Töre cinayetlerine indirim...

15 yaşındaki Nayime erkek kardeşleri tarafından öldürüldü. Cinayet kararını aile meclisi vermiş ve erkek kardeşleri bu işi yapmakla görevlendirmişti. "Ailenin namusu" temizlenmeliydi. Nayime'yi arabaya bindirip İstanbul'a geldiler ve bir köprüden aşağıya atıp, sonra çekip gittiler. Böylelikle cinayetlerine intihar süsü vermiş oluyorlardı.
Nayime'nin "suçu" feodal erkek egemen kurallara aykırı davranmış olmasıydı. 13 yaşında imam nikahıyla evlendirilmişti. Bu evliliğe katlanamayan Naime tam 5 kez evden kaçmış, ama her seferinde kardeşleri tarafından yakalanarak kocasına geri teslim edilmişti. Son kaçışından sonra aile meclisi Nayime hakkında "bundan hayır gelmez" sonucuna varmış ve öldürülmesine karar vermişti. Kimse sormuyordu, neden evden kaçıyor bu kızcağız diye? 13 yaşında evlendirilirken de kimse ona birşey sormamıştı. Onun kendi yaşamı hakkında karar verme hakkı yoktu, bunun için de kimse ona ne istediğini sormuyordu. Onun görevi ailesinin verdiği kararlara uymak ve törelerin emrettiği şekilde yaşamaktı.
Nayime, uymamıştı törelere... Çekilmez olan yaşamından kurtulmak için kocasından ve ailesinden kaçıp gitmişti. Ne büyük cesaret, ölümü göze alarak kaçıp gitmek! Başkaldırı vardı Naime'nin davranışında, fakat gerçek anlamda hiçbir şansı yoktu! Öldürüldü.
Yılda kaç kadın yaşamını yitiriyor acaba bu ülkede feodal-erkek egemen "namus" anlayışıyla? Bu istatistik tutulmuyor. Hatta "namus cinayetleri"nin üstü örtülmeye çalışılıyor, cinayetlere intihar süsü veriliyor, vs. vs. Dahası, toplumda ve yasalarda anlayışla karşılanıyor bu cinayetler! Erkek egemenliğinin kurduğu sistem içinde kurallara uymadığı için asılan, kesilen, öldürülen ya da intihara sürüklenen kadınlar esasta suçlu, bu cinayetleri aile meclisi kararlarıyla uygulayan/uygulatanlar ise özde haklı gözüyle bakılıyor. Bunun en açık ifadesi bu kadın cinayetlerinin "töre cinayeti" gibi bir kavramla ele alınmasıdır. "Namus" gerekçesiyle kadınların öldürülmesi "töre"dir, gelenektir ve dolayısıyla gayet olağandır! Bu toplumsal bakış açısı doğrudan yasalarca desteklidir. Türk Ceza Kanunu'na göre "töre cinayetleri"nde bu cinayeti işleyen kardeşler vb. "ağır tahrik" gerekçesini ileri sürerek ceza indiriminden faydalanabilmektedirler. "Ağır tahrik" durumunun kabul görmesi ise gayet kolaydır. Evden kaçan kızkardeşlerinin fuhuş yaptığını ileri sürmek "ağır tahrik"in gerekçelendirmesi için yeterlidir.
Naime'yi köprüden aşağı atarak öldüren kardeşleri de yararlandı bu indirimden. Türk Ceza Kanunu'nun 462. maddesi uyarınca cezaları 1/8'e indirildi. Böylece üç kardeş, önce TCK'nun 449. maddesi uyarınca "kızkardeşlerini öldürmekten" ömürboyu hapis cezasına çarptırıldı. Ardından ama ağır tahrik, yaş küçüklüğü ve iyi hal indirimleri uygulanarak ceza giderek küçüldü ve erkek kardeşlerden birinin durumunda bu süre 4 yıl 5 ay 10 güne düştü. Ömür boyu hapisten geriye kalan ceza işte bu kadar!
Kamuoyuna yansıyan bu olay bir kere daha şunu gözler önüne sermektedir: Kocaya ve anne-babaya kölece itaat, erken yaşta ve zoraki evlendirme, başlık parası karşılığında satılma vb. gibi feodal törelere aykırı davranan ya da başkaldıran kadınların öldürülmesini hak gören erkek egemen anlayış Türk Ceza Kanunu'nun çeşitli maddelerinde dile geldiği gibi yasalarca desteklenmektedir. Bu yasalar varlığını koruduğu sürece "töre cinayetleri"nin engellenmesi mümkün değildir. Yasalar çok açık biçimde "töre cinayetleri"ne toplumsal hoşgörüyle yaklaşılmasını emretmektedir.
Kız çocuklarını ve kadınları ailesinin alınır-satılır, dövülür ve hatta öldürülür bir "mülk" derecesinde ele alan erkek-egemen zihniyet faşist Türk devletinin yasalarının özüne sinmiştir.
Tüm erkek egemen yasalar tarihin çöplüğüne!
Böylesi yasaların egemen olduğu bir toplumda çektikleri eziyet ve çileden kurtulmak için kaçan Nayime'lerin şansı yoktur. Kölelikten kurtulmak için kaçtığında o yasalarca yeniden "sahibine" teslim edilmektedir. Kimse onun elinden tutmamaktadır, o köledir ve köle kalmalıdır! - Naime'nin kaderini paylaşan milyonlarca genç kadına 'öğütlenen' budur.
Bu anlayışa karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz. Artık, kendi yaşamı üzerinde karar vermek isteyen kadınların ölümle tehdit edildiği koşullarda yaşamak istemediğimizi bütün gücümüzle haykırmalıyız. Kadın erkek eşitliğinin gerçek anlamda sağlandığı bir toplum düzenine olan özlemimizi güce dönüştürmek için örgütlenmeliyiz.
Bizim uğruna mücadele ettiğimiz düzende, haksızlığa ve köleliğe karşı başkaldıran kadınlar değil, erkek egemen zihniyet ve uygulamalar toplumsal olarak horlanacak ve cezalandırılacaktır.

15 Haziran 2001