Pazartesi dergisindeki
ayrılık üzerine
Yaklaşık
beş yıllık bir yayın yaşamı olan feminist dergi Pazartesi'nden bir
grup kadın ayrıldı. Bu ayrılık derginin Şubat sayısında çıkan kısa
bir "hoşçakalın" yazısıyla okurlara duyuruldu. Ayrılanlar
adlarıyla belirtildiği için bunların esasta kendilerine sosyalist-feminist
diyen kesim olduğunu gördük.
Fakat yaşanan ayrılığın gerekçeleri ve hangi süreçten geçilerek
bu noktaya gelindiği konusundaki muğlaklık sürüyor.
"Hoşçakalın" yazılarıyla okurlarını hiç beklenmedik bir
biçimde dergideki ayrılıkla karşı karşıya bırakanlar, ayrılık gerekçelerini
okur kitlelerine anlatma sorumluluklarını yerine getirmekten çok
uzaktılar. Birkaç satırla söyledikleri yalnızca şunlardı:
"Önce kişisel, sonra politikayla kişiselliğin içiçe yaşandığı
tartışmalar bizi bu zorunlu vedaya mecbur kıldı... Pazartesi'nin
Yayın Kurulu'nda sizlerle paylaşmadığımız, uzun bir tartışma süreci
yaşadık... Tartışmanın politik yanı, derginin çizgisinde yapılmak
istenen değişikliklerle ilgiliydi. ... Politikayı yalnızca yapmak
değil, dönüştürmek gibi bir kaygınız varsa, bazen gitmesini bilmek
gerekir. Gidiyoruz, çünkü, feminist olduğumuzda ilk önce kişisel
olanın politik olduğunu öğrendik. Çünkü feminist politikada asla
olmaması gereken bir tarzda gelişen bir sürece ortak olmamayı uygun
bulduk." (agy)
İşte hepsi bu kadar! Feminist kadın hareketi adına konuşanlar kendi
saflarında yaşanan ayrılığı anlatma sorumluluklarını böyle savuşturmaya
çalıştılar. Burada ayrılıkta rol oynayan içerik, siyasi sorunlar
üzerine hiçbir söz sarfedilmemesi dikkat çekicidir. Dahası, bu tartışma
içinde "feminist politikada asla olmaması gereken" bir
şeylerin yaşandığı ima edilirken, bunların neler olduğu noktasında
da bir şey söylenmeyerek adına konuştukları hareket ne idüğü belirsiz
bir "kötülük"e karşı sözümona uyarılmaktadır. Tam bir
sorumsuzluk örneği!
Pazartesi dergisinde kalanların tavırları da ayrılıp gidenlerden
çok farklı değil. Kalanlar ve dergiyi çıkarmaya devam edenler, "hoşçakal"
yazısının yeraldığı dergi sayısında hiçbir açıklama yapma gereği
duymamışlardır. Dergi sayfalarında çıkan bu kısa veda yazısının
ardından okur kitlesinin "ne oluyoruz?" tepkisi geldikten
sonra bu konuda bir açıklama yapma zorunda kalmışlardır. Ancak tepkilerden
sonra, okurlarla toplantılar yaparak onların sorularına cevap verme
yoluna gitmiş ve derginin Mart sayısında çıkan bazı yazılarla ayrılık
hakkında kendi tavırlarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Fakat
onların dergi sayfalarında yeralan "açıklamalar"ı da ayrılığın
gerekçeleri ve içeriği hakkında doyurucu olmaktan çok uzaktır. Onlara
göre yaşanan ayrılık 'politik' dahi değildir. Şöyle diyorlar: "Hoşçakal
yazısını okuyan okurlarımızın bir kısmı politik bir görüş ayrılığının,
daha açık ifade etmek gerekirse, sosyalist feministler ve radikal
feministler arasındaki bir ayrılığın bu duruma yol açtığını düşünmüşler.
Böyle birşey yok." (Mart 2000)
Fakat devamen, gidenlerin derginin yeni yönelim sürecine ayak uyduramadıklarını
anlatıyor ve kendilerinin "daha politik" anti-hiyerarşik,
kolektif/katılımcı bir dergi çizgisinden yana olduklarını açıklıyorlar.
