerinde ortaya çıkan ayrılıkta sergiledikleri tavırlar özetle bu şekilde. Bizce bu süreç, kadın politikası bağlamında kendilerinin "farklı" bir yapıya ve yönteme sahip oldukları ve ilk planda kadın dayanışmasını tuttuklarını savunanların verdikleri kötü sınavı belgelemektedir. "Sol", devrimci, komünist örgütleri ayrımsız bir biçimde özelde kadınların siyasetteki yeri ve örgüt/hareket içi egemenlik ilişkileri noktasında eleştirirken mangalda kül bırakmayanlar kendi sergiledikleri tabloya iyice bir bakmalıdırlar. Bir kere daha kanıtlanmaktadır ki, salt kadınlardan oluşan bir örgütlülük salt bu nedenle "farklı" bir siyaset ve yöntem için yeterli değildir. Kadın hareketinin öncülüğünü yapmaya soyunanlar ve "Kişisel olan politiktir!" şiarıyla ortaya çıkanlar, kapalı kapılar ardında kişisel ve politik hesaplaşma yolunu seçmişlerdir. Bu, burjuva siyasetinin tipik yöntemidir ve ister "karma" örgüt (kadın ve erkeklerin ortak örgütü) olsun, ister salt kadınlardan oluşsun bu noktada özde değişen bir şey yoktur.
Pazartesi dergisini çıkarmayı sürdürenler, şimdi okurlarının tepkilerinin ardından yarım-ağızla özeleştiri yapıyorlar. Fakat tartışma ve ayrılık hakkında hâlâ ciddi bir tavır sözkonusu değil. Siyasi görüş ayrılıklarında ilkesel tartışma kurallarını belirlemekten de çok uzaklar. Onlar "kişisel olan politiktir" vb. gibi pratikte uygulamadıkları büyük söylemlerle oyalanıp dursunlar! Komünist Kadın Hareketi teori ve pratiğinde siyasi alternatifini çoktan geliştirmiş durumdadır. Siyasi görüş ayrılıklarının kamuoyu önünde açık tartışılması, kitlelerin siyasi görüş ayrılıkları bağlamında mümkün olan en iyi biçimde bilgilendirilmesi ve onların tartışma içine çekilmesi Komünist Kadın Hareketi'nin vazgeçilmez ilkesidir!

Nisan 2000



Aşağıda Almanya'da yapılan bir 8 Mart toplantısında okunan ve kadın komünist savaşçı Käte Niederkirchner'i tanıtan konuşmayı yayınlıyoruz. Yeni Dünya İçin ÇAĞRI

