ASGARİ ÜCRET NEYİN ASGARİSİDİR?

Asgari ücret burjuvazinin hakim olduğu tüm ülkelerde, bir işçinin ve ailesinin yeniden üretim faaliyetine katılabilmesi için minimum geçim araçlarının (beslenme, giyinme, barınma, sağlık vb. gibi) toplamını karşılayacak düzeyde olması gereken ücrettir. Olması gereken ücrettir diyoruz, çünkü sermayenin hakim olduğu tüm ülkelerde sömürünün, yani zenginleşmenin temel kaynağı çalışanların işgücünü soymak olduğundan ve çalışanlara ödenen ücretler ne kadar düşük olursa sömürücülerin kârı da o kadar çok olacağından hiç bir kapitalist ülkede asgari ücret minimum geçim araçlarının toplamını karşılayacak düzeyde değildir. Tersine tüm kapitalist ülkelerde asgari ücret sürekli ve sistemli olarak, asgari geçim araçlarının toplamının değerinden hep düşüktür.
Bunun birinci ve temel nedeni biraz önce de değindiğimiz gibi, kârın büyüklüğünün, ücretlerin düşük olmasına bağlı olmasıdır. İşçinin eline geçen ücret ne kadar az olursa, patronun eline geçen kâr o kadar büyük olur. Asgari ücretin tüm kapitalist ülkelerde sürekli olarak düşük tutulmasının ikinci önemli nedeni, asgari ücretin tüm işçi sınıfının ve tüm diğer çalışanların ücretlerinin düşük tutulmasında da bir araç olarak burjuvazi tarafından kullanılmasıdır. Bir ülkede asgari ücret ne kadar düşük olursa, asgari ücretlerle çalışmak zorunda olanların sayısı ne kadar büyük olursa, asgari ücretin üzerindeki ücret ve maaşlar ile asgari ücretin üzerinde ücret ve maaş gelirine sahip olanların sayısı da o kadar sınırlı olur. Çünkü patronlar asgari ücretin düşük olmasını, diğer ücretlerin artırılmaması amacıyla kullanırlar ve asgari ücretin üzerinde maaş alanların ücret ve maaşları düşük asgari ücret gerekçe gösterilerek daha aşağılara düşürülür.
Sermaye ile emek arasında işgücünün değeri olan ücretin düzeyi konusunda uzlaşmaz bir çelişki, bu uzlaşmaz çelişkinin doğurduğu sürekli bir çekişme ve mücadele vardır. Patron, sürekli olarak ücreti ve onun resmen ilan edilmiş minimumu olan asgari ücreti düşürmek için mücadele ederken, işçi ve diğer çalışanlar, tek geçim kaynakları patrona sattıkları işgücünün karşılığı olan ücretlerinin (ya da maaşlarının) sürekli olarak yükseltilmesi için çabalarlar. Ücretlerin ve maaşların alt sınırını belirleyen iki temel etmen vardır: Sermayedar, işçinin ücretini düşürme çabasında birinci olarak, maddi, fiziksel engelle karşılaşır. Patronun kârını devam ettirebilmesi için, işçinin sürekili çalışabilir durumda olması gerekir. Bunun için de işçinin yemesi, içmesi, barınması, işyerine gidip gelirken yol masraflarını karşılayabilmesi vb. gerekir. Yani işçinin belirli bir iş zamanında harcadığı enerjinin, gücün en azından yeniden çalışabilecek düzeyde yenilenmesi gerekir. Fakat işçinin harcadığı ve yenilemesi gereken enerjinin kesin bir düzeyi yoktur, daha doğrusu sermayenin kabul ettiği bir asgarisi yoktur. Örneğin, bir işçi öğle yemeğinde daha önceden 150 gram ekmek ve bir kap sıcak yemekle karnını doyuruyorduysa, reel ücretin düşürülmesi sonucunda 100 gram ekmek ve bir kaç dilim peynirle ya da bir kaç zeytinle de karnını doyurmaya zorlanabilir. Eğer işçi önceden iki göz kiralık evde oturuyorduysa, ücretinin düşürülmesi nedeni ile barınmak için tek göz kiralık eve geçmek zorunda bırakılabilir. Asgari ücretin aşağıya doğru gelip dayanacağı maddi, fiziksel tek sınır işçinin (ve ailesinin) en