Bu üstü kapalı belirsiz ifadeler dahi iddia edilenin tersine derginin
yayın siyasetine ve çalışma yöntemine ilişkin siyasi görüş farklılıklarının
olduğunu ve saflaşmanın da rastlantısal olmadığına dair ipuçları
taşımaktadır. Fakat bunlar üzerine gidilmemekte, kalanlar ayrılanları
"sorumluluktan kaçtılar" şeklinde suçlamayı yeğlemektedir:
"Ancak bunun sebebi kişisel değil, veda yazısında çokça geçen
güven kavramıyla da ilgisi yok. Zaten "güven", ne politik
ne de ideolojik olarak pek bir şey ifade etmeyen bir duygu. Ve esas
mesele politikanın ideolojik değil, pratik bir konu olarak ele alınması.
Feminizm adına bir dergi çıkarmanın politik sorumluluğunu taşımak,
bu sorumluluğun hakkını vermek meselesi." (Mart 2000, "yeniden
merhaba" yazısından)
Feminist hareket adına konuşma ve kadın hareketinin çeşitli eğilimlerini
birleştirme iddiasıyla ortaya çıkanların kendi içlerinde ortaya
çıkan ayrılıkta sergiledikleri tavırlar özetle bu şekilde. Bizce
bu süreç, kadın politikası bağlamında kendilerinin "farklı"
bir yapıya ve yönteme sahip oldukları ve ilk planda kadın dayanışmasını
tuttuklarını savunanların verdikleri kötü sınavı belgelemektedir.
"Sol", devrimci, komünist örgütleri ayrımsız bir biçimde
özelde kadınların siyasetteki yeri ve örgüt/hareket içi egemenlik
ilişkileri noktasında eleştirirken mangalda kül bırakmayanlar kendi
sergiledikleri tabloya iyice bir bakmalıdırlar. Bir kere daha kanıtlanmaktadır
ki, salt kadınlardan oluşan bir örgütlülük salt bu nedenle "farklı"
bir siyaset ve yöntem için yeterli değildir. Kadın hareketinin öncülüğünü
yapmaya soyunanlar ve "Kişisel olan politiktir!" şiarıyla
ortaya çıkanlar, kapalı kapılar ardında kişisel ve politik hesaplaşma
yolunu seçmişlerdir. Bu, burjuva siyasetinin tipik yöntemidir ve
ister "karma" örgüt (kadın ve erkeklerin ortak örgütü)
olsun, ister salt kadınlardan oluşsun bu noktada özde değişen bir
şey yoktur.
Pazartesi dergisini çıkarmayı sürdürenler, şimdi okurlarının tepkilerinin
ardından yarım-ağızla özeleştiri yapıyorlar. Fakat tartışma ve ayrılık
hakkında hâlâ ciddi bir tavır sözkonusu değil. Siyasi görüş ayrılıklarında
ilkesel tartışma kurallarını belirlemekten de çok uzaklar. Onlar
"kişisel olan politiktir" vb. gibi pratikte uygulamadıkları
büyük söylemlerle oyalanıp dursunlar! Komünist Kadın Hareketi teori
ve pratiğinde siyasi alternatifini çoktan geliştirmiş durumdadır.
Siyasi görüş ayrılıklarının kamuoyu önünde açık tartışılması, kitlelerin
siyasi görüş ayrılıkları bağlamında mümkün olan en iyi biçimde bilgilendirilmesi
ve onların tartışma içine çekilmesi Komünist Kadın Hareketi'nin
vazgeçilmez ilkesidir!
Nisan 2000
Aşağıda Almanya'da yapılan bir 8 Mart toplantısında okunan ve kadın komünist savaşçı Käte Niederkirchner'i tanıtan konuşmayı yayınlıyoruz. Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
EGEMENLERİN BİZE UNUTTURMAK İSTEDİĞİ KOMÜNİST KADIN SAVAŞÇI
Käte Niederkirchner
Bugünkü 8 Mart toplantımızda sizlere daha iyi bir toplum için kararlıca
mücadele eden kadınlardan birini, Alman komünist savaşçı Käte Niederkirchner'i
tanıtacağız.
Geçmişimize ilişkin birçok şeyde olduğu gibi Käte Niederkirchner
de hafızalarımızdan silinmek isteniyor. Son olarak Almanya'nın Berlin
şehrinde Käte'nin adını taşıyan bir cadde ismi, "Prusya Eyalet
Parlamentosu Caddesi" olarak değiştirildi!