EGEMENLERİN BİZE UNUTTURMAK İSTEDİĞİ KOMÜNİST KADIN SAVAŞÇI

Käte Niederkirchner

Bugünkü 8 Mart toplantımızda sizlere daha iyi bir toplum için kararlıca mücadele eden kadınlardan birini, Alman komünist savaşçı Käte Niederkirchner'i tanıtacağız.
Geçmişimize ilişkin birçok şeyde olduğu gibi Käte Niederkirchner de hafızalarımızdan silinmek isteniyor. Son olarak Almanya'nın Berlin şehrinde Käte'nin adını taşıyan bir cadde ismi, "Prusya Eyalet Parlamentosu Caddesi" olarak değiştirildi!
Käte Niederkirchner'e ilişkin okuduklarım Rus ve Alman kadın ve erkek komünistlerin, antifaşistlerin mücadelelerinin bütün safhalarını hafızamda yeniden canlandırdı.
Daha iyi bir toplum için, severek yürütülen bir mücadele! Bunun için burada Käte Niederkirchner'i hatırlamak istiyorum.
Käte'nin annesi Helene, Michael Niederkirchner'i tanıyıp evlendiğinde, Budapeşte'de çocuk bakıcısıydı. Baba Michael boru döşeyicisiydi. Boru döşeyicilerin grevlerinde, grevin önderi ve Almanya Komünist Partisi'nin önderlerindendi.
Käte 1909'da doğdu. 1919'da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht öldürüldüklerinde 10 yaşındaydı ve babası ona şöyle dedi: "Rusya'da esirdim. Şimdi oradaki durum, gün geldiğinde her yerde olacak olan gibi. İşçiler, köylüler ve askerler savaşın, açlığın, sefaletin ve bütün kötülüklerin sorumlularını kovdular. Benim gibiler orada ülkeyi yönetiyorlar. Ve orda şöyle geçirdik içimizden. Sizleri hayal kırıklığına uğratmayacağız Rus işçileri. Sizlerle birlikte yeni bir dünya kuracağız! Lenin sizin, Liebknecht bizim. Ve şimdi Liebknecht öldürüldü. Henüz ne kadar az şey başardık ve daha yapılacak ne kadar çok şey var."
Bundan bir hafta sonra, Käte Komünist Çocuk Grubu'nun üyesi olmuş ve yakasına kızıl yıldızı takmıştı. 1 Mayıs'ta babası Käte'nin okuluna "Kızım Käte, işçi sınıfının enternasyonal mücadele günü 1 Mayıs'ta okula gelmeyecek, yürüyüşe gidecek" diye bildiriyordu. Bunun üzerine okulun müdürü tarafından sorguya çekilen Käte, "Biz işçi çocukları şehrin duman içindeki, kara evlerde otururuz. Bizler sonsuza dek karanlıkta kalmak istemiyoruz. Biz hayatı ve güneşin parıltısını seviyoruz." diyerek uzaklaştı. Ve ilk 1 Mayıs yürüyüşüne Rosa Luxemburg grubu içinde katıldı.
Aylar sonra askerler Berlin'in kuzeyinde kızıl bayrak dikilmiş bir eve baskın düzenleyerek bayrağı indirdiler ve bayrağı takan işçiyi katlettiler. Bunun üzerine Komünist Çocuk Grubu bir araya gelerek fabrika kapılarında bildiri dağıttı. Bildiride yeralan şu sözler Käte'nin çok hoşuna gitmişti: "Eğer şimdi mücadele etmezseniz devrim kaybetmiş demektir. İşte o zaman sömürücüleriniz ensenize otururlar." Käte işçiden işçiye koşup bildirileri dağıtırken "umarım kimseyi kaçırmadım" diye düşünür.

***


Enternasyonal Gençlik Günü'nde Berlin kuşatma altındaydı. Bütün yürüyüş ve mitingler yasaklanmıştı. Buna rağmen bir araya gelen Komünist Gençlik Grubu'na askerler ateş açtı. Bu olay Käte'nin zalimlerin zulmünü yaşadığı ilk olaydı. O andan itibaren yolunu belirlemişti. Kalbi ezilenlerden, daha iyi bir yaşam için mücadele edenlerden, zincirlerinden kurtulmak isteyenlerden yana çarpıyordu. Her zaman Komünist Çocuk Grubu'nun saflarındaydı. Seçimler için afiş yapıştırdılar. Mitinglerde Çocuk Korosu olarak şarkılar söylediler. Bildirileri ve gazeteleri sakladılar. Käte'nin, günlüğü sayfaları arasında bulunan bir bildiride "Genel grev! Haydi işyeri temsilciliği yasasına karşı mücadele! Sovyet Rusya'dan elinizi çekin!" diye yazıyordu.

