HAVADAN, İKLİMLERDEN, KÜRESEL ISINMADAN YANSIMALAR...
Çok sıcak bir yaz geçiriyoruz. "Afrika sıcakları" ülkeyi
kasıp-kavuruyor. Aşırı nemle birleşen sıcak hava yaşamı çekilmez hale
getiriyor. Aşırı sıcaklar yanında yer yer, ani hava değişimleri, fırtınalar
da meydana geliyor. Ağustos ayının başında İzmir'de sadece 45 dakika
süren dolu ve fırtına 4 kişinin ölümüne yol açtı.
Yaz ortasında kışı, kış ortasında yazı yaşamak artık olâğan hale geliyor.
Sıcaklığın 50 dereceye yaklaştığı Suudi Arabistan'ın bir bölgesine
kar yağıyorsa, hava sıcaklıkları normalin üstünde artıyorsa, iklimlere
bir şeyler oluyor demektir.
İklimlere bir şeyler olduğu, iklimlerin değiştiği artık tartışmasız
bir gerçek. Bu değişikliğin temelinde sera efektinin yattığı bilinen
bir olgu. Küresel ısınmanın nedenleri üzerine dergimizin değişik sayılarında
ayrıntılı bir şekilde durduğumuz için, burada yeniden aynı şeyleri
yenileyerek okuyucuyu sıkmak istemiyoruz. Bu yazı küresel ısınmanın
nedenlerini değil, küresel ısınmanın sonuçlarını aktarmaya çalışacaktır.
Temelinde fosil yakıtların kullanımının yattığı sera efektinin sonucu
olan küresel ısınmanın sonuçlarının bugüne kadar nelere yolaçtığına
bazı kıtalar somutunda yakından bakalım.
Afrika: Mozambik ve Madagaskar, 2000 yılının Mayıs ayında sular altında
kaldı. Yoğun sağanak yağışlar nedeniyle yaşanan sel felaketinden 1
milyon kişi etkilendi.
Mısır'da 6 Ağustos 1998'de 41 derecelik hava sıcaklığı ortalamasıyla
en yüksek Ağustos ayı sıcaklığına ulaşıldı.
Güney Afrika'da 1985-1995 arasındaki 10 yıllık dönem, yüzyılın en
sıcak ve kurak dönemi olarak kayıtlara geçti. Senegal'in güney kıyılarında
deniz seviyesinin yükselmesiyle Rufisk sahil şeridi sular altında
kaldı. Kenya'daki Lewis buzulunun yüzde 92'si geçen yüzyıl içerisinde
eridi. Kenya ve Tanzanya'da yüksek sıcaklıklara bağlı sıtma salgınları
görüldü. Şeyşel Adaları'ndaki mercan kayalıkları kurudu.
Bütün bunlar, küresel ısınmanın Afrika kıtasına yansımasının sadece
küçük bir bölümüdür.
Antartika: Yıllık ortalama sıcaklık değerleri 1945'ten bu yana 2.5
derece arttı. Yaz mevsiminin uzunluğu 2 haftadan 3 haftaya çıktı.
Ocak 1995'te yaklaşık 200 metrekarelik Larsen A buzulu anakaradan
ayrıldı. 400 yıldır yerinden kıpırdamayan 3 bin kilometrekare genişliğindeki
Larsen B ve Wilkins buzulları Mart 1998-Mart 1999 arasında eridi.
Son 50 yıl içerisinde 7 bin kilometrekare genişliğindeki buzul tabakası
sulara gömüldü. Geçen 25 yıl içerisinde Antartika'da yaşayan penguen
nüfusu, yaşam koşullarının değişmesine bağlı olarak yüzde 33 azaldı.
Antartika ve Kuzey Kutbu'ndaki buzulların erimesi demek, deniz seviyesinin
yükselmesi, bir dizi yerleşim alanının sular altında kalması demektir.
Asya: Tibet'te Haziran 1998'de hava sıcaklıkları 23 gün boyunca 42
derecede seyretti. Himalayalar'ın doğusunda Barnak buzulu 22 metre,
Gangorti buzulu 33 metre eridi. Bilim insanları buzulların bu hızla
erimeye devam etmesi halinde, doğu ve merkez Himalayalar'daki buzulların
2035 yılında tamamen erimiş olacağını söylüyorlar.
