2001 BÜTÇESİ:
IMF reçetesi doğrultusunda emekçilere saldırı bütçesi!
Hükümet 2001 bütçe tasarısını meclise sundu. Başbakan Ecevit için
bu bütçe tasarısının meclisten delinmeden geçmesi, hükümetin istikrarı,
hükümet üyesi partilerin birbirine güveni, hükümetin geleceği açısından,
bu arada gerçekleştirilmiş olan cumhurbaşkanlığı seçiminden de "daha
önemli". Onun bu değerlendirmesinin temelinde, IMF'nin verdiği
direktiflerin harfiyen yerine getirilmesi kararlılığı yatıyor. Hükümetin
başı -Türkiye'nin gerçek egemeni olan büyük patronların da istekleri
doğrultusunda hazırlanan- "ekonomik istikar programı"nda
bir sapma ortaya çıkmasını istemiyor. Çünkü, böyle bir sapma, egemen
sınıfların ihtiyaç duyduğu IMF'nin şarta bağladığı kredilerin akışında
aksaklık ortaya çıkarabilir. Siyasi nedenlerle TC hükümeti içinde
bulunduğumuz durumda zaten ABD'nin istemediği bazı adımlar atma durumuyla
karşı karşıya gelebilir. ABD Senatosu'na, ABD'nin iç siyaset kaygıları
ile gelen "Ermeni Tasarısı"'nın karar haline gelmesi halinde,
(Bu yazı 19 Ekim'de yazılmıştır. Bilindiği gibi ABD daha sonra "Ermeni
Soykırımı Yasa Tasarısı"nı geri çekmiştir.) TC hükümetinin Türkiye'nin
iç siyaset kaygıları ile "misilleme" adımları atması kaçınılmaz
hale gelebilir. Bu bağlamda şimdilik seslendirilen somut adımlar İncirlik'teki
üssün kapatılması; Yumurtalık petrol boru hattının tam kapasite ile
çalışmaya hazırlanması; Irak'a karşı ambargo cephesinden çıkılması
ve Irak'la alışverişin artırılması gibi adımlardır. Ki bu adımların
atılması Türkiye'nin şimdiye kadar Saddam rejiminin yıkılmasını temel
alan ABD siyasetinden uzaklaşması anlamına gelir. Avrupa emperyalizminin,
en başta Fransız emperyalistleri tarafından dillendirilen siyaset
değişikliği talebine, böylece TC şimdilik ABD'ye rağmen olumlu bir
cevap vermiş olur, ABD'nin Ortadoğu politikası açısından gözden geçirmek
zorunda kalacağı yeni bir durum ortaya çıkar. Diğer yandan Ortadoğu'da
"Oslo Süreci" ile başlatılan, Filistin-İsrail için öngörülen
ABD modeli "barış" planının hayata geçirilme şansı, en azından
önümüzdeki kısa süre açısından son intifada ile ortadan kalkmış görülüyor.
Öngörülen "barışın" öngörüldüğü biçimde sağlanması emperyalist
efendilerin hesaplarından çok daha uzun süreceğe benziyor. Bugünkü
çatışmaların kesilmemesi halinde, TC'nin Ortadoğu'da İsrail ile temel
ittifak temeline oturttuğu siyasetinde kimi değişiklikler yapmasını
gündeme getirebilir. Böyle bir gelişme de TC açısından ABD'den uzaklaşma,
daha çok Avrupa Birliği'ne yakınlaşma sonuçlarına yol açabilir.
Bütün bu gelişmeler, ABD'nin denetiminde olan IMF ile ilişkiler açısından
olumsuz rol oynayabilir. Yani IMF ile yapılan anlaşmalar zaten siyasi
gelişmelerin tehdidi altındadır. Böyle bir durumda bir de ekonomik
program açısından sapmaların çıkması, Türk hakim sınıfları (onların
ekonomisi) açısından istenilir bir şey değildir. Bu yüzden bütçenin
hükümetçe hazırlandığı biçimde meclisten geçmesi (ki hükümet üyelerinin
sağlam durması halinde bunu yapabilecek çoğunluğu var) ve bütçe disiplininin
sağlanması, onun mümkün olduğunca tam uygulanması hükümet açısından
hayati önemde görünmektedir. Bu bağlamda ortakların birinin bu bütçenin
ardında durmaması vb. durumunun çıkması halinde, hükümetin bozulması
da gündeme gelebilir. Anda görünen gelişmenin hükümetin bu "badireyi"
de sağlimen atlatacağı yönündedir.
Eğer en kısa biçimde nitelendirilmek istenirse, Ecevit'in -egemen
sınıflar adına- bunca önem verdiği bu bütçeye "emekçilere topyekün
saldırı bütçesi" demek doğru olacaktır.
Bütçede genel gelir büyüklüğü 43 katrilyon 127 trilyon (yaklaşık 63
milyar 236 milyon dolar) olarak öngörülüyor. Bu gelirlerin 31 katrilyon
777 trilyon liralık (yaklaşık 46 milyar 593 milyon dolar) kesiminin
vergi gelirlerinden elde edileceği öngörülüyor. Vergi gelirlerinin
esasının emekçilerden toplandığı bilindiğinde, bütçenin esas yükünün
emekçilerin omuzunda olduğu açıktır.
