HAKİM SINIFLAR KRİZİN YÜKÜNÜ
EMEKÇİLERE YÜKLEMEK İSTİYOR!

Faturayı ödeyecek miyiz?

Türkiye bir kriz dönemini daha yaşıyor. Bu krizin yarattığı etkilerinin her ekonomik krizde olduğu gibi işçilere, emekçilere yüklenerek aşılması için bir dizi önlemler alınıyor, "yeni" adı altında gösterilen ama gerçekte eskisinden özde farkı olmayan programlarla krizden çıkılmaya çalışılıyor. "Ulusal Ekonomik Program" adlı "yeni" programla işçilerden, emekçilerden "anlayış" ve "fedakârlık" bekleniyor, zaten ekonomik sıkıntı içinde kıvranan yoksul kesimlerden dişlerini biraz daha sıkmaları isteniyor.

"KURTARICI DERVİŞ!"


MGK toplantısında yaşanan ve kamuoyuna yansıyan siyasi kriz sonrasında zaten belirgin olan mali kriz derinleşirken koalisyon hükümeti krizden çıkışın yollarını aramaya başladı. Krizden çıkışın yollarından birisi olarak IMF destekli programın temel ayaklarından birisi olan "istikrarlı para ve kur politikalarından" vazgeçilerek ekonomide kısa ve uzun vadeli bir ayar arayışına gidildi.
Ve böylesi bir programın uygulanabilmesi için hükümet ekonomiye yeni bir patron aramaya çıktı. Çünkü koalisyon üyesi partilerin çeşitli yetkililerinin açıklamalarına göre Türkiye'de ekonominin idaresi çeşitli kurumlara bölünmüştü ve bu kurumlar arasında koordineyi sağlayacak bir "otorite" yoktu. Eğer böyle bir "otoriter mekanizma" olsa, ekonomi tek elden yürütülse, örneğin geniş yetkilerle donatılmış olan bir bakanlık çerçevesinde ele alınsa ekonomik sıkıntılar ortaya çıkmayacaktı. Bir başka deyişle ekonominin kötüye gitmesinin ve krizin nedenlerinden birisi olarak ekonominin yönetimi gösteriliyordu.
Kısa süre içinde ekonomiye yeni "patron" -ABD'nin ve IMF"nin de desteğiyle!- bulundu: Dünya Bankası'nda görev yapan Kemal

Derviş...


