Afganistanlı kadınlar feodalizmin en koyu barbarlığı altında yaşıyor!

ABD emperyalizmi Afganistan'a saldırıya hazırlanıyor. Onyıllardan beri savaş içinde yaşayan Afganistan halkı bir kere daha en güçlü emperyalist güçlerden birinin saldırganlığıyla burun buruna gelmiş durumda. ABD emperyalizminin desteğiyle güçlenip palazlanan ve Afganistan'da iktidarı ele geçiren Talibanlar bugün en koyusundan bir feodal rejim, barbar rejim güdüyorlar. Özelde Afganistanlı kadınları ortaçağın karanlığına iten, onların elinden her türlü haklarını alarak evlere kapatan bir rejim... Afganistan, kadınların çuvaldan çarşaflara sokulduğu ve erkeksiz sokağa dahi çıkma hakkının olmadığı bir ülke...
Onyıllardır süren savaşla viran olmuş, yoksulluk içinde kavrulan bir ülke! Televizyonun, internetin yasak olduğu, halk kitlelerinin dış dünyayla her türlü ilişkisinin kesik olduğu, Talibanların yaydığı haberlerden başka haberin sızma imkânının neredeyse yok olduğu bir ülke! Şimdi de ABD emperyalizminin saldırı tehditini yaşıyor. Ve gerçekleştiğinde bu saldırı bir kere daha yoksul kitleleri ve özelde de Afganistanlı kadınları ve çocukları vuracak...
Aşağıda, Mayıs ayında gerçekleşen Halkların Mücadelesi Enternasyonal Ligası'nın (HMEL) Kuruluş Kongresi sırasında Afganistanlı bir devrimci kadınla yapmış olduğumuz röportajı yayınlıyoruz. Çeviri vb. nedeniyle yayınlanması sarkarken, birden ABD'ye yönelik terör saldırısı ardından güncelleşiverdi Afganistan... Belki dergimiz yayınlandığında Afganistan'a yönelik saldırı gerçekleşmiş bile olacak... Zaten ortaçağı yaşayan kadınlar iyice karanlığa, yoksulluğa ve onmaz acılara gömülme tehditiyle karşı karşıya...
ABD emperyalizminin saldırganlığına karşı yaşasın Afganistanlı devrimci ve ilericilerle dayanışma!
Kahrolsun emperyalizm ve kahrolsun dünya gericiliği!

18 Eylül 2001


YDİ Çağrı: Kendini tanıtabilir misin?
İran ve Afganlı kadınların örgütü, 8 Mart Komitesinin üyesiyim.
Çağrı: Önce Afganistan'daki durum hakkında kısaca bilgi verebilir misin?
Afganistan'da 24 yıldır süren bir savaş var ve durum öyle vahim ki, bir röportajda kısaca anlatılacak gibi değil. Fakat yine de anlatmaya çalışayım. Kadınların sorunlarıyla ilgili olarak: Afganistan feodal sistemi yaşayan bir ülke. Ve bu sistem öncelikle kadınları vuruyor. Çünkü kadınların okula gitmeleri yasak ve kadınların % 98'i okuma-yazma bilmiyor. Ve sistem kadınları baskılıyor. Süren savaş da kadınların sorunlarını binlerce kat artırdı. Erkeklerini yitirip çocuklarıyla bir başlarına kalanlar, ekonomik baskıların yükünü çekenler çoğunlukla kadınlar. Talibanların rejiminde kadınların çalışması yasak, kızların okula gitmesi yasak ve okullar kapalı, üniversiteler de yok artık. Herşeyi yıkıp döktüler, yıkıntıdan başka birşey kalmadı. Kadınlar işsiz ve hiçbirşeysiz eve kapatıldılar. Sonra, bu durumdan dolayı entelektüellerin çoğu Afganistan'ı terketti. İran'da, Pakistan'da, Hindistan'da, bütün Avrupa ve Amerika'da... her yerde göçmenler... Ülkedeki Afganistanlı kadınların durumu ise çok kötü. Birincisi, savaş ve bombardımanla herşeylerini yitirdiler; ikincisi yiyecek bir şeyleri yok; üçüncüsü erkeklerini yitirdiler ve hiçbirşey örgütleyebilecek durumda değiller. Ve bütün bunlardan dolayı kadınlara kendi vücutlarını satmaktan başka yol kalmıyor, ama gizli-saklı biçimde. Bir kadınla röportaj yapmıştım, bana hikayesini anlattı. Şöyle diyordu: Üç çocukla bir başıma kaldım ve çalışamıyordum, çünkü çalışmam yasaktı, bu nedenle kendimi satmak istedim. Kadın yedi yaşındaki oğlunu alıp gitmiş, hem çocuğa tecavüz etmişler hem de kadına. Kendisine Mücahitlerin ve diğer erkeklerin geldiğini, Talibanların da geldiğini anlattı. Talibanlar üstelik para da vermiyorlarmış. Ve bütün bunlar üstü kapalı biçimde yapılıyor, kamuoyuna açıklayamıyorlar, çünkü korkuyorlar. Talibanlar terör estiriyorlar, duyduklarında "iffetsiz" kadınların parmaklarını, ellerini kesmeleri mümkün, bunları yaptıkları duyuluyor.
