YATAĞAN’DA FACİA GELİYORUM DİYOR!
2000 yılının son çeyreğinde Yatağan Termik Santrali, havaya püskürttüğü zehirli kükürtdioksit gazının ilçe üzerini sık sık kaplaması sonucu, konu basında yer aldı. Metreküpte bulunması gereken kükürtdioksit miktarının, sınır değeri olarak 400 miligramı aşmaması gereken yerde 2 bin, 3 bin 500 miligram olduğu günler oldu.
Sınır değeri olarak kabul edilen 400 miligramın aşıldığı günlerde, termik santralin bacasından yayılan kükürtdioksitin Yatağan ilçesinin üzerini kapladığı günlerde, çok yetkili(!) kimselerin yaptıkları sadece halkın sokağa çıkmaması ve kapı ve pencerelerini kapatmalarını istemek oldu.
4 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinin bir haber başlığı aynen şöyle:
“Yatağan faciası. Yatağandaki Termik Santral hafta sonunu bu ilçede yaşayanlara zehir etti. Bacadan yükselen kükürtdioksit sınırı on kat aşınca halk eve kapandı. amatör küme maçları bile iptal edildi.”
Kasım ve Aralık ayları içinde bu tür haberler sık sık basında yer aldı. Yatağan’lıları faciadan kurtaran ise yetkililerin aldıkları önlemler değil, genelde rüzgar oldu. Yatağan ve civar yerleşim yerlerinin üzerini bir bulut gibi kaplayan kükürtdioksit gazı ancak rüzgar çıktığı zaman dağılabildi.
Ayrıca santral 16 yıldır desülfürizasyon (filtre) ünitesi olmadan çalıştırılıyor. Ancak geçen yıl desülfürizasyon ünitesinin yapımına başlanmış, fakat nedense henüz tamamlanmamıştır. Desülfürizasyon ünitesi olsa bile, bu tür santralların çevreye verdiği zarar engellenemez. Çevreye verilen zararı engellemeyecek olan, desülfirisazyon ünitesinin yokluğu bile dini-imanı para olanların, çevre ve insan sağlığına ne kadar önem verdiklerinin sadece ufak bir göstergesidir.
16 yıldır faaliyette olan termik santral bulunduğu alanda hem çevrenin hem de insanların sağlığını tehlikeye soktu. Türk Tabibler Birliği Yatağan’da kirliliğin boyutunu hazırladığı bir raporla gözler önüne serdi. ‘Yatağan’da Hava Kirliliği’ raporunda verilen bilgilere göre:
* Bölgede kirlilik santralın çalışmasıyla başlamış, çalıştırılmaya devam edilmesi ile de kirlilik artarak sürmüştür. Yatağan’da hava kirliliği yılda bir kaç kez ‘ciddi’ boyutlara ulaşmakta, ancak 2000 yılında ilk kez hava kirliliği sık sık yaşanmakta, bu durum bölgede yaşayan insanların sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
* Termik santral her yıl yaklaşık 270 bin ton kükürtdioksiti havaya yaymaktadır. Bu durum güneydeki Bencik Dağı-Sepetçi Dağı yamaçlarında 40 bin hektarlık ormanların zarar görmesine ve 4 bin 186 hektarlık ormanın da kurumasına neden olmuştur.
* Asit yağmurları ağaçların beslenmesini etkilemekte ve kurumalarını kolaylaştırmaktadır. Çevredeki köylerde zeytin, antepfıstığı, incir, badem ağaçları, üzüm bağları, sebzecilik ve yaygın tarım ürünü olan tütüncülüğün zarar gördüğü, ağaçların bir kısmının kuruduğu, kurumayanların veriminin de %60-80 oranında azaldığı, tütünün ise kükürtdioksit gazından etkilendiği için satın alınmadığı vurgulanıyor.
* Solunum sistemi hastalıkları nedeniyle Yatağan Devlet Hastanesi’nde yatarak tedavi gören hasta oranı, aynı hastalık grubu nedeniyle Muğla merkezindeki hastanelerde yatan hastalara oranla 2 kat; bronşit, astım ve amfizem grubu hastalıklar için 3 kat fazladır.
TTB’nin hazırladığı rapor Yatağan’da yaşanan çevre kirliliğini, toplumun sağlığının bozulduğunu ortaya koyuyor. Termik santraller bulundukları her alanda -Çatalağzı, Seyitömer, Orhaneli, Yeniköy, Gökova, Tunçbilek, Afşin-Elbistan vs.- çevreye zarar vermekte, insanların sağlığını bozmaktadır.
Çevrenin geri dönülmez bir biçimde kirletilmesi; ağaçların kuruması, tarımın ölmesi, suların kirlenmesi, insanların hastalanması karşılığında ne elde ediliyor? Elektrik! Türkiye elektirik enerjisi üretiminin önemli bir bölümünü termik santraller aracılığıyla elde ediyor. Termik santrallerin bacalarından çıkan zehirli gazlar kimin umurunda? Kârlı bir yatırım alanı olan elektrik üretimi ve dağıtımı kâr söz konusu olunca, akan sular duruyor!!
Yatağan, Yeniköy ve Gökova termik santralları hakkında Aydın İdare Mahkemesi’nce 1996 yılında verilen, Danıştay tarafından da onaylanan “çevreye verdiği zarar nedeniyle çalıştırılamaz” yönündeki karar uygulanmamış, adı geçen santraller Bakanlar Kurulu kararıyla çalıştırılmaya devam ediliyor.
Yeri geldiğinde bu ülkede “yargının bağımsız olduğunu”, “hiç kimsenin yargının üzerine çıkamayacağını” söyleyenlerin icraatıdır bu. Hak, hukuk, adalet sermayenin çıkarları söz konusu olunca, ortadan kayboluyor!
Diğer yandan Çevre Bakanlığı’nın çevrenin korunması uğruna yaptığı tek bir icraat yok. Adı dışında bakanlığın çevre ile herhangi bir ilişkisi yok. 57. hükümetin Çevre Bakanı Fevzi Aytekin geçen yıl İzmir’de gerçekleştirilen 4. Çevre Şûrası’nda kendisine sorulan bir soru sonucu; Yatağan, Yeniköy ve Gökova termik santralları hakkında yargı tarafından çalıştırılamaz kararının bulunduğundan haberi olmadığını söylemiş.
Bu ülke çok Çevre Bakanı gördü. Çevreden bihaber olan, yaptıkları sadece çevre katliamının yasal kılıfını hazırlamak olanların çevre yararına iş yapmalarını beklemek olmayacak duaya amin demeye benzer!!
Kâr uğruna çevrenin katledilmesinin önüne geçilmesinin temel yolu bunun nedeni olan bu düzene başkaldırmaktan geçiyor. Ya sessiz kalıp onaylamak, ya da örgütlenmek! Başka seçenek yok!
* Termik santraller kapatılsın!
* Doğa ile uyumlu enerji türlerine evet, kapitalizme hayır!
13.01.2001