1970'li yıllarda Ecevit'in ekonomik danışmanlığını yürütmüş olan Derviş, koalisyon ortaklarının birleştiği isim oldu. Hazineden sorumlu Devlet Bakanı olarak Kabine'ye girdi, TBMM'de yemin edip göreve başladı.
Burjuva basının deyimiyle "ABD'den gelen büyük kurtarıcı!", "ermiş" Kemal Derviş'in hükümetin yetkilileriyle görüşmesinden bakanlığa atanmasına ilişkin sürece kadar üzerinde durulan noktalardan birisi IMF programından vazgeçilmesi, yeni bir programın oluşturulmasının gerekliliğiydi. Bu bağıntıda oluşturulacak ekonomik programın "ulusal"(!) olması noktasında birleşildi. Yeni ekonomik programın "ulusallığı" dillendirilirken IMF'nin uyguladığı ekonomik programın başarısızlığına yapılan vurguyla -ki Başbakan Bülent Ecevit, daha düne kadar başarılı olduğunu söylediği IMF programının 19 Şubat'ta krizle son bulması karşısında IMF'yi "çağdışı" ilan etmek durumunda bile kalmıştı!!!- kitlelerin ekonomik sorunlardan dolayı IMF'ye yönelik homurdanmaları hükümetin denetiminde ve onun çıkarları temelinde kullanılmaya çalışıldı, hem de yeni programın kitleler tarafından sahiplenilebilmesi için bir temel yaratılmaya çalışıldı.
Yapılan tam bir kayıkçı kavgasıydı.
Gerçekte hükümet emperyalistlerin ve onların kurum ve kuruluşlarının karşısında değildi, değildir. Yine hükümet Başbakanın ağzından bir anda çağdışı ilan ettiği IMF'nin kapısına dayanıp "dış destek" arayacağını bilmektedir. Bu yüzden tükürülen hemen yalandı ve söylemde her ne kadar IMF"ye, onun programlarına ve çalışanlarına yönelik birtakım "eleştirel" değerlendirmelerde bulunulsa da emperyalist güçleri cepheye almayacak şekilde hareket etmeye özen gösterilmektedir. Bağımlılık ilişkisine halel gelmeyecek bir tavırla durum idare edilmeye çalışılmaktadır.
Kemal Derviş ve görev teklif edildikten sonra kurduğu ekibi "ekonomiyi kurtarma" hedefli çalışmalarına kısa zamanda hazırlayıp açıkladıkları bir "Acil Önlemler Paketi" ile başladı.
Ancak paketin hazırlanma sürecinde Derviş'in üzerinde durduğu iki nokta vardı. Bunlardan birisi oluşturulacak ekonomik programın uygulanmasında siyasi desteğin bulunması şartı. Derviş, siyasi iradenin oluşturulacak ekonomik paketin arkasında durması gerektiğini vurguluyor ve buna destek istiyordu. (İlginçtir, aynı istek ABD tarafından da ABD Büyükelçisi Pearson tarafından da koalisyon ortağı parti liderlerinden talep ediliyordu. Hazırlanan "ulusal" programın ne kadar "ulusal" olduğu bu talepten de anlaşılmaktadır!)
Ekonominin yeni "patronu" Kemal Derviş, ikinci olarak toplumun çeşitli kesimlerinden destek arayışına girdi. Bu amaçla öncelikle sendika konfederasyonlarıyla görüştü. Bu görüşmelerde Derviş, ekonomik olarak düze çıkmak için işçilerden, emekçilerden destek istedi. Derviş, işçi konfederasyonlarına öz olarak şunu söyledi:
"Hiper enflasyon tehlikesi var, olursa hepimizi mahveder. Bunun için öncelikli önlemler dizisi var. Daha da kötü durumlara düşmemek için önlemlerin bir an evvel uygulamaya konması lazım."
Türkçede "ölümü gösterip sıtmaya razı etmek" şeklinde bir laf vardır. Kemal Derviş'in yaptığı da tam buydu; işçi sendikalarına hiper enflasyon tehlikesini gösterip daha kötü duruma düşmemek için hazırladıkları programa destek olmalarını istedi. Kemal Derviş öncelikle ilk üç ayı "garanti altına alma" peşindeydi. Türk hakim sınıflarının, işçi sınıfı içindeki ajanları olan sarı sendika ağalarının "büyük kurtarıcı", "yeni Özal" Kemal Derviş'in destek talebine yanıtı esasta olumlu oldu. Bunun yanısıra, örneğin, fedakârlığın rantiyeciler tarafından yapılması, sosyal adaletin sağlanması gerektiği vs. gibi gözboyamaya yönelik bir-iki laf da edildi, o kadar! Böylelikle sendika bürokrasisi, işçi sınıfının hükümetin ilk planda uygulamaya koyduğu "Acil Önlemler Paketi"ne destek vereceğini ifade etti. Bugün bünyesinde örgütlü bulunan işçiler, emekçiler adına "Acil Önlemler Paketi"ne destek vermeye çağıran sendika bürokrasisi yarın sözümona işçilerin, emekçilerin örgütü olarak kendilerine danışılarak hazırlanacak uzun vadeli -birkaç yıllık- yeni ekonomik programa da onay verecek; krizin faturasının işçi ve emekçilere ödenmesinde üzerlerine düşeni yerine getireceklerdir.

"ACİL ÖNLEMLER
PAKETİ"NDE NELER VAR?