Çağrı: Peki sağlık alanında kadınların durumu nasıl, kadınların hastahaneye gitme imkanları var mı?
Hayır. Afganistan'daki hastahanelerin çoğu zaten bombardımanla ve füzelerle yıkılmış durumda. Diğer taraftan enflasyon o kadar yüksek ki, maddi sorunlar var, belki şurda-burda bir-iki hastahane kalmıştır, fakat bunlara kadınların gitmesi yasak. Çünkü kadınların erkek doktorlara gitmeleri, kendilerini erkek doktorlara muayene ettirmeleri yasak. Doktor ya da hemşire olarak çalışan kadınların sayısı ise sıfıra yakın. Var olanlar da erkeklerden ayrı çalışıyorlar, erkeklerle kadınların birarada çalışmaları yasak. Hastahaneler pislik içinde, aletleri yok -herşey kırık-bozuk, ilaç da yok. Alman Kızıl Haç örgütü ve Uluslararası Kızıl Haç örgütü yardım etmek istiyorlar, fakat bu o kadar az ki, sözünü etmeye bile değmez. Bir başka röportajda şunu söylemiştim: Hiçbir şeyimiz yok! Ve gerçek durum da bu. Bütün okullar kapandı. Kızların okula gitmesi yasaklanıyor, çünkü Talibanlar okulun kızların gözlerini açacağını düşünüyor ve islam hukukuna göre bu olmamalı. Kadınların evde kalıp ev kadını olmaları bekleniyor. Başka çareleri olmadığından, kaçamayan ve ülkede kalan kimi entelektüeller de var. Bunlar gizli gizli okul örgütlemeye çalıştılar, belki 15-20 kadar ev okulu örgütlendi. Komşu kadınlar ve çocuklar bu "okullar"a geliyorlardı. Talibanların bundan haberleri olsa bu, hepsinin öldürülmesi, dövülmesi ya da bilinmeyen bir yere kaçırılması demek olurdu, durum işte böyle.
Çağrı: İslam hareketini kim destekledi, onlara maddi yardımı kim yaptı ve niye destekledi?
Bunlar fanatik islam örgütleri. Bu 7 örgütü de Amerika, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi ertesinde maddi olarak destekledi. Bu fanatik örgütlere hem para verdi, hem de silah. Ve bunlar, Sovyetler Birliği geri çekilinceye kadar savaştılar.
Çağrı: Talibanlar ama Afganistan'a Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekildikten sonra girdiler. Talibanların maddi olarak desteklenmesinin arkasında yatan siyasi nedenler nedir?
Talibanları ve Bin Ladin'i örgütleyen Amerika'dır. Orta Asya'da Amerika'nın çıkarlarını savunacak tek grup olarak bunları görüyordu. Tacikistan, Özbekistan ve Kazakistan meselesi sözkonusu olan, petrol meselesi sözkonusu. Bu nedenle Afganistan'la ilgilendiler, yoksa ne Afganistan'ı, ne orada yaşayan insanları, ne de kadınları düşünüyorlar. Talibanlar üzerinden Orta Asya'ya köprü kurmak istiyorlardı kendilerine. Ve yine bu nedenle Pakistan Amerika'nın elinde. Amerika: "Benim bu işle ilgim yok diyor." Ve buna inanan birçokları Pakistan'ın yalnız başına hareket ettiğini düşünüyor, fakat Pakistan'ın buna yetecek gücü yok. Amerika Pakistan'ı örgütlüyor ve o da komşu ülke olarak işi yürütüyor. Ayrıca emperyalistlerin Orta Asya'da sağlam bir kaleye ihtiyaçları var. Atom nedeniyle ve İran, Hindistan ve Kuzey Afganistan ve Kuzey Asya'nın diğer ülkeleri açısından. Bu nedenle Afganistan emperyalistler açısından önemli, çünkü orada sağlam bir nokta sahibi olmak istiyorlar.
