ÇÖP DEYİP GEÇME!
İSTANBUL VE ÇÖP SORUNU
Çöp kelimesi; kullanıldıktan sonra işi biten, bir işe yaramayan
ve atılan, atık maddeler için kullanılmaktadır. İşe yaramaz denilip
atılan maddelerin işe tekrar yarayıp yaramayacağını yazı içinde
değineceğiz.
İnsanlık var olduğundan günümüze kadar atık madde üretmiş, üretmek
zorunda kalmıştır. İnsanların doğal maddeleri kullanımda yarattıkları
ve günümüzde kendi yaşam şartlarını tehdit edecek boyutlara ulaşan
ve doğal döngülere uygun olmayan atıklar üzerine İstanbul somutu
bağlamında değineceğiz.
İnsanlar tarafından yaratılan çöpü, ev çöpü ve endüstri çöpü olarak
iki gruba ayırabiliriz. Bu çöpleri; niteliklerine göre doğal dengeleri
bozan ya da dönüşümsüz atık maddeler, dönüşümlü atık maddeler biçimde
alt gruplara da ayırabiliriz.. Bu yazıda esas olarak ev çöpü üzerinde
duracağız.
Çöp, hava kirlenmesi ve iklim değişiminde olduğu gibi niteliksel
sınırını, kapitalizmin emperyalizme geçişinde yaşadı. Çöp emperyalizm
çağında niteliksel olarak doğal yaratılan ve doğal döngüler içinde
işleve sahip çöp olmaktan çıktı ve tüketim toplumunun vazgeçilmez
müzmin hastalığı boyutlarına ulaştı.
Emperyalizmle beraber önce çöpün boyutları, emperyalizm öncesi toplumlarla
karşılaştırılamayack ölçüde büyüdü. Bunun nedeni bir yanda üretim
tekniğindeki muazzam gelişme, bu üretim tekniğinin toplumun ihtiyaçlarını
karşılamak için değil, pazar için, üretim için kullanılmasıydı.
Aşırı üretim, ürünleri pazarlama amacıyla ambalajın ürünün kaçınılmaz
parçası olarak devreye girmesi, muazzam boyutlarda atık maddeyi,
çöpü kaçınılmaz olarak doğurdu.
İstanbul gibi Türkiye'nin en büyük şehrinde yaşanılan sorunlardan
biri de çöp sorunudur. İstanbul gibi "bir dünya şehri"nin
nüfusunu tam olarak bilmek mümkün değil. Son nüfus sayımında çıkan
rakam 12 milyon civarındaydı. Oysa gerçek nüfusun bu rakamın çok
çok üstünde olduğu biliniyor.
Evlerden, lokantalardan, bakkallardan, büfelerden vb. çıkan atıklar
ayrımsız çöpe atılıyor. Ev çöpü; yemek artıkları, kağıt, plastik,
alüminyum, cam vb. atıklar birlikte çöp konteynerine atılmaktadır.
İstanbul'da hemen hemen her yerde çöp konteyneri de yok. Konteyner
olan yerlerde çöpler konteynere atılmakta, olmayan yerlerde gelişi
güzel sokak kenarlarına, cadde kenarlarına bırakılmaktadır.
Çöpleri/atıkları Belediyelere ait çöp kamyonları toplamakta, bu
çöpler İstanbul genelinde belirlenen çöp toplama merkezlerine bırakılmaktadır.
1998 yılına kadar toplanan çöpler, İstanbul'da Anadolu yakasında,
Ümraniye-Hekimbaşı, Avrupa yakasında Kemerburgaz'da belirlenen açık
hava çöp sahalarına atılıyordu. Yıllar önce Hekimbaşı çöplüğünde
bir facia yaşanmıştı. Hekimbaşı çöplüğünde yığılan çöp dağları altında
toplanan metan gazının patlaması ile tonlarca çöp, yakında bulunan
evlerin üzerini kaplamış, insanlar ölmüştü.
Şimdi ise toplanan çöpler çöp aktarma istasyonlarına bırakılıyor.
İstanbul'da 5 yerde bu tür istasyonlar var. Bunlar: Baruthane, Yenibosna,
Halkalı, Ümraniye-Hekimbaşı ve Tuzla Aydınlıköy'de bulunuyor.
Bu istasyonlarda preslenen çöpler, tekrar kamyonlarla belirlenen
çöp depolama alanlarına bırakılıyor. İstanbul'da iki çöp depolama
alanı var. Bunlar, Avrupa yakası için, Kemerburgaz-Göktürk Odayeri,
Anadolu yakası için Şile Kömürcüoda'dır. Eski, kullanılmayan maden
ocaklarına preslenerek atılan çöpler üzerleri toprakla kapatılarak
"yeşil alan" haline getiriliyor. Yeraltında biriken metan
gazının çıkması için, döşenen borular ve bacalar yardımıyla gaz
havaya karışıyor.