Käte Niederkirchner'e ilişkin okuduklarım Rus ve Alman kadın ve
erkek komünistlerin, antifaşistlerin mücadelelerinin bütün safhalarını
hafızamda yeniden canlandırdı.
Daha iyi bir toplum için, severek yürütülen bir mücadele! Bunun
için burada Käte Niederkirchner'i hatırlamak istiyorum.
Käte'nin annesi Helene, Michael Niederkirchner'i tanıyıp evlendiğinde,
Budapeşte'de çocuk bakıcısıydı. Baba Michael boru döşeyicisiydi.
Boru döşeyicilerin grevlerinde, grevin önderi ve Almanya Komünist
Partisi'nin önderlerindendi.
Käte 1909'da doğdu. 1919'da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht öldürüldüklerinde
10 yaşındaydı ve babası ona şöyle dedi: "Rusya'da esirdim.
Şimdi oradaki durum, gün geldiğinde her yerde olacak olan gibi.
İşçiler, köylüler ve askerler savaşın, açlığın, sefaletin ve bütün
kötülüklerin sorumlularını kovdular. Benim gibiler orada ülkeyi
yönetiyorlar. Ve orda şöyle geçirdik içimizden. Sizleri hayal kırıklığına
uğratmayacağız Rus işçileri. Sizlerle birlikte yeni bir dünya kuracağız!
Lenin sizin, Liebknecht bizim. Ve şimdi Liebknecht öldürüldü. Henüz
ne kadar az şey başardık ve daha yapılacak ne kadar çok şey var."
Bundan bir hafta sonra, Käte Komünist Çocuk Grubu'nun üyesi olmuş
ve yakasına kızıl yıldızı takmıştı. 1 Mayıs'ta babası Käte'nin okuluna
"Kızım Käte, işçi sınıfının enternasyonal mücadele günü 1 Mayıs'ta
okula gelmeyecek, yürüyüşe gidecek" diye bildiriyordu. Bunun
üzerine okulun müdürü tarafından sorguya çekilen Käte, "Biz
işçi çocukları şehrin duman içindeki, kara evlerde otururuz. Bizler
sonsuza dek karanlıkta kalmak istemiyoruz. Biz hayatı ve güneşin
parıltısını seviyoruz." diyerek uzaklaştı. Ve ilk 1 Mayıs yürüyüşüne
Rosa Luxemburg grubu içinde katıldı.
Aylar sonra askerler Berlin'in kuzeyinde kızıl bayrak dikilmiş bir
eve baskın düzenleyerek bayrağı indirdiler ve bayrağı takan işçiyi
katlettiler. Bunun üzerine Komünist Çocuk Grubu bir araya gelerek
fabrika kapılarında bildiri dağıttı. Bildiride yeralan şu sözler
Käte'nin çok hoşuna gitmişti: "Eğer şimdi mücadele etmezseniz
devrim kaybetmiş demektir. İşte o zaman sömürücüleriniz ensenize
otururlar." Käte işçiden işçiye koşup bildirileri dağıtırken
"umarım kimseyi kaçırmadım" diye düşünür.
***
Enternasyonal Gençlik Günü'nde Berlin kuşatma altındaydı. Bütün
yürüyüş ve mitingler yasaklanmıştı. Buna rağmen bir araya gelen
Komünist Gençlik Grubu'na askerler ateş açtı. Bu olay Käte'nin zalimlerin
zulmünü yaşadığı ilk olaydı. O andan itibaren yolunu belirlemişti.
Kalbi ezilenlerden, daha iyi bir yaşam için mücadele edenlerden,
zincirlerinden kurtulmak isteyenlerden yana çarpıyordu. Her zaman
Komünist Çocuk Grubu'nun saflarındaydı. Seçimler için afiş yapıştırdılar.
Mitinglerde Çocuk Korosu olarak şarkılar söylediler. Bildirileri
ve gazeteleri sakladılar. Käte'nin, günlüğü sayfaları arasında bulunan
bir bildiride "Genel grev! Haydi işyeri temsilciliği yasasına
karşı mücadele! Sovyet Rusya'dan elinizi çekin!" diye yazıyordu.