Çağrı: Gaz boru hattı da rol oynuyor, öyle değil mi?
Evet. Sovyetler Birliği zamanında gaz boru hattını kendi ellerine almışlardı ve Afganistanlıların bunun üzerinde kontrolü yoktu. Hepsi çok ucuza ve hatta bedavaya Sovyetler Birliği'ne aktı. Sovyetler Birliği de bu gazı uluslararası ücrete Almanya'ya sattı. Afganistan'ın zenginlikleri çok, fakat bunlar üzerinde şu an kontrol sahibi değil. Bu nedenle herkes, Sovyetler Birliği ve Amerikan emperyalizmi Afganistan'la ve onun sahip olduklarıyla ilgili. Zamanında bunlar doğrudan birbirleriyle savaşmadılar, dolaylı olarak yürüttüler. Körfez meselesinde Sovyetler Birliği kendine bir köprü açmak istiyordu. Afganistan Hint okyanusuna ve Körfeze yol açıyordu. Fakat Amerika kurnaz davrandı, Sovyetler Birliği ise kendini sattı ve şimdi anlaşmış durumdalar. Afganistan'daki insanlara ve özelde de kadınlara yardım eden yok. Bazı Afganlılar UNO bize yardım eder, ya da Uluslararası Af Örgütü veya Amerikalılar, veya başka birileri bize yardım eder diye düşünüyorlar, ama bu kesinlikle yanlış, çünkü biz denedik, bütün bir zaman denedik ve bize yardım yok. Sadece çıkar var.
Çağrı: Talibanları tanıyan hükümetler hangileri?
Talibanları tanıyan yok. Sadece Suudi Arabistan ve Pakistan ve Körfez'deki şu şeyhler ülkesi Talibanları tanıdı. Başka tanıyan yok, fakat bütün dünyada fanatik müslümanlar onları destekliyor.
Çağrı: Başta 8 Mart kadın grubundan olduğunu söylemiştin, bu grubun nasıl bir çalışma yürüttüğünü anlatabilir misin?
Bizler İranlı ve Afganlı kadınların davaları için mücadele ediyoruz. Ve burada yapabileceğimizi yapmaya çalışıyoruz: Röportajlar veriyor, toplantılar düzenliyor ve kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyoruz ve yardım arıyoruz. Çeşitli programlarımız var, fakat herşey çok zor, maddi zorluklarımız var.
Çağrı: Anladığım kadarıyla siz bir yurtdışı örgütüsünüz, öyle mi?
Evet, bu bir yurtdışı örgütü. Fakat biz Afganistan ve Pakistan'daki yeraltı örgütleriyle de birlikte çalışıyoruz. Bunlarla bağlantılarımız var ve illegalitedeki devrimci kadınlara yardımcı oluyoruz. Fakat isim veya adres veremeyiz, çünkü bu ülkelerde idam listeleri var.
Çağrı: Yeraltı hareketlerinin varlığından sözettin. Afganistan'da hangi direniş hareketleri var?
Afganistan'da Mücahitler var, örneğin Panjshirtal'da Masud... Sorun ama şu, bunların hepsi müslüman. Ve müslüman hukukuna göre de kadınlara özgürlük tanıyamıyorlar. Bu hukuka göre bir erkek kendine dört kadın alabiliyor, yasa önünde iki kadının şahitliği bir erkeğe eşit oluyor vesaire. Boşanma durumunda ise erkek çocuklar derhal ve kız çocuklar ise yedi yaşından itibaren erkeğe veriliyor. Biz demokrasi için mücadele eden aydın kadınlar din ile siyasetin birbirinden ayrılmasını istiyoruz. Din tamamen kişisel bir mesele olarak kabul edilmelidir, biz ona karşı değiliz. Biri müslümansa bu onun sorunudur. Biz demokrasi için mücadele ediyoruz ve din ile siyaseti birbirinden ayrı tutuyoruz.
