Makedonya'da uzlaşmadan esas yararlanan güç: NATO
Makedonya'da birbiri ile kıyasıya savaşan güç, esas olarak Slav kökenli
Makedonlara dayanan devlet güçleri ile Arnavutlara dayanan UÇK arasında
emperyalistlerin zorlaması ile geçici bir uzlaşma sağlandı. NATO'nun,
dolayısı ile NATO içerisindeki en büyük emperyalist güçlerin tarafları
"ikna etmesi" sonucunda imzalanan anlaşma koşullarının en
önemli şartları şunlardan oluşuyor:
Makedonya'da Arnavutçanın resmi kullanım alanı genişletilecek, Arnavutların
ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelere özyönetim hakları tanınacak ve
Makedon polis teşkilatına daha fazla Arnavutun alınması sağlanacak.
Bu verilen/alınan tavizlerin karşılığında UÇK 45 gün içinde silahlarını
bırakacak. Merkezi hükümette 45 gün içerisinde parlamentodan gerekli
anayasa değişikliklerini geçirecek ve savaş suçu işlemiş UÇK üyeleri
dışındaki tüm UÇK militanları için genel af ilan edilecek. Bir de
bu uzlaşma şartlarının pratiğe geçirilmesini sağlayacak "tarafsız",
"özel bir çıkar gözetmeyen", "amacı tüm dünyada barışın
sağlamlaşması olan", aynı zamanda askeri olarak yaptırım gücü
olan bir üçüncü taraf devreye sokulacak. Tabii ki, gönüllü olarak
bu göreve aday olan güç NATO'dan başkası olamaz!
NATO üyesi önde gelen devletler en kısa zamanda Makedonya'da konuşlandırılarak
NATO'nun doğrudan egemenliği Makedonya'da da böylece resmileştirilmiş
olmaktadır. NATO üyesi devletlerin, en başta da ABD, Almanya, Fransa
ve İngiltere'nin Makedonya'ya göndereceği askeri güç şu an için hiç
de büyük olmayacak. Yaklaşık 3500 NATO askerinden oluşacak "Kontrolcü
Üçüncü Güç"ün, hiç bir uluslararası anlaşmaya ya da Birleşmiş
Milletler gibi uluslararası burjuva kurumlardan aldıkları yetkiye
gerek görmeden; gerekli gördükleri "Yeni Dünya Düzeni"ni
Balkanlarda pratiğe daha yoğun uygulamak amacıyla şu an fazla büyük
bir askeri güce de ihtiyacı yoktur.
NATO'nun Balkanlarda uygulamak istediği planın önünde engel olan Yugoslav
devleti askeri olarak iyice hırpalanmış, yerel haydutluğa soyunan
Miloseviç hükümeti devrilmiş, onun yerine batı ile uzlaşmak isteyen
yeni bir hükümet işbaşına gelmiş, Kosova bölgesi pratik olarak Yugoslavya'dan
kopartılmış ve batılı emperyalist büyük güçlerin bir mandası haline
getirilmiştir. Kosova NATO'nun tam bir askeri üssü durumunda bulunmaktadır.
NATO'nun bölgede zaten doğrudan askeri güçlerinin bulunduğu ve uygulamak
istediği planın önünde engel olacak önemli bir başka askeri gücün
olmadığı bugünkü şartlarda NATO'nun küçük bir askeri güçle de Makedonya
emellerine ulaşmasında önemli bir zorluk yoktur.
NATO üyesi batılı emperyalist büyük güçler adım adım fakat sistemli
olarak Balkanlarda egemenliklerini perçinlemektedirler. Makedonya'ya
resmi olarak askeri güç yerleştirmeleri ile birlikte Balkanlar çok
daha büyük ölçüde emperyalist boyunduruk sisteminin pençesine alınmaktadır.
Bunun en büyük zararını Balkanlardaki işçi ve diğer emekçi sınıflar
çekmektedir ve gelecekte bu sınıfların çektiği acılar daha da katmerleşerek
büyüyecektir.
