Kemalist devlet, yeşil sermayeyi çökertmeye çalışıyor!

Kemalist devlet, öncelikle, Türkiye'de emperyalizmin uzantısı olarak hareket eden büyük sermayedarların devletidir. Kuşkusuz bu devlet bir bütün olarak işçi sınıfı ve emekçiler karşısında hangi boydan ve soydan olursa olsun sermaye sahibi sınıfın tümünün çıkarlarını savunuyor. Sadece emperyalist devlet ve tekellerin uzantısı olan büyük sermayedarların iş yerlerinde, bir grev ve direniş karşısında devletin polisini, gerektiğinde askerini bulmuyor. Aynı zamanda orta ve küçük sermaye sahiplerinin işyerlerinde de bir işveren işçi çatışmasında, devlet güçleri patronun vurucu, koruyucu gücü olarak işçilerin emekçilerin karşısına dikiliyor. Tarımda da bu böyle. Tarım alanında çalışan işçi ve topraksız yoksul köylü, köyde egemenlere karşı mücadelesinde karşısında devletin kolluk kuvvetlerini buluyor.
Devlet bu anlamda Marx'ın deyimiyle bir bütün olarak "burjuvazinin ortak komisyonu" işlevini görüyor. İşçi sınıfı ve diğer emekçiler karşısında bir bütün olarak sermaye sahiplerinin ve toprak beylerinin çıkarlarını savunan devlet, bunun ötesinde fakat, sermayenin parçalanmışlığına bağlı olarak, değişik sermaye gruplarının kendi aralarında yürüttükleri mücadelelere de tanık ve mücadelelerin aracı olarak da rol oynar. Burjuva devlet her dönemde, kendi içinde egemenlik araçlarını daha fazla ele geçiren şu veya bu sermaye grubunun temsilcilerine, diğerlerinden daha fazla "hizmet eder". Bu siyasete, alınan kararlara, şu veya bu alana daha fazla yatırım yapma, şu veya bu alanda vergileri azaltma veya yükseltme, şu veya bu gruba teşvik verme, vermeme, şu ihaleden şu grubu yararlandırma vb. biçiminde yansır.
Ülkemizde, TC kurulduğundan bu yana egemen olan -yer yer biçim değiştiren- kemalist siyaset, Demokrat Parti iktidarının son dönemleri dışta tutulursa, her zaman ordunun belirleyici unsur olarak kabul edildiği bir siyaset olagelmiştir. Ordunun onay vermediği hiçbir siyaset yürümemiş, ordu yer yer bu "siyaset belirleyiciliği" işini, bizzat siyasi yönetime el koyarak da gerçekleştirmiştir.
Andaki durumda da yine siyaset Milli Güvenlik Kurulu tarafından, yani esasta ordu tarafından belirlenmekte; onun dikte ettiği siyaset "sivil" hükümet tarafından ve bir dizi başka kurum tarafından hayata geçirilmektedir.
Andaki siyaset, TÜSİAD gibi kurumlarda birleşmiş olan, emperyalizmle içiçe olan büyük sermayenin çıkarlarına öncelik veren bir siyasettir. Devlet öncelikle bu sınıflara hizmet etmektedir.
Son dönemlerde, özellikle 80'li yılların ikinci yarısından itibaren, özellikle taşrada konumlanan orta ve küçük sermayedarlar, egemen batılı, kozmopolit, tekelci sermayeye karşı, bu sermayenin egemenliğine karşı, islami sermaye olarak gelişmeye başlamış, siyasi alanda siyasi islamda sözcüsünü bulmuştur. Bu sermaye, batılı/batıcı/tekelci sermaye ile mücadelesinde gelişebilmenin yolunu, değişik sermayelerin birleştirilmesinde, örgütlenmesinde, merkezileştirilmesinde, bizzat kendisinin tekelleşmesinde bulmuş; birleşerek büyüme 90'lı yıllarda açıkça görülen bir eğilim olmuştur. RP'nin (sonradan FP'nin) değişik belediyeleri ele geçirmesi, RP'nin DYP ortağı olarak bir süre hükümette yer alması da, bu sermayenin örgütlenme ve büyümesinde önemli rol oynamıştır.
