İŞÇİ SINIFININ ULUSLARARASI ÖRGÜTLENMESİ – 8

İkinci Enternasyonal – Kuruluş Kongresi

Birinci Enternasyonal tek tek ülkelerde bağımsız proleter partilerin oluşması için zemini hazırlamış; o kendini dağıttıktan sonraki yıllar içinde bütün önemli kapitalist ülkelerde sosyalist partiler ortaya çıkmıştı. Ayrıca sendikal hareket ve sendikal örgütlenme de, önceki dönemle karşılaştırılamayacak ölçüde büyümüş, yayılmış, genişlemişti. Şimdi proletaryanın önünde, tek tek ülkelerdeki bağımsız sosyalist partileri ve sınıf mücadeleci işçi örgütlerini   ortak bir ideolojik temel üzerinde uluslararası alanda biraraya getirmek, proletaryanın yeni bir enternasyonal örgütünü yaratmak görevi vardı.

Hazırlık dönemi olarak adlandırdığımız dönemde de, enternasyonal bir örgüt olmamasına rağmen, tabii ki partiler-gruplar arasında enternasyonal ilişkiler vardı. Bu dönemde, Birinci Enternasyonal’in kendini dağıtmasının hemen ertesinden başlayarak kimi Enternasyonal Kongreler toplama girişimleri de olmuş, fakat bunlardan -1881 de İsviçre’nin Coire kentinde toplanan Uluslararası Kongrenin tespit ettiği gibi “şartlar henüz olgunlaşmamış” olduğundan bir sonuç çıkmamıştı. Ortak bir enternasyonal örgüt çatısı olmamasına rağmen, hareketin değişik ülkelerdeki öncü örgütleri ve önderleri birbirleriyle sürekli temas içindeydiler. Karşılıklı olarak yürüyen mücadelelerin maddi açıdan (örneğin bir grevi destek için somut bağış kampanyası düzenleme vb. biçiminde) ve propogandada desteklenmesi (örneğin yayın organlarında karşılıklı olarak mücadele üzerine haberler, yorumlar verilmesi, makale değiş tokuşu vb. biçiminde); ortak açıklamalar yapılması (örneğin savaş tehdit ve tehlikesinin arttığı durumlarda) vb. bu dönemin enternasyonal ilişkilerinin tipik görüntüleridir. Bu ilişkiler, bu ilişkilerin taraflarına daha sıkı ilişkilerin gerekliliğini de gösterdi. Gerek siyasi parti kongrelerinde, gerekse sendika kongrelerinde işçiler yeni bir enternasyonal örgüt taleplerini giderek artan bir biçimde dile getirdiler. 1880’li yılların ikinci yarısına gelindiğinde, uluslararası alanda sınıf mücadelesinin güçlerinin koordinasyonunun gerekliliği kendini artık somut bir gereklilik olarak dayatmış, bunun için gerekli altyapı önemli ölçüde hazırlanmıştı. Mücadeleci işçiler içinde de enternasyonal alanda birleşme talebi artık bir eylem talebi haline gelmişti.

Yeni bir Enternasyonal İşçi Kongresi toplama  düşüncesi Alman Sosyal Demokrasisi tarafından resmen dile getirildi. 1887’de St. Gallen’de yapılan kongrede bir Enternasyonal İşçi Kongresi’nin toplanması için çalışmalar yapılması kararı alındı. Aynı dönemde Fransız possibilistler de uluslararası bir kongreye çağrı yapma isteklerini açıkladılar. Her iki inisiyatör de kongreyi, Fransız Devrimi’nin 100. yıldönümüne rastlayan tarihte (14 Temmuz 1889) Paris’te toplanmaya çağırdı.

Böylece ortaya aynı tarihte ve aynı şehirde iki ayrı “Enternasyonal İşçi Kongresi” çağrısı çıktı.

Kongrelerin birinin inisiyatifi devrimci sosyalistlerden; diğerininki açık reformistlerden geliyordu. Yapılmak istenenin devrimci sosyalistler –marksistler– açısından işçi sınıfı hareketini sağlam ideolojik temeller üzerinde enternasyonal alanda birleştirmek olduğu bilindiğinde; amacın yeni bir enternasyonal örgüt, bu kez marksist temellere dayalı bir enternasyonal örgüt kurmak olduğu bilindiğinde, bu iki kongrenin ayrı ayrı yapılmasının büyük bir sakıncası yoktu. Tersine bu durumda çok açık bir biçimde devrimci sosyalizm ile reformizm birbirinden ayrılıyordu. Fakat bunun olabilmesi için önce sosyalist partiler içinde var olan, ve “işçi hareketini bölmemek” gerekçesiyle iki kongreyi birleştirmeyi savunan uzlaşmacı yaklaşımların (özellikle Belçikalı ve Hollandalı sosyalistler bu görüşü savunuyorlardı) aşılması gerekli idi. Bunun için gerek Fransız ve gerekse Alman sosyalist hareketi içinde var olan, uluslararası kongrenin önemini kavramayan ve onun iyi örgütlenmesine fazla önem vermeyen, Kongreyi ve onun hazırlığını küçümseyen yaklaşımların aşılması gerekiyordu. Bunun için bizzat Engels büyük bir ideolojik mücadele yürüttü.