Çöp depolama merkezlerine tıbbi atıklar ve tehlikeli sanayi atıklarının
alınması güya yasak. Bu yasağın ne kadar işlediği ise hem insan
sağlığı, hem de çevreye verilen önemden açığa çıkıyor. Yer yer atılmaması
gereken tıbbi atıkların depolama alanlarına atıldığı biliniyor.
Tıbbi atıklar belediyeye ait Tıbbi Atık Yakma tesisinde yakılıyor.
Yakma sonucu oluşan çeşitli gazlar havaya karışıyor. Bu yöntemle
tıbbi atıkların tamamen yakılıp ortadan kaldırılması mümkün değil.
Sadece atıkların hacmi ve kütlesi azalıyor. Yakma sonucu oluşan
bu atıklar da özel bir alanda depolanmıyor. Diğer çöplerle beraber
depolanıyor.
İstanbul'da bir günde 8 bin 750 ton çöp üretiliyor. Bu rakam 2000
yılının temmuz ayına ait bir rakam. O günde ve bugünde gerçek çöp
miktarının çok daha fazla olduğu bilinmelidir.
İstanbul'da bazı ilçelerin günlük çöp miktarı (ton) şöyle:
| Avcılar |
200 |
| Esenler
|
280 |
| K.Çekmece
|
570 |
| Bayrampaşa
|
200 |
| Gaziosmanpaşa
|
320 |
| Bahçelievler
|
440 |
| Bağcılar
|
400 |
| Fatih
|
350 |
| Güngören
|
300 |
| Bakırköy
|
270 |
| Eminönü
|
220 |
| Zeytinburnu
|
210 |
| Kadıköy
|
720 |
| Ümraniye
|
230 |
| Beykoz
|
130 |
| Üsküdar
|
450 |
| Maltepe |
280 |
| Kartal
|
260 |
| Pendik
|
280 |
(28 Temmuz 2000, Hürriyet, İstanbul eki)
İstanbul'da atıkların ayrımsız aynı çöp yerlerine atıldığını belirtmiştik.
Adına reycling denilen çöpleri ayrıştırarak atma durumu konusunda
insanlarda oluşmuş ne bir bilinç ne de bunu yapmak için gerekli
altyapı var. İstanbul'un genelinde bir kaç yerde -onlarda zenginlerin
oturduğu belli yerlerdir- kağıt atıklar için, cam atıkları için
konteynerler bulunuyor. Haksızlık etmemek için bazı ilçe merkezlerinde
direklere iliştirilmiş bir-kaç atık pil kutularının da olduğunu
bu arada belirtelim.
Yemek atıkları için ayrı, kağıt, karton için ayrı, camlar için ayrı,
plastik atıklar için ayrı, alüminyum atıklar için ayrı konteynerler
olmadığı yerde, bütün bunlar bir konteynere atılıyor.
Çöplerin ayrıştırılamadığı yerde devreye doğal ayıklayıcılar giriyor.
Sokaklarda çöpleri sadece kedi ve köpekler karıştırmıyor. Çöpten
bulabildiklerini satarak geçinen insanlar da var. Kağıt toplayıcılar,
çöplerden kağıtları toplayarak, kağıt alıcılarına satıyorlar. Plastik
toplayıcılar, plastik atıkları toplayıp satıyor. Amüminyum toplayıcıları,
cam toplayıcıları keza aynı işi yapıyor.
Belediye'nin görevini, evet devlete ait olan bir işi İstanbul'da
ve ülke genelinde bunu geçim kapısı olarak gören insanlar yapıyor.
Ne yapmalı, nasıl yapmalı?
Çöpün ya da atık maddenin olmadığı bir dünya mümkün değil. İnsanlar
varoldukları sürece, yaşamak için, kendilerini yeniden üretmek için,
yemek, içmek, beslenmek zorundadırlar. Önemli olan bu sorunun hangi
bakış açısıyla ve nasıl çözüldüğüdür. İstanbul somutunda bu sorunun
nasıl çözülemediğini gördük.
Günümüzde toplum ve çevreyi tehdit eder hale gelen çöp sorununun
çözülmesi için önerilerimizi şöyle sıralayabiliriz:
* Ayrıştırma.
Gelişi güzel çöpler aynı yere atılamaz. Atılan çöpler içinde yeniden
işlendiğinde kullanılabilir çöpler de var. Yemek atıkları ayrı toplanmalıdır.
