Proletaryanın Öğretmenlerinden Öğrenelim

“DEMOKRASİ” VE DİKTATÖRLÜK ÜZERİNE
(V.I.Lenin)

Berlin’de yayınlanan “Rote Fahne” ve Viyana’da yayınlanan Alman Avusturyası Komünist Partisi’nin organı “Weckruf”un Moskova’ya ulaşan birkaç sayısı, bize, emperyalist haydutların savaşını desteklemiş olan sosyalizm hainlerinin, bütün o Scheidemann, Ebert, Austerlitz ve Renner’lerin, Almanya ve Avusturya devrimci proletaryasının gerçek temsilcilerinden layık oldukları reddiyeyi aldıklarını gösteriyor. III. Enternasyonal’in yaşam gücünü ve gelişimini kanıtlayan bu iki organı hararetle selamlıyoruz.

Öyle görünüyor ki şu anda gerek Almanya’da gerekse de Avusturya’da devrimin ana sorunu şudur: Kurucu Meclis mi, Sovyet iktidarı mı? Müflis II. Enternasyonal’in Scheidemann’dan Kautsky’ye tüm temsilcileri, Kurucu Meclis’i savunuyor ve bakış açılarını diktatörlüğe karşı “demokrasi” savunusu olarak adlandırıyorlar (hatta Kautsky işi “saf demokrasi”ye kadar vardırdı). Kautsky’nin görüşlerini, Moskova ve Petrograd’da yeni yayınlanan “Proleter Devrim ve Dönek Kautsky” broşürümde ayrıntılı olarak inceledim. Şimdi artık, tüm ileri kapitalist ülkeler için fiilen gündemde olan tartışma konusunun özünü kısaca ortaya koymaya çalışmak istiyorum.

Scheidemann ve Kautsky’ler, kitleleri aldatmak ve bugünkü demokrasinin burjuva karakterini onlardan gizlemek için, “saf demokrasi”den ya da basitçe “demokrasi”den söz ediyorlar. Burjuvazi tüm devlet iktidarı aygıtını elinde tutmaya devam etsin, bir avuç sömürücü şimdiye kadarki burjuva devlet mekanizmasından kendisi için yararlanmayı sürdürsün! Burjuvazi bu türden koşullar altında gerçekleştirilmiş seçimleri, “özgür”, “eşit”, “demokratik”, “genel” seçimler olarak göstermeyi elbette sever, çünkü bu sözler gerçeği gizlemeye, üretim araçlarının mülkiyetinin ve politik iktidarın sömürücülerin elinde kaldığını, bu yüzden, sömürülenler için, yani halkın muazzam çoğunluğu için gerçek bir özgürlükten, gerçek bir eşitlikten hiçbir şekilde söz edilemeyeceğini saklamaya hizmet eder. Bugünkü demokrasinin burjuva karakterini gizlemek, bunu genel demokrasi ya da “saf demokrasi” olarak göstermek burjuvazi için avantajlı ve kaçınılmazdır, ve bunu tekrarlayan Scheidemann’larla Kautsky’ler, gerçekte proletaryanın bakış açısını bırakıp burjuvazinin safına geçerler.

Marx ve Engels, “Komünist Manifesto”ya Önsöz’ü son kez ortak imzaladıklarında (1872’deydi), işçilerin dikkatini özellikle, proletaryanın hazır (yani burjuva) devlet aygıtını basitçe ele geçirip kendi amaçları için kullanamayacağı, aksine onu paramparça etmek, yok etmek zorunda olduğuna dikkat çektiler. Dönek Kautsky, bu en önemli Marksist gerçeği işçilerden gizlediği ve Marksizmi temelden tahrif ettiği “Proletarya Diktatörlüğü” üzerine bir broşür yazdı. Ve Bay Scheidemann’larla ortaklarının bu broşüre ihsan eylediği övgü, doğal olarak, burjuvazinin saflarına geçen biri için burjuvazinin ajanlarından bütünüyle hakedilmiş bir övgüdür.

Kapitalistler ve spekülatörler gaspederek biriktirdikleri “mülkiyet”leri ve “hazır” devlet iktidarı aygıtı üzerinde tasarrufta bulunmaya devam ederken, işçilerin ve tüm emekçilerin yalnızca kapitalist ücretli kölelikten dolayı değil, dört yıllık bir yağma savaşından dolayı da açlıktan öldüğü, soyulup soğana çevrildiği, mahvolduğu ve eziyet gördüğü yerde, saf demokrasiden, genel demokrasiden, eşitlik, özgürlük, genellikten söz etmek, emekçilerle ve sömürülenlerle alay etmektir.

