21. Yüzyıl...
Barbarlık barbarlık doğuruyor...İnsanlığın geleceği için tek yol, tek çözüm: Sosyalizm!

11 Eylül 2001! Bu tarih önümüzdeki dönemde sıkça anılacak! Bu tarih önümüzdeki dönemde dünya siyasetinde atılacak bir çok adımın referansı olacak.
11 Eylül 2001'de, ABD'de saatler sabah 8.45'i gösterirken bir yolcu uçağı dünya emperyalizminin en önemli yönetim merkezlerinden ve ABD'nin gücünün en önemli sembollerinden biri olan New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin (DTM) iki kulesinden birine göbekten çarptı. Kulenin üst bölümünde büyük bir delik açan uçak bir burgu gibi girdiği kulenin içinde patlayarak paramparça oldu. Kule 8500 ton gücündeki çarpmanın etkisiyle temellerinden sarsıldı ve yanmaya başladı.
Çarpmanın olduğu sırada, normal olarak 120 bin civarında insanın bulunduğu, dünyanın en yüksek binalarından biri olan kulede kaç kişinin bulunduğu bilinmiyordu; bugün enkaz kaldırma çalışmalarının bütün hızıyla sürdüğü 13 Eylül sabahında da henüz bilinmiyor.
Bu andan itibaren bütün dünya medyası canlı yayında DTM'nin kulesinin yanmasını seyrettirmeye başladı. İlk anda bir "uçak felaketi", "korkunç bir kaza" olarak duyurulan olayın "kaza" değil, bilinçli, planlı bir eylem olduğu çok değil 37 dakika sonra, bu kez ikinci bir yolcu uçağının DTM ikiz kulelerinden ikincisine bindirmesi ve bu kulenin de yanmaya başlaması ile görüldü. Bu arada kulelere bindiren uçakların kaçırılmış ve kaçırılmış bir kaç uçağın daha havada olduğu, ABD'nin hava alanlarının ulaşıma kapatıldığı, ABD'nin "terörist saldırı" altında bulunduğu duyurulmaya başlandı. Bu sıralar televizyonlarını açanlar yanan ikiz kuleleri, ne yapacağını bilmeyen, panik içinde kaçışan, veya şaşkınlıkla yanan kuleleri seyreden insanları, kulelerin üst katlarında pencerelerden sarkıp kurtarılmayı bekleyen çaresiz insanları, çaresizlikten 300-400 metre yüksekten kendini boşluğa bırakan insanları gördüğünde, canlı yayın anonslarına rağmen gördüklerine inanamıyor, yine Hollywood yeni yapım felaket filmlerinden birinin mi gösterildiğini düşünmeden edemiyordu.
Fakat gösterilen Hollywood yapımı felaket filmi değil, gerçeğin resimlenmiş haliydi. Gerçekte "canlı yayın"daydı olan bitenler, en azından onların yüzeyde görünen kısmıydı.
Kulelere saldırıdan bir saat kadar sonra, bu kez bir üçüncü uçağın dünya jandarması ABD emperyalizminin askeri yönetim merkezi Pentagon'a bindirdiği, Pentagon binasının uçağın çarptığı bölümünün çöktüğü ve yanmaya başladığı haberleri verilmeye başlandı. Bütün dünyada ABD emperyalizminin çıkarları için yürütülen savaşların planlama ve yönetim merkezi Pentagon canlı yayında yanıyordu! Uçağın çarptığı sırada -normal durumda 50 bin kişinin bulunduğu binada, binanın çarpılan kesiminde kaç kişinin bulunduğu bilinmiyordu. Bu haberle birlikte ABD'de bütün federal yönetim binalarının (Beyaz Saray ve parlamento binası Capitol da dahil olmak üzere) tahliye edildiği haberleri de duyuruluyor ve yanan bina ve panik görüntülerinin eşliğinde insanların beynine bir düşünce kazınıyordu: ABD ve onunla birlikte bütün "hür dünya", bütün insanlık, insanların özgürlükleri korkunç ve acımasız bir düşmanın saldırısı altındaydı. Bu düşman terörizmdi. Ve bu düşman "açık, demokratik toplum"ların hoşgörü ve özgürlüklerinden yararlanarak saldırıyordu. Artık buna müsade edilmemeli, "uluslararası topluluk" bu düşmana karşı birlik halinde, hoşgörüsüz ve gerektiği ölçüde özgürlükleri de kısıtlayarak gerekli cevabı vermeliydi!
