TÜRK İŞ TÜRK İŞİ TÜRK İŞÇİLERİNE DİYOR...
Biraz fazla Türkiş değil mi?

Okullarında "Ne mutlu Türküm diyene!" sözleriyle dersbaşı yapan, spor karşılaşmalarında alınan herhangi bir galibiyetin "Türk gibi güçlü!" sözüyle ifade edildiği, "Bir Türk dünyaya bedeldir!" sözlerinin beyinlere kazıldığı, "Türk, öğün, çalış, güven!" sözlerinin dağa, taşa yazıldığı; "Türkiye Türklerindir!" sloganlı gazetelerin okunduğu bir ülkede yaşıyoruz. İnsanların bilinçlerinin ırkçılık ve şovenizm ile yıkandığı bir ülke yaşadığımız ülke... Tüm cumhuriyet tarihi boyunca şu ya da bu ölçüde, ama mutlaka varolan ırkçı, şoven dalga Türk hakim sınıflarının son on yıllarda "yükselen değerlerinden" birisi olarak Türk insanını daha da fazla etkisi altına aldı. Böylece hakim sınıflar toplumu birçok konuda olduğu gibi bu konuda da bölüp parçalayacak, yoksul emekçilerin birliğini bu yolla da engelleyecek; onların düzeni ve sistemi sorgulamaları bu yolla da kesilmiş olacaktı, olacaktır.
Yoksul emekçilerin, sömürü sisteminin çarkları arasında ezilmesinin yollarından birisi olarak azdırılan milliyetçilik konusunda Türk hakim sınıfları başarılı da oldular, oluyorlar. Yapılan son seçimlerde milliyetçilik lafzını diğerlerine göre çok daha fazla kullanan iki partinin en fazla oyu alması yaratılan şoven, milliyetçi ortamın bir sonucudur. Yine Türk hakim sınıflarının özellikle Kürt ulusal hareketinin yükseldiği dönemlerdeki kışkırtmaları, şoven ideolojinin etkisi altındaki yığınların Kürt hareketi karşısındaki tavırları; çeşitli ülke parlamentolarına sunulan Ermeni soykırımı tasarılarına yönelik söylenenler vs. hatırlandığında yaratılan ortamın ne denli ürkütücü olduğu görülür.
Toplumun böylesi bir milliyetçilik histerisi içine sokulması, ırkçılığın, milliyetçiliğin, şovenizm bombardımanının ürkütücü boyutlarda gelişip güçlenmesi, "normal koşullarda" bu kampanyalara karşı çıkması gereken, bu tür kampanyaları işçileri, emekçileri bölüp parçalamaya yönelik olduğunu görüp bunu elinin tersiyle itmesi gereken büyük işçi örgütlerinin de aktif katkıları ile olmaktadır. Çeşitli milliyetlerden işçi ve emekçilerin yaşadığı Türkiye'de işçi ve emekçi örgütlerinin en büyükleri olan işçi konfederasyonlarının, örneğin Kürt hareketinin yükseldiği dönemlerde Kürt işçi ve emekçilerine karşı saldırılara varan şoven kışkırtma karşısında sesini çıkarmadığı; tersine Türk hakim sınıflarının yarattığı şoven dalganın etkisi altında kalarak Türk şovenizminin saflarında diğer yoksul ve emekçi kesimlere tepki gösterdiği bilinen gerçeklerdir. Tüm bunlardan öte, sınıfın ekonomik taleplerini dile getirmek için yaptığı her türlü eyleme "Türk bayrağı ile gitmek", her toplantıda Atatürk'e bağlılık yeminleri etmek vb. şeklindeki yaklaşımlar bile çok uluslu bir devlet olan TC'de Türk hakim sınıflarının yaratmak istediği ortam konusunda başarılarını, işçi sendikalarının buna karşı tepkisizliğini göstermesi yanında; Türk bayrağını, taleplerini dile getirdiği pankartın önünde taşıyan çeşitli ulus ve milliyetlerden işçiler ve emekçiler arasında Türk milliyetçiliğinin etkisini de göstermektedir.
Yukarıda hakim sınıfların Türk milliyetçiliği temelinde yürüttüğü propaganda ve işçileri, emekçileri bu temelde de bölme yönündeki çabalarının içinde büyük işçi örgütlerinin de bulunduğunu belirttik. Büyük işçi örgütlerinin nasıl Türk milliyetçisi ve şovenist bir siyasetin savunucusu olduğunu Türk-İş adlı örgütün çıkardığı "Türkiye'de Yabancı Kaçak İşçilik" adlı Eğitim Yayınları dizisinin 26 numaralı kitapçığında görebiliriz. Adından da anlaşılacağı üzere sözkonusu kitapçıkta Türkiye'de yaşayan yabancı kaçak işçilerin durumu ve yaygınlığı ele alınmaktadır.