Kore'de Temmuz ve Ağustos 1998'de art arda sel felaketleri yaşandı.
Rusya'da Khabarovsk bölgesinde sıcak ve kuru rüzgarlar nedeniyle 1.6
milyon hektar tayga ormanı tahrip oldu. Amur kaplanları yaşam alanlarını
yitirdi. Bangladeş'te küresel ısınmaya bağlı olarak deniz seviyesi
yükseldi. Bu yükselmenin 1 metre daha artması durumunda, ülke topraklarının
yüzde 17.5'inin su altında kalacağı belirtiliyor.
Küresel ısınmanın Asya boyutu kısaca böyledir.
Avrupa:Kafkas Dağları'ndaki buzulların yarısı geçen yüzyıl içerisinde
eridi. İngiltere'de hayvanlar ortalama 10 gün daha erken kuluçkaya
yattı. Avusturya ve İsviçre Alpleri'ndeki alpin çayırlar, yıllık sıcaklık
değerlerinin artmasıyla daha yüksek metrelerde görülmeye başlandı.
Avrupa'da yaşayan 64 kelebek türünden 31'i yuvalarını 33 ila 225 km.
kuzeye taşıdılar.
Aşırı sıcaklar, aşırı soğuklar, fırtınalar, kasırgalar, seller vb.
bir dizi Avrupa ülkesinde yaşandı, yaşanıyor.
* * *
Geçtiğimiz günlerde Pakistan ve Polonya'da yaşanan sel felaketleri,
Suudi Arabistan'da 50 derecelik sıcaklığa rağmen kar yağması, Türkiye'de
aşırı sıcaklar, Fas'ta hava sıcaklığının 1 günde 17 derece azalıp
artması sera gazlarının yarattığı küresel ısınmanın sonucudur.
Sera gazlarının yüzde 25'i ABD tarafından atmosfere salınmaktadır.
O Amerika ki, 1997 yılı Kyoto protokolünde kararlaştırılan sera gazlarının
1990 yılı seviyesinden yüzde 5 aşağı çekilmesi kararını hala imzalamayı
reddediyor. Sera gazlarının azaltılması yerine ABD emperyalizmi, bu
gazların salınımını çoğaltmayı planlıyor.
Sadece Amerika mı? Kanada, Avusturalya ve Japonya da sera gazlarının
yüzde 5 azaltılmasını (1990 yılı seviyesine göre) kabul etmiyorlar.
Emperyalizm barbarlıktır. Bunu en iyi gösteren alanlardan biri çevre
alanıdır. Kâr uğruna yaşam temellerinin dinamitlenmesi, doğanın hoyratça
talanının sonuçları yaşanmaya başlanmış olunmasına rağmen, kapitalistler
"benden sonra tufan" diyorlar.
* * *
Greenpeace'in bir raporuna göre;
Şiddetli fırtınalar ve seller gibi doğa olaylarına ek olarak, Akdeniz
bölgesi'nde kuraklık ve çölleşmede artış yaşanmıştır. Dünyada son
3 yılda aşırı meteorolojik olaylara bağlı olarak 100 bin insanın öldüğü
hesaplanmıştır. 2080 yılına kadar, dünyada her yıl 94 milyon insanın
sel baskınları riskiyle, 290 milyon insanın da sıtma riskiyle karşı
karşıya kalacağı, bilim insanları tarafından tahmin ediliyor.
Greenpeace küresel ısınmanın sonuçlarına kısaca dikkat çekiyor. Tabii
ki anlayana!!
Anlamasını bilene!!
* * *
Küresel ısınmanın, iklim değişikliklerinin Türkiye'ye yansımasının
kuru ve sıcak iklimin hakim hale gelmesi olacağı, bilim insanları
tarafından açıklanıyor.
