İŞÇİ SINIFININ ULUSLARARASI ÖRGÜTLENMESİ – 7
İkinci Enternasyonal öncesi dönem – Hazırlık yılları…
Birinci Enternasyonal’in kendi kendini dağıtmasından, İkinci Enternasyonal’in kurulmasına kadar geçen dönem her bakımdan işçi sınıfının güçlerini denediği ve biriktirdiği bir hazırlık dönemi oldu.
Bu dönem işçi sınıfının eylemliliği açısından geçmişe göre daha örgütlü ve daha geniş, daha uzun süreli grev ve çeşitli biçimlerde direniş eylemlerine tanık oldu. Egemenlerin işçi eylemlerini ve örgütlenmesini bastırmak için geliştirdiği baskılar, yer yer eylemlerin doğrudan siyasi eylemlere dönüşmesi ile karşılanıyordu.
Bu dönemin önemli işçi eylemleri arasında şunları sayabiliriz:
Amerika Birleşik Devletleri’nde:
-
1875’de, ABD çapında 15 bin tekstil işçisinin katıldığı ve 8 hafta süren grevleri.
-
1875’de Pensylvania’da maden işçilerinin 7 ay süren grevi.
1886’da 350 bin işçinin katıldığı Mayıs grevleri; Şikago’da onbinlerce grevci işçinin 3 Mayıs’ta kanla bastırılan gösterileri. (3 Mayıs’taki katliamı protesto ve grevci işçilerle dayanışma eylemleri kısa süre içinde enternasyonal bir nitelik kazandı, Avrupa’nın bir çok ülkesinde dayanışma grev ve eylemleri gündeme geldi ve 1 Mayıs geleneği bu hareketlilik içinde doğdu.)
İngiltere’de:
-
1878’de Lancashire’de 300 bin dokuma işçisinin 10 haftalık grevleri.
-
1889’da Londra’da 60 bin dokuma ve tersane işçisinin 6 ay süren grevleri.
Almanya’da:
-
1885’de Berlin’de 12 bin yapı işçisinin eylemleri 10 saatlik iş gününü ve ücret artışını getirdi.
-
1886 Eylül’ünde Hamburg’ta demircilerin iki haftalık grevleri de bu alanda 10 saatlik işgününün kazanılmasını beraberinde getirdi.
-
1888’de Berlin’de 25 bin işçinin iki ay süren grevleri.
-
1889’da Ruhr havzasında 150 bin maden işçisinin grevleri.
Belçika’da:
-
1886’da Liege’de Paris Komünü’nün 15. yıldönümü dolayısıyla yapılan bir işçi yürüyüşüne polis saldırısını protesto için ülkenin her yanında patlayan dayanışma grevleri.
Bu dönemdeki grevlerin ve diğer işçi eylemlerinin temel talepleri ücret artışı talepleri yanında; 8 saatlik işgünü, yaşlılık sigortası, hastalık sigortası gibi sosyal güvenlik talepleri; çocuk ve kadın emeğinin kullanılmasına belli yasal sınırlar ve güvenceler getirilmesi gibi doğrudan yasa koyucuya yönelen siyasi taleplerdi.
Egemen sömürücü sınıflar işçi sınıfının mücadelesinin geliştiği hemen her alanda, bu mücadeleleri şiddetle bastırmaya çalıştı. Polisin yanında ordu güçleri ve büyük işletmelerin özel silahlı güçleri de işçilere karşı devreye sokuldu. Çıkan bir dizi çatışmada onlarca işçi öldü. Bir çok ülkede –örneğin ABD’de Şikago gösterisi sonrasında olduğu gibi– işçi önderleri yargılanarak ölüme mahkum edildi, asıldı, kurşuna dizildi. Almanya’da olduğu gibi “sosyalistlere karşı yasa”larla açık teröre yasal kılıflar geçirilmeye çalışıldı. Fakat bütün bu baskılar işçi sınıfı hareketinin gelişmesini ve sınıfın örgütlenmesindeki ilerlemeyi durduramadı. İşçi sınıfı sonuçta bu kanlı mücadeleler sonucu bir dizi hakları yasal olarak kazandı.
İkinci Enternasyonal’e hazırlık dönemi diye adlandırabileceğimiz 1875-1890 arasındaki 15 yıllık dönemdeki mücadeleler işçi sınıfına bir çok şeyi öğretti:
-
— Mücadele eden işçiler, bütün baskılara rağmen inatla sürdürdükleri mücadeleler sonucu bir dizi hak kazanarak, “hak”kın egemen sınıflar tarafından lütfedilip verilen bir şey olmadığını, onun ancak mücadeleyle kazanılabileceğini, “hak”kın söke söke alınması gerektiğini ve mücadeleyle alınabileceğini öğrendiler. Birleşerek, mücadele ettikleri yerde işçiler kendi güçlerinin farkına vardılar. “Hak verilmez alınır!”, “Birlikten kuvvet doğar!” şiarları mücadele içinde yaşandı.
-
— Mücadele eden işçiler aynı zamanda taleplerini elde etmek için örgütün ne kadar önemli olduğunu, mücadelenin çapı ve kapsamı büyüdüğü ölçüde, değişik işletmelerdeki ve alanlardaki mücadeleleri birleştirip bir hedefe yöneltecek, işçiler arasında dayanışmayı somutlaştıracak bir örgütlenmenin mutlak gereklilik olduğunu gördüler. Hem sendikal hem de siyasal örgütlenmeye ihtiyaç ve ilgi arttı.
-
— Bu dönemin mücadeleleri işçilere ayrıca yalnızca ekonomik talepler için mücadeleyle fazla ilerlenemeyeceğini; bir dizi ekonomik talebin elde edilmesi için bile olsa, siyasal iradenin mutlaka harekete geçmesinin şart olduğunu, ekonomik mücadeleyle, siyasi mücadelenin birbirine ayrılmaz bir biçimde bağlı olduğunu gösterdi.