İlk andan itibaren insanlığın bu yeni "baş düşmanı" terörizmin kimliği islami terör, coğrafi konuşlanması dAĞDaha hiç bir delil vb. yokken bile- Afganistan, Ortadoğu ve ulusal kimliği de Arap olarak ilan ediliyordu! Pentagon'a çarpan uçak haberinin ardından yine Washington'da Dışişleri Bakanlığı önünde patlayan bir otomobil bombası ve kaçırılmış olan 4. uçağın Pensylvania eyaletinde düştüğü haberleri geldi. Bu arada yanan DTM kuleleri birbiri ardına büyük gürültülerle çöktü ve tahliye edilmiş olan Manhattan semti yoğun bir toz duman ve yangın bulutu içinde görünmez oldu. Hollywood senaryolarındaki "kıyamet günü" tasvirlerine benzer resimler taşıdı televizyonlar.
Dünyanın en güçlü görünen emperyalist gücü, kendi evinde, en sembol binalarında, kaçırılarak bir ateş topu haline dönüştürülmüş yolcu uçaklarıyla vurulmuştu. Dünyanın güvenliğe en çok önem veren ülkelerinden birinde aynı anda 7 yolcu uçağı birden kaçırılmış; bu uçakları kaçırdığı söylenen intihar eylemcileri, bu uçakları belli hedeflere yönlendirmişler, hatta dünyanın en iyi korunan binaları içinde sayılan, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'u bile vurabilmişlerdi.
Emperyalist ülke halklarının esasta kendilerinden oldukça uzak alanlarda yürüyen savaşlardan medya üzerinden tanıdığı korkunç savaş resimleri, bu eylemle Washington ve New York'a taşınmıştı.
Eylem, emperyalist dünyanın andaki en büyük patronu durumundaki ABD'de kısa süre için de olsa yığınlar içinde büyük bir paniğe, yönetim düzeyinde de kısa süreli bir kaosa yol açtı. Eylemin piyasalara yansıması, emperyalist finans dünyasının mekkesi durumunda olan New York borsasında kısa süre içinde büyük düşüşlere yol açma; ve sonunda New York borsasının kapılarını kapaması; diğer ülke borsalarında da kısa sürede büyük panik satışlarıyla büyük düşüşler yaşanması biçiminde oldu.
Eylem bir yanıyla, lojistik, hazırlanışı ve uygulamasıyla (ABD kaynaklarının eylem hakkında verdiği bilgiler doğru varsayılırsa) ABD emperyalizminin yenilmezlik, güçlülük mitoslarına ağır bir darbe indirdi. Öyle ki burjuva medyası 11 Eylül'ü yer yer İkinci Dünya Savaşı'ndaki ABD donanmasına ağır darbe indiren Japon saldırısına atfen ikinci Pearl Harbor olarak adlandırdı. Görüldü ki, çok güçlü görülen emperyalist güçler, kendilerini en güvenlikli hissettikleri alanlarda bile yaralanabilir durumdadır. Onların geliştirdiği teknik araç ve gereçler onlara karşı silah olarak kullanılabilir, onların aldığı bütün güvenlik tedbirleri vb. ölümü göze almış, bir hedefe kitlenmiş, inanmış eylemciler karşısında güçsüzdür. Az sayıda örgütlü insan karşısında böylesine aciz olan bir sistem; bu sistemi sırtında taşıyan ve devrimin esas öznesi olan işçi sınıfı ve emekçi yığınlar, sırtlarındaki bu yükü atıp kendi alternatiflerini dayattığında şimdi çöken ikiz kuleler gibi çöküp gitmeye mahkumdur!
