DEVRİMCİ DURUM VAR MI,
VE "GİTTİKÇE ARTIYOR" MU?
DEVRİMCİ DEMOKRASİ DERGİSİ BU KONUDA NE DİYOR?

Devrimci hareket zor bir dönemden geçiyor. Hücrelerde ölüme yatanlar birer birer toprağa düşüyor. Düşenlerin uğrunda mücadele ettikleri; işçilerin, emekçilerin, baskı ve sömürünün olmadığı bir dünyada yaşamlarını sağlama mücadelesi, işçilerin, emekçilerin büyük çoğunluğu tarafından sahiplenilmiyor. İşçiler, köylüler, emekçiler devrimci tutsakların hücrelerde ölümüne kayıtsız. Geniş kitleler açısından, devletin cezaevlerindeki devrimci tutsaklara karşı yaptığı 19 Aralık katliamı, devrimci tutsakların açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri gündemde değildir. Acı ama gerçek durum budur.
Ölüm oruçları ve açlık grevlerine, devletin devrimci tutsaklara baskılarına karşı verilen destek, devrimci örgütlerin kendi çevresi, tutsak yakınlarının örgütlü kesimi, bazı demokratik kitle kuruluşları ve aydınların bir kesiminin desteği ile sınırlıdır.
Kuşkusuz bu durumun nedenleri var. Faşist devlet devrimci tutsaklara verilen desteği engellemek için her türlü yola başvuruyor. Devlet terörüyle devrimci tutsaklara destek çabaları engellenmeye çalışılıyor. Burjuva medya bilinçleri esir alıp, yıkıyor. Devrimci hareket zayıf. Kitlelerin bilinç ve örgütlenme düzeyleri çok geri. vb.
Hakim sınıflar kendi ifadeleriyle tarihlerinde en ağır ekonomik krizi yaşıyorlar. Kriz en çok işçileri, köylüleri, emekçileri vuruyor. Kitleler yaşam savaşı veriyor. Krize karşı küçük burjuvazinin patlayan öfkesi şimdilik durulmuş durumda.
Ülkemizde devrimin olabilmesi için objektif şartlar her zamankinden daha olgun ve elverişli. Fakat devrime objektif şartların elverişli olması demek, eşittir devrim hemen olacak anlamına gelmiyor. Devrimin olabilmesi için objektif şartlar yanında, onunla denk subjektif şartların da olması gerekiyor. Subjektif şartlardan anlaşılması gereken, işçilerin ve emekçilerin bilinç ve örgütlenme düzeylerinin devrimi isteyecek, devrim için harekete geçecek düzeyde olmasıdır. Bolşevik öncünün varlığı, işçi sınıfının öncüsünün kazanılmış olması, güçlü bir komünist hareketin varlığını da buna dahil edebiliriz.
Görev bu anlamda subjektif öğeyi, objektif öğe düzeyine yükseltmektir. Bolşevik öncüyü sağlam temeller üzerinde adım adım inşa etmek, işçi sınıfının öncüsünü komünizme kazanmak, kitleleri devrim cephesinde örgütlemektir.

