İşten Atılan Seyhan
Belediye İşçileri:
”Direne Direne Kazanacağız!”
Adana’nın Seyhan ilçesinde DSP’li Belediye hiç bir gerekçe göstermeden sabah işine giden 64 temizlik işçisine öğle vakti iş akitlerinin sona erdiğini söylüyor. Şaşkına dönen temizlik işçileri, DİSK’e bağlı Genel İş’in 2 No’lu şubesi önderliğinde işveren olan DSP’li Belediye’ye karşı işe dönmek için bütün çabalar boşa çıkınca direnmeye başlıyorlar. Eşleri ve çocukları ile Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi önünde oturma elyemi yapan işçileri Yeni Dünya İçin ÇAĞRI okurları olarak ziyaret ederek dayanışmamızı gösterdik. İşçiler kendileriyle dayanışma gösterenleri sıcak ilgi ile karşılıyordu. Oldukça öfkeli olan işçiler “İş ekmek yoksa barışta yok”, “Yılgınlık yok direniş var” “Direne direne kazanacağız”, “İşte işçi işte sendika” sloganıyla tekrar işe alınana kadar direneceklerini söylüyorlardı. Mesaisi biten yaklaşık 100’e yakın temizlik işçileri saat 16’ya doğru topluca işten atılan direnişçi işçilerle dayanışmaya katılıyorlar. Direnişçi işçiler tarafından alkışlarla karşılanan temizlik işçileri “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Yaşasın işçilerin birliği” sloganları eşliğinde işten atılan işçilerle dayanışmalarını gösterdiler. Sivil polislerin çevreyi ablukaya aldığı eylemde işçiler oldukça kararlıydılar. Atılan 64 işçi içinde 9 kadın işçi var. Bu kadın işçiler daha önce bürolarda çalışan işçilermiş. Belediye başkanı bu kadın işçileri işten atmak için önce yıldırma politikası uygulayarak, sokak temizliği, bahçe onarım işlerine vs. vermeye başlamış. Buna rağmen verilen her işi yaparak direnen bu kadın işçiler de sonunda işten atılmaktan kurtulamamışlar. Eylem alanında kendisiyle görüştüğümüz Genel İş 2 No’lu şube sekreteri Cebrail Dağhan işten atılan işçiler içinde, özürlü, iş kazası geçirmiş sakat insanların olduğunu, Belediye Başkanı Yıldıray Arıkan’ın bu sakat insanlardan verim alamadığı için de bunları işten attığını itiraf ettiğini belirtti. İşten atılan bu işçilerin gariban insanlar olduğunu, arkalarında politik bir dayıları olmadığı içinde, Yıldıray Arıkan’ın bu denli rahat hareket ettiğini, bu işçilerin yerine kendi yandaşlarını yerleştirme çabası içinde olduğunu belirten Cebrail Dağhan, direnmekten başka çarelerinin olmadığını, işverenin 2000 yılında yapılan toplu sözleşmeyi yok saymak istediğini, işçilerin ailelerinde bir grupla yaptığı bir görüşmeden de bunu açık belirttiğini, kendilerinin kazanılmış hakları konusunda kesinlikle hiç bir taviz vermeyeceklerini belirtti. Daha sonra Cebrail Dağhan ile sendikada bir söyleşi yapmak için anlaşarak ordan ayrıldık.
Aşağıda yapılan bu röportajı yayınlıyoruz.
Belediye işçilerinin bu eylemi hakim sınıfları rahatsız ediyordu. Hakim sınıflar her eylemde olduğu gibi, kamu güvenliğini koruma adına bu eyleme de saldırmakda gecikmediler. 15 Ocak 2001 pazartesi günü sabah saatlerinde, sözde esnafın rahatsız olduğunu bahane ederek 64 işçiyi aileleri ile birlikte Seyhan Kültür Merkezi önünde ablukaya alarak gözaltına aldılar. Saat 13’de tekrar serbest bırakılan işçiler, direnmekde karalı olduklarını, direneceklerini haykırıyorlardı.