Eylem gerçekte bütün dünyada emperyalist ve gerici terörün, gerçek terörizmin merkezi olan ABD emperyalizminin en güçlü olduğu alanda, onun kendi evinde ona indirilmiş bir askeri darbedir. Metropollerin savaştan uzak yaşayan insanları, bu eylemle insanların kafasına bomba yağmasının ne anlama geldiğini; örneğin son dönemde emperyalistlerin -en başta da Amerikan emperyalizminin doğrudan askeri saldırısına uğrayan Irak halklarının, Sudan halklarının, Libya halklarının, Yugoslavya halklarının neler yaşadıklarını; her gün Filistin halkının ne yaşadığını, neler hissettiğini gördüler.
Kuşkusuz bu eylem, insan hayatına hiç değer vermeyen; ABD'de yaşayan bütün insanları ayrım yapmaksızın düşman gören, gerçek suçlu ve sorumluları değil, geniş kitleyi hedefleyen bir eylem çizgisinin ürünü olan, barbarca bir eylemdir. Bu barbarlık fakat, emperyalizmden öğrenilmiş bir barbarlıktır. Emperyalist güçler, bu kez kendi yöntemleriyle vurulmuştur. Emperyalist güçler, en başta da ABD emperyalizmi, bu eylem somutunda kendi yarattıkları canavarın saldırısına uğrayan doktor Frankenstein konumundadır. Emperyalist hunharlık ve barbarlık, ona karşı onun yöntemleriyle savaşma dışında çare görmeyen, çaresizlik içinde emperyalistler kadar barbar olmayı çare gören, ayrımsız kitleleri de hedef alan intihar eylemlerini ve eylemcilerini yaratmıştır. Her gün kafasına emperyalistlerin ve gericilerin bombaları yağan; ülkeleri işgal altında olan, ulusal baskı altında ezilen, emperyalizmin barbarlığını çeşitli biçimlerde duyumsayan ezilen halklar içinde, savaşın bir intihar eylemiyle de olsa, emperyalist metropollere taşınması yer yer gösterili bir sevinçle karşılanmıştır. Barbarlık barbarlık doğurmaktadır. Olan budur.
Emperyalizmin propagandacıları ellerindeki tüm medyayı ve bütün araçları kullanarak bu gerçeğin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Dünyanın en büyük terörist gücü ABD başta olmak üzere bütün emperyalistler, şimdi terörizmi lanetliyor, terörizme karşı savaş çığlıkları atıyor; yığınlar yeni emperyalist terörist saldırılara hazırlanıyor. Eylemin, ayrımsız kitleyi de hedefleyen yanlış çizgisi, emperyalizmin propagandacıları tarafından, eylemcilerin "insanlık dışı", "insanlık düşmanı" vb. ilan edilmesi için kullanılıyor. Eylem evet ABD'deki tüm insanları düşman gören; ABD'ye darbe vurabilmek için adeta her şeyi mübah gören bir eylem çizgisinin ürünüdür. Barbarcadır. Fakat şimdi bu eylemle hayatını kaybeden binlerce insanı işaret edip "insanlık dışı"lıktan, "insanlık düşmanlığı"ndan dem vuran emperyalistler sahtekârdırlar. Onların yaptığı yavuz hırsızlıktır!
Bugün bu eylemin insanlık dışılığından vb. söz eden emperyalistler;
- Bu dünyada her gün onbinlerce çocuğun açlıktan, hastalıktan ölmesinin sorumlusudurlar.
- Bu dünyada bugün de yaşanan gerici, karşıdevrimci savaşlarda milyonlarca insanın ölmesinin, on milyonlarcasının sakat kalmasının sorumlusudurlar!
- Bu dünyada nüfusun büyük çoğunluğunun açlık sınırında yaşamasının sorumlusudurlar!
- Bu dünyada her gün artan işsizliğin, yoksulluğun, açlığın, kıtlığın sorumlusudurlar.
- Bu dünyada doğal kaynakların hoyratça talan edilmesinin, ozon tabakasının delinmesinin, işaretleri gündemde olan iklim felaketinin, doğal dengelerin bozulmasının, yaşam temellerinin sarsılmasının sorumlusudurlar.
Barbarlık, insanlık düşmanlığı, insanlık dışılık herkesten önce emperyalistlere ait ve onlara yakışan sıfatlardır.
Bunlar içinde şimdi saldırı hedefi olan ABD emperyalizmi dünyanın gerçek efendisi gibi hareket eder konumdadır.