İKİNCİ ENTERNASYONAL’İN BİRİNCİ KONGRESİ: PARİS KONGRESİ

Engels ve en yakın yoldaşlarının ilkeli ideolojik mücadelesi ve örgütsel hazırlığı sonucu 14 Temmuz 1889’da Paris’te toplanan “Enternasyonal İşçi Kongresi” o güne dek toplanan tüm enternasyonal kongreler içinde temsiliyet açısından en geniş kongre oldu. Toplam 391 delege vardı. Bunların 221’i Fransız, 81’i Alman, 22’si İngiliz, 14’ü Belçikalı, 8’i Avusturyalı, 6’sı Rustu. Ayrıca Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İsviçre, Polonya, Romanya, İtalya, Macaristan, İspanya, Portekiz, Bohemya, Bulgaristan’dan delegasyonlar vardı. Avrupa dışında ABD ve Arjantin’den de temsilciler vardı. Bu kongre, Birinci Enternasyonal Kongrelerinden de değişik bir niteliğe sahipti. Burada artık bilimsel sosyalizmi temel alan partilerin temsilcileri kongrenin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. Söz konusu olan genel olarak bir “İşçi Kongresi” değil, sosyalistlerin kongresiydi.

Kongrenin açılış töreni kızıl bayraklarla donatılmış La Salle-Petrelle isimli salonda yapıldı. Örgütleme Komitesi adına kongre açış konuşmasını yapan Paul Lafargue şunları söylüyordu:

“Bu salonda toplanmış olan Amerika ve Avrupa’dan gelen delegelerin hiç biri kendi değişik ‘anavatan’larının temsilciliğini yapmıyor; onlar üç rengin bayrağı (trikolore- Fransız bayrağı BN) ya da herhangi bir ulusal bayrak alıtnda değil kızıl bayrağın altında, enternasyonal proletaryanın bayrağı altında birleşiyor.”

Aynı anda toplanan possibilistlerin kongresinde büyük çoğunluğu Fransa ve İngiltere’den gelen sendika temsilcileri oluşturuyordu. Sosyalist siyasi örgüt temsilcisi olarak possibilistler dışında yalnızca İngiliz Sosyal Demokrat Federasyon temsilcileri bulunuyordu.

Bu iki ayrı kongre aslında 1880’li yıllar içinde işçi sınıfı hareketindeki gelişmelerin bir yansıması idi. Bir çok Avrupa ülkesinde kurulmuş olan sosyalist partiler örgütlü devrimci işçi hareketinin öncü örgütleri durumunda idi. Fakat aynı zamanda işçilerin küçümsenmeyecek bir bölümü de (İngiltere’de büyük çoğunluğu) trade unionist siyasetin etkisi altında idi. Engels her iki kongrenin bu bölünmeye uygun karakteri konusunda şöyle diyordu:

“İki Kongre ... bütünüyle değişik karaktere sahiptir... –bizimkisi birleşmiş sosyalistlerin kongresidir, diğeri trade unionizm’in ufkunu aşamayan kişilerin kongresidir.  (…) Bu, bizim isteğimiz dışında ortaya çıkmış olan iki ayrı bayrak altında iki kampa ayrılma olgusu bizden sosyalist bayrağın onurunu korumamızı talep ediyor.” (Engels’ten Paul Lafargue’e mektup; Marks-Engels Eserler, Alm. cilt 37, sayfa 279)

Engels’in “Birleşmiş Sosyalistlerin Kongresi” olarak değerlendirdiği kongrenin aldığı kararlarda bilimsel sosyalizmin görüşleri açıkça temel alınır. Örneğin kongrenin “Uluslararası İş güvenliği yasaları” konusunda aldığı kararda, “Proletarya ve insanlığın kurtuluşunun ancak enternasyonal biçimde örgütlenmiş proletaryanın, kapitalizmi mülksüzleştirmek ve üretim araçları üzerinde kamu mülkiyetini gerçekleştirmek için  iktidarı ele geçirmesi ile başlayacağı” tespiti yapılmaktadır. Alınan bir çok kararda, işçilerin güncel çıkar ve talepleri ile işçi sınıfının siyasi iktidar mücadelesi arasındaki bağ doğru bir biçimde kurulmakta; gerçek kurtuluş için işçi sınıfının iktidarının gerekliliği sürekli vurgulanmaktadır.