Lenin'e göre devrimci durum:
Devrimin objektif ve subjektif şartlarının birbirine denk olması devrimin olabilmesi için yeterli değildir. Devrimin olabilmesi için devrimci durum olarak adlandırılan, belirli koşulların birarada olması gerekir. Lenin devrimci durumu şöyle açıklar:
"Marksistlere göre, devrimci bir durum olmaksızın bir devrim olanaksızdır: ama her devrimci durum da devrime götürmez. Genel konuşulduğunda, bir devrimci durumun belirtileri nelerdir? Şu üç ana belirtiyi ileri sürersek, kanımca kesinlikle yanılmış olmayız: 1) Egemen sınıflar için, egemenliklerini biçim değiştirmeden sürdürmek imkansız olduğunda; "üst katmanlar"ın şu ya da bu bunalımı, egemen sınıfın siyasetinin bir bunalımı, ezilen sınıfların hoşnutsuzluk ve kırgınlıklarının ortaya dökülmesini sağlayacak bir gedik açtığında. Bir devrim olması için, kural olarak, "alt katmanlar"ın eski biçimde "yaşamak istememeleri" yetmez, "üst katmanların" eski biçimde "yaşamamaları" gerekir. 2) Ezilen sınıfların sıkıntıları ve sefaleti alışılmış ölçütten daha da şiddetlendiğinde. 3) Yukarıdaki nedenlerin sonucu olarak, "barışçıl" dönemlerde soyulmalarına hiç seslerini çıkarmadan katlanan, ama fırtınalı zamanlarda hem tüm bunalım durumu ve hem de bizzat "üst katmanlar" tarafından bağımsız tarihsel eyleme itilen kitlelerin eylemliliği oldukça arttığında.
Yalnızca tek tek grupların ve partilerin değil, tek tek sınıfların iradesinden de bağımsız olan bu nesnel değişiklikler olmaksızın, bir devrim -kural olarak- olanaksızdır. Bu nesnel değişikliklerin hepsine birden devrimci durum denir. Böyle bir durum 1905'te Rusya'da ve Batı'daki bütün devrimci dönemlerde vardı; gerçi aynı durum 1860'larda Almanya'da, 1859-61 ve 1879-80'de Rusya'da varolduğu halde, bu durumlarda devrim olmadı. Niçin? Çünkü her devrimci durumdan devrim çıkmaz; bir devrim, ancak, yukarıda sayılan nesnel değişikliklerin yanısıra, öznel bir değişiklik de olursa meydana gelir, yani: devrimci sınıfın, bunalımlı dönemlerde bile, "devrilmediği" taktirde "devrilmeyen" eski hükümeti devirmek (ya da sarsmak) için yeterince güçlü kitle eylemleri yapma yeteneği." (Lenin. II. Enternasyonal'in Çöküşü, aktaran Leninizm Defterleri, 2. Defter, Proleter Devrimin Teorisi, s.125,126, İnter yayınları)

Türkiye'de devrimci durum
var mı?