Seyhan Belediye işçilerinin işten atılmaları bize bir kez daha kapitalist sistemde hiç bir iş güvencesinin olmadığını göstermiştir. Ülkenin dört bir yanında işçiler her an işlerini kaybetmek tehdidiyle karşı karşıyalar. İşsizlik kapitalizmin yol arkadaşıdır. Kapitalistler ellerinde bulundurdukları devlet iktidarının avantajı ile boğaz tokluğuna dahi çalışmamızı çok görerek, bizleri sendikasızlaştırarak uysal köleler haline getirmek istiyorlar. Seyhan Belediye’sinde olduğu gibi sürekli kazanılmış haklarımıza sürekli saldırarak, kârlarına kâr katmaktadırlar.
Üreten biz olmamıza rağmen, yöneten bir avuç asalak başımızda durduğu sürece bize kurtuluş yoktur. Kurtuluş bu kapitalist sistemi tarihin çöplüğüne atacak, yönetenin de biz olduğumuz, insan gibi yaşayacağımız sosyalizm’de mümkündür. Unutmayalım ki, işçilerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şeyleri yoktur. Kazanacakları koca bir dünya vardır.
-
Haydi mücadeleye!
-
Zafer direnen Seyhan Belediye işçilerinin olacaktır!
Adana’dan bir grup YDİ ÇAĞRI okuru.
17.01.2001
Cebrail Dağhan ile söyleşi
ÇAĞRI: Yürüttüğünüz eylem hakkında bize bilgi verebilirmisiniz?
Cebrail Dağhan: Örgütlü bulunduğumuz Seyhan ilçesi belediyesinde yılbaşından itibaren 64 işçi arkadaşımız işveren tarafından kapı önüne konulmuştur. Kapı önüne konulan işçilerimiz, üretken, çalışkan elemanlardır. İçlerinde özürlü, iş kazası geçirip sakat duruma düşmüş insanlar var. Bayan işçilerimiz var. Bunların hepsi belediyemizde verilen her görevi yapan, yani tabiri caizse ”bankamatikçi” diye tabir edilen insanlar. Üretimin içinde bulunan üretken verimli elemanlar. Bu arkadaşlarımız işveren tarafından işten atıldılar. İşverenle yaptığımız görüşmelerde, işverenin tavrı; ”bu insanlar işte efendim sakat, ben bu insanlardan üretim alamıyorum” türünden bir yaklaşım olmasına rağmen, son yaptığımız görüşmelerde kendisinin itirafı olarak ”ben yanılmışım, bunlar gerçekten gariban insanlar, çünkü ben çıkardığım her insanın arkasında, yüksek nüfuslu insanlar ararken, bu çıkardığım işçilerin arkasında kimsenin olmaması, bu insanların gerçekten gariban olduklarını gösteriyor”. Yani bu ülkede, geçimini çalışarak, emeğini satarak, hiç bir siyasi güce, hiç bir yandaşa dayanmadan çalışmak insanların hakkı değilmidir? Bu insanlar sokağa atılmaya her an hazır mı olmaları gerekir? Seyhan belediyesinde olduğu gibi, işten atılan insanların, işten atılma gerekçeleri, işte sendikaya girdiler vs. şeklinde oluyor. Sendika, işten atılan işçiler ile yaptığı görüşmede, işe dönmelerinde çıkış yolunun ancak mücadele ile, direniş ile olacağını, bu işin başka bir yolunun bulunmadığını, çünkü, taraflar arasında yapılan diyaloglarda bu işin aşılamadığını göstermiştir. Eğer diyalogla bu iş çözülmüş olsaydı, bugün, bu sıkıntıyı yaşamazdık. Biz çok çetin bir toplu sözleşme dönemi yaşadık. Toplu sözleşme dönemimizden bu yana, özellikle sözleşmemiz, greve bir gün kala, bir pazartesi günü greve gidecekken cumartesi günü ani yapılan bir görüşme neticesinde, ağustos ayının ilk haftasında yapılan görüşme neticesinde, anlaşma ile sonuçlandı. Sözleşme, belediye başkanımızla Adana’da yayın yapan Kanal”A” televizyonunda canlı yayında imzalandı. Belediye başkanı orda tüm halka, Adana kamuoyuna bu insanları işten çıkarmayacağını, çok huzurlu bir sözleşme