1889 Paris Kongresi her ne kadar yeni bir Enternasyonal’in kurulduğunu ilan etme kararı almamış olsa da, ne bu kongrenin delegeleri ne de Enternasyonal işçi hareketinin önderleri açısından bu kongrenin işçi hareketi tarihinde yeni bir dönüm noktası, yeni bir başlangıç olduğu konusunda bir kuşku yoktu.

Kongre yeni bir Enternasyonal Kongre toplanması gerekliliğini vurguladı ve yeni kongrenin yerini (İsviçre veya Belçika) tespit etti. 1889 Paris Kongresi, Periyodik Enternasyonal Kongreler biçimini, işçi hareketinin andaki duruma uygun Enternasyonal Birlik biçimi olarak tespit etti. Paris Kongresi  daha sonra İkinci Enternasyonal olarak anılacak uluslararası örgütlenmenin Birinci Kongresi olarak tarihe geçti.

Kongre’de marksist, bilimsel sosyalist görüşler egemen olmasına rağmen, bir dizi konuşmada reformist görüşler, ve reformistlerle uzlaşmacılığı savunan ortayolcu-merkezci görüşler de savunuldu.  Bunun yanında her türlü parlamenter çalışmayı red eden anarşist görüşler ve anarko sendikalist görüşler savunanlar da vardı. Özellikle anarşistler Birinci Kongre’de ortaya koydukları kongreyi sabote edici tavırlarla olumsuz bir rol oynadılar. Kongre’nin karar tasarılarını tartışıp karara bağlandığı son bölümünde kararların okunmasını engellemeye çalışan üç anarşist delege, kongrenin aldığı kararla, kongreden atıldı. Bunun üzerine, 7 delege daha kendiliğinden kongreyi terk etti.

1 MAYIS’IN  DOĞUŞU

İşçi sınıfı kitlelerinin uluslararası alanda birlik ve dayanışmaya duyduğu ilginin büyüklüğünü Paris Kongresi’nde alınan, 1 Mayıs 1890’ı, uluslararası proletaryanın 8 saatlik işgünü ve diğer mücadele taleplerini dile getirdiği bir mücadele günü olarak kutlama kararının uygulaması gösterdi.  Engels’in  Lafargue’a yazdığı mektupta “Kongremizin yaptığı en iyi iş” diye adlandırdığı 1 Mayıs kararı uyarınca 1 Mayıs 1890’da Avrupa’nın bir çok ülkesinde endüstri merkezlerinde yüzbinlerce işçi sokağa çıktı.

1 Mayıs geleneğini başlatan 1 Mayıs 1890 gösterilerinde Viyana’da 100 bin, Budapeşte’de 60 bin, Marsilya ve Lyon’da 40 bin, Prag’da 35 bin Rubaaix, Lille, Stockholm, Şikago ve bir dizi  başka kentte 20-30 bin arası gösterici sokaklarda idi. Almanya’nın bir çok kentinde işçiler kısa süreli iş bırakma eylemleri gerçekleştirdiler. İtalya’da resmi yasağa rağmen bir çok kentte gösteriler yaşandı. Reformizmin egemen olduğu alanlarda bile 1 Mayıs düşüncesi büyük yankı buldu. Örneğin Londra’da  1891’de 1 Mayıs gösterilerine katılanların sayısı yarım milyonu geçiyordu.

Burjuvazi bu büyük ve çoşkulu eylem patlaması karşısında önce şiddetle bu eylemleri boğmaya çalıştı. 1890 ve 1891 1 Mayıs’larında İtalya, İspanya ve Fransa’da bir çok çatışmalar oldu. Kuzey Fransa’daki bir sanayi kenti olan Formies’de polis göstericilere ateş açtı. Elliden fazla gösterici yaralandı, 10’u öldü. Bu katliamı protesto eden Lafargue hapse atıldı. İşçilerin bu katliama cevabı, ilk seçimlerde, Lafargue’ı parlamentoya seçmek oldu. Hiç bir baskı 1 Mayıs’ın işçiler arasında derin kökler salmasını engelleyemedi. Sonunda bir dizi gelişmiş kapitalist ülkede 1 Mayıs resmi tatil günü ilan edildi. Fakat ülkemiz gibi, 1 Mayıs’ın yasal tatil günü olmadığı ülkelerde de bu gelenek çeşitli biçimlerde yaşatıldı, yaşıyor!

Ocak 2001