Çağrı: Saydığın Şehy Masud direniş hareketi devrimci bir hareket değil. Devrimci direniş hareketleri de var mı?
Kampanyalar yürütmeye çalışan çok küçük gruplar var, bunların hepsi ama yeraltında. Ve her yerde Taliban kontrolü olduğundan hareket çok ağır. Talibanlar kontrolü % 99 sağlamış durumdalar. Masud'un dışında 7 Parti daha var, bunlar ama sadece iktidar peşindeler. Bunlar zaman zaman Talibanlarla da ilişki kurmak istiyorlar. Durum öyle kötü ki, devrimciler hareket edebilecek durumda değiller, fakat onlar varlar.
Çağrı: İslam köktenciliğine karşı mücadele nasıl yürütülebilir?
Bu mücadele en başta emperyalizme karşı mücadele olmak zorunda, küreselleşme nedeniyle. İkincisi, Yeni Demokrasi için mücadele edilmeli ve Afganistan'a demokrasi geldikten sonra, devrimciler olarak kitlelerle birlikte yolumuzda nasıl ilerleyebileceğimize bakmak zorundayız. Çünkü ülkemizde şu anda işçi ve köylü yok. Köylülerin çoğu kaçtı. Durum gerçekten son derece kötü. Bugün durum şöyle: Bir yandan Afganistan'ın Amerika tarafından tam işgal altında olduğunu düşünüyoruz - fakat Pakistan üzerinden. Ve biz özgürlüğümüz için mücadele etmek zorundayız. Diğer taraftan kadınların durumunu düzeltmek için mücadele ediyoruz. Ve bu bugün bizim için çok önemli, küreselleşme nedeniyle de.
Çağrı: Bu Kongre'den ne bekliyorsun?
Bu Kongre'den ne bekliyorum: Afganistan çok çok uzakta olduğundan, -Avrupa'da ve dünyanın başka yerinde insanların çoğunluğu Afganistan'ın nerde olduğundan bile habersiz- medya ve gazeteciler yeterince haber vermediğinden insanlar Afganistan'da olup-bitenlerden habersiz. Sadece çok azı "orada savaş var" diyor, fakat kimsenin bunun üzerine düşündüğü yok. Biz bu nedenle buradayız, bu bildiriyle ve tartışmalarla ülkedeki durumu tanıtmaya çalışıyoruz. Ve bütün bu örgütlerin dayanışmasına ihtiyacımız var. Biz eğer birlik olmazsak güçlenemeyiz. Emperyalistler bütün dünyayı küreselleştirmeye çalışıyorlar, o zaman bizim gücümüz kalmaz. Bu nedenle biraraya gelmek, birlikte çalışmak ve birlikte mücadele etmek zorundayız.
Çağrı: Bütün içtenliğimle mücadelende sana başarılar dilerim. Röportaj için teşekkürler.
Ben de teşekkür ederim.

Mayıs 2001


Erkeksiz kadın bloğu olur mu?

Bu yıl 8 Mart'ta İstanbul'da feminist çevrelerden devrimci, demokrat gruplara dek çeşitli kesimlerin içinde yeraldığı geniş katılımlı bir eylembirliğiyle bir yürüyüş/miting vb. eylemler düzenlenmişti. YDİ-Çağrı dergisinin kadın çalışanları da eylembirliği görüşmelerinde aktif bir şekilde yeralmış ve yürütülen ön hazırlıklar sayesinde yürüyüşte güçlü ve coşkulu bir kadın bloğu oluşturulmuştu. Eylemin değerlendirilmesine ilişkin görüşlerimizi dergimizin Nisan (sayı 44) sayısında okuyucularımızın bilgisine sunmuştuk. Burada bu eylem sırasında ortaya çıkan ve üzerinde durmayı gerekli gördüğümüz bir soruna dikkat çekmek istiyoruz.