yaptığını belirtmesine rağmen, sözleşmenin bitiminden sonra sürekli taciz, işyeri sürgünleri, tayinler, yıldırmaya yönelik hareketler yaptı. Biz her zaman işçilerimize şunu anlattık: ”Biz sendika olarak çalışan insanın yanındayız. Eğer siz de, bu Belediye’ye işçi olarak girmişseniz, ne iş verilirse yapmak zorundasınız. Ve işçilerimiz de bu konuda sendikası ile bir bütün oldu. Bayan olmalarına rağmen, masa başında, bilgisayar oparatörü, bilgisayar uzmanı olmalarına rağmen, çöp poşetlerinin içine çitil toprağı doldurdular, park ve bahçelerde fidan diktiler, ayazda soğukta çalıştılar. Ama hiç bir zaman pes etmediler. Arkadaşlarımızın bu şekilde taciz edilmeleri yetmiyormuş gibi, bu sefer temizlik işlerine gönderildiler. Bayan işçilerimiz, temizlik işlerinde de bizzat Belediye Başkanının kendisi, ”bu insanlar evini süpürüyor, sokağı da süpürebilir” dedi. Fakat o günlerde verdiğimiz bazı mücadeleler sonucu, bu insanları çöp toplama işine vermeyip, bu sefer de döndü, rehber memur diye değerlendirdi. Bayan arkadaşlarımız bu seferde Adana’nın sokaklarında bodrum katlarına inip, su birikintisi var mı, yok mu diye araştırma, kontrolörlük yaptılar. Bayanlar olarak apartmanların bodrumuna inip bu işi yapmaları pek elverişli olmamasına rağmen, biz arkadaşlarımızı buna da ikna ettik. Ekmeğimiz için çalışacağız dedik. Bu arkadaşlarımız, bu işi de yaptılar. Buna rağmen, demek ki işverenin kafasındaki düşünce, bu insanları işten çıkarmak olduğu için, en sonunda işten atıldılar. Bunun yanında, işçilerin büyük çoğunluğu hizmet üreten birimlerde çalışan insanlar. Yani park ve bahçelerde, parkın yapımını, temizliğini, bakımını yapan, temizlik işlerinde günlük çöpünüzü alan, sokağınızı süpüren, yol müdürlüğünde asfaltlarınızı seren, içte kanalizasyonların borularını dizen insanlar, yani bunlar, 8 saatini üretimin içinde geçiren insanlar, Adana halkına, Seyhan halkına özellikle hizmet veren insanlar. Bu insanların seçilerek çıkarılması, IMF’nin saldırısı ile beraber, ülkemizde gelişen özelleştirmenin, taşeronlaştırmanın da adımlarıdır. Biz bunu böyle algılıyoruz. Çünkü Belediye Başkanı’nın, muhtelif zamanlarda, kendi açıklamasında söylediği şudur: ”Ben bir işçiyi kadrolu, sendikalı 400 milyonla çalıştıracağıma, 4 işçiyi yüzer milyona çalıştırırım.” Bu zihniyette olan bir insanın, işten çıkarmadaki asıl amacının özelleştirmek, taşeronlaştırmak olduğunu anlamak, her halde zor olmasa gerek. Kendisi ile yaptığımız görüşmelerde özellikle Seyhan belediyesinin parasının olmadığını söylemeye çalıştı, fakat biz şunu çok iyi biliyoruz ki, 18 aydır iktidarda bulunan sayın Yıldıray Arıkan, -bu süre içinde kendisine teşekkür de ediyoruz- işçinin haklarını, aylıklarını gününde ödedi. Bunun yanında, 6 trilyona yakın para biriktirdi. Ve bugün 6 trilyona yakın Seyhan belediyesinin parası bankalar da repoda. Repo dışında ayrıca belediyemize gelir vardır. Belediyenin gelirlerini biraz açarsak, belediye’nin gelirleri, İller Banka’sında nüfus başına göre gelen bir para var. Bir de buunn yanında, belediyenin yerel gelirleri var. Belediye’nin yerel gelirleri, geçen yıl, 2.200.000 Tl olan çöp vergisi, bu yıl 11.700.000 TL’ye çıkartılmıştır. Yani, işçisine enflasyon oranında zam vermekten kaçınan bir belediye başkanı, Seyhan halkına bir çöp vergisi için, %600 oranında bir