***
Käte okuldan atılınca terzi çırağı olarak işe başladı. İş yerindeki
haksızlıkları hemen farketti. Orada çalışan kızlar çok düşük ücret
alıyorlardı.
1925 yılında Käte Komünist Gençlik Birliği'ne girdi. Bundan sonra
artık eğitim toplantıları, yürüyüşler, mitingler, ajitasyon çalışmaları
yaşamında çok daha önemli hale geldi.
Komünist Gençlik Grubu onun tüm düşünce ve davranışları, ilgisi,
endişe ve sevincini belirler hale gelmişti. Yoldaşlarıyla kolkola
yürüyüşlerde veya polisin yürüyüşü dağıtmak için copladığında söylenen
her söz ve marşlar daha da etkiliyordu onu.
Käte polisle ilk çatışmasını Berlin'e yakın bir köyde kendiliğinden
düzenlenmiş bir yürüyüşte yaşadı. Yürüyüşçüler "Sovyet Rusya'dan
elinizi çekin!" diye haykırıyorlardı. Bir köpek sürüsü bağrışarak
gençlere taş atmaya başladı. Köydeki bir çiftçiye sığındılar ve
geceyi orada geçirdiler. Ertesi gün köy meydanında bir toplantı
düzenlendi ve Käte ilk konuşmasını yaptı. Komünistlerin mücadele
dolu hayatlarını, insana olan sevgilerini ve devrime bağlılıklarını
anlattı. Komünist Partinin köy grubu ve bir kaç gençle köy komünist
gençlik grubunu örgütlediler.
Çıraklığı bitirince Käte işsiz kaldı. O zamanlar herkesin başına
gelen buydu. Çırakken iliğine kadar sömürülmüştü, çıraklıktan sonraysa
işsizdi. Daha sonra daktilo ve Rusça dil kurslarına katıldı.
***
1 Mayıs'tan bir gün önce bütün caddeyi afişlerle donattılar. "1
Mayıs'ta caddeler boşaltılsın! Bütün yasaklara rağmen çalışmaya
ara ver!" Aynı gün Käte Almanya Komünist Partisi'ne üye kabul
edildi. Parti sekreteri Käte'nin elini sıktı ve "Komünist Gençlik
Örgütü'ndeki çalışmalarınla Komünist Partisi'ne layık olduğunu ispatladın.
Komünist Partisine üye olmakla işini, bütün gücünü, bütün hayatını
ortak davamıza adaman, gerektiğinde canını bile vermen gerektiğini
unutma" dedi.
Komünist Partisi Käte'ye "Fichte" işçi spor kulübü üyeleri
arasında parti çalışması yapması ve genç kadın sporcuları kazanması
görevini verdi. Daha önce sporun herhangi bir dalıyla ilgisi olmamasına
rağmen, diğer sporcular tarafından itibar görmek için sporda da
başarılı olması gerektiğini düşünerek inatçı bir çalışmaya girdi.
Käte, işsiz olmasına rağmen hemen hemen hiç eve uğramıyordu. Babası
Michael sık sık Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Thälmann'ın kitap
ve broşürlerini getiriyordu, Käte çoğunu okumuştu. Fakat sistemli
bilimsel çalışmayı Komünist Partisi'nin kurslarında öğrendi.
***
Berlin'li işçilerin nefesini kesen boru döşemeciler grevinde Niederkirchner
ailesinin yaşamı greve endekslendi. Babası sık sık tehdit ediliyordu
ve reformistlerin çıkardığı "İleri" adlı dergide yayınlanan
bir makalede ona karşı kışkırtma sözkonusuydu. Sonunda babası tutuklandı
ve grevin zorla bastırılmasından sonra serbest bırakıldı.