***

Käte okuldan atılınca terzi çırağı olarak işe başladı. İş yerindeki haksızlıkları hemen farketti. Orada çalışan kızlar çok düşük ücret alıyorlardı.
1925 yılında Käte Komünist Gençlik Birliği'ne girdi. Bundan sonra artık eğitim toplantıları, yürüyüşler, mitingler, ajitasyon çalışmaları yaşamında çok daha önemli hale geldi.
Komünist Gençlik Grubu onun tüm düşünce ve davranışları, ilgisi, endişe ve sevincini belirler hale gelmişti. Yoldaşlarıyla kolkola yürüyüşlerde veya polisin yürüyüşü dağıtmak için copladığında söylenen her söz ve marşlar daha da etkiliyordu onu.
Käte polisle ilk çatışmasını Berlin'e yakın bir köyde kendiliğinden düzenlenmiş bir yürüyüşte yaşadı. Yürüyüşçüler "Sovyet Rusya'dan elinizi çekin!" diye haykırıyorlardı. Bir köpek sürüsü bağrışarak gençlere taş atmaya başladı. Köydeki bir çiftçiye sığındılar ve geceyi orada geçirdiler. Ertesi gün köy meydanında bir toplantı düzenlendi ve Käte ilk konuşmasını yaptı. Komünistlerin mücadele dolu hayatlarını, insana olan sevgilerini ve devrime bağlılıklarını anlattı. Komünist Partinin köy grubu ve bir kaç gençle köy komünist gençlik grubunu örgütlediler.
Çıraklığı bitirince Käte işsiz kaldı. O zamanlar herkesin başına gelen buydu. Çırakken iliğine kadar sömürülmüştü, çıraklıktan sonraysa işsizdi. Daha sonra daktilo ve Rusça dil kurslarına katıldı.

***

1 Mayıs'tan bir gün önce bütün caddeyi afişlerle donattılar. "1 Mayıs'ta caddeler boşaltılsın! Bütün yasaklara rağmen çalışmaya ara ver!" Aynı gün Käte Almanya Komünist Partisi'ne üye kabul edildi. Parti sekreteri Käte'nin elini sıktı ve "Komünist Gençlik Örgütü'ndeki çalışmalarınla Komünist Partisi'ne layık olduğunu ispatladın. Komünist Partisine üye olmakla işini, bütün gücünü, bütün hayatını ortak davamıza adaman, gerektiğinde canını bile vermen gerektiğini unutma" dedi.
Komünist Partisi Käte'ye "Fichte" işçi spor kulübü üyeleri arasında parti çalışması yapması ve genç kadın sporcuları kazanması görevini verdi. Daha önce sporun herhangi bir dalıyla ilgisi olmamasına rağmen, diğer sporcular tarafından itibar görmek için sporda da başarılı olması gerektiğini düşünerek inatçı bir çalışmaya girdi.
Käte, işsiz olmasına rağmen hemen hemen hiç eve uğramıyordu. Babası Michael sık sık Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Thälmann'ın kitap ve broşürlerini getiriyordu, Käte çoğunu okumuştu. Fakat sistemli bilimsel çalışmayı Komünist Partisi'nin kurslarında öğrendi.