artış getirirken, ne duygular içinde olduğunu ben de merak ediyorum. Bunun yanında esnaflarımızın, işyeri açma, ruhsat harçları da belediyemize yatırılır. Pazar günü açık olan işyerlerimizin, pazar ruhsat harcı yatırılır. Bu oranlarda %500 ile %1000’e varan, bir artışa tekabül etmiştir. Yanı bu da demektir ki, Belediye’mizin yerel gelirleri, %500 ile %1000 oranında zamma uğramış ve işçisine verilecek ufacık bir enflasyon oranındaki enflasyon payı çok görülmüştür. Türkiye’de biz biliyoruz ki hükümetin açıkladığı enflasyon, gerçek enflasyon değildir. Gerçek enflasyon sokaktaki enflasyondur. Kağıt üzerindeki enflasyon değildir. Asgari geçim yoksulluk sınırının 600 milyona dayandığı bir ülkede, açlık sınırının 180 milyona dayandığı bir ülkede, 200- 250 milyon maaş alan insanlara bu parayı çok görmek reva değildir. Bu yüzden biz sendika olarak işten atılan işçilerimiz, işe dönene kadar, mücadelemizi devam ettireceğiz. Gayemiz, iş, ekmek davasıdır. İşimizi, ekmeğimizi istiyoruz.
ÇAĞRI: Sizinle eylem alanında görüştüğümüzde, Belediye Başkanı’nın, “enflasyon payı ve mart ayındaki sözleşmeden sıfır zammını kabul edin, bu işçileri tekrar işe alırım” dediğini söylediniz. Bununla ilgili bir açıklama yaparmısınız.
Cebrail Dağhan: Evet, bugün eylem alanında eylemci işçiler, çocukları ile beraber belediyenin içine girdik. Koridorlarında başkan ile görüşmek istediğimizi belirttik. Başkan da bayanlar ile görüşebileceğini söyledi. Bunun üzerine bayanlardan bir heyet seçildi. 10 kadar işçi arkadaşımızın hanımını başkanın yanına gönderdik. Başkanın yanına gönderdiğimizde, bayan arkadaşlara Başkan’ın söylediği aynen şöyledir: ”Ya işte mart ayında enflasyon payı talebi var, enflasyon oranındaki zam’dan sendika vazgeçerse, sıfır zammı kabul ederse, ücret artışı yapılmadan, işin devamını sağlarsak, bu konuda bir görüşte anlayış sağlarsak, işten çıkardığımız 64 arkadaşımızı tekrar işe alacağım.” Bilemiyorum, bu akıl mantık işi bir teklif değil. İnsanlar attıkları imzaların arkasında durmak zorundadır. Biz Seyhan belediyesi ile sözleşme imzalarken, iki yıllık bir sözleşme imzaladık. Sözleşmemizin 1. yıl ücret zammı %23, ilk altı ay; 2. altı ay %22. Toplam %45’e tekabül eden bir zamdı. Biz Belediye başkanı ile oturup 2. yıl zammını konuştuğumuzda da, Türkiye’de gerçekleşen enflasyon oranında bir zam istedik. Bu zamma artı refah payı olarak da, üç puan aldık. Bunun çok da büyük bir oran olmamasına rağmen, Seyhan Belediyesi’nin durumunu da düşünürsek, çalışanlarımızın durumunu düşünerek, böyle bir zammı biz kabullendik. Ama bugün o enflasyon oranında geri adım atmamızı istiyor. Bu kesinlikle sendikal tarihte görülmemiş bir olay. Yani, işverenin böyle bir teklifle gelmesi işveren mantığı açısından doğrudur. İşverenlerin genelde toplu sözleşme dönemlerinde sıfır zam dayatmaları olur. 2000 yılı toplu sözleşmelerinde IMF’nin direktifleri doğrultusunda, özellikle sıfır zam dayatılması oldu. SASA grevi sıfır zam dayatmaları sonucunda oluştu ve grev sonucu %60’lık zamla bitti. Bizim sözleşmemizde, aynı döneme tekabül eden bir sözleşmeyi, bu bizim sözleşmenin de greve bir gün kala %45 gibi bir rakamla bitti ki, hatırlıyorsunuz çoğu belediyelerde grev kararı alındı. Hükümet kararları ile grevleri erteledi ve onun sonunda da, zorunlu olarak bir anlaşmaya gitti.