Kapitalizm tarafından doğanın dengesinin kâr uğruna değiştirilmesi
sonucu, atmosferdeki gaz bileşimlerinde büyük değişiklikler ortaya
çıktı. Bu değişiklikler dünya üzerindeki tüm canlılar ve çevre için
büyük tehlike oluşturuyor. Dünyanın yüzeye yakın seviyedeki hava sıcaklığı
sürekli artıyor. Sadece son 100 yılda sıcaklıklar 0.6 derece arttı
ve artmaya devam ediyor. Bu sıcaklık artışının dünya için ne kadar
büyük olduğunu belirtmek için, 15 ile 50 bin yılları öncesi buzul
çağından sonra sadece 5 derecelik bir sıcaklık artışı olması olgusu
örneğini vermek yetecektir.
Gelecek 40 yıl içinde her 10 yılda bir 0.1 dereceden daha fazla olan
bir miktarda küresel ısınmanın devam edeceği tahmin ediliyor. Türkiye'de
ozon miktarlarındaki değişimin de orta enlemlerdeki diğer ülkelere
benzer olacağı tahmin ediliyor. Böyle bir kabul ile Türkiye üzerindeki
troposferik ozonun arttığını ve bunun yanında da stratosferik ozonun
azaldığı söylenebiliyor. Bu nedenle dünyanın diğer bölgelerine benzer
şekilde, bu ozon miktarlarında ve iklim değşiminin Türkiye'de çevre,
toplum ve ekonomiye etkisi olumsuz olacaktır.
Küresel ısınma ile birlikte alt Tropiklerdeki yüksek basınç kuşağının
kuzeye doğru Türkiye üzerine kayması bekleniyor. Böylece Türkiye'nin
büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecek.
Bütün bunların sonucunda meydana gelebilecek değişimler konunun uzmanları
tarafından şöyle sıralanıyor:
- UV-B radyasyonu, insanlarda cilt kanserleri ve katarakt gibi göz
hastalıklarının artmasına neden olacak.
- Canlıların nefes alıp verdiği seviyede bulunan troposferik ozon
miktarındaki büyük artışlar atmosferin ısınmasına katkıda bulunmakla
birlikte, insanlarda daha fazla kalp, astım ve akciğer hastalıklarına
neden olacak.
- Orman ve tarım ürünlerinde rekolte düşüşleri yaşanacak.
- Deniz suyu seviyesindeki yükselme, tatlı su sıkıntısı ile beraber
Türkiye'nin turizm ve tarım sektöründe büyük kayıplara neden olacak.
- Isınma ile birlikte kışları kar yağışının yerini yağmurlar alacak.
Daha az kar yağışı ve çabuk erimeden dolayı Uludağ gibi kış sporları
merkezlerinden daha kısa süre yararlanabilecek ya da hiç kullanılamayacaklar.
- Türkiye genelinde yağışlar azalınca GAP başta olmak üzere tüm nehirlerin
taşıdığı su miktarları düşecek.
- Yüksek basınç kuşağının kuzeye kayması ile ülkemize hakim olabilecek
tropikal iklime benzer bir iklim, düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar,
seller, heyelan ve erozyonu artıracak.
- Kuş cenneti ve benzeri milli parklar tahrip olup, kuşların göç yolları
ve konaklama yerleri değişecek.
- Isınma ile beraber denizlerdeki su akıntıları ve sıcaklık rejimleri
değişecek. Bunlar da balıkların göç paternlerini bozup farklılaştırabilecek.
- Kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklar ile birlikte orman yangınları
ve tarımsal hastalık ve böcek zararlılarında büyük artışlar görülecek.
(28 Temmuz 2001, Cumhuriyet)
Bütün bunları biz uydurmadık! Küresel ısınmanın Türkiye boyutunun
nasıl olacağını konunun uzmanları açıklıyor.
* * *
Gelecek, bu gidişe dur denilmediği sürece aydınlık ve parlak değil.
Bu gidişe göre gelecek de olmayacak.
Kapitalizm geleceği karartıyor. Geleceği ipotek altına alıyor. Dünyayı
yok oluşa doğru götürüyor.
Geleceği kurtarmak ve kazanmak elimizde. Yeter ki gücümüzün farkına
varıp, bilinçlenelim, örgütlenelim, harekete geçelim.
Biz doğa ile uyum içinde bir yaşam istiyoruz.
Ya siz?