16 Ağustos 2001
Arjantin'de IMF'nin ve hükümetin istikrar programlarına karşı direniş
Arjantin özellikle 1990'ların başından bu yana IMF tarafından kendisine
dikte ettirilen "istikrar programları"nı kuzu kuzu yürürlüğe
koyan bir ülkedir. Her başarısızlığa uğrayan eski "istikrar tedbirleri"nin
yerine, büyük umutlarla yeni "istikrar tedbirleri" karar
altına alınmış ve uygulanmıştır. IMF'nin bir dediğini iki etmeyen
Arjantin hükümetleri on yıl içerisinde özelleştirilmemiş tek bir önemli
devlet işletmesi bırakmamış, sağlık, emeklilik sigortaları bile özelleştirmeden
nasibini almış, bu alanlar da yerli ve yabancı büyük yatırımcıların
doğrudan sömürü alanına açılmış, reel ücretler düşürülmüş, "verimsiz"
ilan edilen onbinlerce işletme kapatılarak milyonlarca insan işsizler
ordusunun saflarına atılmış, tüm temel tüketim mallarının ve hizmetlerin
fiyatları hızla artırılmış, varolan dolaylı ve dolaysız vergi oranları
yükseltilmiş, yeni vergiler yürürlüğe konmuş, yabancı yatırımcıların
ülkeye daha gazla gelmesini sağlamak amacıyla sınırlama kaldırılmış,
ABD doları ülkenin gerçek para birimi haline gelmiş... kısacası Arjantin
ekonomisinin kaymağını yerli ve yabancı büyük sömürücü kodamanların
yemesi ve ekonominin yükünün işçi ve emekçilerin sırtına yıkılması
için sayısız önlemler alınmıştır.
Bunun sonucunda Arjantin ekonomisinde bir tek olumlu gelişme sağlanamadığı
gibi, ekonomi bir önceki dönemden daha büyük bir zorluğa sokulmuştur.
Ülkenin dış borçları 128 milyar ABD dolarına yükselmiş, Arjantin devlet
bütçesi gerçekte iflas etmiş, bırakalım borçları ödemeyi, borçların
faizlerini ödeyemeyecek duruma gelmiştir. Güya düşürülebileceği söylenen
enflasyon daha da azmış, enflasyon hiperenflasyon seviyesine yükselmiştir.
Ülkede sahte demokratik seçimlerle hükümete gelen politikacıların
ardarda geniş halk yığınlarının gözünde hızla düşmesi, Arjantin yerli
mali-ekonomik-bürokratik ve askeri oligarşinin içindeki çelişkilerin
artması sonucunda IMF ve Dünya Bankası kendi yetiştirdikleri ve gerçekte
doğrudan kendi memurları olan Cavallo'yu ekonomiden sorumlu bakan
olarak atadılar.
Ekonominin sorumluluğuna getirilen IMF memuru Cavallo da farklı bir
iş yapacak değildi ya! O da yeni bir "istikrar tedbiri paketi"
ilan ediverdi. Ama artık bu paketle ülke ekonomisi düze çıkacaktı.
Fakat bunun için çalışanların şimdiye kadar olduğundan daha fazla
"fedakârlık yapması", "kemerleri sıkması" gerekecekti.
Yeni istikrar tedbirleri eskilerini aratmayacak, hatta onlardan daha
yüzsüz bir içeriğe sahipti. Eski dolaylı ve dolaysız vergilerin, mal
ve hizmetlerin büyük oranda artırılması ile kalınmıyor, bir de en
az % 13 düzeyinde işçi ve hizmetlilerin maaşlarının düşürülmesi planlanıyordu.
Bu talep hem kabinede, hem de parlamentoda hızla onaylanıyordu.
Fakat evdeki hesap çarşıya uymayacak, emekçi halkın kuzu kuzu bu saldırıya
boyun eğeceği hesabı boşa çıkacaktı.
