Serada hayatta kalmak
Paranın hükmü
son ağacı kesemeyecek,
son balığı avlayamayacak,
son nehri zehirleyemeyecektir!
Aşağıda tercümesini yayınladığımız makale yerküredeki iklim sorunlarına son dönemdeki kimi objektif verileri katarak iyi bilgi vermektedir. 1996 yılında Dönüşüm Yayınları’nda çıkan H. Yeşil’in “Doğa ve İnsan” isimli eseri komünistlerin çevre sorununa bu sorunun çeşitli konularında teorik ve pratik yaklaşımlarını çok iyi bir şekilde özetlemektedir. Kitabın yayınlanmasının üzerinden dört yıl geçmesinden sonra kitaptaki görüşlere teorik olarak eklenecek fazla birşeyin olmadığı gerçeğinin altını çizmekte yarar var. Pratik olarak elde edilen veriler dünyayı daha fazla çevre barbarlığına yaklaştırmaktadır. Dünyada sayılı oranda bilim insanı iklim değişiklikleri üzerine araştırma yapmakta, ilki 1979’da yapılan devletler düzeyindeki Dünya İklim Konferansları deyim yerinde ise, havanda su dövmektedirler. 1992’de Rio’daki devletler zirvesindeki protokoller 1997’de Japonya Kyoto zirvesinde tekrarlanmış; bu yıl 30 Kasım’da Hollanda’nın Den Haag kentinde tam bir fiyasko ile sömürücülerin azami kâr hırslarının herşeyin üstünde olduğunu bir kez daha insanlığın önüne sermiştir. Azami kâr hırsının önü alınmadıkça, emperyalistlerin önderliğinde fiyaskolarla sonuçlanacak daha çok iklim “zirveleri” –aslında zırvaları!– yapılacaktır.
Dünyayı en fazla kirletenlerin emperyalist ülkeler olduğu, bunların başında ABD, Almanya, Japonya ve Rusya vb. geldiği halde, yine bu ülkelerin tedbir almanın önüne engeller çıkardığı bilinen gerçeklerdir. Biz burada bu gerçekleri aktardığımız çevirideki kadarı ile bırakmak istiyoruz.
Küresel ısınma ve sonuçları üzerine o kadar fazla söylemler ve yazılanlar var ki, sanki herkes gerçekten doğa koruyucusu. Gerçek durumun bu olmadığı sosyal pratik içinde yüzbinlerce kez ispatlanmış durumdadır. Biz burada fazla yorum yapmadan aşağıdaki tercümeyi, değerlendirmeyi okuyucuya bırakırken, bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz, o da; “dünyanın yaratılış ve batışı”nın tanrı ile ilgisi olmadığı, dünyayı barbarlığa sürükleyenin içinde yaşadığımız sistem olduğu ve bu sistemin alternatifi olan sosyalizmin barbarlıktan yegâne kurtuluş yolu olduğu bilinçlere kazındığı sürece ve ölçüde, insanlığın geleceği bir avuç sömürücünün kâr hırsından kurtulacaktır.
Paranın hükmü, son ağacı kesemeyecek, son balığı avlayamayacak, son nehri zehirleyemeyecektir!
Dünyayı kirletenler, pislikleri ile birlikte ancak sosyalizmle ortadan kalkacaktır.
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI
(10.07.2000 tarihli Spiegel dergisinden çeviri)
Dünya gittikçe daha da ısınıyor, buna rağmen iklim felaketi gerçekten gelecek mi?
Lothar denen korkunç fırtına Fransızların yeni bin yıl dönüşümünü berbat etti. Noel gecesinin 2. günü Paris’teki Orkan milenyumun süslerini yerlere indirdi, aldı götürdü, fırtına bir uçtan bir uca ağaçları ve elektrik direklerini yerle bir etti. Onbinler yılbaşı gecesi karanlıkta kaldı.
Fransa’daki bu fırtınadan birkaç gün önce takriben 7500 km. güneybatıda Venezuela’da, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlarla, büyük sel felaketi meydana geldi. Çamur lavları dağ köyleri ve kıyı şehirlerini kapladı. 50.000’e yakın insan hayatını kaybetti, ölenlerden hâlâ çamur altında çıkarılamayanlar mevcut.