10.8.2001
TERMİK SANTRALLER
VE DOĞAYA VERDİĞİ ZARARLAR
Birleşmiş milletler çevre ve insan konferansı'nın 1972 tarihinde
Stockholm'da yaptığı toplantıda 5 haziran'ı "Dünya Çevre Günü"
ilan etmişti. 1972'den bu yana her yıl kutlanıp göstermelik demeçlerin
verildiği çevre gününde, doğa kapitalistler tarafından "benden
sonrası tufan" mantığıyla hızlı bir biçimden tahrip edilmeye
devam ediliyor. Dünya'yı tehdit eden küresel ısınma, Atmosferdeki
karbondioksit yoğunlaşması sonucu bütün hızıyla devam ederken, her
yıl dünya'da en az 14 milyon hektar orman örtüsü yok oluyor. Ozon
tabakası delğinin giderek büyümesi, çilt kanseri vakalarının giderek
çoğalacağı, tarımsal rekoltelerin azalacağı, su kaynaklarının aşırı
kullanımı gderek insanlık için büyük tehlikelerin habercisi oluyor.
Bu yazımda çevreyi önemli ölçüde kirleten termik santraller konusuna
değineceğim. Bütün uyarılara rağmen, Gökova, Yeniköy, Elbistan, Yatağan
termik santralleri doğaya ve insana zararları kesin bilinmesine ve
mahkeme kararlarıyla kapatma kararlarına rağmen açılmıştır. Son dönemde
kamuoyunda sık sık gündeme gelen Yatağan Termik Santralı'nın arıtma
tesisi daha en ez iki-üç yıl çalıştırılması olanaklı görünmüyor. Arıtma
tesisi olmadan çalıştırılan tesis "sülfürü yüksek kalitesiz kömür"
kullanılması sonucu çevreye zehir saçmaya devam ediyor. Çevreye saçılan
bu zehir sonucu suların da zehirlendiği 15 bin nüfuslu yatağanda,
Akciğer, solunum yolu gibi hastalıklar giderek artmaktadır. Bilim
adamları Termik Santrallerden kaynaklanan kirlilik, tarım toprakları,
ormanlar, bitki örtüsü, tarım ürünleri, hatta sac ve mermer gibi maddeler
için bile zararlı olduğunu belirtiyorlar. Bugüne kadar zaten hükümetleri
ilgilendiren bu santrallerin saçtığı zehir sonucu sağlığı bozulan
halk değil, temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarıdır.
11 Yıldır Bergamalı köylülerin yürüttüğü mücadeleye ve danıştayın
iptal kararına rağmen, sağlık bakanlığının izin belgesiyle Eurogold
fırması üretime geçmeye hazırlanıyor. Olamaz demeyin burası Türkiye,
her şey olur.
Hiç bir önlem alınmadan işletilen bu santrallere hükümet bir yenisini
daha eklemek istiyor. Alman STEAG AG, SIEMENS AG ve GAMA şirketlerinin
katılımıyla İskenderun Enerji AŞ tarafındanYumurtalık Sugözü ve Gölovası
köyleri arasındaki 3 bin dekar arazi üzerinde yeni bir termik santral
inşa edilmek isteniyor. Bu santralın kurulması durumunda, yılda 3,3
milyon ton, saatte 450 ton kömür yakılacağı, yine saatte 60 ton kül
ortaya çıkacağı belirtiliyor. Bunun da en son Yatağan örneğinde görüldüğü
gibi solunum yolu hastalıkları, suyun denizden sağlanması sonucu denizden
ciddi değişimlerin yaşanacağı, bölge tarımınında bitme tehlikesi ile
karşı karşıya olduğunu belirtiyor uzmanlar. Çevre bakanlığı diğer
santrallerde olduğu gibi Sugözü Termik Santali için de Çevre etki
Değerlendirmesi (ÇED) raporu vermiştir. ÇED raporunun anlamı bu tür
santrallerin doğaya ve insana zararının olmayacağının 'bilimsel' temelde
ortaya konmasıdır. Eğer ÇED raporuna göre bu tür santraller çevreye
zarar veriyorlarsa, yapılması iptal edilmelidir. Ama burası Türkiye
basarsın parayı alırsın ÇED raporunu. 80'li yıllarda ANAP eski Turizm
ve Kültür bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, "Türkiye için çevre lükstür,
dilenciye kravat takmaya benzer" diyordu. Bugünde aynı anlayış
devam etmektedir. Türkiye'deki Çevre Bakanlığı çevreyi koruma değil,
çevreyi yasal kılıf altında katlettme bakanlığıdır.
