TOGO VE LAOS'tan ileriyiz...

(...ama kadın-erkek eşitsizliğini Ombudsman çözecekmiş!)

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken kadınlara bir müjde verildi! Artık kadınların da bir Ombudsman'ı olacak ve onun sayesinde erkeklerle eşit haklara sahip olacaklar(mış)!
Nasıl mı?
17 Ocak 2001 tarihli Radikal gazetesinde "Öteki Türk kadını" başlıklı bir yazı yayınlandı. Yazı incelendiğinde "öteki Türk kadını"nından Türkiye'de yaşayan emekçi kadınlar olduğu anlaşılıyor. Sözkonusu bu yazı, TÜSİAD'ın üç kadın profesöre hazırlattığı rapora dayanıyor.
"Kadın erkek-eşitliğine doğru yürüyüş: Eğitim, çalışma yaşamı ve siyaset" adlı bu rapor; kadın-erkek eşitliği üzerine edilen lafların lafta kaldığının bir belgesi niteliğindedir. Bu rapor 16 Ocak'ta İstanbul'da yapılan bir toplantı ile birlikte kamuoyuna açıklandı. Bu toplantıya Kadından Sorumlu Devlet Bakanı erkek Gemici de katıldı. Bakan Hasan Gemici baktığı işe iyi baktığını gösterdiği bu toplantıda, 'kadın-erkek eşitsizliği konusunda Ombudsman'a ihtiyaç olduğunu, bununla ilgili çalışmalara' da bakmaya 'devam ettiğini' açıklıyor.
Her kim bu Ombudsman'ı keşfettiyse "allah ondan razı olsun!" Herhalde kadınlar da Ombudsman'dan razı olur inşallah! Maşallah Demirel'in meslek ararken bulunan bir iş de olsa, devletin imdadına iyi yetişti şu Ombudsman. Her derde deva mübarek! Nerede bir sorun varsa, oraya bir Ombudsman tayin ediveriyorlar veya bekleyin yakında Ombudsman gelip sorununuzu çözecek diyorlar ve sorununuzu çözüveriyorlar!
Şimdilik her ne kadar dışişlerinde ve kadın sorununda düşünüyorlarsa da, yine de Gemici'nin söylediğine göre "bu müessese çok alanda uygulanacak"mış. Yani Ombudsman'ların sayısı hızla artacağa benziyor. Bu durumda Demirel de Baş Ombudsman olur herhalde, ne de olsa devletin başı olma ünvanına sahipti en azından.
Bu Ombudsman Joker gibi kullanılarak mı, yoksa sihirli değneğine dokunarak mı kadın-erkek eşitliğini sağlayacak bilemiyoruz, çünkü Gemici bunu açıklamamış.
Kesin bildiğimiz şudur:
Erkek eğemenliği de demek olan sömürü sistemi devam ettikçe, kadın-erkek eşitliği bitmeyen bir nakarat olarak hep lafta kalacaktır.
Ne zaman ki eşit işe eşit ücretin verildiği, ev işi ve çocuk bakımının toplumsallaştırıldığı, üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin kaldırıldığı ve dolayısıyla sömürünün ortadan kaldırıldığı toplumsal düzenimizi kurarız, işte o zaman kadın-erkek eşitliğinden bahsederiz!
Kadın Ombudsman'lığının ilan edildiği toplantının konusu olan rapora dönecek olursak: Gazeteye yansıdığı kadarıyla raporun ortaya çıkardığı tablo gerçek durumu yansıtsa da, onun yine de "iyimser" olduğu açık.
Mesela:
Okur-yazar kadın oranı %77 olarak verilmiştir. Gerçek anlamda okur-yazar oranı bu mu, yoksa 12 Eylül faşizminin "yetişkin eğitimi" çerçevesinde kadınlara (da) dağıttığı diplomalar da bu orana dahil edildi mi?