Lenin devrimci durumun belirtilerini, özelliklerini 3 noktada topluyor. Devrimci durum tahlili ışığında ülkemizdeki durumu kabaca şöyle özetleyebiliriz:
Egemen sınıflar, (yukarıda) aralarındaki çelişmelere, dalaşlara rağmen, kendi belirledikleri yöntemlerle 'yönetebilecek' durumda. Ordunun 'balans ayar'ları da devreye girmesine rağmen; 'parlamenter demokrasi' maskesi kaldırılıp atılmaksızın hükümet değişiklikleri yapıldı. Seçimler yapıldı, cumhurbaşkanı seçildi. Meclis kendi içinde yeni hükümetler çıkarabilecek durumda. Meclis içinde yeni hükümet alternatifini çıkaramadığı durumda, yeni seçimle 'yeni' alternatifler gündeme gelme durumu var.
Ezilen, sömürülen (aşağıdaki) sınıflar açısından durum ise şudur: Kitleler ekonomik durumdan yakınmalarına, ekonominin gidişatından hoşnutsuz olmalarına rağmen, düzene karşı 'bağımsız tarihsel eylemler'i sözkonusu değildir. Düzene karşı isyanın tüm objektif şartları her zamankinden daha olgun durumda. Fakat düzene karşı kitlelerin isyanı yok. Verili mücadele hakim sınıfların yeni saldırıları ve kazanılmış kimi hakları geri alma girişimlerine karşı savunma mücadeleleridir; bu mücadeleler genelde düzen içi mücadele ile sınırlıdır.
Ekonomik krizde, kendiliğinden esnaf eylemlerinde sıçramalı bir gelişme yaşandı. Diğer sınıf ve katmanlarda bir hareketlilik yaşandı.
Kriz dönemleri krizlerin yükü emekçi sınıfların sırtına yıkıldığı için, işçi sınıfı ve emekçilerin kapitalizmin gerçek yüzünü kendi tecrübeleriyle görüp kavramaları için ve düzene başkaldırı için uygun şartlar yaratır. Bu tahlili yapmak eşittir her ekonomik kriz kendiliğinden ve otomatik olarak devrimci duruma yolaçar anlamına gelmez. Her devrimci durumun da devrime yolaçmadığı bilindiğinde, bunun için işçi sınıfı ve emekçi yığınların bilinç ve örgütlenme seviyesi belirleyici önemdedir.
Lenin'in devrimci durum tahlilini, ülkenin gerçekleriyle birleştirdiğimizde, devrimci durumun olmadığını görürüz.
Sıraladığımız bu gerçekleri yok saymak, kendi subjektif isteğini gerçeğin yerine koymak, devrimci grupların örgütlü mücadelelerini halkın mücadelesi yerine koymak, yürüyen kimi mücadeleleri olduğundan fazla abartmak ve adeta halk isyanı varmış ya da isyan kapıda bekliyormuş gibi siyaset geliştirenler için ülkemizde devrimci durum vardır. Bu tespiti yapanlardan biri de Devrimci Demokrasi dergisidir.
Bağımsızlık Yolunda Devrimci Demokrasi dergisinde, "Boğulmak istenen senin sesindir. Devrimci iradenin tecrit ve izolasyon işkencesine karşı sürdürdüğü direnişe kayıtsız kalma!" başlıklı yazıda konumuzla ilgili şunlar söyleniyor:
"19 Aralık katliamına kadar kamuoyu duyarlılığı hedeflenenin ötesinde bir noktaya vardı. Pervazsız (doğrusu pervasız olacak BN) ve soysuz bir psikolojik savaşın eşliğinde katliam gerçekleştirildi. Devlet bir kez daha tüm kesimlere kanlı dişlerini gösterince, örgütlü olmayan toplumsal muhalefet; katliamı durdurma, ölüm hücrelerine geçişi engelleme mücadelesi yerine, geri çekilmeyi ve suskunluğu seçti. Kitlelerin bu durumu devletin tam da istediği bir noktaydı. Şimdi bunu belli oranda başarmış durumdadır. Kitleleri (doğrusu kitlelerin olacak BN) bu suskunluğu; durumu kabul ettiğinden, devletin katliamını onayladığından dolayı değildir; mevcut suskunluk örgütsüzlüğün verdiği dağınıklık ve devletin azgın saldırıları karşısında geri çekilmedir. Yani sususkunluk görecelidir. Çünkü kitleler bu düzenden ciddi bir anlamda hoşnutsuzlar. Ve devrimci durum gittikçe artıyor. Bu durum devrimin ve devrimci mücadelenin objektif şartlarını fevkalade olgunlaştırıyor. Bu zemine müdahale ve bu zemin üzerinde Maoistler'in örgütsel ve siyasi müdahalesi ciddi anlamda önem arz etmektedir. Zira, hakim sınıf ideologlarının sürekli bir biçimde vurgu yaparak devleti uyardığı "sosyal patlamaların riski", tam da ifade ettiğimiz somut duruma vurgu yapmaktadır. Evet genelde dünyada özelde ise ülkemizde sol bir dalga kapıdadır. Bu dalgaları yakalamak için bugünden hazırlıklı olmayan bir devrimci yapılanma, bu dalgaların arkasında seyretmekten başka bir "iş" yapamaz." (aoç. Bağımsızlık yolunda Devrimci Demokrasi Sayı 3, 16-31 Mart 2001, Sayfa 3)
Devrimci Demokrasi'den yaptığımız bu uzun alıntı, dergi yazarlarının tam bir kafa karışıklığı içinde bulunduklarını gösteriyor. Kafa karışıklığının yanı sıra, subjektif tahliler yapma, yani kendi isteklerini, düşüncelerini kitlelerin de isteği ve düşüncesiymiş gibi gösterme durumu var.
Yazar ya da yazarların tahlillerini yakından inceleyelim:
* Faşist devlet 19 Aralık'da açlık grevi yapan, ölüme yatan devrimci tutsaklara vahşice saldırdı. 32 devrimciyi katletti. Yüzlercesini yaraladı. Tutsaklar hücrelere nakledildiler. Katliamdan önce içeride yürüyen açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine, dışarıdaki destek esasta devrimci örgütlerin kendi çevresi, tutsak yakınları, bazı demokratik kitle kuruluşları ve duyarlı küçük bir aydın kesiminden oluşmaktadır. Olgu budur. Bu olguyu ölüme yatan devrimcilerin birer birer toprağa düşmesi gerçeği değiştirmemiştir.
Devrimci Demokrasi'ye göre; katliama kadar kamuoyunun desteği hedeflenenin de ötesindedir. Aslında bu kadar destek hedeflenmemişti. Devlet saldırınca önce kamuoyu, sonra örgütlü olmayan toplumsal muhalefet, en sonunda da kitleler geri çekilip, suskunluğu seçti. Devrimci Demokrasi dergisinin bu değerlendirmesi objektif mi? Somut durumu doğru değerlendiriyor mu? Hayır. Bu değerlendirme subjektif bir değerlendirmedir.
* Devrimci Demokrasi'ye göre geri çekilen kitlelerin suskunluğu katliamı onayladığından, durumu kabullendiğinden değil, örgütsüzlük sonucudur. Aslında kitleler bu düzenden ciddi anlamda hoşnutsuzdur. Ve devrimci durum giderek artıyor.
Bu nasıl oluyor? Kitleler geri çekilmiş ve suskun, aynı zamanda kitleler dağınık ve örgütsüz, ama devrimci durum herne hikmetse gittikçe artıyor. Devrimci durumun en önemli işaretlerinden birinin "kitlelerin bağımsız tarihsel eylemlerinde önemli oranda artış" olduğu bilindiğinde bu tespit saçma bir tespit dışında bir anlam ifade etmiyor.
Ayrıca kitlelerin katliamı onaylamadığını söylemek subjektif bir değerlendirmedir. Kitlelerin büyük çoğunluğu devletin katliamın zeminini hazırlamak için yaptığı psikolojik propogandanın etkisi sonucu katliamı onaylamıştır. Acı, ama gerçek budur. Kitlelerin duyarsızlığı, suskunluğu tam da bu nedenden dolayıdır.
Bir de devrimci durumun gittikçe artması olgusu var. Lenin'den devrimci durumun ne olduğunu aktarmaya çalıştık. Devrimci durum, grupların, partilerin, sınıfların iradesi dışında nesnel koşulların biraraya gelmesi ile oluşan, devrim anıdır. Bu anda kitlelere örderlik edecek, işçi sınıfının öncüsünü kazanmış, güçlü bir komünist partisi varsa, güçler dengesi devrim güçlerinden yana ise, devrim ile sonuçlanabilir.
Bu devrimci durumun gelişmesini, artmasını ölçen bir alet mi var, Devrimci Demokrasi'nin elinde? Bu alete bakıp, ibre yukarı doğru gidiyorsa, gittikçe artıyor tespitini mi yapıyorlar? Devrimci durumun gittikçe artmasının son noktası var mı? Varsa ne? Alın size, yanıt bekleyen bir dizi soru!!
* Kitleler suskun, ama aslında bu düzenden hiç de memnun değiller. Bu memnuniyetsizlik sonucu devrimci durum gittikçe artıyor. Devrimci durumun artması ise devrimin ve devrimci mücadelenin objektif şartlarını fevkalade olgunlaştırıyor. Burada da kafa karışıklığı, subjektifizm karşımıza çıkıyor. Marksizm-Leninizm bilimi devrimin objektif şartlarından devrimci durumu anlamaz. Hele hele kitlelerin düzenden hoşnutsuzluğunu hiç anlamaz. Devrimin objektif şartlarından anlaşılan devrimin olabilmesi için, devrimi gerekli kılan koşullardır. Emek sermaye çelişmesi, sömürünün varlığı, üretim araçları üzerinde özel mülkiyet, üretimin toplumsal karakteri ile mülk edinmenin özel olması arasındaki çelişki, üretimin bir sınıfın zenginleşmesinin aracı olması, üretenlerin sömürülmesi, ezilmesi vb. vb.dir.
Lenin emperyalizmi "can çekişen kapitalizm" olarak adlandırdı. Çünkü emperyalizm, kapitalizmin çelişkilerini, ötesinde devrimin başladığı en yüksek seviyeye, en uç sınırına kadar vardırır. Bu çelişkilerin en önemlileri;
- emek ile sermaye arasındaki çelişki,
- emperyalist güçlerin kendi aralarındaki çelişkisi,
- emperyalizm ile ezilen, bağımlı halklar arasındaki çelişkidir.
Bir bütün olarak emperyalist dünya ekonomisinin tüm sistemi içinde, bütün ülkelerde devrimin olabilmesi için nesnel, objektif koşullar vardır.
* Dünyada ve ülkemizde sol bir dalganın kapıda olduğu tespiti yine subjektif bir tespittir. Olmasını istemek ayrı birşey, kapıda olduğunu söylemek ayrı birşeydir.

***


Devrimci teori ancak gerçeklerle buluştuğunda, verili her durumda somutu doğru tahlil ederek, harekete yön verdiği, hareketin gideceği doğru yolu gösterdiği koşullarda kitlelere yön verebilir ve kitlelerin elinde bir silah haline dönüşür.
"Öncü savaşçı rolünü yalnızca, ileri bir teorinin klavuzluk ettiği bir parti yerine getirebilir." (Lenin)
"Öncü savaşcı rolü"nü, klavuzu subjektifizm olanlar, dünyayı kendilerinden ibaret sananlar yerine getiremez!

20.5.2001