Berlin Friedrichshain'da Eylül 1932'de ulaştırmada çalışan işçilerin
bir grevinde, NSDAP'lilerin (Nazi Partisi) konuşmalarından sonra
Käte de bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: "Benden önceki konuşmacı
NSDAP'nin bir işçi partisi olduğunu çokca laf ederek anlattı. Bekledik
ki, bu sözde işçi partisi işçilerin talep ve arzuları üzerine bir
şeyler söylesin ve yapsın. Böyle bir şey yok! Tam tersine boş laf,
demagoji ve çalışanların hakları uğruna mücadele edenlere karşı
kışkırtma var. Faşizm işçilerin hak ve özgürlüklerinden arta ne
kaldıysa hepsini geri alacaktır, çünkü o büyük toprak sahiplerinin
ve subayların, savaş delisi Alman emperyalistlerinin barbarca bir
iktidar biçimidir. Bu yüzden ona karşı mücadele ediyoruz. Bu yüzden
bütün işçiler ona karşı mücadele etmelidirler." Bu esnada çıkan
kavgada Käte SA (Nazi Polis Örgütü) adamları tarafından demir muştayla
dövüldü.
Bu olaydan iki ay kadar sonra Käte ulaştırma işçileri için işsiz
kadınların düzenlediği dayanışma mitinginde bir konuşma yaptı. Bu
konuşmadan sonra yine polis tarafından dövüldü ve tutuklandı.
Käte hapisteyken Moskova Üniversitesi'nde okuyan kız kardeşinin
yanında, Rusya'da olmayı arzuluyordu. Fakat bu arzusunun bir zayıflık,
korkaklık olacağını, burada kendisine ihtiyaç olduğunu, çünkü partinin
kendisine verdiği bir görevi bulunduğunu düşündü. Şehirde binlerce
ilgisiz kadın vardı. Yapılacak çok iş vardı. 27 Şubat 1933'te illegalitede
yaşayan babası yakalandı. Annesi zorla evden çıkarıldı. Yılgınlığın
kol gezdiği bir zamanda zulme karşı mücadelenin örgütlenmesi başladı.
Uğruna mücadele ettikleri herşeyin, saflardaki en iyi savaşçıların
ezilip yokedilme tehlikesi vardı. Sonunda Parti Käte ve annesinin
Moskova'ya gitmesini kararlaştırdı. 15 ay süreyle Gestapo'nun (Nazi
Gizli Örgütü) elinde barbarca işkencelere maruz kalan babası tutukluların
Macaristan'a nakli esnasında kaçtı ve Çek yoldaşlarının yardımıyla
Rusya'ya gitti.
1943'de Käte 10 yıldır Moskova'da yaşıyordu. Terzi olarak hemen
iş bulmuş ve mesleğinden çok sayıda arkadaş edinmişti. Faşistler
Sovyetler Birliği'ne saldırdığında Almanca yayın yapan Moskova Radyosu'na
hizmet etti, çok sayıda Alman esirle konuştu, onlarla toplantılar
yaptı. Günlüğüne "çok sayıda esir, Hitler'e karşı" diye
yazıyordu. Devamla "fakat çok azı, savaşın mümkün olan en kısa
zamanda bitirilmesi için yardım etmeye hazır. Bazen soğukkanlı,
sabırlı kalabilmek oldukça zor. Ne var ki, bazıları kavramaya başladı.
Dün bana yaşlı bir işçi 'Sovyetler Birliği'nde öğrendiklerim, hayatımın
daha öncesinden çok çok fazla, mümkün olsa da bir kez daha dünyaya
gelsem'dedi."
Moskova'da kayda alınan ve Almanya'da yayınlanan konuşmasında şöyle
sesleniyordu:
"Alman askeri, Alman işçisi, Alman kadını! Savaştan çıkarı
olanlar senin alınterini ve senin kanını altına çevirenlerdir, Avrupa'yı
ve bütün dünyayı sömürmek isteyenlerdir. Hitler, Göhring, Krupp
ve diğerleri... Onlar sonuçta Stalingrad'da yenildiler. 200 milyon
insanın ülkesini, özgürlüğü ve sosyalizmin kazanımlarını savunması
karşısında çekip gitmek zorundalar. Ancak özgür bir halkın yapabileceği
inatçı savaşım, kin, faşizmi ve zulmedenleri yok edecektir. Almanya'yı
kurtarmalısınız, özgür bir Almanya yaratmalısınız. Hitler'i ve onun
faşist rejimini devirin!"