Nairobi’de bulunan, bir zamanların Almanya Çevre Bakanı, şimdiki BM Çevre Dairesi Şefi Klaus Töpfer bu iki olay arasında ilişki olduğunu açıklarken, bunu global sera efektine bağlamakta ve “iklim değişiminin ortasında” olduğumuzu, çiftli bir bela ile karşı karşıya “bizleri daha nelerin beklediğini” bilemediğimizi vurgulamaktadır.
Bilirkişiler, meteorologlar ve iklim araştırmacıları aktüel radikal hava aşırılıkları ile ilgili yorumları istemeyerek, gerçeği acı bir şekilde ifade etmek durumunda kalmaktadırlar. Mozambik’teki tufan, Etiyopya’daki süren kuraklıklar dünya çapındaki bir iklim değişikliğinin göstergeleri midir? Verilerin kararsız cevabı; olabilir; fakat aynı zamanda bu tabii ki, farklı alanlardaki bögesel hava şartlarından ileri de gelebilir.
20 yıldır uzmanlar, küre etrafında topladıkları ölçümleri bilgisayarlara yüklemektedirler. Özel gemilerle, yüzen laboratuarlarla tüm denizlerde hareket halindeler. Araştırma uyduları, Dünya atmosferindeki tüm değişiklikleri kaydetmektedir. Kuzey kutbundaki buzullardan delerek aldıkları kilometrelerce uzunluktaki buz parçalarından çok geçmiş zamanlara ait iklim bilgilerini günümüze taşımaktadırlar.
Bulunan her bulgu şu temel olguyu onaylamaktadır: Gezegenimizde ısı giderek fazlalaşmaktadır.
19. yüzyıl ortalarından günümüze kadar atmosferin yere yakın kısmında ortalama ısı 0,8 dereceden 15,5 dereceye yükselmiştir. Tartışılmaz olan, sera gazlarının, özellikle de karbondioksit (CO2 ) ve metanın yoğunlaşarak atmosferde fazlalaştığıdır. 450 000 yıldan günümüze kadar atmosferdeki karbondioksit (CO2 ) oranı hiçbir zaman bu kadar yüksek oranda olmamıştır. Sanayileşmenin başlamasından beri % 30 artmıştır. İnsanlık havaya günden güne 80 milyon ton karbondioksit göndermektedir. Hamburglu iklim araştırmacı Hartmut Grassl’ın dikkat çektiği “sonu belli olmayan bir jeo-fiziksel deneyle” karşı karşıyayız.
Uzun zamandır global sera çatısı altındaki şiddetli ısı birikmesinin belirgin izlerini gözlemlemektedir. Her tarafta, Anden’den Himalaya’ya dağ buzulları erimektedir. Kutup buzulları da parçalanarak denize düşmektedir. Son 20 yılda Kuzey Kutbu’nda eriyen buzlar % 6 oranında artmıştır. Her yıl takriben Kuzey-Ren (Almanya) bölgesi büyüklüğünde bir alan bu erimeye katılmaktadır.
Güney Kutbu’ndaki sık sık denize kayan buz dağlarının bazılarının büyüklükleri Mallorca adasının üç mislidir. Buzul parçasının yüzeydeki eriyen su tabakası parçalar arasında dibe sızarak eritme aracı rolü oynar ve yeni devasa beyaz sütun parçalarını harekete geçirir.
Bu sırada tüm kıtalarda kıyılardaki su seviyesi ölçüm sınırları yukarı doğru tırmanır. 1900 yılından beri deniz seviyesi global olarak ortalama 10 ile 20 santimetre yükselmiştir. Yükselmedeki esas neden sera efektidir. Gittikçe ısınan sular genişlemektedir. Kutup buzulları günümüzdeki hızla erimeye devam ederse 100 yıl içinde deniz seviyesi 1 metre daha yüksek olacaktır.
Yeni felaketlerin habercisi olarak eskiden beri ürkütücü olan, sıcak deniz akıntıları olarak adlandırılan El Ninolar Güney Amerika’nın batı sahillerinde son dönem daha sık görülmektedir. Akıl almaz korkunç pasifik iklimi çok daha uzak bölgelerde onarılması güç felaketlere sebep olmaktadır. El Ninolar Kaliforniya’da kasırgalar çıkarabilir, Afrika ve Avusturalya’daki kuraklıkların nedeni olabilir, Asya’daki muson yağmurlarının kesilmesine yol açabilir.
