"Kemalist Devrim?"
Bu
sayımızda Dönüşüm Yayınları tarafından yayınlanan "Kemalist
Devrim?" isimli kitabı tanıtmak istiyoruz. Kitabın yazarı H.
Yeşil... Yazar "Önsöz Yerine" başlığı altında yazdığı
giriş bölümünde kitabın ortaya çıkış öyküsünü şöyle anlatıyor:
"1998, Türkiye Cumhuriyeti açısından özel bir öneme sahipti. Cumhuriyetin
kuruluşunun 75. yıldönümü bütün bir yıl boyunca çeşitli etkinliklerle
kutlandı.
Bütün bir yıl boyunca 'Atatürk'e olan inanç tazelenip, onun ne kadar
büyük bir devrimci, ne kadar büyük bir devlet adamı olduğu tekrarlanıp
duruldu. Emekçi yığınları da 75. yıl kutlamalarına katabilmek için
bütün yıl boyunca kampanya yürütüldü. 75. yıl logosu ve cumhuriyetin
erdemleri üzerine yapılan reklamlar bütün medyanın baş köşelerini
tuttu. Times dergisinin yaptığı ankette, 'Atatürk', Mustafa Kemal,
Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk olarak üç kez yer aldı ve medya
onun "yüzyılın devlet adamı" seçilmesi için elinden geleni
yaptı. Eğer hakim sınıfların temsilcilerinin çok ciddiye aldığı
bu 'seçim'de Atatürk kazansaydı, keyifler tam olacaktı. Fakat olmadı. Her
zaman olduğu gibi yine "Türklere" ve "Türklüğe"
karşı komplo teorileri ile açıklandı bu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yıl kutlamaları, "bir yaşındaki
kadar genç!" olduğu ile övünen TC'nin içinde bulunduğu krizin
üzerini örtemedi gerçekte. Cumhuriyet, tarihinin en derin krizini
yaşıyor. Hakim sınıfların bir bölümü, TC'nin yaşatılabilmesi için
mutlaka kimi reformların gerekli olduğunu, "yeni bir cumhuriyet"
gerekli olduğunu vb. savunuyor. Bunların "ikinci cumhuriyet"
lafına atıfta bulunan, andaki durumun olduğu gibi sürmesinden yana
olanlar ise, bunlara "takiyye", "numaralı cumhuriyetçiler"
vb. diyerek saldırıyor. Hakim sınıfların tüm siyasi partileri kendilerini
"Atatürk cumhuriyetinin" gerçek temsilcisi, gerçek Atatürkçü
vb. olarak adlandırıyor. O kadar ki, M. Kemal'in kurucusu olduğu
Cumhuriyet'in andaki yöneticilerinin, en başta da ordunun Cumhuriyet
açısından en büyük tehlike olarak gördüğü dinci kesimin esas partisinin
yöneticileri bile, kendi programlarının M. Kemal'in programı olduğunu;
eğer o yaşasaydı kendi partilerine üye olacağını vb. söylüyorlar. Yani
hakim sınıfların tüm partileri açısından 'Kemalizm' lafta da olsa
esas referans kaynağıdır, hepsi kendilerine göre Kemalisttirler.
Hakim sınıf saflarından Kemalizm tabusuna yönelen en ileri "eleştiri",
onun kimi reformlarının yüzeysel kaldığı ve artık onun kimi yanlarını,
özellikle de 'askeri toplum' düşünce ve pratiğini aşıp 'sivilleşme',
'demokratlaşma' zamanı geldiği noktalarında yoğunlaşmaktadır. M.
Kemal'in, TC'nin kurucusu, "Türk ulusunun kurtarıcısı"
ve "Ulusal Kurtuluş Savaşı"nın tartışmasız önderi, Türklerin
Ata'sı rolü hakim sınıfların tümü açısından tartışılmaz, adeta mutlak
gerçeklerdir. Ülkenin her yanı, Atatürk meydanları, Atatürk caddeleri,
Atatürk parkları, Atatürk büstleri, heykelleri ile doludur. Her
resmi kurumda hemen her odada Atatürk resimleri asılıdır. Sadece
resmi kurumlarda değil, bakkal-kasap-manav-berber kısaca her yerde
Atatürk gözler sizi! Okullarda "yüce Atatürk"ün yaptığı
işler, daha anaokulundan başlayarak kazınır kafalara.