Bu sermaye kesimi gelinen yerde egemen batılı/batıcı/kozmopolit/tekelci sermaye kesimlerini iyice rahatsız edici boyutlara varmıştır. Kombassan, İhlas Holding, Jet-Pa gibi kuruluşlar, özellikle yurtdışında işçilerden "kâr payı" adı verdikleri faiz karşılığı topladıkları paralarla büyük kaynaklar yaratmış ve bir dizi alanda piyasada egemen yerleşik burjuvazinin egemenliğini sorgular hale gelmiştir.
Buna devletin cevabı siyasi alanda, siyasi islamı mümkün olan bütün araçlarla iktidar imkânlarından uzaklaştırma, siyasi islamın siyasi örgütlerini daha fazla baskı ve tehdit altına alma biçiminde olmuş; yığınlara bu mücadele "laiklikle-şeriat" yanlılarının mücadelesi olarak yansıtılmıştır.
Ekonomik alanda da Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) adlı kurum üzerinden "yeşil sermaye" adı verilen islami sermayenin sıkı kontrolü ve çökertilmesi operasyonları başlatılmıştır. Bu alanda ilk hedef, FP'nin en önemli finansörlerinden olan Kombassan adlı holding olmuş; Kombassan'ın bankalardaki mevduatlarına -mevduat sahiplerinin haklarını koruma adına- el konmuş, yurtdışında yayınlanan ilanlarla mevduat sahipleri SPK'ya müracaat etmeye çağrılmıştır. Bu çağrılara pek fazla uyan olmamıştır. Çünkü paralar yalnızca "kâr ortağı yapacağız" vaadiyle toplanan para değil, belli bir noktada ideolojik tercih sonucu, batırılması da göze alınan, bağış olarak da kavranan, bir çoğunun miktarı küçük olan paralardır. Büyük meblağlar "ortak" sayısının çokluğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
SPK'nin verdiği rakamlara göre, yalnızca yurtdışında küçük mevduat sahiplerinden toplanan paranın miktarı 8 milyar DM'yi aşmaktadır.
Ardından Jet-Pa hedef tahtasına oturtuldu. Kombassan'ın tersine Jet-Pa yatırımları üretim alanından çok, gösterişli alanlara yatırılmış olduğundan Jet-Pa'ya vurulan darbe Kombassan'a vurulandan daha ağır oldu.
Son dönemde İhlas Holding saldırı tahtasında. Kemalist devlet, Koçlar, Sabancılar vb. adına, islami sermayeyi geriletmek ve çökertmek için elinden geleni yapıyor. Hergün bu holdinglerin halktan para toplamak için ne sahtekârlıklar yaptıkları çarşaf çarşaf yayınlanıp teşhir ediliyor. Banka hesaplarına el konuyor vb. Kuşkusuz bu teşhirler önemli ölçüde gerçeklik payına sahip. Kuşkusuz "yeşil sermaye" büyümek için dini araç olarak kullanıyor ve küçük mevduat sahiplerinin birikimlerini kendi sermayesine ekleyebilmek için her üç kâğıdı yapıyor.
İyi de, diğerleri yapmıyor mu?
Bizzat devletin Merkez Bankası, yurtdışındaki işçilerin birikimlerini Türkiye'ye çekebilmek için yüksek faizler vaadedip, sonra sözlerinden geri dönmüyor mu? Bizzat Merkez Bankası, örneğin Almanya'da Alman yasalarına aykırı işler yaptığı için, şimdi onbinlerce işçi mağdur durumda değil mi?
O halde olan ne?
İktidar araçlarına sahip olan hırsızlar, üç kağıtçılar, şimdi iktidara talip olan ve bunun için din duygularını sömüren diğer başka hırsız ve üç kağıtçılara karşı savaş açıyor ve bunun adına da "halkın kandırılmasına karşı mücadele" diyor!
Sermaye gruplarının savaşı yürüyen savaş! Başka bir şey değil.
Sermaye düzeni var olduğu sürece bu savaşlar da sürecek ve bunlar sahtekârca halkın çıkarına imiş gibi gösterilecektir.

16 Şubat 2001