yetersiz, en kalitesiz bir düzeyde de olsa karnının doyması, yani boğaz tokluğuna çalıştırılmasıdır. Fakat işçi fabrikada kullanılan bir iş makinası değildir. İş makinaları ve iş aletlerine gerekli minimum bakım yapılsın ya da yapılmasın, onlar kendi durumlarını sorgulayamaz, kötü kullanıma itiraz edemezler. İyi bakımları yapılmazsa çabucak bozulur ve hurdaya atılırlar. Ama işçi bilinçli bir varlık, işletmenin bilinçli üretici gücüdür. Üzerindeki baskı arttığında, patron tarafından ücretine saldırıldığında tepkisiz kalmaz, kalamaz; çözüm yolları arar. Tüm çözüm yollarının gelip dayandığı alan olarak, diğer sınıf kardeşleri ile birleşerek mücadeleye atılır, ücretinin artırılmasını, üzerindeki baskıların azaltılmasını talep eder. İşçinin mücadelesi ne kadar örgütlü, ne kadar bilinçli ve inatçı ise, elde edebileceği kazanımlar da o kadar çok olur: Bilinçli ve örgütlü mücadele ile işçiler hem ücretlerin asgarisinin yükseltilmesini hem de genel olarak ücretlerin artırılmasını sağlayabilirler. Bu artışın ne kadar olacağını belirleyecek olan temel öge, işçinin mücadelesi, mücadelesinin düzeyidir. Bir ülkede işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyi ne kadar geri ise onun geliri ve yaşam düzeyi de o kadar düşük olur.
Bu gerçeği Türkiye'de işçi sınıfının gelir düzeyi ve asgari ücret seviyesini ele alarak hemen görebiliriz.
1980 yılında bir işçi asgari ücretle ayda 1473 ekmek alabiliyorken, 2000 yılında yalnızca 682 ekmek alabilmektedir. Yine 1980 yılında asgari ücretle 105 kilo et satın alabilirken, 2000 yılında yalnızca 19,5 kilo et satın alabilecek durumdadır. Ya da aynı yıllarda pirinç satın almadaki farklılık 1980'de 410 kilo iken, 2000 yılında 123,5 kilogram biçimindedir (bkz. Cumhuriyet, 29.12.2000). İki dönem arasındaki farklılığı gösteren bir kaç örnek bile 20 yıllık bir sürede işçi sınıfının en temel ihtiyacı olan beslenmeden bile ne kadar kısıtlamaya zorlandığını kanıtlamaktadır. Bu bir kaç olgu bile sermaye sahiplerinin işçi sınıfının ve ailesinin boğazına giren iki lokma ekmeğe bile göz diken acımasız düşmanları olduklarını göstermektedir.
Bugün önde gelen bir çok işçi sendikasının yaptığı araştırmalara göre dört kişilik bir işçi ailesinin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için alması gereken asgari ücret, yani yoksulluk sınırı 533 milyon TL'dir. Dört kişilik bir ailenin yalnızca asgari beslenme ihtiyaçları için gerekli olan gider, 175 milyon 345 bin liradır. (bkz. Evrensel Gençlik, 27.12.2000; Hürriyet ve Milli Gazete, 28.12.2000) Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırındaki minimum geliri 533 milyon olmasına rağmen, Asgari Ücret Komisyonu'nun belirlediği asgari ücret nedir? Bu Komisyon'un belirlediği asgari ücret brüt -inanılır gibi değil ama- tamı tamına 139 milyon, net 102 milyondur. 102 milyonluk net asgari ücret, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk geliri olan 533 milyonun %19.1'i, sadece asgari mutfak masrafı olarak görülen 175 milyon 345 bin liranın %58.1'idir. Kendine Asgari Ücret Tespit Komisyonu adını veren Angarya Ücret Tespit Komisyonu, işçilerle alay eder düzeyde bir ücret tespit edebiliyor. Bu Angarya Ücret Tespit Komisyonu'nun işçilerle alay edercesine fütursuzlaşmasına imkan vermesi, açıkça işverenlerin işçileri açlığa mahkum ederek gaddarca sömürmesi için açık çek vermesi nasıl mümkün olabiliyor?