Kısacası Türkiye Cumhuriyeti'nde tam bir Atatürk ve Atatürkçülük;
Mustafa Kemal ve Kemalizm enflasyonu vardır. Türkiye Cumhuriyeti
devleti, resmi bir ideolojiye sahip ve bunu anayasasına yazan bir
devlettir.
Kemalizm yalnızca hakim sınıfların resmi ideolojisi olmakla kalmıyor,
o aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinde radikal dönüşümler
gerçekleştirme, bir devrim gerçekleştirme iddiasıyla ortaya çıkan
sol akımları da bütün tarih boyunca etkilemiştir ve hâlâ da etkiliyor. Türkiye
Solu çok uzun yıllar esas olarak kendini, esasta antiemperyalist
olarak değerlendirdiği Kemalizmin, onun biraz solundaki bir tamamlayıcısı
ve müttefiki olarak kavradı; pratik siyasette - teorideki kimi doğru
eleştirilere rağmen ve Kemalist diktatörlük tarafından adeta devrevi
kampanyalarla baskı altında tutulmasına ve ezilmesine rağmen - onun
kuyruğu oldu.
1960'lı yıllara gelene dek, Kemalizm Türkiye Sol Hareketi içinde
'tam bağımsızlık ilkesi'nin savunulması, antiemperyalizm, Batıya,
dolayısıyla demokrasiye yönelme olarak kavranmıştır. Kemalizme,
Kemalist diktatörlüğe saldıranlar daha çok açık şeriatçı kesim olmuş;
solcular kendilerini bu "gericiliğe karşı" Kemalist devleti
savunma pozisyonunda bulmuşlar; ve 1950'li yıllardan sonra hakim
sınıfların siyasi temsilcileri arasındaki nöbet değişikliğini 'Kemalizmden
sapma' olarak değerlendirmişlerdir. 60'lı yıllarda "Sol"dan
Kemalizme yönelen kimi eleştiriler ise, Kemalizmin elitist tepeden
inmeciliğine, "batıcılığına" karşı sivil toplumu, halkı
savunma adına "Osmanlıcı"lığı savunma noktasında konaklamıştır. (Kemal
Tahir, İdris Küçükömer örneklerinde olduğu gibi).
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de devrimci bir atılımın yaşandığı,
sosyalizmin açıkça tartışıldığı, birçok devrimci grubun sosyalizm
adına faaliyet yürüttüğü 1960'lı yılların sonlarında Türkiye Solu
içinde egemen olan düşünce, Kemalizm ile sosyalizm arasında kesinlikle
bir zıtlık olmadığını savunan düşünceydi.
Devrimci hareket içinde bu egemen düşünceye karşı 70'li yıllarda
ilk köklü eleştiri İbrahim Kaypakkaya'nın 1972'de yazdığı "Kemalizm"
yazısında getirildi. O, devrimci sol içinde, Kemalizmin sosyalizmle
bağdaştırılamayacağını, Kemalizmin Türkiye şartlarındaki faşizmin
adı olduğunu, sosyalizm mücadelesinde devrimci solun önündeki en
büyük ideolojik ve pratik engelin Kemalizm ve Kemalist diktatörlük
olduğunu ortaya koydu. İbrahim Kaypakkaya 1972'deki bu tavrı ile,
Türkiye'de komünizmin Kemalizmin yedeği olmaktan çıkmasının, yeniden
ayakları üzerinde dikilmesinin yolunu açtı.
Bugün de Kemalizm konusunda Türkiye Solunda, Kemalizmin egemen konumu
sürmektedir. Fakat bu egemenlik İbrahim Kaypakkaya öncesindeki duruma
göre oldukça zayıflamıştır. Devrimci sol kesim içinde Kemalizmin
antiemperyalistliğinin oldukça güdük olduğu, en azından laf düzeyinde
kabul edilir hale gelmiştir. Yine de Kemalizm bugün de Türkiye toplumunun
en önemli ideolojik-siyasi görüngüsü olarak solun tartışma gündeminin
başlarında durma özelliğini koruyor.