İşçilerden ve emekçilerden ilk etapta desteklemeleri istenen "Acil Önlemler Paketi"nde neler var? Bu sorunun yanıtını aramaya geçmeden önce 19 Şubat siyasi krizi ile tetiklenmesinden "Acil Önlemler Paketi"nin hazırlanmasına kadar geçen süredeki ekonomik krizin etkilerini işçiler emekçiler açısından kısaca irdeleyelim:
Türk lirasının döviz karşısında dalgalanmaya bırakılması yöntemiyle % 40 civarında örtülü bir devalüasyon yapıldı. Bunun işçiler, emekçiler açısından anlamı, en temel ihtiyaç maddeleri başta olmak üzere mallara % 40 civarında zammın yapılması demektir. Yine işçilerin, emekçilerin ücretlerinde artışa gidilmezse -ki şu ana kadar böyle birşey yoktur! Söylenen sadece "işçilerin, emekçilerin enflasyona ezdirilmeyeceği" lapasıdır!- yoksul kesimlerin yaşamak zorunda bırakıldıkları yoksulluğun daha da derinleşeceği açıktır. Bu yetmiyormuş gibi krizin faturasının bütünüyle işçilere emekçilere yüklenmesi amaçlı "Yeni Ekonomik Program"ın öncülü bir "Acil Önlemler Paketi" hazırlanmıştır. Bu paketin bazı maddeleri şöyledir:
« Örtülü devalüasyon sonrası yapılan zamlara devam edilecektir. "Başta enerji ve petrol sektörü olmak üzere ithale dayalı ürün fiyatları geciktirilmeden ayarlanacak. Akaryakıt Tüketim Vergisi en az enflasyon ölçüsünde ayarlanacak." (Milliyet, 16 Mart 2001) Bununla devalüasyonun yoksulları vurması sürecektir. Nitekim bir ay içinde otomatiğe bağlanmışçasına akaryakıta üç kez zam yapılmıştır. Başta gıda maddeleri olmak üzere birçok madde zamlanmıştır ve zam furyası zincirleme sürmektedir.
« Özelleştirmeye hız verilecek, THY, Tekel ve şeker fabrikaları başta olmak üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın portföyünde bulunan tüm kurum ve kuruluşlar hızla özelleştirilecektir. Bunun anlamı işsizler ordusuna yeni onbinlerin katılacağının ilanıdır. Daha fazla işçi, emekçi sokağa atılacaktır.
« "İşçiye düşük zam... Kamu işçileri ücretleri, 1999-2000'deki reel artışlar, bütçe imkânları ve işletmelerinin ödeme yeteneğine göre, ücret adaleti gözetilerek ayarlanacak" (Milliyet, 16 Mart 2001)
1999-2000 yıllarındaki reel artışların oranı ile enflasyon arasındaki dengesizlik hâlâ hatıralardadır. Hükümet resmi olarak % 50'lerin üzerindeki enflasyon karşısında işçilere % 25 zammı bile çok görmüştü. "Acil Önlemler Paketi"ndeki bu ifade ile -her ne kadar ücret adaletinin gözetileceği telaffuz edilse de- mevcut uygulamaya devam edecek, işçilerin, emekçilerin enflasyona ezdirilmesi sürecektir. Bu sistemde hiçbir zaman "ücret adaleti" sağlanmamıştır, sağlanamaz. Yine bu sistemde uygulanagelen şey, enflasyonun işçi ücret artışından hemen her zaman üstün olduğudur. Bu durum sürdürülmek istenmektedir.
« Sadece kamu işçilerine değil, memurlara da aynı uygulama dayatılmaktadır. Memur ve sözleşmeli personelin maaşlarının "hedeflenen" enflasyon oranında artırılacağı ifade edilmektedir. Bu büyük bir sahtekarlıktır. Hükümetin geçen yılın enflasyon oranını aşağılara çekme hedefi % 20 civarındaydı. Bunun karşılığında işçilere, emekçilere yapılan ücret artışı % 10 civarında kaldı.
Yıl sonunda ise enflasyon oranı % 39 olarak açıklandı! Hem de "büyük başarı" olarak!!! Kendi verdikleri bu rakamlar üzerinden bile emekçilerin cüzdanından en az % 30 oranında bir kayıp sözkonusudur.
Memur ve sözleşmeli personelin maaşlarının "hedeflenen" enflasyon oranında artırılacağı ifadesi bu yıl da önceki yıllarda uygulanan yöntemin sürdürüleceğini göstermektedir. Hükümet yine kendi ölçülerine göre bir enflasyon belirleyecek, memura ve kamuda çalışan işçilere en iyi halde bu hedef üzerinden bir ücret ayarlaması yapacak; yıl sonunda ise hedef enflasyon rakamı ile ortaya çıkan yıllık enflasyon arasında uçurum ortaya çıkacak ve büyük bir pişkinlikle ortaya çıkan enflasyon rakamı yine "başarı" olarak değerlendirilecektir. Bu arada olan işçi ve memur ücretlerine olacak; işçi ve memurlar enflasyonun dişlileri arasında preslenmiş olarak artık bir sonraki yıl için beklenti içine sokulacaktır.
« Enflasyon ve ücretler arasındaki dengesizlik konusunda uygulama çiftçiler bağıntısında da sürdürülecektir. "Destekleme fiyatları hedeflenen enflasyonu (TÜFE) aşmayacak şekilde arttırılacak ve kuruluşların finansman imkanlarına göre miktar kısıtlamasına gidilecektir". "Acil Önlemler Paketi"ndeki bu ifade ile çiftçiler enflasyona ezdirilmeye devam edeceklerdir. "Destekleme fiyatları" ile enflasyon oranı arasındaki fark geçen yıl olduğu gibi bu yıl da hayli açık olacaktır.
"Acil Önlemler Paketi"ne yansıyan tüm bu ifadeler, krizin yükünün emekçiye fatura edileceğini göstermektedir. Bu zamla olacaktır, işçi ücretlerinin enflasyon karşısında ezilmesiyle gerçekleşecektir, işsizliğe mahkumiyetle gerçekleşecektir, vs. vb. Kısaca işçi sınıfı adına konuşan sendika bürokrasisinin ilk elden destek verdiği "Acil Önlemler Paketi" böyle bir pakettir.
Yukarıda değindiğimiz gibi bu paket yürürlüğe konulması düşünülen "Ulusal Ekonomik Program"ın öncülüdür. Yarın, ertesi gün hakim sınıflar ve onların ekonomi alanındaki sözcüleri, yeni bir programla daha "ulusallık" adına, "zorunluluk" adına, "ülkeyi düze çıkarma" adına, "dişimizi, kemerimizi sıkalım, refaha erelim" vs. vaadleriyle emekçilerden yine "anlayış" talep edecek, destek isteyecekler.