Tarafı olduğu 1995 Uluslararası Pekin Deklerasyonu'nda Türkiye'nin taahüt ettiği şudur: 2000 yılında okuma-yazma bilmeyen kadın kalmayacaktı. Ama rapora göre hiç okul yüzü görmemiş %16.7 oranında kadın var.
Yine okul çağındaki kız çocuklarının %32'si okula kayıtlı değil. Yani önümüzdeki yıllarda okur-yazar olmayan kadın sayısı/oranı artacaktır.
İstanbul, Ankara ve Adana gibi en büyük kentlerde 500 bin kız çocuğu okula gitmiyor (rapordan). Türkiye'nin diğer alanlarına gidildikçe durumun vehametinin ne kadar büyük olduğu ortaya çıkacaktır.
Boşaltılan köyler, göçe zorlanan köylüler ve kapatılan okullar gözönüne alınırsa, geçim sıkıntısındaki ailelerin çocuklarını okula göndermek yerine işe göndermek zorunda bırakılmışlardır. Dinin ve dini gericiliğin arttığı son yıllarda kız çocuğunu okula göndermek zaten istenen bir şey değildir.
Devletin eğitim politikası ve öğretmen açığı da buna eklenirse, gelecekte okur-yazar kadın oranının yüzde yüze ulaşmasından değil ama, gerileyeceğinden sözedilebilir.
Demek ki deklarasyonlara imza koymakla olmuyor.
Raporda kızların okulda kalma süresi ortalama 8.5 yıl iken, erkeklerde 10.6 yıldır.
Rapora göre "iyi" gibi görünen bir şey varsa o da, yüksek okula giden kız öğrencilerin sayısında, geçmişe kıyasla, bir artışın gözlemlenmesidir. Bu artış biraz "zügürt tesellisi"ne benzemektedir. Yüksek öğrenim çağındaki kızların ancak %15.2'si üniversiteye gidebiliyor. Diğer bir biçimiyle %84.2'i üniversiteye gidemiyor!
Kadın işgücünün üretime katılımı %33. Aktif işgücü içinde kadınlar arasında işsizlik oranı erkeklerin iki katı seviyesindedir.
Kadınlar, özel sektörde kendisiyle aynı düzeydeki bir erkeğin aldığı ücretin ancak %68'sini alabiliyor. Yani %38 daha az ücret alıyor. Eşit işEĞEşit ücretin verilmediğinin kadınlar açısından yansımasıdır bu.
İşgücüne katılım oranı %33 olarak verilmektedir. Bu oranın da büyük bir bölümünü, kırsal kesimde ücretli olmayan ve tarımda çalışan aile işçisi olan %75 oranındaki kadınlar oluşturmaktadır.
"Ücretli ve maaşlı" kadınların çalışabilir kadın oranı içindeki kısmı %7'dir.
"Ücretli ve maaşlı" kadınların tüm çalışan kadın nüfusuna oranı ise %15'dir.
"Ücretli ve maaşlı" kadınların genel olarak çalışanlar içindeki oranı ise sadece %6'dır. Bu veriler DİE'nin 1993 verileridir ve yeni verilerin günümüzde kadınlar lehine bir değişikliği gösteremeyeceği de dikkate alınmalıdır.
İşgücüne -kadın- katılımın düşüklüğünün çeşitli biçimleri var. Başlıcalarına gözatarsak:
- Ülkemizde kadını "uğursuz bir mal" olarak gören islam dini ve onunla içiçe geçmiş feodalizm; kadını evin, kocanın kölesi olarak gören, "kadının dünyası evidir" diyen feodal-pederşahi ideolojiyi, devlet de kurum-kuruluş ve yasalarıyla desteklemektedir. Medeni Kanun ve iş kanunları incelendiğinde, bu gerçek açıkça görülecektir.