Faşizmin yoğun saldırılarının yaşandığı ve devletin her türlü araçla muhalif güçlerin üzerine yürüdüğü bir ortamda bu yıl 8 Mart'ta geniş yelpazeli bir eylembirliği oluşturma eğilimi ortaya çıkmıştı. Eylembirliği görüşmelerinde, güçlü bir ortak eylem gerçekleştirme isteği egemen oldu. Bu istek özelde her yıl feministlerle bir bölüm "sol" grup arasında yıllardan beri varolan 8 Mart yürüyüşüne (ya da mitingine) erkekler katılsın mı, katılmasın mı noktasında yoğunlaşan temel görüş ayrılığında çatışan grupların önemli bir bölümünün uzlaşmaya yönelik adımlar atmasını beraberinde getirmiş; kadın ve erkeklerin karışık yürüdüğü "karma grupların" kortejin en arkasında yeraldığı esasta kadın ağırlıklı bir yürüyüş/miting düzenleme noktasında birleşilmişti. Sadece, erkeklerin katıldığı bir yürüyüşe katılmayı ilkesel olarak reddeden küçük bir bölüm feminist çevreyle, salt kadın gruplarının "çağrıcı" olması kararına karşı olan, bunu feminizme verilen bir taviz olarak değerlendiren "sol" gruplar (örneğin EMEP) eylem birliğinden çekildi. Sonuçta kadın gruplarının, kollarının ve siyasi dergilerin kadın taraftarlarının inisiyatifinde, onların çağrıcı olduğu, kadın bloklarının ağırlıklı olduğu bir 8 Mart yürüyüşü/mitingi gerçekleştirildi.
YDİ-Çağrı kadın çalışanları eylembirliği görüşmelerinde hem feministlerden hem de kimi "sol" gruplardan erkeklerin katılım sorununu ilke meselesi haline getiren anlayışa karşı tutarlı ve doğru bir mücadele verdiler. Ve sonuçta savunulan görüşe uygun biçimde güçlü bir kadın bloğu oluşturularak pratikte de buna uygun bir tavır sergilediler.
Buraya kadar ve eylemin genelde de olumlu bir eylem olduğu değerlendirmesinde sorun yoktur. Fakat eylem alanında belirleyici olmasa da, bizzat YDİ-Çağrı taraftarı kimi erkek ve kadın arkadaşlarla anlayış tartışması yürütülmüş, bazı arkadaşlar kadın bloğu oluşturma kararını ve erkek arkadaşların kortejin arka kısmında ayrı, karışık bir blok oluşturmaya yönlendirilmelerini yanlış, feminizme taviz veren bir tavır olarak değerlendirmişlerdir. Ancak bu arkadaşlar sorumlu arkadaşların uyarılarıyla eylem alanında tartışma yürütmenin yanlışlığını dikkate alarak karma bloğa geçmişler, fakat içeriğe ilişkin anlayış farklılığı giderilememiş, kalmıştır. Benzer sorunları gelecek 8 Mart'larda ya da kadınların kurtuluşu sorununa ilişkin başka eylemlerde yeniden yaşamamak için burada bu soruna ilişkin tavrımızı ortaya koymak istiyoruz.
Bizim anlayışımıza göre, kadın sorununun merkezde durduğu bir eyleme erkeklerin katılımı ilke sorunu değildir. 8 Mart'larda ya da başka kadın sorununa ilişkin eylemlerde mutlaka kadın-erkek birlikte ve aynı blok içinde karışık olarak yürüyecek şeklinde bir ilkemiz yoktur. Fakat tam tersi bir ilkemiz, yani bu tür eylemlere salt kadınlar katılmalıdır diye bir ilkemiz de yoktur. Bizim dışımızda ama, yukarıda aktardığımız şekilde her iki tavrı da ilke haline getiren gruplar vardır. Bunlardan feministler, ilkede 8 Mart'larda vb. eylemlere erkeklerin katılmasını istemedikleri salt kadın eylemleri yapma yanlısıdırlar. Bu bağlamda bu yılki eyleme karma gruplara rağmen çağrıcı gruplar olarak imza atan kesimler ilkelerinden taviz vermiş durumdadırlar.