NE İÇİN, KİME
DESTEK?

İşçiler, emekçiler tüm bu sözlere aldanıp ortaya konan paketlere, programlara destek verecekler mi?
İşçiler, emekçiler yoksullaşmanın derinleşmesine hizmet edecek olan, açlık sınırında yaşama pahasına mal olacak "yeni programlara" destek vermeli mi?
Şu ya da bu emperyalist gücün ya da güçlerin çıkarlarını korumak için ortaya çıkan IMF, Dünya Bankası gibi kurum ve kuruluşların hazırladığı ve işçilerin, emekçilerin bedelini ödediği programlara işçiler, emekçiler destek vermek zorunda mı?
İşçiler, emekçiler kapitalizmin yol arkadaşı ekonomik krizlerin yüklerini çekmek zorunda mı?...
Hayır...
İşçiler, emekçiler; bedelini daha fazla yoksullaşmak, açlık sınırına itilmek olarak ödedikleri ekonomik krizlerin faturasını ödemek zorunda değildir!
İşçiler, emekçiler IMF gibi, Dünya Bankası gibi emperyalistlerin çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısı kurum ve kuruluşların dayattığı reçetelerle yaşamak zorunda değillerdir. İşçiler, emekçiler, IMF'nin reçetelerine sözde karşı çıkan, ama gerçekte aynı reçeteleri "yeni", "ulusal" vs. kisvelerle ileri süren, kitlelerin emperyalistlere ve onların kurum ve kuruluşlarına olan tepkilerini kendi potalarında eritmeye çalışan emperyalizmin işbirlikçilerinin program ve paketlerini kabul etmek zorunda değillerdir!
İşçiler, emekçiler, kimi milliyetçi, reformist "sol" akımların emperyalizme karşı çıkmak adına, IMF politikalarına karşı çıkmak adına ileri sürdükleri -gerçekte emperyalizmden bağımsız olmayan- "ulusallık" teranelerine prim vermek zorunda değillerdir. "IMF defolsun, Türkiye kurtulsun!" diyerek, sınıf mücadelesini emperyalizmin şu ya da bu kurumuyla sınırlayan; bu arada işbirlikçi Türk hakim sınıflarının sisteminin koruyuculuğu konumunda konaklayan sözümona "antiemperyalist" güçlerin sakat görüşlerine, IMF politikalarına karşı çıkma adına savunulan milliyetçiliğe -hem de "sol" adına, "sosyalizm" adına, "Marksizm-Leninizm" adına- karşı da mücadele yürütülmek zorundadır. Sınıf mücadelesi emperyalizmin şu ya da bu kurumuna karşı değil, bir bütün olarak emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin düzenine, sistemine karşı olmak zorundadır.
İşçiler, emekçiler kendileri adına konuşan, gerçekte sömürücü sınıfların ve onların sistemlerinin korunmasına hizmet eden, son olarak işçileri emekçileri daha fazla soyup soğana çevirmek için hazırlanmış olan "Acil Önlemler Paketi"ne destek sunan sendika bürokrasisini elinin tersiyle bir köşeye fırlatıp atmalı, sömürü sistemine karşı mücadeleyi kendi eline almalıdır.
İşçiler, emekçiler ücretli kölelik sistemi ile yaşamak zorunda değildir... İşçiler, emekçiler bu sistemin ürünü olan krizlerle, programlarla, paketlerle yaşamak zorunda değildir. İşçiler, emekçiler, sömürücü kapitalist sistemin kendilerine dayattığı, destek istediği, ağır bedellerle ödemeye mahkum ettiği her geçen gün daha da yoksullaşmaya yol açan politikaları elinin tersiyle itmeli; mevcut sistemi, kriziyle, paketiyle, programıyla tarihin çöplüğüne atmalıdır.
Kurtuluş, ücretli kölelik sisteminin ortadan kaldırılması, yerine işçilerin, emekçilerinin cumhuriyetinin kurulmasındadır! İşçiler, emekçiler, sömürünün, ücretli kölelik düzeninin ortadan kalktığı bir düzeni, işçilerin-emekçilerin cumhuriyetini kurabilirler, kurmalıdırlar. Bunun için işçiler, emekçiler devrim mücadelesine atılmak zorundadır!
Kurtuluş; emperyalizme ve onların işbirlikçilerinin sistemlerinin ortadan kaldırılmasındadır, devrimdedir!

16 Mart 2001