TEZ-KOOP-İŞ SENDİKASI İSTANBUL 4 NO’LU
ŞUBE
4. GENEL KURULU’NU YAPTI…
Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (TEZ-KOOP-İŞ) örgütlü olduğu iş kolunda şimdilik en büyük sendika durumunda. Bu sendika aynı zamanda Türk-İş Konfederasyonu içerisinde, sendikaların baş aşağı gitmesine karşın, gelişen sendikalardan da birisidir. Bu sendika yönetimi, tüm sorunlarına rağmen Türk-İş içerisindeki gerici ve faşist sendikal yapılanmalara karşı demokratik tavırlar sergileyen bir konumdadır.
İstanbul 4 No’lu şubeyi bizler yıllar önce, Migros alış-veriş merkezlerinin örgütlenmesi sürecinde verilen kavgadan tanıyoruz. Her ne kadar o dönemde sorunlarına sahip çıkan ilerici, demokrat ve devrimci işçilerin ve şube yöneticilerinin büyük bölümü bu şube yönetiminden dışlanmış durumda ise de, Migros mücadele geleneği bugünkü Migros’lu işçinin belleğinde hâlâ belli bir yer tutmaktadır…
4 No’lu şube yaklaşık 2300 üyeye sahip bir şube ve bu üyeyi temsilen 112 delege Genel Kurul’a katılma hakkına sahipti. Bu 2300 üyenin yaklaşık yarısı kadın işçi olmasına rağmen Genel Kurul’daki kadın delege sayısı 15-20 civarında idi. Bu olumsuz durumun hiç kimse tarafından eleştirilmemesi de bir başka olumsuzluktu.
Genel Kurul Topkapı’daki Olcay Otel’in düğün salonunda 18 Şubat pazar günü saat 10.00’da yapıldı. Açılışın ardından, Divan Kurulu’na TEZ-KOOP-İŞ Sendikası’nın yöneticileri önerildi ve bunlar oybirliği ile kabul edildiler.
Atatürk ve işçi sınıfı davasında şehit düşenlerin anısına (ikisinin birbiriyle bağını nasıl kurabiliyorlarsa?!) bir dakikalık saygı duruşundan sonra, kongrenin normal süreci başlatıldı.
Yönetim Kurulu raporu kongrenin yapılacağı tarihten iki hafta önce herkesin elinde varolduğundan okunmadı. Böylece raporlar okunmadan çalışmalara geçildi.
Dokuz delege söz hakkı alarak konuştu. Bu konuşmacıların konuşmaları içerisinde kayda değer bir tek eleştiri vardı. Diğer eleştirilerin büyük bölümü yapıcı, şube çalışmasını ilerletecek eleştiriler değildi. Bazıları şube yönetimine, mevcut listenin dışında aday oldukları için adaylıklarını ve sebeplerini açıklayan konuşmalardı. Başkan adayı olarak kendisini öneren eski şube sekreteri ise tamamıyla kara çalma kampanyası yürüttü. Kayda değer olan eleştiri ise haklı idi. Eleştiriye göre, Migros’ta artık kullanılmayan ürünlerin satışını yapan “ŞOK” marketleri çalışanları için şube tarafından ayrı bir toplu sözleşme imzalanmıyordu ve yalnızca bir ek protokolle belli haklar işçilere tanınıyordu. Eleştiri getiren delege ise artık buna bir son vermek gerektiğini, kendilerinin de sendikanın üyesi olarak ayrı bir toplu sözleşmeye ya da Migros çalışanları için geçerli olan toplu sözleşmeden yararlanmak istediklerini belirtti. Bu doğru bir talepti.