- En önemli nedenlerden bir diğeri ise, kadınların büyük bir bölümünün ev dışındaki işi arzu edilir iş olarak görmemeleridir. Elbette bunun da çeşitli nedenleri var. Erkek egemen anlayışın onlara biçtiği ev kadınlığı rolünü benimsemeleri, dışarda çalıştıkları halde ev işi ve çocuk bakımının hala onların omuzunda olması, yollarda geçen zamanın çalışma saatlerini üçe katlaması; kadın emeğinin eğitimli kalifiye emeği olmaması nedeni ile en kötü işlerde, en sağlıksız şartlarda çalıştırılmaları; çalışmak için de babadan, kocadan izin almak zorunda olmaları; aldıkları ücretlerin düşük olması; bütün bunlara bir de erkek işçilerin erkek şovenisti tavırları; kreşin olmaması, servis sorunu vs. vs. kadınların ücretli işçiler olarak üretime katılmalarını zorlaştıran ciddi engellerdir.
Bütün bu zorluklara rağmen biz, KADINLAR ÜRETİME! diyoruz!
Raporda ilginç bölümlerin ilginçi olan bir tespiti aynen aktarıyoruz:
"Kadın-erkek eşitliğini sağlamak için önce anlayış değişikliği gerekiyor. Kadınlar arasında okuma yazma bilmeyenin kalmaması, meslek eğitimine katılmaları ve teknolojiye ulaşmalarının temin edilmesi."
Bu anlayış değişiklikliğinden ne kastediliyor, bu anlayış değişikliği kimden isteniyor: TÜSİAD mı anlayışını değiştirecek, Gemici mi? Yoksa biz emekçiler mi anlayış değiştireceğiz? Ücretli kölelik düzeni üzerine kurulu erkek egemen sistem, nasıl olurda sırf kadın-erkek eşitliği olsun maksadıyla anlayış değiştirir, ya da eğer bu olacaksa acaba kaç bin yıl daha beklemeli? Bunun yanıtı verilmemiş!
Türkiye'nin en büyük patron kuruluşunun hazırlattığı biçimiyle zaman zaman raporlar hazırlatırlar. Bu raporlara bakarak kendilerinin yararına olacak sonuçlar çıkarmaya çalışırlar. Bu sonuçlara göre yeni temennilerde bulunurlar, yeni yasalar çıkartırlar, çıkarılan yasalara yine de uymazlar... Raporu hazırlatmadaki amaç, egemenliklerini nasıl sürdüreceklerinin, sömürülerini nasıl ikiye-üçe katlayacaklarının hesaplarıdır. Örneğin, işsiz kadınların oranına, sosyal durumuna vb. bakarak onları çalışan kadınlara karşı, onların ücretlerin düşürülmesi için nasıl kullanabileceklerini anlamaya çalışırlar.
Onlar bu hesaplarını yapadursunlar, biz şunu çok iyi biliyoruz:
Gerçek kadın-erkek eşitliği "laf ola, beri gele" ile olmuyor! Bu iş sosyalizmin işidir.
"Togo ve Laos'tan ileriyiz", "iyi ki sonuncu değiliz, sondan üçüncüyüz"e üzülmeli mi, gülmeli mi? Medeni Kanun'u 1920'lerde çıkarmakla, kadınlara oy hakkı veren ilk (kapitalist) Avrupa ülkelerinden biri olmakla övünen "Atatürk Türkiye'si"nin resmi, övünülen "Atütürk kadını"nın durumu işte budur. 75 yılda gelinen yol, arpa boyu yoldur! Ne gülünecek, ne ağlanacak andır bu an! Bu an mücadeleyi yükseltilecek andır...
Çağrımız işçi ve emekçi kadınlara: Ne zamana kadar bizim sorunlarımızı, bizi ikinci/üçüncü sınıf, ezilen cins haline getirenler bizim adımıza konuşacak, raporlar hazırlayıp temennilerde bulunacaklar? Yetmedi mi?
Biz, artık yetsin! diyoruz. Bunları; sömürü sistemleri, raporları, temennileri, yasaları, ombudsmanları... ile tarihin çöplüğüne gönderelim! Kurtuluşumuzu kendi elimize almak için örgütlenelim!
Kahrolsun erkek egemenliği demek olan sömürü sistemi!

20 Şubat 2001