En azından sigorta ekonomisi açısından şüphe götürmez bir şekilde hasara yol açan fırtınalar sayı olarak devamlı büyümektedir. Sigorta branşı geçen yıl 755 doğa felaketinde 100.000 insanın öldüğünü ve 20 milyar Alman Markı değerinde hasar tesbiti yapmıştır, bu insanlık tarihinin en kötü bilançosudur.
İngiliz iklim araştırmacı Mike Hulme “artık global ısınmanın havadaki bu olağanüstü durumların ortaya çıkmasının sebebi olup olamadığını iddia edemeyiz ve bilmiyoruz” derken, Mozambik’teki korkunç sel felaketi ile bağıntısı olduğunun delilini ortaya koyacak durumda değil.
Amerikalı Nobel Kimya Ödülü sahibi Kary Mullis alaycı bir reaksiyon ile, sürekli emin olmayan iklim araştırmacılarına, “Buzullar 15.000 yıl önce insanların yaktıkları kamp ateşinden dolayı mı erimektedir ?” demektedir. Bu şüpheci zaten günümüzdeki iklim değişikliğinde insanların etkisinin zor olduğunu savunurken “Bu olayda daha güçlü kuvvetler işin içinde varlar” ama hangisi?
Önceleri bilim adamlarının elindeki bilgisayar modelleri, iklim makinelerindeki işlemleri-verileri tam olarak emin bir şekilde yansıtacak konumda değillerdi. Bilindiği kadarı ile ozon tabakasının oynadığı rol henüz açık değildir. El Nino örneğinde görüldüğü gibi iklim, büyük çoğunluktaki ülkelerde belirleyici olmaktadır. Golfstrimdeki deniz akıntıları, Karibiklerdeki sıcak su akıntıları, İskandinavya’yı çalkalamakta, bu Kuzey Avrupa’da Sibirya’daki gibi Horor-İklimi hakimiyetine yol açmakta. İşte bu durum, tersanedeki ısıtma sisteminin işe yaramaz hali, atmosferdeki ısının kritik noktaya ulaşmasıyla, yaşlı kıtada da benzerlik gösterebilir.
Sınır değerlerinin nerede durduğunu kimse bilmemekte, belki de kısa zamanda bu değerlere ulaşılabilinir. Araştırmacılar, bu dönüm markasının yalnızca Golfstrimin yavaşlamasından değil daha kötüsünden korkmaktadırlar. Dünya iklimi beklenmedik bir yalpalanma ile tepeden aşağıya hummalı gidişi başlayabilir.
En son takriben 12.000 yıl önce iklimde değişim olmuştu. O zamanlar, yani son buzul yıllarında, global sıcaklık 50 yılda 11 derece yükselmişti. Şiddetli fırtınalar sıcaklık itmelerine eşlik etmiş, deniz seviyesi yükselmiş, çekim alanları yüzlerce km kuzeye kaymıştır.
O günden bugüne Dünya iklimi sevindirici durumunu korumuş, bazı araştırmacıların görüşüne göre, bu güzel hava koşulları insanlığın sivilleşmesinde elverişli koşulları sağlamıştır. Ani iklim değişikliği sonucu taş devrine tekrar geri dönüşün kısa bir zaman dilimi içinde olabileceği, bilim adamlarını korkutmaktadır.
Modern dünyanın tüm alt yapı tesisleri, ısıtma sisteminden, kanalizasyona, limanlardan barajlar ve göletlere kadar hepsi mevcut iklim koşullarına göre inşa edilmiştir. Yüzlerce yılda gerçekleşmiş olan insanlığın yaptıkları kısa zamanlı radikal değişiklik karşısında çaresiz kalabilir.
İklimde herhangi bir geri dönüş söz konusu olmazsa bile, gezegenimizdeki nüfus fazlalığı, daha uzun süre dayanma deneyine maruz kalacaktır. Bu ara iklim değişikliğinin engellenebileceğine bilirkişiler hiç de inanmamaktadırlar.
İklim araştırmacı Hulme’ye göre, “bugünden yarına dünyadaki tüm fabrikaları kapatsak bile, Atmosferde birikmiş olan CO2 gazı nesilleri sıcaklığın etkisinde tutacak kadar yeterlidir”. Ayrıca, ozon gazının yükselmesi yüzlerce yıl sürecek ve bir gün sahil ülkeleri sular altında kalacak, şeklinde düşünmektedir.