Bu atıklar işlendikten sonra gübre haline gelmesi ve gübre olarak
kullanılması mümkündür.
Kağıtlar, kartonlar ayrı toplanmalıdır.. Toplanan kağıtların yeniden
işlenerek kağıt olarak tekrar kullanılması mümkündür. Böylece yeni
yeni ağaçların kesilmesi önlemiş olur. Cam atıkları ayrı toplanmalı,
bu atıklardan yeniden cam yapılabilir. Plastik, örneğin su için
ve gereksiz ürünler için üretilmesi yasaklanmalıdır. Hele yaz günleri
ortalık pınar, şaşal, hayat damgalı plastik su şişelerinden geçilmez
oluyor!! Alüminyumum tekrar geri kazınılması mümkündür. Bunun için
de bu atıkların da ayrı toplanması gerekiyor.
Ayrıştırma yönteminin uygulanabilinmesi için gerekli altyapı -her
atık için ayrı konteyner, her noktada olmalı- oluşturulmalı, toplum
bu bilinçle eğitilmelidir. Ayrıca doğanın kendi döngüsü içinde eritemediği
plastik, alüminyum gibi maddelerin üretilmesi zorunlu değilse, üretilmemeli,
ağırlık geri dönüşümü mümkün olan, doğayı kirletmeyen maddelere
verilmelidir.
* Atık yakma yasaklanmalıdır!
Atık yakmanın avantajları var. Yakma işlemi sırasında oluşan ısı
enerjisinden elektirik üretme, yakma sonucu atıkların hacminin ve
kütlesinin azalması sonucu atıkların depolanmasının kolaylaşması
gibi. Fakat yakma sonucu havaya ve suya yeni zehirler karışmaktadır.
Yakılan atıklar içinde bulunan çeşitli zehirli gazlar havaya, suya
karışarak insan sağlığını tehdit eder hale gelmektedir.
* Doğal ambalajlama
Bu sistemde üretilen ürünlerin satılması için, tüketimin sağlanması
için cicili, bicili geri dönüşümü mümkün olmayan, çöp dağlarını
artıran ambalajlama yapılıyor. Hatta yer yer bir ürünün ambalajı
içindeki üründen fazladır. Mesela eskiden şişeler içinde -şişe hala
var- satılan süt ve ev ev dolaşarak seyyarlar aracılığıyla litre
hesabıyla kaplara aktarılan süt, günümüzde üç katlı -karton, alüminyum,
plastik- kartonajlarda satılıyor. Ya da yoğurt, eskiden bakkallarda
kilo hesabıyla kaba aktarılarak satın alınırdı. Şimdi Pınar, Mis,
Tikveşli, SEK damgalı yoğurtlar, geri dönüşümü mümkün olmayan özel
ambalajlar içinde satılıyor. Daha fazla kâr için, pazar için yapılan
üretimin sonucu çöp dağları giderek artmıştır.
Yıllardan bu yana belediyeler çöp vergisi adı altında, her konuttan,
her ticari işletmeden vergi/haraç topluyorlar. Bu paralar nereye
gidiyor? Ayrıştırma için alt yapı için mi kullanılıyor. Çevrenin
ve insanların sağlığını tehdit etmeden mi çöp sorunu çözülüyor?
Bu sorulara evet cevabı vermek mümkün değil.
* İhtiyaca göre üretim.
Kapitalist sistemde üretimin amacı toplumun ihtiyacı kadar değil,
daha fazla kâr içindir. Kâra göre yapılan üretimde, çok daha fazla
çöpün olacağı aşikardır. Sosyalizmin çöp bağlamında alternatifi
planlı ekonomi ile ihtiyaca göre üretim sonucu çöp dağlarını azaltmak,
çöpler içinde ayrıştırma yöntemiyle kullanılabilecek olanın tekrar
kullanılması, bunun için yeni tekniklerin geliştirilmesidir.
Pazar için üretim, tüketim toplumu çöp dağlarını fazlalaştırıyor.
Bu düzen çöp dağlarını azaltma yerine, sorunu aktardığımız temelde
çözme yerine, çöp dağlarını artırıyor. Bunlar bir de utanmadan 'çöp
vergisi' adı altında haraç topluyor!!
Çöplerin çevrenin ve insanların sağlığını tehdit etmeyecek şekilde
çözmenin yolu, sorunun önemini bilince çıkarmak, sorunun bu düzenle
düzelmeyeceğinin bilincine varmak, yarattığı çöp dağlarının altına
bu düzeni gömmekten geçiyor.
17.03.2001