Bu, işçilere, feodalizme kıyasla burjuva demokrasisinden olağanüstü bir tarihsel ilerleme olarak yararlanmak zorunda olduğunu, fakat bu arada bir an bile bu “demokrasi”nin burjuva karakterini, tarihsel sınırlılığını ve darlığını unutmamasını, “devlet”e “batıl inanç”ı paylaşmamasını, devletin sadece bir monarşide değil, demokratik bir cumhuriyette de, bir sınıfın bir başka sınıf tarafından baskı altında tutulma aygıtı olduğunu unutmamasını öğretmiş olan Marksizmin temel doğrularıyla alay etmek demektir.

Burjuvazi ikiyüzlülük yapmaya ve gerçekte burjuvazinin bir diktatörlüğünü, sömürücülerin emekçi kitle üzerinde diktatörlüğünü temsil eden (burjuva) demokratik cumhuriyeti “genel halk iktidarı” olarak, genel demokrasi olarak ya da “saf demokrasi” olarak nitelemeye zorunludur. Scheidemann ve Kautsky’ler, Austerlitz ve Renner’ler (artık ne yazık ki Friedrich Adler’in de yardımıyla) bu yalanı ve ikiyüzlülüğü destekliyorlar. Buna karşı Marksistler ve komünistler onu teşhir ediyor, işçilere ve emekçi kitlelere açıkça ve dobra dobra gerçeği söylüyorlar: demokratik cumhuriyet, Kurucu Meclis, genel seçimler vs. gerçekte burjuvazinin diktatörlüğüdür ve emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtuluşu için, bu diktatörlüğün yerine proletarya diktatörlüğünün geçmesinden başka yol yoktur. Yalnızca proletarya diktatörlüğü, insanlığı sermayenin boyunduruğundan, burjuva demokrasisinin, bu zenginler için demokrasinin yalanından, yalancılığından ve ikiyüzlülüğünden kurtarabilir, yalnızca o, yoksullar için bir demokrasi kurabilir, yani demokrasinin nimetlerini gerçekten işçilere ve en yoksul köylülere açabilir, oysa şimdi (en demokratik –burjuva– cumhuriyette bile) emekçilerin büyük çoğunluğu bu nimetlerden gerçekte men edilmiştir.

Örneğin toplantı ve basın özgürlüğünü alalım. Scheidemann ve Kautsky’ler, Austerlitz ve Renner’ler, Almanya ve Avusturya’da şu anki Ulusal Meclis seçimlerinin “demokratik” bir şekilde cereyan ettiğine işçileri temin ediyorlar. Bu bir yalandır, çünkü toplantılar için uygun en iyi binaların onda dokuzunu, kâğıt stoklarının ve matbaaların vs. onda dokuzunu pratikte kapitalistler, sömürücüler, Junkerler ve spekülatörler ellerinde bulundurmaktadır. Kentte işçi, kırda yanaşma ve gündelikçi, gerek (saflarına ne yazık ki Friedrich Adler’in de geçtiği Bay Kautsky ve Renner’lerin koruduğu) “kutsal mülkiyet hakkı” tarafından, gerekse de devlet iktidarının burjuva aygıtı, yani burjuva memurlar, burjuva yargıçlar vs. tarafından demokrasiden fiilen dışlanır. Alman “demokratik” (burjuva-demokratik) cumhuriyetinde şimdiki “toplantı ve basın özgürlüğü” bir yalan ve ikiyüzlülüktür, çünkü bu fiilen, varlıklılar için basını satın alma ve ona rüşvet verme özgürlüğüdür, varlıklılar için, halkı burjuva gazete yalanlarının ağusuyla uyuşturma özgürlüğüdür, varlıklılar için, konakları, en iyi binaları vs. “mülkiyet”leri olarak ellerinde tutma özgürlüğüdür.

Proletarya diktatörlüğü, konakları, en iyi binaları, matbaaları ve kâğıt depolarını emekçilerin yararına kapitalistlerin elinden alır.

Bu, “genel”, “saf” “demokrasi”nin yerine “bir sınıfın diktatörlüğü”nü geçirmek olacaktır, diye sızlanıyor Scheidemann ve Kautsky’ler, Austerlitz ve Renner’ler (yabancı düşüncedaşları Gompers, Henderson, Renaudel, Vandervelde ve suç ortaklarıyla birlikte).