Uzmanlara göre dünyanın ısınması yalnız yavaşlayabilir, bu da CO2’nin azalması olur, fakat bu da günümüzdeki şartlarda olmayacak bir durumdur.
ABD en büyük CO2 üreticisi olarak her türlü kısıtlamaya karşı gelmektedir. Bill Clinton Kyoto’daki iklim konferansında yalnızca % 7 CO2 kısıtlamaya taraftar olmasına rağmen, bu karar hâlâ ABD meclisinden geçmemiştir.
Bazı uzmanlara göre iyimser halde insanları gelebilecek bir iklim felaketine karşı hazırlamak gerektiği düşüncesindeler. Uzmanların önerileri; örneğin Hollanda baraj duvarlarını yükseltmeli, evlerin temellerini daha da yükseltmeleri, su yükselmelerine karşı önlemlerin alınması vb. Bütün bu önlemler insanlara bir dizi zorlukları şimdiden öne çıkarmaktadır. Bu iklim değişiklikleri, bir taraftan selleri gündeme getirirken, diğer taraftan dünyanın bir dizi ülkesinde kuraklık ve çölleşmeye neden olacaktır. Takriben Hindistan ve Pakistan’da 500 milyon insan içme suyunu Himalyalar’daki kar erimelerinden sağlamaktadır. Eğer temiz su rezervlerine ön ayak olan bu karlar aniden erirse, ne olacak?
Uzmanlar iklim değişikliği sonucu kazançlı çıkabileceklerden söz etmeyi pek sevmezler. İklim bilimcisi Potsdamlı Hens J. Schellenhuber’e göre, “Sera efekti sonucu doğabilecek sonuçların kimlere yarar getireceğini ve kimlerin zarar görebileceğini kimse kesin cevaplandıracak durumda değildir” der. Diğer bir dizi bilim adamları ise, daha fazlasını bildiklerine inanıyorlar. Onların tahminlerine göre; Rusya ve Kanada’da ekinler daha fazla verimli olacaktır. Ama bunun karşısında, Pakistan ve Brezilya’da ise tersi durumlar söz konusudur.
Sibirya’daki don alanları erimeye başladığından beri; Rusya bu sera oyununda kendini kazananlar arasında görüp sevinmektedir. Bu durum sadece verimsiz alanların ekilebilir alana dönüşmesiyle kalmamakta, aynı zamanda ısıtma masraflarını da bu bölgede düşürmektedir.
Moskovalı sistem analizcisi Pjotr Chomjakov; “Bizim kuzeyde güller açacak” derken sevincini dile getirmektedir.
Rusya’daki kadar olmazsa da, Avrupalılar kışların daha yumuşak geçeceğine ve yazların daha uzun süreceğine seviniyorlar. Avrupa’da ilkbahar 30 yıl öncesine göre 5 gün daha erken gelmektedir. Çoğu bitkiler normal mevsiminden 4 hafta öncesine kadar çiçek açmaktadırlar. Oxford Üniversitesi araştırmacılarına göre, takriben 2050 yıllarında İngiliz şarabının Fransızların meşhur şarabı Bordeaux ile yarışabileceğini tahmin etmektedirler.
Bir yandan bu olumluluklardan söz edilirken, diğer yandan, bu durumun tam karşıtı olan “buzul devrinin gelmesi de ufukta görünmektedir” der iklim araştırmacısı Grassl.
Durmadan tekrarlanan iklim dalgalanmaları Satürn ve Jupiter gibi dev gezegenlerden de etkilenmektedir. Bu gezegenlerin çekim gücü dünyanın dönüş eksenini düşük oranda olsa da uzun zaman dilimi içinde etkilemektedir. Bunun sonucu da güneş enerjisi miktarı değişikliğe uğramaktadır.
Eksendeki küçük bir sapma, yeryüzünün ara sıra soğumasına yol açmaktadır. Bazı araştırmacılar kozmik iklim takvimi hesaplarına göre; yeni bir buzul döneminin 20.000 yıl içinde olabileceğini (dönebileceğini) ileri sürmektedirler.
Dünyanın batışı ha tufan, ha buzul ile olsun, ikisi de Bavyeralı mizah ustası Karl Valentin’e göre pek fark etmez; “Tanrı hangisinin geleceğine karar versin!” diye gırgır geçer. Usta mizahçı Valentin; “Dünyayı yaratan yüce tanrım, dünyaya hükmet, insanlığı tufanlar içinde boğmayacaksan, bari dondur”.