Bir de Adanamızda 3 Belediyemiz var. Seyhan, Yüreğir, Anayurt ve Anakent Beledieleri var. Anakent Belediyesinde, Belediye-İş sendikası örgütlü, Seyhan Belediyesinde DİSK, Yüreğir Belediyesinde Hizmet-İş sendikası örgütlü. Bir de burada bizi rahatsız eden olaylardan birisi, sendikaların işverene karşı duruşlarının net olmaması, yumuşak olması, işverenle anlaşmalı bir şekilde toplu sözleşme görüşmelerinin yapılmasıdır. Seyhan Belediyesinde 1500 işçimizden, 1300 işçimizin katıldığı bir referandumla %95 gibi ezici bir çoğunlukla işçi greve evet dedikten sonra, sözleşme bağlandı. Anakent Belediye’sinde ise, tam tersine, sendika greve hayır dedirtmek için çalıştı. Ve gerçekten de, greve hayır çıkarttı.
Yüreğir Belediyesinde, Hizmet-İş sendikası ile işveren çok iyi bir paylaşma göstererek %10 gibi çok komik bir zama imza atması sonucu, işverenin işte efendim buralarda da sendika var, bunlar işverenlerine bu kadar yüklenmiyorlar, siz neden bizden bu kadar hak istiyorsunuz diyorlar. Tekrar ediyorum: istediğimiz haklar çok büyük haklar değil. Demin söyledik, yoksulluk sınırının 600 milyon olduğu bir ülkede, 200- 250 milyon civarında bir ücret, açlık sınırını biraz aşan bir ücrettir. Bunun yanında hiç bir şeye ayıracak pay bile kalmamıştır. Belediye işçileri bankadan kredi kullandıkları için, en azından aylık gelirlerinin 25-30 milyonunu faize veriyorlar. Yani bu da demektir ki, 250 milyon maaş alan bir işçinin eline geçen maaş 200 milyon civarında kalıyor. Bu şartlar altında yaşıyoruz.
ÇAĞRI: Taşeronlaştırmaya karşı tavrınız ne? İşten atılan bu işçi arkadaşlar, işverenin taşeron firmaya iş vermesi sonucu mu işten atıldılar?