Bütçede öngörülen (yine yüksek faizli kredi ve borçlarla karşılanacak
olan; önümüzdeki yıllar işçilerin, emekçilerin sırtına bindirilecek
olan) açık 5 katrilyon 233 trilyon lira (yaklaşık 7 milyar 673 milyon
dolar). Fakat bu kesinlikle gerçekçi bir öngörü değil. Yalnızca gider
öngörülerinin alt alta toplanması bile açığın en az dört, beş misli
olduğunu, olacağını gösteriyor.
Bu yıl bütçede öngörülen borç faiz ödemelerinin 16 katrilyon 880 trilyon
lira (yaklaşık 24 milyar 750 milyon dolar) olması öngörülüyor. Yani
bütçe giderlerinin nerdeyse dörtte biri daha önce alınmış borçların
faiz ödemelerine gidiyor! Bu veri, borçların esasını emperyalist devlet
ve tekellerden alınan borçların oluşturduğu bilgisiyle değerlendirildiğinde
Türkiye'nin dışa bağımlılığının hangi boyutlarda olduğunu da açıkça
ortaya koymaktadır.
Bu kadarla bitmiyor, giderler içinde en büyük kalemi 28 katrilyon
90 trilyon lira (yaklaşık 41 milyar 187 milyon dolar) ile "transfer"
kalemi oluşturuyor. Yani esas olarak emperyalist devlet ve tekellerin
kasalarına, bu arada Türkiye'de büyük banka sahibi holdinglerin kasalarına
aktarılan sermaye!
Transfer + faiz ödemelerinin tutarı 44 katrilyon 770 trilyon lira
ediyor. Buna bir de "diğer transfer" adı altında anılan
7 katrilyon 75 trilyon lira da eklendiğinde 51 katrilyon 845 trilyonluk
bir toplama varılıyor. Yani TC'nin 2001 bütçesinde öngörülen harcamalarda
emperyalist devlet ve tekellere ve Türk büyük patronlarına aktarılması
planlanan miktar, öngörülen gelir miktarını aşıyor. Bu yeni borçlanma,
borç faizi ödeme, halktan toplananı, halkın daha fazla borçlandırılması
pahasına, yabancı ve yerli büyük sermayeye peşkeş çekmek demektir.
Bütçede bunlardan sonraki en büyük gider kalemini 12 katrilyon lira
ile "personel" oluşturuyor. Bunun da aslan payı orduya,
polise, jandarmaya gidiyor. Bu bağlamda hükümetin IMF'nin emirleri
doğrultusunda "bütçe disiplini" adına göz diktiği, zaten
bir çoğu ancak "ek işlerle" geçinebilen küçük devlet memurlarının
geliridir. Hükümet adına Maliye Bakanı Sümer Oral, bütçenin meclise
sunulduğu günlerde alay eder gibi; 2001 yılı maaş artışının "yine
enflasyonun üzerinde ve artı iki puan refah payı" biçiminde olacağını
açıkladıktan sonra, oranı ilk altı ay için % 10 olarak açıkladı. 1999'un
ilk 9 ayında % 35'i geçmiş olan enflasyon oranında, %10 luk bir zammın,
enflasyon + % 2 refah payı olarak açıklanması için insanın ar damarının
çatlamış olması gerekir. Ya da Türkiye'de Maliye Bakanı olmalıdır!!!
Memur örgütleri bu zam oranı açıklamasına ilk tepkilerini yürüyüşlerle
ortaya koydular. Önümüzdeki dönemde bu tepkilerin boyutları, hükümetin
terbiyesizliğinin boyutlarını da belirleyecek.
Bütçede yatırım gideri olarak öngörülen giderlerin toplamı 8 katrilyon
795 trilyon lira. Bunlar içinde birinci sırada 1 katrilyon 576,5 trilyon
lira ile enerji yatarımları geliyor. Bu yatırımların da sakın rüzgar
enerjisi, güneş enerjisi gibi Türkiye açısından elverişli, yenilenebilir,
doğaya zarar vermeyen enerjilerin geniş çaplı kullanımı için harcanacağını
sanmayın. Bu yatırımlar en başta petrol tekelleri olmak üzere, fosil
enerji üretim tekellerine ve atom enerjisi tekellerine akıtılacaktır.
Eğitim, sağlık, konut gibi, halkın tümünü ilgilendiren sektörler her
zaman olduğu gibi üvey evlat konumundadır. Bunlara ayrılan toplam
para borç faizine ayrılan paranın % 6'sı kadar bile değildir! Kaldı
ki, bunlar içinde 1 katrilyon 350 trilyonla en büyük bölümü oluşturan
eğitime harcanan paranın da hangi eğitim için kullanıldığı herkesin
bilgisi dahilindedir!!!
Kısaca bu bütçe emperyalizmin ve onun uzantısı Türk büyük sermayesine
halkın alınterinin, göznurunun aktarılması bütçesidir. Bu bütçe halka
yoğun saldırının bütçesidir!
Bu bütçenin uygulanması, halk açısından yoksullaşmanın artması demektir!
Soyguna dur demek herkesin görevi, haksızlığa isyan herkesin hakkıdır!