Şimdi 11 Eylül'ün bir dönüm noktası olduğunu söyleyen emperyalist efendilere, 11 Eylül tarihinin yalnızca ikiz kulelere yapılan saldırıyla anılmayacağını anımsatmak gerekir. 11 Eylül aynı zamanda Şili'de halkın çoğunluğu tarafından seçimlerle iş başına getirilmiş, Amarikancı olmayan Allende hükümetinin, CIA destekli bir askeri darbe ile devrildiği, Allende ve arkadaşlarının hunharca katledildiği gündür. Barbarlıktan, insanlık dışılıktan söz edenler, şimdi ABD'yi mağdur görüp gösterenler, Şili'de darbede ve darbe ertesinde öldürülen on binlerce devrimci-yurtsever-sosyalist -demokrat insanın, işkence tezgahlarından geçen yüzbinlerce insanın ABD'den hesap sorma hakkı olduğunu unutmamalıdır!
Şimdi terörizmden söz edenler, Vietnam, Laos ve Kamboçya'da ABD'nin halklara karşı yürüttüğü barbar savaşın izlerinin on yıllarca sonra bile hâlâ silinmediğini bilmelidir! Şimdi terörizmden, terörist eylemden söz edenler, ABD'nin işine gelmeyen, kendi kontrolunda olmayan hükümetleri nasıl devirdiğini, Grenada ve Panama somutunda hatırlamalıdır! Dünyanın her yerinde faşist rejimlerin baş destekçisinin ABD olduğunu hatırlamalıdır!
Biz daha birkaç gün önce 12 Eylül'ün 21. yıldönümünü yaşadık! Hani şu ABD ajanlarının "bizim çocuklar yaptı" dediği askeri faşist harekatın 21. yıldönümünü! Kaybolan yüzlerce kişiyi; zindanlara atılan onbinlerce kişiyi, sokak ortasında infaz edilen onlarca devrimciyi vb. vb.
Birileri terörizmden yakınma hakkına sahipse, en büyük terörist ABD bu konuda en son sırada gelen olur! Emperyalistlerin ve uşaklarının terörizm, terörist diye saldırdığı gerçekte, kendilerinin sömürü ve zulüm düzenine karşı çıkan herkes ve her harekettir. Ve şimdi dünyanın her yanında emperyalistler ve gericiler, New York ve Washington'daki eylemi gösterip "terörizme karşı mücadele adına" dünya halklarına karşı yeni saldırıların hazırlığını yapıyorlar.
En büyük teröristler, terörü lanetliyor! Ne sahtekârlık!
Sahtekârlığın boyutunu görmek için, ülkemizde sivil faşist terörün örgütü MHP'nin başkanı, devlet bakanı, başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli'nin dedikleri ilginçtir. Şöyle diyor:
"Bütün dünyanın gözü önünde ABD'de yaşanan terör vahşetini şiddet ve nefretle kınıyor, terörü bir insanlık suçu olarak lanetliyoruz." Hızını alamayan Bahçeli "Amerikan halkının yaşadığı bu insanlık trajedisi, terörizm ile her türlü zeminde ve her türlü araçla mücadele edilmesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Bu sebeple 11 Eylül tarihinin 'Dünya Terörizmle Mücadele ve Terör Mağdurlarını Anma Günü' olarak ilan edilmesini dünya kamuoyuna teklif ediyoruz" diye devam ediyor!
Günü önemli değil, böyle bir günde MHP'nin faşist katillerinin öldürmüş olduğu insanlarımızı anarız! 12 Eylül mağdurlarının haklarını isteriz! Faşist devlet teröristlerinden ve sivil faşist teröristlerden hesap sorulmasını isteriz! 11 Eylül Şili darbesini hatırlarız! vb. Kuşkusuz Bahçeli'nin kastettiği terör ve terörizm, bu gerçek terörizm değil; terörist sömürü sistemine karşı her direniş, her hareket. Bu hareketler içinde kitleden kopuk ve ayrımsız olarak kitleyi de hedef içine alan ve çaresizliğin ürünü olan, terörist sisteme karşı küçük grupların tepki eylemleri, şimdi olduğu gibi, gerçek teröristlerin kendilerini gizlemesi için, "terörizme karşı mücadele" maskesi altında, halkları uyutmanın kandırmanın aracı ve halklara saldırı için bahane oluyor.