Cebrail Dağhan: Şunu söyleyelim: Seyhan Belediyesinde belediyenin kendi işlerinin yanında sokak süpürme işini, müteahhite vermişti. Burada 150’ye yakın işçi çalışıyordu. Bir de park ve bahçelerin bakım ve koruma hizmetleri diye bir ihalesi vardı. Orada da 150 işçi çalışıyordu. Aldığımız bir duyuma göre, yarın sayıları 300’e varan işyerlerinin yine ihalesi var. Bu işler ile ilgili muhtelif zamanlarda, eğer belediyemizin ekonomik sorunları varsa, müteahhitlere vereceğiniz işi iptal edin, biz belediye işçileri bu işi yapalım dedik. Ayrıca bürolarda çalışan arkadaşlarımız da gider, park bekçiliği yapar, sokak süpürme işini de yapar, yeter ki işşileri işinden atmayın dedik. Bizim bu insani yaklaşımımız sonucu, Belediye Başkanı ilk sene bunu yaptı. Müteahhit ihalelerini iptal etti. Fakat belli bir aşamadan sonra, tekrar gündeme koydu. Kanım odur ki, Belediye Başkanı belli müteahhitlere rant sağlamak için bu girişimin içinde. Belediye kendi bünyesinde belli sayıda işçiyi çalışıyormuş gibi para ödeyerek gösterse de, fazla gösteremez. Bu iş müteahhit firmalar ile daha kolay olur. Belli sayıda insanı çalışıyormuş gibi gösterip, bunlara ödenecek parayı cebe atmaları daha kolay olacaktır.
ÇAĞRI: Bu taşeron firmaların işçileri sendikanıza üyeler mi? Eğer değillerse herhangi bir yasal engel mi var?
Cebrail Dağhan: Değiller, bizim işyerimizde ihaleler senelik veriliyor. Bu işçileri de örgütleme düşüncemiz var. Bu saatten sonra, müteahhit işçileri de olsa, bunları da örgütlemeye çalışacağız. Burada şunu söyleyelim; en büyük handikapımız, özellikle müteahhit işçilerini örgütleyememizin esas nedeni; anında bir ihale ile, birinin ihalesini feshedip, bir başka şirkete verebiliyorlar. O zaman, yetki alanımızda sorun çıkıyor. Yani yetkili firma, orda kalmadığı zaman, o insanları toplu sözleşmeye çağıracak muhatap bulamıyorsun. Böyle de bir sorun var.
ÇAĞRI: İşçi sınıfı hak ve özgürlüklerini alabilmek için sürekli mücadele etmek zorunda. Patronlar sürekli bu kazanılmış hakları geri almak için karşı saldırıya geçiyorlar. Özellikle 12 Eylül’den sonra Türk-İş dışındaki sendikalar kapatıldı. Bütün hak ve özgürlükler ayaklar altına alındı. Bundan sonra işçi ve emekçilerin yoksulluğu giderek daha fazla artmaya başladı. Bugün iktidarda olan DSP kendini geçmişte ‘işçi hakları’ savunucusu gösteriyordu. Pratik bunların sermayenin partisi olduğunu açık bir şekilde gösterdi. Bu konularda düşünceniz nedir? İşçilere sendikanızın verdiği bilinç nedir?
Cebrail Dağhan: Sunun bilinmesi lazım. Belediyeler, siyasi kurumlardır. Belediyelerde ister istemez kişilerin politik kimlikleri ön plana çıkıyor. Anap’lı gelse, Anap’lı alır, DSP’li gelse DSP’li alır. Ve alınan yerlerdeki işçiler de, bunların etkisinde kalıyorlar. Ama iş, ekmek kavgasına geldiği zaman, işçiler kendi haklarını savunan sendikaların saflarında da mücadele etmek istiyorlar. Seyhan belediyesi işçilerinin mücadelesi buna bir kanıttır. Yani bugün 64 işçi işten atılmış. Bugün yoğun bir biçimde düzen partilerinden işverenlere destek yağıyor. Tabii ki düzen partileri kurtuluş değil. Ama maalesef halkımız bu bilince erişmediği için, her seçim döneminde, bir futbol takımı tutar gibi, bir partinin peşinde gideriz, oy veririz. O parti de iktidara gelir gelmez, sermayenin yanında işçi ve emekçilere saldırıya başlar.
Bu sefer de bu insanlar döner, vay elim kırılsaydı, nasıl oy verdim gibi, yakınmaya başlarlar. Maalesef halkımızın artık bu konuda ayıkması gerekir. Partilerin birbirinden pek farkı olmadığı belli. Bugün Anap gidiyor DSP geliyor, DSP gidiyor CHP geliyor, sonuçta hepsi de işçi çıkarmaya yönelik adımlar atıyor.