Kitapçıkta açıkça yabancı kaçak işçilerin Türkiye'de "Türk işçilerinin" işlerini ellerinden aldığı, Türkiye gibi işsizliğin yoğun olduğu bir ülkede bu duruma devletin seyirci kaldığı, işyerlerinin Türk işçilerine verilmesi için devletin önlem alması gerektiği vs. ileri sürülüyor, devlete neler yapılabileceği konusunda akıl veriliyor.
Kitapçığa "Sunuş" yazısını yazan Türk-İş'in Genel Eğitim Sekreteri Salih Kılıç'ın şu sözleri; sözkonusu bu işçi konfederasyonunun ırkçı bakış açısını çok açık yansıtmaktadır. Bu milliyetçi bay şunları söylemektedir:
"(...) Yabancı kaçak işçilik, ülkemizde işçi ve sendikacılık hareketi açısından olumsuz sonuçlar doğurdu ve doğuruyor.
TÜRK-İŞ bu sorunu yıllardır gündeme getirmekte ve mevcut iş imkanlarının öncelikle kendi vatandaşlarımız tarafından kullanılmasını talep etmektedir. Kaçak işçiliğin ve özellikle yabancı kaçak işçiliğin, diğer işçilerin ücretleri ve çalışma koşulları üzerindeki olumsuz etkileri de bilinmektedir.
Dileğimiz, hükümetlerin bu konuda milliyetçi bir çizgide ve sosyal hukuk devleti anlayışı içinde hareket etmesi, ülkemizde kaçak işçiliğin ve özellikle yabancı kaçak işçiliğin önlenmesi amacıyla gerekli olan kararlı tavrı göstermesidir. TÜRK-İŞ, bu amaçla atılacak adımları desteklemiştir ve desteklemeye devam edecektir." (adı geçen kitapçık, sayfa 4)
Evet, Türk-İş gibi Türk hakim sınıflarının işçi sınıfı içindeki ajanlığını yapan, her şeyiyle Türk hakim sınıflarının sömürücü düzeninin devamından yana olan; çeşitli ulus ve milliyetlerden işçi sınıfı arasına milliyetçilik ağusunu da sokarak onları bölüp parçalamaya çalışan, bu arada kendi varlığı da hakim sınıf varlığına ve onların politikalarına endeksli olan Türkiye'nin en büyük "işçi sendikaları konfederasyonunun" Eğitim Sekreterinin sözleri açık dil konuşuyor. Yeri geldiğinde uluslararası işçi sınıfının hakları konusunda ahkâm kesen ve uluslararası çalışma koşullarını düzenleyen -ve birçok halde kâğıt üzerinde kalan- sözleşmeleri savunduğunu söyleyenlerin ne denli sahtekâr oldukları yukarıdaki sözlerle açığa çıkmaktadır.

SORUN NEDİR?


Yabancı kaçak işçilerin çalıştırılması özellikle de 1990'lı yılların başlarından itibaren belirli bir yaygınlık kazanmıştır. Özellikle Rusya ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki "sosyalist" maskeli rejimlerin birbiri ardına yıkılması sürecinde yaşanan ekonomik sıkıntılar, bu ülkelerdeki bir bölüm işçi ve emekçinin başka ülkelerde çalışmaya gitmesini beraberinde getirmişti. Bu ülkelerden gelenlerin büyük bölümü bavul ticareti de denilen küçük çaplı ticaret yapmak için Türkiye'ye gelmektedirler.
Bunlarla birlikte "yabancı" kaçak işçilerin çoğunluğunu Irak, İran gericiliğinin baskılarına uğrayan ve yerinden yurdundan sürülen Kürtler, Sri Lanka ve Afganistan'dan gelen siyasi mülteciler oluşturmaktadır.
Bu insanlar Türkiye'ye esas olarak çalışmak için gelmemektedirler. Türkiye, bu insanlarca Batı Avrupa ülkelerine geçebilmek için bir köprü olarak görülmektedir. Batı Avrupa ülkelerine geçiş koşullarını yaratana dek bu insanlar Türkiye'de kalmak ve çalışmak zorunda kalıyorlar.
Kaçak yollarla Türkiye'ye giren mültecilerin önemli bir bölümü insan tacirlerinin ağına düşmektedir. Devlet, insan taciri çetelerin varlığından haberdar olmakla yetinmiyor, birçok halde bu çetelerle ortak da çalışıyor...