11 Eylül 2001'deki eylemlerin görünürdeki ilk sonuçları dışındaki sonuçları şunlardır:
- Emperyalistler ve gericiler açısından içte faşistleşmeyi, dışta saldırganlığı arttırmak için bir bahane bulundu.
Demagojik bir biçimde artık "terörizmin" nasıl tehlikeli bir düşman olduğunun görüldüğü pompalanarak, "terörizmle uzlaşma yok" çizgisi hiç kimsenin karşı çıkamayacağı şekilde dayatıldı.
Biraz sakin olalım sesleri, intikam çığlıkları arasında boğuldu.
ABD'de olağanüstü hal ilan edildi. Yasaları sertleştirme konusunda ortam yaratıldı.
Bütün Batılı ülkelerde de terörizme karşı mücadele adı altında, yasaların gözden geçirilmesi gündeme geldi.
Oluşan bu yeni uluslararası ortam içinde her yerde sertlik yanlısı güçler yükselme eğilimi içine girdiler.
Bunun, örneğin ülkemize yansıması İçişleri Bakanı Yücelen'in 12 Eylül'de hava alanında yaptığı basın toplantısında görüldü. Yücelen bu basın toplantısında yürüyen Ölüm Orucu eyleminde, eylemcilerin tümüne zorla müdahele edileceğini açıklamakta bir sorun görmedi.
Bunun Filistin'e yansıması, işgalci İsrail ordusunun Filistin özerk bölgesine saldırıp dokuz Filistinliyi katletmesi biçiminde oldu vb.
Emperyalist ülkelerde 11 Eylül eyleminin sonucu var olan ırkçı yaklaşım ve eğilimlerin güçlenmesi; yığınlar içinde ırkçılığın, yabancı düşmanlığının kışkırtılmasının daha kolay hale gelmesi ve sisteme karşı yönelen her türlü muhalefetin "terörist" olarak damgalanıp tecrit edilmesinin ve saldırılmasının imkanlarının artması oldu. Önümüzdeki dönemde daha Göteborg ve Cenova zirveleri sırasında kimi devrimci kişi ve çevrelere yönelen açık faşist baskıların artması beklenmelidir.
- Emperyalistlerin kendi aralarındaki güç dengesi açısından, son dönemde AB'nin şahsında karşısında çok önemli bir rakip olarak gelişen ABD emperyalizmi, yeniden "hür dünyanın" andaki gerçek patronunun kim olduğunu gösterme fırsatını yakaladı.
Son dönemde AB, en başta da Almanya özellikle Balkanlar ve Ortadoğu'da daha aktif bir rol oynamaya başlamıştı. AB, ABD'nin tersine Ortadoğu'da tek yanlı olarak İsrail'i desteklemek yerine, Filistin KÖ ve Filistin Özerk Bölgesi ile ilişkilerini geliştirerek, barış sürecinde ABD'den ayrı bir role soyunmuştu. Balkanlarda da AB-ABD hegemonya dalaşı, "barış için" değişik planlar biçiminde sürüyordu ve AB bu konuda daha avantajlı bir konuma gelmişti.
ABD'ye yönelen saldırı ertesinde, bütün Batılı emperyalist güçler yine ABD'nin arkasında hizaya girme durumunda kaldılar. Bunun en açık örneği NATO toplantısında yaşandı. 12 Eylül'de yapılan NATO toplantısında, NATO anlaşmasının beşinci maddesinin devreye girdiği kararı alındı. Buna göre bir üyeye (ABD'ye) karşı saldırı söz konusuydu. (Her ne kadar NATO anlaşmasının beşinci maddesinde sözü edilen saldırı, bir devlete bir başka devletin dıştan saldırı halini savunma gerekçesi olarak öngörüyorduysa ve 11 Eylül'de durum bir devlet saldırısı vb. olmadığı açıktıysa da, bu karar alındı. Terörizme karşı mücadele adına kaynatılacak cadı kazanı için böyle bir karar elzemdi. Alındı.) Bu üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış saldırı olarak kabul ediliyordu. Buna göre ABD'nin "savunma" (siz halklara saldırı okuyun) eylemlerine her türlü desteği vermek tüm üyelerin yükümlülüğü idi!