2001 yılının başından itibaren Arjantin'de işçi ve emekçilerin "istikrar
planı" zorbalığına karşı direnişi ve mücadelesi hızla yükselmeye
başladı. 2001 yılının Ocak ve Şubat aylarında direnişe katılan emekçilerin
sayısı yüzbinleri aşarak milyonlara ulaşmaya başladı. Artan kitle
baskısı sonucunda sarı ve reformist sendika ağalarının kontrolü altında
bulunan sendikalar da eyleme çağrı yapmak zorunda kaldılar. Sendikalar
içerisinde bürokratik yöntemlere karşı tepkiler artarak bazı sendikalarda
bölünmeler gerçekleşti. Gelişen kitle hareketinin zirvesi 14 Temmuz
2001 tarihinde düzenlenen bir günlük genel grev oldu. Genel greve
tüm önemli sanayi kollarında, devlet kurumlarında çalışan işçiler
ve emekçilerin çoğunluğunun yanısıra, iflasa sürüklenen binlerce küçük
ve topraksız köylü, küçük esnaf ve zanaatkâr ile işsizler, ev kadınları,
üniversite gençliği de yoğun olarak katıldı. Başkent Buenos Aires
başta olmak üzere, diğer tüm önemli kentlerdeki yollar ve birçok önemli
karayolu işgal edildi, polisle ve askeri güçlerle şiddetli çatışmalar
yaşandı. Onlarca insan yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı. Ama
Arjantinli işçi ve emekçiler yılmadı, yıldırılamadı. Tersine kendi
güçlerine inanmalarının ve bu gücün harekete geçirilmesinin önemini
bir kez daha gördüler.
Yakın gelecekte Arjantin'de sınıf mücadelesi daha keskin ve kitlesel
mücadelelere doğru gelişecektir.
16 Ağustos 2001
Yaramaz çevreci emperyalistler
1997 yılında Japonya'nın Kyoto şehrinde biraraya gelen 170'in üzerinde
devletin hükümet temsilcileri ortak bir amaçta anlaşmış görünüyorlardı:
Üye ülkeler 2008 tarihinden başlamak üzere 2012 yılına kadar atmosfere
püskürttükleri karbondioksit oranını 1990 yılına göre % 5 azaltacaklardı.
Ne Kyoto'da, ne de ondan sonra düzenlenen uluslararası toplantılarda
üye ülkeler bu hedefe ulaşmada uygulanacak tedbirler ve yükümlülükler
konusunda bir türlü anlaşamadılar. Anlaşma sanki her toplantıdan sonraki
diğer toplantıya bırakıldı. En son 16-27 Temmuz'da Bonn'da yapılan
zirveye anlaşma umudu ile gelenler bir kez daha yanıldıklarını gördüler.
Üstelik daha önceden Kyoto sözleşmesini onaylayan ve dünyanın atmosferine
en fazla karbondioksit püskürten ABD, Kyoto sözleşmesine uymayı artık
düşünmediğini en üst sözcüsü Bush aracılığı ile açıkça dile getirdi.
ABD'nin Kyoto anlaşmasına uymayacağı ilanı İtalya, Avustralya gibi
devletler tarafından da açıkça desteklendi. Dünyadaki toplam karbondioksit
emisyonunun % 36'sını tek başına atmosfere püskürten ABD'nin Kyoto
anlaşmasından çekilmesi bu anlaşmanın resmen ölüm ilanıdır. Üretim
teknolojilerini daha hızlı yenileyen, ürettikleri karbondioksit emisyonunu
azaltmayı becerek ve teknik ileriliklerinden Kyoto anlaşması yürürlüğe
girince tatlı ve büyük kârlar bekleyen Batı Avrupalı emperyalistler
büyük bir hayalkırıklığına uğradılar, kızdılar. Üstelik kızgınlıklarını
ifade etmekten çekinmediler. Fakat diğer emperyalist büyük güçlerin
protestoları ABD'nin bir kulağından girip öbür kulağından çıktı. Ne
olacaktı ki?! Diğer batılı emperyalistler, ABD'nin "Artık uymayacağım!"
dediği uluslararası bir sözleşmeyi uygulatabilecek yaptırım güçleri
var mı ki, uygulatsınlar! Karşılarında dikleşen güç TC gibi yalancı
kabadayılık yapan ve kendisini bölgesel güç olma hedefi ile sınırlayan
batılı emperyalist devletlerin uşağı bir devlet değil, halen emperyalist
dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücünü elinde bulunduran bir
devletti.
Diğer batılı emperyalist güçlerin şimdilik ABD'nin yaramazlığını sineye
çekmekten başka yapacak birşeyleri yoktu. Yapılacak tek şey ABD'ye
karşı kamuoyunun baskısını artırmak, diplomatik ayakoyunlarını güçlendirmekti.
Batılı emperyalist büyük güçler şimdi ABD'yi bu alanlarda zora sokarak
ikna etmeye çalışıyorlar.
Haydi hayırlısı bakalım!
17 Ağustos 2001