***

Berlin'li işçilerin nefesini kesen boru döşemeciler grevinde Niederkirchner ailesinin yaşamı greve endekslendi. Babası sık sık tehdit ediliyordu ve reformistlerin çıkardığı "İleri" adlı dergide yayınlanan bir makalede ona karşı kışkırtma sözkonusuydu. Sonunda babası tutuklandı ve grevin zorla bastırılmasından sonra serbest bırakıldı.
Berlin Friedrichshain'da Eylül 1932'de ulaştırmada çalışan işçilerin bir grevinde, NSDAP'lilerin (Nazi Partisi) konuşmalarından sonra Käte de bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: "Benden önceki konuşmacı NSDAP'nin bir işçi partisi olduğunu çokca laf ederek anlattı. Bekledik ki, bu sözde işçi partisi işçilerin talep ve arzuları üzerine bir şeyler söylesin ve yapsın. Böyle bir şey yok! Tam tersine boş laf, demagoji ve çalışanların hakları uğruna mücadele edenlere karşı kışkırtma var. Faşizm işçilerin hak ve özgürlüklerinden arta ne kaldıysa hepsini geri alacaktır, çünkü o büyük toprak sahiplerinin ve subayların, savaş delisi Alman emperyalistlerinin barbarca bir iktidar biçimidir. Bu yüzden ona karşı mücadele ediyoruz. Bu yüzden bütün işçiler ona karşı mücadele etmelidirler." Bu esnada çıkan kavgada Käte SA (Nazi Polis Örgütü) adamları tarafından demir muştayla dövüldü.
Bu olaydan iki ay kadar sonra Käte ulaştırma işçileri için işsiz kadınların düzenlediği dayanışma mitinginde bir konuşma yaptı. Bu konuşmadan sonra yine polis tarafından dövüldü ve tutuklandı.
Käte hapisteyken Moskova Üniversitesi'nde okuyan kız kardeşinin yanında, Rusya'da olmayı arzuluyordu. Fakat bu arzusunun bir zayıflık, korkaklık olacağını, burada kendisine ihtiyaç olduğunu, çünkü partinin kendisine verdiği bir görevi bulunduğunu düşündü. Şehirde binlerce ilgisiz kadın vardı. Yapılacak çok iş vardı. 27 Şubat 1933'te illegalitede yaşayan babası yakalandı. Annesi zorla evden çıkarıldı. Yılgınlığın kol gezdiği bir zamanda zulme karşı mücadelenin örgütlenmesi başladı. Uğruna mücadele ettikleri herşeyin, saflardaki en iyi savaşçıların ezilip yokedilme tehlikesi vardı. Sonunda Parti Käte ve annesinin Moskova'ya gitmesini kararlaştırdı. 15 ay süreyle Gestapo'nun (Nazi Gizli Örgütü) elinde barbarca işkencelere maruz kalan babası tutukluların Macaristan'a nakli esnasında kaçtı ve Çek yoldaşlarının yardımıyla Rusya'ya gitti.
1943'de Käte 10 yıldır Moskova'da yaşıyordu. Terzi olarak hemen iş bulmuş ve mesleğinden çok sayıda arkadaş edinmişti. Faşistler Sovyetler Birliği'ne saldırdığında Almanca yayın yapan Moskova Radyosu'na hizmet etti, çok sayıda Alman esirle konuştu, onlarla toplantılar yaptı. Günlüğüne "çok sayıda esir, Hitler'e karşı" diye yazıyordu. Devamla "fakat çok azı, savaşın mümkün olan en kısa zamanda bitirilmesi için yardım etmeye hazır. Bazen soğukkanlı, sabırlı kalabilmek oldukça zor. Ne var ki, bazıları kavramaya başladı. Dün bana yaşlı bir işçi 'Sovyetler Birliği'nde öğrendiklerim, hayatımın daha öncesinden çok çok fazla, mümkün olsa da bir kez daha dünyaya gelsem'dedi."
Moskova'da kayda alınan ve Almanya'da yayınlanan konuşmasında şöyle sesleniyordu:
"Alman askeri, Alman işçisi, Alman kadını! Savaştan çıkarı olanlar senin alınterini ve senin kanını altına çevirenlerdir, Avrupa'yı ve bütün dünyayı sömürmek isteyenlerdir. Hitler, Göhring, Krupp ve diğerleri... Onlar sonuçta Stalingrad'da yenildiler. 200 milyon insanın ülkesini, özgürlüğü ve sosyalizmin kazanımlarını savunması karşısında çekip gitmek zorundalar. Ancak özgür bir halkın yapabileceği inatçı savaşım, kin, faşizmi ve zulmedenleri yok edecektir. Almanya'yı kurtarmalısınız, özgür bir Almanya yaratmalısınız. Hitler'i ve onun faşist rejimini devirin!"