Bu TC açısından, ABD'nin şimdi savunma adına girişeceği bütün saldırılara hem NATO üslerini açarak, hem de talep gelmesi halinde doğrudan bu saldırılar için güç vermek yükümlülüğü anlamına gelir. Burada bilinmesi gereken bir olgu, bu 5. maddenin NATO kurulduğundan bu yana ilk kez işleme konulması olgusudur. ABD saldırı konusunda gayet ciddidir. Ve bu konuda diğerlerini de kendine destek vermekle yükümlendirmiştir. Böylece bir kez daha emperyalist dünyanın hâlâ esas patronu olduğunu gösterme fırsatı bulmuştur.
- Revizyonist blok çöktükten sonra işi biten ve baş düşman ilan edilen "islami terör"e karşı topyekün saldırı için; emperyalist metropollerde yığınları "yabancı" düşmana karşı "kendi" hayat tarzını ve sistemini savunma bayrağı altında toplamak; emperyalist sisteme karşı her türlü muhalefeti "terörizme karşı mücadele" adı altında ezmek için fırsat çıktı.
Revizyonist blok çöktükten sonra, o zamana dek yığınları dış düşman bağlamında komünizm öcüsü ile korkutan emperyalizm önce dış düşmansız kaldı! Bu taşınacak bir durum değildi. Yığınları sistem etrafında birleştirmek için bir dış düşmana ihtiyaç vardı. Bu dış düşman, aslında Kuzey-Güney teorisinde, zengin kuzeyin üzerine yürüyecek yoksul yığınları ifade eden "güney"de bulunmuştu. Fakat sorunun bu kadar net yoksulluk-zenginlik çatışması olarak konması fazla açık sözlülük oluyor, hem de savunulduğu söylenen "Batının ortak değerleri" ile lafta bile pek örtüşmediği açıkça görülüyordu. Irkçılık, yoksullara düşmanlık burada çok net ortadaydı. Yeni bir teori ve açıklama gerekliydi. Geldi: Kültürler arası mücadele, kültürler savaşı!
Buna göre Batının demokratik özgürlükçü kültürünün en büyük düşmanı, hoşgörüsüz ve saldırgan olan islamdı. Siyasi islam Batılı demokrasinin en ciddi düşmanı, islami terörizm de Batı tipi hayat tarzının en büyük düşmanı idi. Geçmişte revizyonist Sovyet Bloku'na karşı bizzat Batılı emperyalist güçler tarafından desteklenen ve silahlandırılan islamcı örgütler, emperyalizm açısından işlevleri tükendikten sonra düşman ilan edildiler. Bu bağıntıda yıllardan beri ABD açısından en büyük terörist ilan edilen Usame Bin Ladin'in CIA eğitimli olması, bir zamanlar "komünizme karşı mücadele" adına Afganistan'da Batı değerlerinin savunucusu olarak desteklenmiş olması, Batının, en başta da ABD emperyalizminin sahtekârlığının açık örneğidir. Burada da, yaratılan canavarın, canavarı yaratana yönelmesi durumu söz konusudur.
İslamcı terörün baş düşman ilan edilmesi, kuşkusuz din ayrılığından kaynaklanan ideolojik nedenler yanında, nüfusu islam ağırlıklı bir dizi ülkede yönetimlerin (İran'da, Irak'da, Libya'da olduğu gibi) doğrudan kontrol altında olan yönetimler durumunda olmaması gibi pratik somut nedenlere dayanmaktadır.
11 Eylül saldırısı bu bağlamda yığınları "yabancı" düşmana karşı kışkırtmak açısından ve tam kontrol altında olmayan alanlarda tam kontrolun sağlanması, kontrol dışında olanlara ders ve göz dağı verilmesi için fırsat sunmuştur.
Daha ilk saldırı haberleri ile birlikte, tek bir delil, açıklama vb. söz konusu değilken yapılan tüm yorumlarda, radikal islamcı teröristler saldırının sorumlusu olarak gösterilmiş; adres olarak Afganistan, Irak, genelde Ortadoğu'da radikal Araplar, bu noktada en başta da Filistin'deki Hamas, İslami Cihad ve Hizbullah gibi örgütler hedef gösterilmiştir.