Bu doğru değil, diye yanıtlıyoruz. Bu, (demokratik burjuva cumhuriyetinin biçimleri aracılığıyla ikiyüzlülükle gizlenen) burjuvazinin gerçek diktatörlüğünün yerine proletaryanın diktatörlüğünü geçirmek olacaktır. Bu, varlıklılar için demokrasinin yerine yoksullar için demokrasinin konması olacaktır. Bu, bir azınlık için, sömürücüler için toplantı ve basın özgürlüğünün yerine, halkın çoğunluğu için, emekçiler için toplantı ve basın özgürlüğünün konması olacaktır. Bu, dünya tarihi açısından demokrasinin dev bir genişlemesi, yalandan gerçeğe dönüşümü olacak; insanlığın, “en demokratik” ve en cumhuriyetçisi de dahil, her burjuva demokrasisini deforme eden ve sınırlayan sermayenin zincirlerinden kurtuluşu olacaktır. Bu, burjuva devletin yerine proleter devletin ikamesi olacaktır, ve bu ikame esasen devletin sönüp gitmesinin biricik yoludur.

Bu hedefe bir sınıfın diktatörlüğü olmadan neden ulaşılamaz? “Saf” demokrasiye neden doğrudan geçilemez? – diye soruyor burjuvazinin ikiyüzlü dostları, ya da onlar tarafından aptallaştırılmış naif küçük-burjuvalar ve darkafalılar.

Yanıtlıyoruz: çünkü her kapitalist toplumda ya burjuvazi ya da proletarya tayin edici öneme sahip olabilir, buna karşılık küçük mülk sahipleri kaçınılmaz olarak, “saf”, yani sınıflar dışı ya da sınıflar üstü bir demokrasi düşü gören kararsız, güçsüz, aptal hayalciler olarak kalırlar. Çünkü bir sınıfın diğerini ezdiği bir toplumdan, yalnızca ezilen sınıfın diktatörlüğü sayesinde çıkılabilir. Çünkü yalnızca proletarya, burjuvaziyi yenecek, onu devirecek durumdadır, çünkü kapitalizmin birleştirdiği ve “eğittiği” proletarya küçük-burjuva koşullar içinde yaşayan emekçilerin kararsız kitlesini peşine takmayı ya da en azından “tarafsızlaştırmayı” başarabilecek tek sınıftır, çünkü sadece münis küçük-burjuvalar ve darkafalılar, sömürücülerin direnişini uzun süre ve şiddetle bastırmadan sermayenin boyunduruğunu silkip atma düşünü görebilir ve kendileriyle birlikte işçileri bununla aldatabilirler. Almanya ve Avusturya’da bu direniş henüz açıkça gündeme gelmedi, çünkü orada mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi henüz başlamadı. Böyle bir mülksüzleştirme başladığında, bu direniş umutsuzca, çılgınca olacaktır. Scheidemann ve Kautsky, Austerlitz ve Renner’ler bunu kendilerinden ve işçilerden gizliyor ve böylece proletaryanın çıkarlarına ihanet ediyorlar, en tayin edici anda sınıf mücadelesi ve boyunduruğunu silkip atma pozisyonundan, proletarya ile burjuvazi arasında uzlaşma pozisyonuna, “sosyal barış” pozisyonuna, ya da sömürücülerle sömürülenleri uzlaştırma pozisyonuna geçiyorlar.

“Devrimler tarihin lokomotifidir” demiştir Marx. Devrimlerde hızlı öğrenilir. Almanya ve Avusturya’nın kent ve kır işçileri, Scheidemann ve Kautsky’lerin, Austerlitz ve Renner’lerin sosyalizm davasına ihanetini hızla kavrayacaklardır. Proletarya, bu “sosyal-hainler”i, bu sözde sosyalist ve eylemde sosyalizm hainlerini, aynı küçük-burjuvaları ve darkafalıları, Menşevikleri ve “Sosyal-Devrimciler”i Rusya’da nasıl silkip attıysa, aynen öyle silkip atacaktır. Proletarya, yalnızca, en demokratik burjuva cumhuriyet de olsa burjuva devletin yerine, (Marx’ın; Scheidemann ve Kautsky’nin tahrif ve ihanet ettiği Marx’ın o kadar çok sözünü ettiği) Paris Komünü tipinde bir devlet ya da Sovyetler tipinde bir devlet konmasının, sosyalizme giden yolu açabileceğini anlayacaktır, hem de adı geçen “lider”lerin egemenliği eksiksiz hale geldiği ölçüde daha da hızlı anlayacaktır. Proletarya diktatörlüğü insanlığı sermayenin boyunduruğundan ve savaşlardan kurtaracaktır.

23 Aralık 1918
(Lenin, Seçme Eserler, Cilt 7, İnter Yayınları, sayfa 232-236)