-
– Bu dönemde işçi sınıfının mücadelesinin bir özelliği de, bu mücadelenin coğrafi olarak önceki döneme göre daha fazla genişlemesi, yayılması oldu. Bu bağlamda kapitalizmin daha geç ve daha az gelişmiş olduğu Doğu Avrupa ülkelerinde, bu arada Rusya’da da işçi sınıfı büyük bir hareketlilik yaşadı.
Bu dönem işçi sınıfının siyasal partiler biçiminde örgütlenmesinin de, sendikal örgütlenmesinin de hızla ilerlediği bir dönem oldu. Bundan önceki yazımızda bu dönemde siyasal parti örgütlenmesinin durumu hakkında kısa bilgi vermiştik. Şimdi aynı dönemde sendikal örgütlenme üzerinde kısaca duralım:
1875-1890 arası dönemde sendikal
örgütlenmede üç ana tip sendikalaşma ortaya çıkmıştı.
Bunlar;
birincisi işçileri mümkün olduğunca siyasi mücadeleden
uzak tutup, onları salt ekonomik mücadele sınırları
içine hapsetmeye çalışan ve sermaye ile emek arasında
uzlaşmaz bir çelişme görmeyen, sistem içi “trade
unionist” tipte sendikalar –ki bu tip sendikalaşmanın
anavatanı İngiltere idi; ABD, Kanada, Avustralya’da da
sendikal örgütlenme içinde egemen akım bu idi–;
ikincisi, proletaryanın siyasi örgütlenmesine dayanan ve
şu veya bu ölçüde bilimsel sosyalizmin görüşlerini
savunan tipte sendikal örgütlenmeler –ki bu tip
sendikalar Almanya, Avusturya-Macaristan, Belçika,
Hollanda, İsviçre ve İskandinav ülkelerinde egemendi–;
üçüncüsü, anarko-sendikalizm akımından etkilenen
sendikalar –ki bunlar özellikle İspanya ve Fransa’da
etkindiler. İşçi sınıfı hareketinden kaynaklanan bu
sendikal örgütlenmeler yanında bir de giderek artan
biçimde doğrudan doğruya patronlar tarafından –gerçek
işçi sendikalarına karşı– kurulan “sendikalar” vardı.
Trade-unionlar, 1880’li yılların sonlarına dek, bir çok halde var olan işçiler içinde en kalifiye olanların örgütlendiği ve yalnızca kendi üyelerinin çıkarlarını korur, içine kapanık örgütler konumunda idiler. Bu dönemde gelişen sınıf mücadeleleri trade-unionları kapılarını kalifiye olmayan genç işçilere de açmak yönünde zorladı. İngiltere’de 1889-1890’da, iki yıl içinde üye sayısı ikiye katlandı. Üye yapısı değişen ve kısa zamanda genişleyen trade-unionlar içinde, trade-unionları sınıfın tümünün çıkarlarını savunan militan mücadele örgütlerine dönüştürmeyi savunan bir akım ortaya çıktı. 1880’lerin son yıllarında bu değişikliklere paralel olarak İngiltere’de ülke çapında örgütlerin birleştirilmesi, federasyonların kurulması gündeme geldi. Trade-unionlar içinde marksist-sosyalist görüşler geçmişe oranla daha etkin hale gelmelerine rağmen, sendikaları salt ekonomik mücadele örgütleri olarak gören egemen anlayış yıkılamadı.
İngiltere’dekine benzer gelişmeler Avustralya, ABD ve Kanada’da da yaşandı.
Mücadelenin gelişmesine paralel olarak, ABD’de 1880’li yılların ortalarından başlayarak en güçlü işçi örgütü konumuna gelen AFL (Amerikan Emek Federasyonu) içinde sınıf mücadeleci işçiler 1888 Kongresi’nde, 1 Mayıs 1890’ı 8 saatlik iş günü talebini elde etmek için genel grev günü ilan etmeyi kararlaştırdılar. Fakat daha sonra duruma yeniden egemen olan tutucu reformist kanat bu kararı geçersiz ilan etti.
Almanya’da, İngiltere’nin tersine, sendikal hareketin gelişmesi, işçi sınıfının siyasi örgütlenmesinin gelişmesine paralel ve ona bağlı oldu. 1875’de işçilerin siyasi örgütlenmesi içinde var olan iki akımın birleşmesi, sendikal harekete de yansıdı. Bir dizi küçük sendikal örgüt birleştiler. Sendikalar var olan “sosyalistlere karşı yasa”ya dayandırılan baskılar karşısında 1880’li yıllarda daha çok yardım sandıklarının işlevlerini yerine getirdiler. Teorik olarak –trade-unionların tersine– bu sendikalar işçi sınıfı mücadelesinin salt ekonomik talepler için mücadeleyle sınırlanmaması gerektiğini savunuyordu, fakat pratikte yapılan trade-unionların yaptığından pek farklı değildi.
Anarko sendikalist akım, kapitalizmin yıkılması ve üretim araçlarının kamulaştırılması hedefleri konusunda sosyalist akımla anlaşıyordu. Fakat bu akım bu hedefe varmanın esas örgütsel aracı olarak sendikaları gördüğü, esas araç olarak genel grevi gördüğü noktada, sosyalistlerden ayrılıyordu. Bu akım 1884’den itibaren Fransa’da yasal olarak kurulmaya başlanan sendikal örgütler içinde egemen oldu. İtalya ve İspanya’da da sendikal hareket içinde İkinci Enternasyonal’e hazırlık döneminde egemen olan bu akımdı.