Küçük çaplı ticaret yapmak ya da ekonomik olarak yaşadığı ülkeden biraz daha fazla para kazanmak amacıyla başka ülkelere giden -bu arada Türkiye'ye de gelen- işçilerin ve emekçilerin büyük çoğunluğu illegal yollardan giriş yapmakta, illegal çalışmakta, illegal yaşamaktadırlar. Yabancı kaçak işçiler, Türkiye'ye işçi ihtiyacı olduğu için gelmemişlerdir. Onlar ülkelerindeki ekonomik durumun çok kötü olması yanında, yukarıda da değindiğimiz gibi siyasi nedenlerden dolayı Türkiye'ye gelmiş insanlardır ve Türkiye'de -çoğu halde- illegal olarak bulunmaları nedeniyle hiçbir hakka sahip değillerdir.
Mevcut işgücü piyasasının çok altında bir ücretle, herhangi bir sosyal güvenceden yoksun çalışan; kazandığı parayı biriktirmek amacıyla en kötü koşullarda sağlıksız yaşayan; çoğu halde pasaportu aracı kişiler veya işyeri patronu tarafından elde tutulan yabancı kaçak işçiler kölece çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar. İşçiler arasında kelimenin gerçek anlamında en alttakiler olan bu kesim çalışma hayatında hiçbir hakka sahip değildir.
Yabancı kaçak işçilerin bu durumundan ama Türk hakim sınıfları değişik noktalarda yararlanmaktadırlar. Bunlardan birisi yabancı kaçak işçilerin çok ucuz bir ücretle çalıştırılmasıdır. Yine bu işçiler, mevcut kanuni konumlarından ötürü hiç bir sosyal, sendikal hakka sahip değildir, sendikalı değildir. Dolayısıyla işveren açısından sorunsuz bir işgücüdür.
Tüm bunlar yanında Türk hakim sınıfları işçileri, emekçileri "yabancı (kaçak) işçi-Türk işçi" şeklinde de bölmekte, yabancı (kaçak) işçileri işsizliğin nedeni olarak gösterip kendisini "temize" çıkarmakta; milliyetçiliği körükleyerek Türkiyeli işçileri kendi bayrağı altında toplamakta, Türkiyeli işçi ve emekçileri kendisine karşı bir tehdit unsuru olmaktan çıkarmakta, Türkiyeli işçi ve emekçilerin yönünü yabancı (kaçak) işçilere çevirmektedir.
Türkiye sınırları içindeki yabancı kaçak işçilere karşı propaganda yürüten ve bu yolla da işçileri, emekçileri bölüp parçalayan, böylece onları kendi bayrağı altında toplayan Türk hakim sınıfları, yurtdışında işçi olarak çalışan Türkiyeli işçi ve emekçilere karşı, yönelen saldırılar karşısında hemen "savunmaya" geçmektedirler. Gerçekte kendi yaptıklarından hiç de farklı olmayan davranışlar karşısında tepki gösteren Türk hakim sınıflarının bu davranışının altında yatan işçilerin emekçilerin haklarını alma, yapılan haksızlıklara karşı çıkma vs. değildir. Onların bu davranışlarının temelinde sözkonusu Türkiyeli işçi ve emekçilerin de "Türk" milliyetçiliği temelinde Türk hakim sınıflarının bayrağı altında toparlanması ve Türk hakim sınıflarının çıkarları için bir güç olarak kullanılması çabasıdır.
Bir yandan Avrupa ülkelerinde Türkiyeli işçi ve emekçilere yönelen ırkçı saldırılar karşısında tavır tanıyor gibi görünenler, diğer yandan Türkiye'de yabancı kaçak işçilere yönelik ırkçı yaklaşımlarda ve davranışlarda bulunmaları büyük bir ikiyüzlülüktür.
İşçileri ve emekçileri bir çok yolla bölenlerin Türkiyeli işçi ile göçmen veya kaçak olarak burada bulunan işçiler arasında düşmanlık yaratma ve böylece hakim sınıfların ekmeğine yağ çalma politikalarına karşı başta sınıf bilinçli işçiler olmak üzere çeşitli ulus ve milliyetlerden işçilerin, emekçilerin duyarlı tavır takınmaları ve işçiler arasına milliyetçilik ağusu sokmaya kalkanlara karşı seslerini yükseltmeleri bir görevdir.

NELER YAPILABİLİR?


Yabancı kaçak işçilerin tüm haklarından mahrum kalması, Türkiye işçi sınıfı ve demokratları açısından kabul edilecek bir durum değildir, zuldür. Bu insanların çok zor koşullar altında yaşamak zorunda kalmaları bırakalım başka şeyleri insani açıdan bile ele alındığında kabul edilecek bir durum değildir; kendisine insanım diyen herkesin bu durum karşısında sesini yükseltmesi gerekir.