ÇAĞRI: Belediyenin diğer temizlik işçileri bugün işten çıktıktan sonra destek amacıyla belediyenin önüne geldiler. Destek veren işçilere işveren tarafından destek verdikleri için bir baskı var mı?
Cebrail Dağhan: Baskı yoğun bir şekilde var. Özellikle Belediye işvereni ile bulunduğumuz yer, altlı üstlü. Belediye işverenin üst düzey bürokratları, pencerelerde oraya gelen insanları gözetleyerek rahatsız ediyorlar. Daire içinde müdürler vasıtasıyla, işte efendim direnişçilerin yanına gitmeyin, sizin de çıkışınız verilir türünden bir baskı var. Bugün bu baskıları kırmak için bütün yönetim, müdürlükler bazında toplantılar düzenliyoruz. Bir toplantıyı başkanlıkta, birini de şantiyede yaptık. Yarın başka yerde, diğer gün bir başka yerde, birim birim sendikacılarla gezip işçilerimize bu baskıların boş olduğunu, işçilerin işçilerden başka dostu olmadığını, eğer onlar sizi ve bizi seviyorlarsa, işçi çıkışı yapmayacaklarının garantisini vermelidirleri anlatıyoruz. Bugün direnişçi işçilere destek vermezsek yarın aynı şeyin bizim de başımıza geleceği dışarıdaki işçilere anlatılmalıdır. Bugün direnişçi işçilere yoğun bir biçimde destek var.
ÇAĞRI: Bugün gördüğümüz kadarıyla etrafı sivil polisler ablukaya almış durumdaydılar. Polisin baskısı konusunda ne söyleyebilirsiniz?
Cebrail Dağhan: Dernekler masasının polisleri orda, bunlar da doğal olarak olacaktır. Sendikalar bir yerde eylemdeyse, polisler de orada olacaklar. Biz bazen arkadaşlarla, bizi tanıyan polislerle şakalaşırız. ”Eylem de olmasa birbirimizi göremeyeceğiz” diye. Onlar görevlerini yapıyor, biz de görevimizi yapıyoruz. Şu anda ciddi bir baskı yok. Belediye başkanı çevik kuvvet polislerini çağırsa, herhalde onlar da gelir baskı da yoğunlaşır.
ÇAĞRI: Belediye işçilerinin dışındaki işçilerden de destek geliyor mu? Dayanışma nasıl?
Cebrail Dağhan: Taşıma işçileri gelip destek verdiler. TÜMTİS üyeleri de gelip destek verdi. Bunun yanında, bazı sendikalar yönetim düzeyinde gelip destek verdiler. AXSA ve Türk-İş’ten de destek gördük.
ÇAĞRI: SASA’lı işçiler bir grev mücadelesi yürüttüler. Gelip sizinle dayanışmada bulundular mı?
Cebrail Dağhan: Şu ana kadar yok. Herhalde süreçte destek sunarlar.
ÇAĞRI: Patronların sürekli, işçileri aynı zamanda maddi olarak da sıkıntıya sokarak direnişlerini kırmaya çalıştıkları bilindiğinde, direnişçi işçilerin maddi durumu nasıl?
Cebrail Dağhan: Şimdi herşeyden önce şunu belirtelim ki, biz sendika olarak, kesinlikle Mart zammımızdan taviz vermeyiz. Bu tartışılmaz bile. Bu sendikaların varlık koşullarının ortadan kaldırılması demek olur. Yani bir sözleşme yapacaksınız, sözleşmeyi iki yıllık yapacaksınız, birinci yıl bitecek, ikinci yıl geldiği zaman, işveren gelecek, bu para biraz fazla oldu, gelin bunu biraz düşürelim diyecek. Kazanılmış haklarda taviz biraz vermeye başladınmı, yarın başka başka tavizler istenir. Sendikanın ikinci yıl zammından vazgeçmesi demek, 1500 insanın hakkından vazgeçmesi anlamına gelir. Bu işçileri aileleri ile beraber düşündüğümüzde 5000 insanın ekmeğinden vazgeçmesi demektir. İşveren bize dolaylı yoldan, 64 arkadaşımızı tekrar işe alması için, kazanılmış haklarımızdan feragat etmemizi istiyor. Kazanılmış haklarımızdan kesinlikle taviz vermeyeceğiz. Aynı zamanda 64 arkadaşımız tekrar geri dönecek. Şu an ekonomik olarak bir problemimiz yoktur. Bu eylemin kısa vadede biteceği görünmüyor, uzun soluklu olmalıyız. Haklarımızı direne direne alacağız. Direnmeden alınan haklar geri alınır.