Bunun en temel nedeni, işçi sınıfının en geniş kitlelerinin bilinç ve örgütlülük düzeyinin geri olması, işçilerin bu tür gaddarca saldırılara karşı etkili bir mücadele örgütleyememesidir. İşçilerden gelecek tepkinin kitlesel, örgütlü, inatçı olmayacağı hesabını yapan Angarya Tespit Komisyonu bu yüzden fütursuzca, çalışanlarla alay eden düzeyde asgari ücret rakamları belirleyebilmektedir. Bir başka önemli nedeni, bugün işçi sınıfının sendikalarda örgütlü kesiminin kontrolünü hain, işbirlikçi veya en iyi halde reformist sendika ağalarının tutmasıdır.
Angarya Tespit Komisyonu'nun 15 üyesinden 5'ini işverenler, 5'ini hükümet temsilcileri, 5'ini de işçi temsilciliği adına Türk-İş ellerinde bulundurmaktadırlar. Güya tarafsız olan ama gerçekte her zaman sermayenin tarafı olan hükümet temsilcileri ile sermaye bu komisyonda 10 üye ile açık bir çoğunluğa sahiptir. Türk-İş gibi bir sarı sendikanın Angarya Tespit Komisyonu'nda işçi kesimini temsil etmesi, gerçekte bu komisyonda işçilerin bir tek temsilcilerinin olmadığı anlamına gelir. Türk-İş kurulduğu andan bugüne dek hep sermayenin yanında olmuş, sermayenin ve onun devletinin tarafını tutmuştur. Kısacası adı işçi sendikası olan ama gerçekte işçileri sermayeye ücretli köle olarak bağlamanın aracı olan bir sendikadır. Bu yüzden de Angarya Tespit Komisyonu'ndaki işveren, hükümet ve Türk-İş temsilcileri danışıklı bir dövüş sergilerler. Türk-İş üyeleri hain yüzlerini biraz olsun gizlemek için, komisyonda çoğunluğu oluşturan işveren ve hükümet üyelerinin aldığı karara bir kaç yalandan mırınkırın eder sonra da kararın üstüne yatarlar. Ne her yıl asgari ücret tespit edilmeden önce, ne de asgari ücret tespit edildikten sonra, tespit edilen angarya ücretine karşı bir tek mücadeleyi örgütlemezler, tersine onlara rağmen ortaya çıkan mücadeleleri boğmak için hemen öne atılırlar. Bu onların niteliğidir ve niteliklerine göre hareket etmektedirler. (Hak-İş gibi dinci sarı sendikaların ve DİSK gibi reformist sendikaların Angarya Ücret Komisyonu'na karşı tek ciddi eleştirileri kendilerinin de bu komisyonda temsil edilmemeleridir. Onların bu noktada tek dertleri Komisyon'a girip sermaye ve hükümet temsilcileri tarafından muhatap alınmamalarıdır. Bunlar da hemen her yıl Angarya Ücret Komisyonu'nun tespit ettiği asgari ücrete karşı "sert" eleştiriler getirirler ama bu karara karşı herhangi bir kitle mücadelesi örgütlemeye yanaşmazlar.)
Bu düzen hep böyle gider mi, devran hep böyle döner mi?
Bu düzen böyle gitmemeli, devran hep böyle dönmemeli. Nüfusun ezici çoğunluğunun baskı ve sömürü altında tutulduğu hiç bir düzen sonsuz değildir. Bu düzen de, elbet bir gün sömürücülerin başına yıkılacaktır.