İşçi sınıfı bu konuda çok duyarlı olmalıdır. Çünkü bu insanların hiç bir hakka sahip olmamaları öncelikle Türkiyeli sınıf kardeşlerinin zararınadır. Hakim sınıflar, yabancı kaçak işçilerinin çok kötü koşullarda; çok düşük ücretlerle çalıştırılıyor olmalarını kullanarak, işçi ücretlerini düşürmekten sendikasızlaştırmaya kadar bir dizi oyunu Türkiyeli işçilere, emekçilere dayatabilmektedir. Türkiyeli işçi ve emekçiler açısından bu durumu aşmanın yolu hakim sınıfların kışkırtmalarıyla yabancı kaçak işçilere düşman olmakta değil, yabancı kaçak işçilerin haklarını sağlamaktan geçer. Türkiyeli işçi ve emekçilerin görevi bunun için mücadele etmek, sınıf kardeşlerinin haklarını alma mücadelesine destek vermektir.
Türkiyeli işçi ve emekçiler Türk hakim sınıflarının etki alanından çıkmalı, onların ırkçı ve şoven politikalarına alet olmamalıdırlar. Sınıf kardeşliğini ırkçı-şoven politikalarla engellemeye çalışan hakim sınıfların politikaları çeşitli ulus ve milliyetlerden işçi ve emekçiler tarafından geri çevrilmelidir.
Yabancı kaçak işçilerin Türkiye'deki işsizliğin nedeni olarak gösterilmesi büyük bir sahtekârlıktır. Bu yalana karşı Türkiye işçi sınıfının tepkisini ortaya koyması ve işsizliğin nedeninin kapitalist sistem olduğu bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.
Yabancı işçiler, çeşitli ulus ve milliyetlerden Türkiyeli işçi ve emekçilerle aynı haklara sahip olmalıdırlar. Türkiye sınırları içinde kaçak yaşamak ve çalışmak zorunda bırakılan yabancı işçiler kaçak durumdan çıkmalı, bu durum yasal olarak güvenceye alınmalıdır. Yabancı kaçak işçilere çalışma izni verilmelidir.
Yabancı kaçak işçiler konusunda devlete akıl hocalığı yapan Türk-İş gibi sendika konfederasyonlarına karşı sınıfın ortak tepkisi örgütlenmelidir. İşçi sınıfı adına hareket eden, ettiğini söyleyen sendikaları milliyetlerine göre bölmek; "Türk işçileri Türk sendikasına!" mantığıyla hareket etmek, hakim sınıflara akıl hocalığında bulunup "Türk işyerleri Türk işçilerine" yönlü programlar önermek, bunun için destek sunmak vs. yönlü çabalara karşı köklü bir mücadele örgütlenmelidir. Sendikalar işçi sınıfının hak arama organlarıdır. Bu organların sınıfı bölme yerine bu tür çabalara karşı sınıfı örgütleme gibi görevleri vardır. Bunu yapmayan sendikaların işçi sınıfının haklarını savunduğunu söylemesi büyük sahtekârlıktır. Değişik ulus ve milliyetlerden işçi sınıfı bu sahtekârların peşine takılmamalıdır.
Sınıf sendikacılığı yapan, yapmak isteyenlerin -ve sınıf bilinçli işçilerin-, işçi sınıfının sınıf kardeşliğini öne çıkarmaları, sınıfa bu bilinci götürmeleri, milliyeti ne olursa olsun sınıfı bütün kötülüklerin anası kapitalist sisteme karşı mücadele cephesinde toplaması gerekmektedir. Yabancı kaçak işçiler bağıntısında gerçek sınıf sendikacılığı yapanların, sınıf bilinçli işçilerin yapması gereken şey, yabancı işçilerin sorunlarını bilince çıkarmak, bu sorunların çözümü doğrultusunda özel programlar geliştirmektir. Tüm bunlar yanında yapılacak en önemli şeylerden birisi de özellikle hakim sınıfların kışkırtmalarına karşı Türk işçiler arasında proletarya enternasyonalizminin ve sınıf kardeşliğinin propagandasını yapmaktır.
Düşman, Türkiye'de yaşamak ve çalışmak zorunda kalan yabancı kaçak işçiler değil, onları Türkiye'de yaşamaya ve çalışmaya zorlayan kapitalist sistemdir, kendi ülkelerindeki burjuva devlettir, Türkiye'de onlara karşı düşmanlığı örgütleyen devlet ve onların kuruluşlarıdır. Bu bilinçle kapitalizme karşı mücadele örgütlenmelidir.

20 Kasım 2000