Ben bu kitapta bu tartışmaya katkıda bulunmaya çalışacağım. Benim
bu kitapta ortaya koyacağım görüşler, Türkiye Komünist Hareketi
içinde kendini Mustafa Suphi TKP'sinin ve İbrahim Kaypakkaya'nın
sürdürücüsü olarak kavrayan Bolşevik akımın kendi içinde ve oportünistlere
karşı yürüttüğü tartışmalar ve ideolojik mücadele sürecinde ortaya
çıktı, olgunlaştı." (agk, sayfa 9-13)
Kemalizmin bu kadar güncel olduğu, iktidar dalaşında Kemalizmin
şu ya da bu şekilde merkezde durduğu, sağcısından solcusuna bir
dizi kişi veya siyasal oluşumun Kemalizm ve Kemalist hareket hakkında
bir dizi yanlış yaklaşımlara sahip olduğu, Kemalist geçinen herkesin
Kemalizminin kendine "özgü" yanlar taşıdığı, başka bir
deyişle herkesin ayrı bir Kemalizminin olduğu, toplumsal gelişmenin
engellerinden en önemlisinin Kemalist diktatörlük olduğu... Türkiye'de
Kemalizmin komünist bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, büyük
bir önem taşımaktadır. Türkiye "sol" hareketinin Kemalizme
yaklaşımının çoğunlukla onu doğru bir temelde değerlendiremediği,
onun kuyruğuna takıldığı, sol içinde Kemalizmin etkisinin oldukça
fazla hissedildiği vs. koşullarda H. Yeşil, komünist bakış açısıyla
köklü bir Kemalizm değerlendirmesi yapmış.
H. Yeşil Kemalizmle ilgili yaptığı bu araştırmada, birçok alıntı
ve eklerle sorunların daha iyi kavranması, yer yer görüşlerinin
doğruluğu veya yanlışlığının belgelere dayanarak denetleyebilme
imkanını okuyucuya sunuyor. Yine kitapta konuyla ilgili Türkçe'ye
ilk kez kazandırılan kimi yazılar da kitaba eklenmiş.
Kitabın bölümlenmesi ise şöyle: Bu ilk kitap üç bölümden oluşmaktadır.
"Kemalizm değerlendirmesinde teorik çıkış noktaları" birinci
bölümün konusu. Bu bölümde Marksist-Leninist teorinin ulusal sorun,
ulusal kurtuluş savaşları, sömürge ve yarısömürge ülkelerde devrim
sorunlarına yaklaşımları ve çözümlemeleri ortaya konulmuş.
İkinci bölümün konusu ise "Kemalizmin ortaya çıkıp şekillendiği
ortam" başlığını taşıyor. Bölümde Kemalist hareketin ortaya
çıktığı geri plan inceleniyor; Osmanlı devlet yapısının temel özellikleri
ile imparatorluğun 19. yüzyıldaki sosyal, siyasal ve ekonomik durumu
ortaya konulmakta, 1920'lere kadar olan tarihsel kesitin bir özeti
sunulmaktadır.
Birinci kitabın üçüncü ve son bölümünde Kurtuluş Savaşı dönemi ve
Cumhuriyetin kuruluşuna kadar olan süreç irdelenmektedir. "Türk
Kurtuluş Savaşı" adlı bu üçüncü bölümün sonunda Türk Kurtuluş
Savaşı ve Kemalist devrim hakkında bir genel değerlendirme yapılmaktadır.
Kitaba konulan ekler, konularına göre her bölümün sonunda yeralmaktadır.
Yazarın verdiği bilgiye göre ikinci kitapta bu üç bölümün devamı
olan ve "İktidarda Kemalizm"i inceleyeceği dördüncü bölüm
yayınlanacak.
Kemalizm tartışmasının bugün de şu ya da bu şekilde sürdüğü koşullarda
geniş bir araştırmaya dayanan, belgelerle güçlendirilen bu kitabı
okumanızı salık veririz. Komünist bir bakış açısı ile yapılan bu
Kemalizm değerlendirmesini okuduğunuzda "sol" adına savunulan
bir dizi yanlış görüşü çok daha iyi tanıma ve bugüne kadar Kemalizm,
Kemalist hareket ve Türk Kurtuluş Savaşı konularında yürüyen tartışmalara
daha bir netlikle bakabilme olanağına sahip olacaksınız.