12 Eylül’de sendikacılar hakların gaspına karşı işçilerle birlikte direnmiş olsalardı, durum belki böyle olmazdı. Mesela Türk-iş Cuntanın hükümeti olan Bülent Ulusu hükümetine bir üyesini çalışma bakanı olarak verdi. Direnenler de vardı, onlara sözüm yok.
ÇAĞRI: İş mahkemesine gitme durumunuz gibi bir yasal hakkınız var mı?
Cebrail Dağhan: Bu konuda yasal bir hakkımız yoktur. Hukukçularımızla da bu konuyu görüştük. İşverenin işçi çıkarması kadar doğal bir hakkı yok. Ama bunun karşısında işçilerin tekrar işe dönmesi gibi bir dava açma hakları yok. Ancak ve ancak işte gününde ödenmeyen hakları için dava açma hakları var. İşverenin canının istediği gibi, senin paranı veriyorum ve seni işten atıyorum deme hakkı var. Kanunların hepsi işverenler için işliyor.
Şimdi bir emek platformu oluşturuluyor. Çeşitli bileşimlerden emek platformu, sınıfın taleplerini özellikle de demokratik-ekonomik taleplerini, ön planda tutması gerekirken, bu konuda işte bir en basit can alıcı eylem olarak mezarda emekliliğe karşı 500 bin insanı Ankara’ya toplayıp, burdan sonuç almadan, bu eylemi bitirip tekrar herkesi geri gönderiyor. Ve ardından mezarda emeklilik yasası çıkıyorsa; 1 Aralık iş bırakma eylemi yalnızca memur sendikalarının omuzuna yıkılıyorsa, elbette ki bazı şeyler kolay kolay oluşamaz.
Sınıfın öncüleri olanlar, sendikacılar, sınıfın çıkarlarından yana tavırlarını koysalardı, inanıyorum ki bu sınıf onların arkasından giderdi.
Sözüm ona bu sendika bürokratları seçimle başa geliyor. Bu konuda perde arkasında dönen dolaplar sonucu seçildiklerinde düzenle uyum içinde en üstte oturan sendikacı artık her şey hakkında karar veriyor. Sınıftan yana tavır takındıklarında eylemlerde katılım çoğalıyor. Yoksa azalıyor. Bir de şunu belirtelim ki, sendikalar, koydukları eylemliliklerde sonuç alıcı hali görmeden eylemleri bitirdiklerinden dolayı, başarı oranı düşüyor.
Yani örneğin Çukobirlik işçisi 11 günlük direniş eylemi yaptı. 11 gün sonra fabrika açıldı, işçiler işten çıkartıldı ve ses seda çıkmadı. Yani fabrika açılana kadar sürdürülen eylem, o insanlar işten atıldığında gösterilmedi. Şimdi bizim belediyede 64 işçimizin durumu, eğer biz 64 işçimizi işbaşı yaptırmadan bu eylemi sona erdirirsek, o zaman işverenin saldırıları daha da yoğunlaşacaktır. Eğer sonuna kadar direnirsek, kazanan işçiler olacak ve işçilerin sendikaya olan güvenleri artacaktır. Eğer sendikalar işçilere bu güveni verirlerse, sendikaların her çağrısında işçiler ekonomik-demokratik her talep için sendikalarla beraber alanlarda olur.
ÇAĞRI: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Cebrail Dağhan: Ben de teşekkür ederim.
13.01.2001