Fakat ara konuşmalarda sorunun ne olduğunu anlamaya çalıştık. Buna göre, aslında Şok ve Migros marketlerinin sahibi olan Koç Holding yöneticileri “iyi niyet”leri icabı böyle bir şey yapıyorlarmış; yoksa işveren isteseymiş sendikayı bu mağazalardan atabilirmiş; çünkü, sendika yetkiyi alıp işçileri temsil etmesine rağmen, işyerindeki örgütlülük sağlam olmadığı için işverenle kavgayı göze alarak bir anlaşmaya zorlayamıyormuş… Sendikanın örgütlülüğünün kötü olmasında bu gibi işyerlerinde part time çalışan işçilerin sayılarının çok olması ve bunların değişik vardiyalarda çalıştırılması; bunlarla ilişkilerin kötü olması önemli nedenler arasında imiş…
Sendikaların bu duruma bir çare bulamamaları şeklindeki yetersizlikleri sonucu bugün sendikalı işçi sayısının en alt seviyelere indiği bilindiğinde, bu tavrın bir çıkış yolu olmadığı, olamayacağı açıkça ortadadır. Kongre salonunun duvarlarında asılı bulunan, “Emek en yüce değerdir!”, “Yaşasın işçilerin birliği!” sloganlarının içeriğine uygun bir tavır sergilenemedi. Yalnızca sendika başkanı Sadık Özben’in konuşması biraz olsun ferahlatıcı bir rol oynayabildi. O, konuşmasında, işverenlerin ve devletin uluslararası sözleşmelerden doğan işçi haklarına saygı göstermediklerini; totaliter rejimlerde bile olmayan baskıların uygulandığını, 12 Eylül’den kalma Anayasa ile halkın yönetilmek istendiğini, halbuki sivil bir anayasaya ihtiyaç duyulduğunu; bu ülkede meşru mücadele verilip bedel ödenmeden bir yerlere gelinemeyeceğini, bu bedelin önce sendikacılar tarafından ödenmesi gerektiğini; işçilerin ondan sonra bu bedeli ödeyeceklerini, lafla ileri gidilemeyeceğini, mücadele alanında bedel ödemek gerektiğini, kendilerinin üyelerinin eleştirilerine açık olduklarını savundu.
Konuşmacılardan birisi de, namuslu insanların en az namussuzlar kadar cesur olması şartlarında başarı kazanacaklarını söyledi.
Konuşmaların ardından eski yönetim kurulu aklanarak seçimlere geçildi. Seçimlerde hazır listenin dışında, 4-5 ek aday çıktı. Bunlardan biri şube başkanı adayı olarak ortaya çıktı. Sonuçta bir kişi mevcut listeyi delerek yönetim kuruluna girdi. Eski başkan yeniden seçildi. Seçilen başkanın blok liste sunmasına karşın, önerilen kişiler ayrı liste sunamadıkları için çarşaf liste şeklinde seçimler yapıldı.
Bu Genel Kurul boyunca çeşitli kişilerle değişik konular üzerine konuştuk.
***
Tez Koop İş 2 No'lu Şube 9. Olağan Genel Kurulunu yaptı
Bu kongreden bir hafta sonra yine aynı sendikanın 2 No’lu şubesi aynı yerde 9. Olağan Genel Kurulu’nu yaptı.
Bu Genel Kurul daha iyi örgütlenmişti.
Salonun duvarlarında, “Emek en yüce değerdir!”, “Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz!”, “Yaşasın işçilerin birliği!”, “Sendikasızlaştırmaya, taşeronlaştırmaya, esnek çalıştırmaya, tensikatlara karşı örgütlen, sınıf mücadelesini yükselt” şiarları yer alıyordu.
Bu kongreye katılan kadın delege sayısı biraz daha fazla idi. Yine kongre sürecinde yapılan konuşmalar içerisinde çok sayıda kadın delege de vardı. Bu kongrede hazırlanılıp sunulan listede bir kadın işçiye yer verilmişti. Bu liste seçildi. Bu listeyi şube temsilciler kurulu hazırlamıştı. Bu kurul üyeleri kendi aralarında tartışarak şube yönetiminde kimin yer alması gerektiğini tartışarak hazırlık yapmışlardı.
Söz hakkı alıp konuşan işçiler ve şube başkanı, önceki kongreden farklı olarak sermaye sistemini hedef aldılar. Şube başkanı Hulusi Uğurcan, kamu sektörünün özelleştirilmesi yetmezmiş gibi meclisin de özelleştirildiğini, IMF’ye satıldığını ima ederek konuştu. Konuşmasının devamında “sınıfın soluksuz” olduğunu söyleyenlere çatarak, aslında bunu diyenlerin kendilerinin soluksuz olduğunu, yüzbinlerce işçiyi Ankara’dan sonuç almadan geri gönderenlerin suçlu olduğunu, gerektiğinde, işçilerin burnu kanatılarak sonuç almak gerektiğini, bu konfederasyonlarla bir yere varılamıyacağını belirtti.
Bu konuşmalara tabii ki, dövizin serbest dalgalanmaya (siz devalüasyon deyin) bırakılması ve sonuçları da yansıdı.