Käte, 10 yoldaşı ile birlikte bir yıl süreyle, Almanya'daki illegal bir faaliyet için kurs ve eğitim gördü. Polonya üzerinden paraşütle atlayacaktı. Düşmanın eline düştüğünde çok korkunç anlarla karşılaşacağını, ölümle yüzyüze geleceğini biliyordu. Bu nedenle davaya inanç, partiye sadık kalmak için çok daha güçlü olmak gerektiğini biliyordu. O günleri Polonyalı eski bir partizan önder şöyle anlatıyor:
"Ormanlarda birkaç gün kaldık. Bizim için en önemli olan Sovyetler'den gelecek olan silah ve paraşütçülerin karşılanmasıydı. Uçağı ilk tanıyanlar aramızdaki Sovyet askerleri oldu. Dokuz kez havaya yapılan sinyal ateşinin ardından pilot hedefe geldiğini anladı. Paraşütlerin uçaktan çıkışını ve açılışlarını gördük. Kısa bir parola alıp verdikten sonra paraşütçülerle candan selamlaştık. Misafirlerimle sohbetten anladık ki, Polonya üzerinden Almanya'ya geçecekler ve bizler gibi ortak düşmanımız Hitler faşizmine karşı gizli bir ordunun yaratılması için uğraşacaklar."
Birkaç gün kampta kaldıktan sonra, Polonya'nın işgal bölgesinden trene bindirilmek üzere Varşova'ya getirildiler. Burada paraşütçülerin yolları ayrıldı. Sınırdan az önce askeri inzibat trende kontrol yaptı ve Käte'yi tutukladı. Sabaha karşı iki SS adamı tarafından sorguya çekildi.
Hüviyetinde birkaç gün önce yürürlüğe konan valilik mühürü eksikti. Böylece hüviyetinin sahte olduğu açığa çıkmıştı. Varşova'daki hapishaneye getirildi ve günlerce işkenceye maruz kaldı. Yüzlerce tutuklu onunla yüzleştirildiği halde hiçbiri onu tanıdığını söylemedi. Dört ay süren sorgu ve işkencelerden sonra onun kimliğini açığa çıkardılar ve Ravensbrück'teki toplama kampına sürüldü. Orada da Gestapo günlerce, haftalarca bütün yolları deneyerek Käte'yi konuşturmaya çalıştı. İşkencecilerin konuşmalarından Gestapo'nun paraşütçülerle ilgili bilgisi olduğunu anladı. Naziler ondan bağlantı sağlayacak kişilerin isimlerini öğrenmek istiyordu. Käte biliyordu ki, içeride susmasının dışardaki yoldaşlarının ajitasyonu kadar önemlidir. Çalışma kampına getirildikten 7 hafta sonra, kadın yoldaşlarının arasından alınarak ölüm hücresine götürüldü. Ravensbrück'teki ölüm hücresinden dışarıya gizlice sızdırılan ve öldürülmeden kısa bir süre önce yazılan mektupta: "Bugün toplama kampı yöneticisi geldi ve hakkımdaki kararı alçakça alaylı ve kirli bir edayla bana okudu, vahşi canavar. Bunlar öldürmeye alışmışlar ve kurbanlarının acılarından özel bir zevk alıyorlar. Fakat ben ona bu şansı tanımayacağım. O halde bu akşam olacak bu iş. Geleceği yaşamayı çok isterdim, ona az bir zaman kala gitmek zor geliyor." diyordu. Käte 27'yi 28'e bağlayan gece, Eylül 1944'de katledildi.

***

Berlin Meclis Başkanı Hanna Renata Laurien Käte Niederkirchner Caddesi'nin ismini "Prusya Eyalet Parlamentosu Caddesi" olarak değiştirirken: "Sözkonusu olan parlamentarizmin kurallarıdır. Buradaki isim komünist sistemin açık taraftarının adıdır, bu isimlerle parlamentomuzu inşa edemeyiz." dedi.
Käte Niederkirchner Caddesi'nin adıyla birlikte 11 cadde ismi değiştirildi. Bunların arasında Marx-Engels-Meydanı, Clara Zetkin Caddesi, Karl Liebknecht Caddesi, Wilhelm Pieck Caddesi, Karl-Marx Bulvarı vb. var.
Egemenler komünist ve antifaşist savaşçıları bizlere unutturmak istiyor. Käte Niederkirchner'in ve diğer komünistlerin anılarını yaşatacağız ve mücadelelerini sürdüreceğiz.

Mart 2000