Käte, 10 yoldaşı ile birlikte bir yıl süreyle, Almanya'daki illegal
bir faaliyet için kurs ve eğitim gördü. Polonya üzerinden paraşütle
atlayacaktı. Düşmanın eline düştüğünde çok korkunç anlarla karşılaşacağını,
ölümle yüzyüze geleceğini biliyordu. Bu nedenle davaya inanç, partiye
sadık kalmak için çok daha güçlü olmak gerektiğini biliyordu. O
günleri Polonyalı eski bir partizan önder şöyle anlatıyor:
"Ormanlarda birkaç gün kaldık. Bizim için en önemli olan Sovyetler'den
gelecek olan silah ve paraşütçülerin karşılanmasıydı. Uçağı ilk
tanıyanlar aramızdaki Sovyet askerleri oldu. Dokuz kez havaya yapılan
sinyal ateşinin ardından pilot hedefe geldiğini anladı. Paraşütlerin
uçaktan çıkışını ve açılışlarını gördük. Kısa bir parola alıp verdikten
sonra paraşütçülerle candan selamlaştık. Misafirlerimle sohbetten
anladık ki, Polonya üzerinden Almanya'ya geçecekler ve bizler gibi
ortak düşmanımız Hitler faşizmine karşı gizli bir ordunun yaratılması
için uğraşacaklar."
Birkaç gün kampta kaldıktan sonra, Polonya'nın işgal bölgesinden
trene bindirilmek üzere Varşova'ya getirildiler. Burada paraşütçülerin
yolları ayrıldı. Sınırdan az önce askeri inzibat trende kontrol
yaptı ve Käte'yi tutukladı. Sabaha karşı iki SS adamı tarafından
sorguya çekildi.
Hüviyetinde birkaç gün önce yürürlüğe konan valilik mühürü eksikti.
Böylece hüviyetinin sahte olduğu açığa çıkmıştı. Varşova'daki hapishaneye
getirildi ve günlerce işkenceye maruz kaldı. Yüzlerce tutuklu onunla
yüzleştirildiği halde hiçbiri onu tanıdığını söylemedi. Dört ay
süren sorgu ve işkencelerden sonra onun kimliğini açığa çıkardılar
ve Ravensbrück'teki toplama kampına sürüldü. Orada da Gestapo günlerce,
haftalarca bütün yolları deneyerek Käte'yi konuşturmaya çalıştı.
İşkencecilerin konuşmalarından Gestapo'nun paraşütçülerle ilgili
bilgisi olduğunu anladı. Naziler ondan bağlantı sağlayacak kişilerin
isimlerini öğrenmek istiyordu. Käte biliyordu ki, içeride susmasının
dışardaki yoldaşlarının ajitasyonu kadar önemlidir. Çalışma kampına
getirildikten 7 hafta sonra, kadın yoldaşlarının arasından alınarak
ölüm hücresine götürüldü. Ravensbrück'teki ölüm hücresinden dışarıya
gizlice sızdırılan ve öldürülmeden kısa bir süre önce yazılan mektupta:
"Bugün toplama kampı yöneticisi geldi ve hakkımdaki kararı
alçakça alaylı ve kirli bir edayla bana okudu, vahşi canavar. Bunlar
öldürmeye alışmışlar ve kurbanlarının acılarından özel bir zevk
alıyorlar. Fakat ben ona bu şansı tanımayacağım. O halde bu akşam
olacak bu iş. Geleceği yaşamayı çok isterdim, ona az bir zaman kala
gitmek zor geliyor." diyordu. Käte 27'yi 28'e bağlayan gece,
Eylül 1944'de katledildi.
***
Berlin Meclis Başkanı Hanna Renata Laurien Käte Niederkirchner
Caddesi'nin ismini "Prusya Eyalet Parlamentosu Caddesi"
olarak değiştirirken: "Sözkonusu olan parlamentarizmin kurallarıdır.
Buradaki isim komünist sistemin açık taraftarının adıdır, bu isimlerle
parlamentomuzu inşa edemeyiz." dedi.
Käte Niederkirchner Caddesi'nin adıyla birlikte 11 cadde ismi değiştirildi.
Bunların arasında Marx-Engels-Meydanı, Clara Zetkin Caddesi, Karl
Liebknecht Caddesi, Wilhelm Pieck Caddesi, Karl-Marx Bulvarı vb.
var.
Egemenler komünist ve antifaşist savaşçıları bizlere unutturmak
istiyor. Käte Niederkirchner'in ve diğer komünistlerin anılarını
yaşatacağız ve mücadelelerini sürdüreceğiz.
Mart 2000