Bu durumdan rant elde etmek isteyen işçi sınıfının düşmanı MGK’cı generaller partisi “İşçi” Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hıdır Okka’ya değişik konuşmacılar tarafından cevap verildi. Bu zat kartel medyasına çatıp “Bu medya Ali Kemal’in medyası, Mustafa Kemal’in medyası değil!” diyerek MGK’cı kanadın propagandasını yaptı. Bu zat, MGK’daki provokasyonu CIA ve MİT’in birlikte düzenlediğini, çünkü saygınlığı olan MGK’yı yıpratmak istediklerini, bunu IMF ve AB’cilerin yaptırdığını savundu. Bu zat bunlara benzer bir çok şeyler zırvaladı…
Konuşmacılardan birileri, “Siz MGK’yı savunuyorsunuz ama bu MGK’nın da IMF’nin programını savunduğunu ve AB’ye girişten yana olduğunu defalarca ifade ettiğini, bunun nasıl açıklanabileceğini” sordu. Yine bir konuşmacı, askerlerin hiç bir zaman sınıftan, emekçi halktan yana tavır takınmadığını, bu işin generallere karşı ele alınarak yapılması gerektiğini savundu.
EMEP adına İstanbul il örgütünden Cevriye Aydın konuştu. Cevriye Aydın konuşmasında İP’i eleştirirken, onunla ortak bir noktada –milli yanlarının ortak olduğu noktasında– birleşti. Bu iki ekip de bu konuda ülkedeki kimi milliyetçilerle aynı kaba girmektedirler. Emperyalizme karşı olmakla, emperyalizmin şu ya da bu programına karşı olmak arasındaki farkı gözlerden gizleyen; emperyalizme karşı mücadelenin sosyalizm için mücadele olduğunu, bunun için emek-sermaye çatışmasının sınıf mücadelesi zemininde ele alınarak, bu mücadelenin devrim için mücadeleye tabi kılınarak ele alınması gerektiğini inkâr eden bu iki ideolojik kardeş partinin gidişatı hiç iyi değil… Herhalde işçiler de bunu görmüştü ki; seçimlerde bunlara pek de oy vermediler…
Bir konuşmacı devalüasyonu gözönüne alarak yapılan toplu iş sözleşmelerinin revize edilmesi gerektiğini, eğitim iş kolundaki grev yasağının toplu iş sözleşmeleri üzerinden delinmesi için mücadele edilmesi gerektiğini savundu.
Sendikanın Genel Sekreteri Faruk Üstün yaptığı konuşmada, artık, “Söz bitti sıra eylemde!” şiarının uygulanması gerektiğini, gerçekten sözün zamanının geçtiğini, hayatı işçiye zehir edenlere karşı bunu pratikte göstermek gerektiğini, fakat bunun lafla değil örgütlülükle olabileceğini, üç konfederasyonun birleşmesi gerektiğini, işverenlerin bugün ağlamasının sahtekârlık olduğunu, Türkiye’deki sistemin kapitalist sistem olduğunu, onların dinlerinin de kâr olduğunu savundu.
İki konuşmacı da Türkiye’deki bazı sorunları aşmak için uluslararası alanda ortak çalışmaya daha fazla önem verilmesi gerektiğini savundular.
Bir işçi, Türkiye’de sömürge tipi faşizmin uygulandığını ve hakim sınıfların görevlerini yerine getirdiklerini, fakat çalışanların ve örgütlerinin kendi görevlerini yerine getiremediğini, bundan dolayı sendikalardaki işçi düşmanı hainlerin temizlenerek Türk-İş çatısına doğru çıkmak gerektiğini söyledi.
Bir işçi, bu saldırılara karşı, sınıf içindeki bölünmeye ve parçalanmaya son vermek gerektiğini, tek birlik, tek sendikada birleşilmesi gerektiğini, birliğin tabandan örülmesi gerektiğini, bunun tavandan beklenemeyeceğini, krizin faturasının işçilere çıkarılmaması için bugün alanlarda olmak gerektiğini savundu.
Konuşmalarda yer yer sömürüsüz, sınıfsız bir toplum, yeni bir dünya isteği dile getirildi.
Bu konuşmaların ardından seçimler yapılarak genel kurul sonuçlandırıldı. Bu seçimlerde de esasta çarşaf liste biçimindeki seçim sistemi uygulandı. Her iki genel kurulda da üst kurul delegeleri seçildi.
Biz yine bu kongrede de işyerlerinden gelen delegelerle değişik konular üzerine konuştuk, tartıştık.
Genelde sessiz toplum görüntüsüne karşı bu genel kurul, kurtuluşun işçi sınıfının kendisinde olduğunu bir kez daha görmek isteyenlere gösterdi. Yeter ki, işçi önderlerinin bazı yanlışlarını, yetersizliklerini doğru önerilerle, dostça yaklaşımlarla onlara gösterebilelim ve ama onların da konuşmalarından, azimli çalışmalarından öğrenerek ilerlemesini bilelim!