ABD Başkanı Bush, en başından itibaren, saldırıyı "savaş ilanı" olarak ortaya koymuş, yürüyen bu savaşın "iyi ve kötü arasındaki savaş" olduğunu, sonunda "iyi" nin (yani ABD'nin!!!) kazanacağını; saldırının sorumlularından mutlaka hesap sorulacağını; yalnızca saldırıyı yapanların değil -ki onlar zaten intihar eyleminde öldü- bu saldırıya destek verenlerin de cezalandırılacağını vb. ilan etti.
13 Eylül itibarıyla yapılan "araştırma" sonuçları şöyle ilan edilmişti:
- Saldırıda kullanılan uçaklar en az üç, en çok altı kişilik ekipler tarafından kaçırılmış; kaçıranlar silah olarak yalnızca plastik saplı bıçaklar ve halı kesme bıçaklarını kullanmışlardı.
- Pilotlar ve uçuş ekibi ve yolcular uçakların arka tarafında toplanmış ve saldırı Amerika'daki özel hava okullarında uçuş eğitimi almış kişilerce hedeflere yönlendirilmişti.
- Kaçıranlar Arap ve Afgan ulusundan, çoğu Arap Emirlikleri kimlikli kişilerdi. Bunların bir bölümü daha önce de polis gözetiminde olan, Usame bin Ladin çevresine dahil kişilerdi!
Bu anlatılanların inandırıcılığı ne derece olursa olsun, bunlar olgu olarak yığınlara sunuluyor, hedefler belirlenmiş oluyordu.
Şimdi sırada ABD'nin ilan edilmiş terörist intikam saldırıları var. Bu intikam saldırılarının adı kendini NATO çerçevesinde terörist saldırıya karşı savunma olacak. Bu terörist intikam saldırıları, yığınlara Batının demokrasi, insan hakları gibi yüce değerlerinin!!! terörist saldırılara karşı savunulması, suçluların cezalandırılması vb. olarak sunulacak!
Cezalandırılacak olan başta bazı islam ülkelerinin yoksul hakları olmak üzere, ezilen halklardır!
Cezalandırılacak olan emperyalistlerin her dediğine evet dememe cüreti gösterenler olacaktır.
ABD'nin, bütün Batılı emperyalist güçlerin ve gericilerin desteğinde girişeceği saldırılara karşı çıkmak insanlık görevidir!
Gerçek terörizmi lanetlemek insanlık görevidir.
Ülkemizde NATO üslerinin ABD'nin saldırı üsleri olarak kullanılmasına karşı çıkmak; TC ordusunun ABD'nin saldırılarına bizzat katılmasına ve destek vermesine karşı çıkmak insanlık görevidir!
Bütün bu gelişmelerin gösterdiği bir şey var:
Emperyalizm terörcüdür; barbardır. Emperyalizmin kullandığı terörcü barbar yöntemler, New York ve Washington'da 11 Eylül eylemlerinde görüldüğü gibi, emperyalizm karşıtı olduğunu söyleyen kimi güçlerde de çaresizlik sonucu terörcü, barbar yöntemleri doğuruyor.
Barbarlık barbarlık doğuruyor.
Görünürde çok sağlam ve yıkılmaz görünen emperyalizm aslında kof ve çürümüş durumdadır. O, içten yanan ve çelikleri eriyen DTM ikiz kuleleri gibidir.
Emperyalizmin gerçek alternatifi, emperyalizme göre bile daha geri pozisyonları savunan siyasi islam vb. değil, sosyalizmdir. Çöken revizyonist blokta yaşanan, sosyalizm isimli yozlaşmış, tekelci bürokrat kapitalisti, sosyalfaşist sistem değil; gerçek sosyalizm! İşçi ve emekçilerin öz örgütlenmesine dayanan, işçiler ve emekçiler için en geniş demokrasinin var olduğu, onların bizzat iktidar olduğu; insanın insan tarafından sömürüsüne izin vermeyen sistem!