Türkiye'de giderek bir çevre bilincinin gelişmesine bağlı olarak,
Sugözü Termik santralinin yapımına karşıda bir direniş var. Buna karşı
santralı yapacak şirket yetkilileri, zaten had safada olan işsizliği
fırsat bilerek, yöre halkını arkasına almak için 3600 kişiye iş imkaı
sağlayacaklarını duyurmuşlardır. Buna karşın çevrecilerin sürekli
yöre halkını bilinçlendirmeleri sonucu, santrale karşı yöre halkı
direnmeye başlamıştır. Yöre halkının bu haklı direnişi Jandarmanın
baskısına maruz kalmaktadır.
Devlet bu tür enerji kaynaklarına, sonucu ne olursa olsun önemli olan
enerji üretmektir mantığı ile yaklaşıyor. Yatağan ve Elbistan termik
santrallerinin çevreye ve insalara verdiği zarar ortadadır. Türkiye
sahip olduğu doğal enerji kaynaklarından yeterli yararlanmamaktadır.
Doğal enerji kaynakları bakımından Türkiye zengin bir ülkedir. Su,
güneş, rüzgar,jeotermal enerjileri bakımından zengin olan ülkemizin
su kaynaklarının sadece %25'i kullanılmaktadır.
Çevreye zararlı olmayan enerji kaynaklarının kullanımı bir kenara
bırakılmakta, zararlı olan termik santraller ve nükleer enerjiye yönelinmektedir.
Sinop ve Akkuyu'da nükler santral yapmayı planlayan devlet (Bu santrallerin
yapımı şimdilik genş kamu oyu tepkisi sonucu geri çekilmiştir.) büyük
tekel gruplarının çıkarları doğrultusunda doğayla uyum içinde olan
alternatif enerji kaynaklarını görmemezlikten gelmektedir. Nükleer
enerji bugünkü teknikle güvenlikli değildir. Çernobil örneğinde olduğu
gibi, patlaması ve sızıntı yapması durumunda, doğaya ve insana yüzyıllar
sürecek zarar vermesi sözkonusudur.
Kapitalist ekonominin amacı azami kârdır. Toplumun sağlığı, doğa ile
uyum gözetilmez. Sürekli daha fazla kâr. Tek amaç budur.
En son Sugözünde yapılması planlanan Termik Santral örneğinde olduğu
gibi, ülkemizde kapitalist sistemin bu politikası enerji alanında
da geçerlidir. Toplluma, doğaya zarar vermeyen enerji üretilmemekte,
tam tersine zararlı olan enerjiye yönelinmektedir.
Ayrıca elektrik taşıyan hatlar kötü olduğu için, yenilenmediği için,
taşınan elektriğin %25'i yolda kaybedilmektedir. Elektrik üretimini,
bir termik santralin %3-4 gibi artıracağı bilindiğinde, %25 gibi bir
kayıp korkunç bir rakamdır.
Sonuç
Özellikle sanayi'nin gelişmesiyle birlikte, doğa ile uyum içinde üretim
yapmayan, üretimde esas dürtüsü azami kâr olan kapitalist toplumda;
sermaye ve onun sözcülerinde doğayla uyum içinde üretim yapmalarını
beklemek saflık olur. Çevrenin korunması, doğanın tahrip edilmemesinde
en çok çıkarı olan, geleceğin yaratıcısı ve üreticisi olacak olan
işçi ve emekçilerdir.
Gelecek nesillere yaşanmaz bir dünya devretmek istemiyorsak, çevrenin
korunması mücadelesine gereken önemi vermeliyiz. Çevre alanında yaşanan
bu barbarlığa ancak doğayla uyum içinde bir üretimi temel alan bir
sistem dur diyebilir.Bu sistem SOSYALİZM'dir!
8 Haziran 2001