Ulusal çatışmaların yerini, eşit ve özgür uluslardan emekçilerin enternasyonal birliğinin aldığı sistem! Kadın erkek eşitliğinin gerçekten sağlandığı sistem! Dinin siyasete alet edilmesinin ortadan kaldırıldığı ve onun kişinin özel işi haline getirildiği sistem! Yaşanılan gerçek dünyayı emekçiler için yaşanır hale getirerek, dine duyulan ihtiyacı ortadan kaldıran sistem! Herkesin yeteneği ölçüsünde katkıda bulunup herkesin ihtiyacına göre alacağı geleceğin komünist toplumunun yolunu açan sistem!
Barbarlığın tek ve gerçek alternatifi budur. Ve dünyanın insanlığın önündeki gerçek alternatifler:
Ya Barbarlık içinde çöküş, ya Sosyalizm'dir!
Demokrasi, özgürlük, eşitlik, barış, kardeşlik mücadelesi bu perspektifle yürütülmelidir.
İnsanca yaşamak isteyen sosyalizm için mücadele etmelidir!

13 Eylül 2001

 




Halkların Mücadelesi Enternasyonal Ligası

Amerika Egemenlerinin Elleri Temiz Değildir!

Halkların Mücadelesi Enternasyonal Ligası, kimliği henüz açıklık kazanmamış bir aşırı grubun New York ve Pentagon'a yaptığı saldırıların sivil kurbanlarının ailelerine başsağlığı dilerken, ABD hükümetinin ve onun yüksek görevlilerinin bu trajediyi kendi sorumluluklarını gizlemek, gerici tipte bir yurtseverlik kışkırtmak ve başka halklara ve uluslara karşı baskı ve saldırganlıklarını daha da yoğunlaştırmak için kullanmalarını mahkûm eder.
Amerikan Başkanı George W. Bush, bir savaş histerisi körükleme ve Amerikan halkı arasında anti-Arap ve anti-Müslüman duygular alevlendirme tehlikeli yoluna girdi. Terörizme karşı güya savaşında özel yetkiler talep etti. Sadık astları, terörist zanlılarına karşı olduğu gibi, hükümetin ekonomik ve sosyal siyasalarına muhalif olanlara karşı da uygulanabilecek olan iç gözetimin yoğunlaştırılması çağrısında bulunuyorlar.
Amerikan egemenleri elleri temizmiş gibi yapamazlar. Onların, kendi halklarına karşı terör eken diktatörleri iktidara getirme ve destekleme doğrultusunda uzun bir tarihi var. CIA ve Amerikan askeri gizli servisleri El Salvador, Filipinler, Peru, Guatemala vb. ülkelerde işkencecilere ve ölüm timlerine özel eğitim verdiler. ABD Kore, Vietnam, Irak, Libya, Yugoslavya ve başka ülkelere karşı saldırganlık savaşlarında milyonlarca insanın ölümü, sakat kalması ve yerinden yurdundan olmasından sorumludur.
ABD kendine "dünya jandarması" olarak davranma yetkisi tanımıştır. Dünya halklarının çıkarları doğrultusunda mı? Hayır, kendi dev tekelci birliklerinin ve bankalarının çıkarları doğrultusunda. Ezici siyasi ve askeri güç üstünlüğünü pazarları açma ve dünyanın kaynaklarını yutma yönünde kullanıyor. Ona karşı çıkanlar, ekonomik şantaj ve ablukadan, "yardım"ı geri çekmek ve durdurmaktan, doğrudan askeri müdahale, saldırganlık ve işgale kadar, "adil" cezalarını alıyorlar.
Bu ulusal yas zamanında, Amerikan halkını, kendi hükümetinin politikalarının ve eylemlerinin neden bu kadar düşmanlık, derin kızgınlık ve direnişe yol açtığı konusunda düşünmeye çağırıyoruz. Onları, Bush yönetimi tarafından beslenen uç noktadaki şovenizmi ve yapılan savaş hazırlıklarını reddetmeye çağırıyoruz. Bu ulusal trajediden ancak o zaman birşey çıkabilir.

Crispin Beltran,
Halkların Mücadelesi Enternasyonal Ligası Başkanı