Feministlerin kadınların eylemlerine erkeklerin katılmasını ilkesel olarak reddetme tavırları, onların genel yaklaşımının bir ifadesidir. Kadınların kurtuluşu sorununa sınıfsal olarak yaklaşmayan feministler, bu mücadeleyi, bütün sınıf ve katmanlardan kadınların bütün sınıf ve katmanlardan erkeklere karşı ortak bir hak arama mücadelesi olarak görmektedirler. Bu yaklaşımın ürünü olarak da ezilen sınıflardan kadınların hakları ve özgürlükleri için mücadelede ezilen sınıflardan erkekler tarafından desteklenmelerini mümkün ve arzulanır kabul etmemektedirler. Feministler için esas önemli olan, farklı sınıf ve tabakalardan kadınların ortaklığının sağlanmasıdır. Bu temelde sağlanan "ortaklık" sömürü sisteminin özüne dokunmaksızın kadın haklarının genişletilmesi için mücadeleyle, düzen içi mücadeleyle sınırlıdır. Kadınların ezilmişliğinin sorumlusu olarak -evet aynı zamanda erkek egemen de olan- kapitalist sömürü sistemini değil de, erkekleri gösteren feministler ezilen kadın kitlelerine yanlış hedef göstermektedirler. Bu ideolojik-siyasi yaklaşıma karşı tutarlı bir mücadele yürütülmek zorundadır. YDİ-Çağrı'dan arkadaşlar eylembirliği görüşmelerinde bunu yerine getirmeye çalışmışlar, feministlerin erkeksiz kadın eylemi konusundaki ısrarlarına karşı durmuş, bunu ilke haline getirmenin yanlışlığını ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu anlamda feminizme verilen bir "taviz" sözkonusu değildir.
Feministlerin yaklaşımının taban tabana zıt ucunda erkeksiz kadın bloğu/mitingi/yürüyüşü/eylemini feminist bir sapma olarak değerlendiren ve buna ilkesel olarak karşı çıkan "sol" gruplar vardır. Bu noktada dikkat çekici olan, bunların da önemli bir bölümünün artık bu ilkede diretmekten vazgeçmeleridir. Ne var ki, eskiden savundukları -hem de çok saldırgan bir biçimde savundukları- bu pozisyonları terkederken, bunlar özeleştirici bir yaklaşım sergilemekten çok uzaktırlar. Oportünizmin yakından tanıdığımız bu özelliği burada da karşımıza çıkmakta ve bir zamanlar bizimle çatıştıkları bu noktalarda sessiz-sedasız pozisyon değiştirme, bir adım ilerisinde de sanki eskiden beri bu pozisyonun savunucularıymışlar gibi tavır takınma çizgisi izlenmektedir. Geçmiş kimi 8 Mart eylemlerinde bu gruplar, alanlarda "feminizme gününü gösterme"yi, "kendi çizgilerini geçirme"yi en önemli sorun haline getirdiklerinden 8 Mart eylemleri günün esas anlamının arka plana itildiği eylemler haline dönüşmüştür. Biz bu tavırları dergimiz sayfalarında da defalarca eleştirdik. Bunların içinden bazı grupların bu 8 Mart somutunda "artık" eski yanlış pratiklerinden vazgeçmiş olmaları tabii ki iyidir, ancak bunun özeleştirel biçimde olmadığı da bilinçte tutulmalıdır. Bunların bugün böyle tavır almaları, başka zamanlarda da aynı şekilde davranacakları anlamına gelmemektedir.
Erkeklerin katılımı meselesinde birbirine zıt iki ayrı pozisyonun savunuculuğunu yapan feministler ile kimi "sol" gruplar, bir eylem biçimini ilke ve fetiş haline getirme noktasında özde aynı posizyonda buluşmaktadırlar. Bu, onların birleştiği tek nokta da değildir. Bir yandan "çok ilkeli" gibi görünürken, diğer yandan "şartlar, ortam" vb. gerekçesiyle kendi koydukları bu "ilke"den vazgeçme ilkesizliğinde de buluşmuş durumdadırlar.
8 Mart, işçi ve emekçi kadın kitlelerinin hakları ve özgürlükleri için taleplerini meydanlara taşıdıkları bir eylem ve mücadele günüdür. Dolayısıyla bu günde gerçekleştirilen eylemlerde kadınların ağırlıkta olmaları en doğal olanıdır. Bizler, ezilen kadınların kendi davalarına kendilerinin sahip çıkmalarını ve aktif bir şekilde mücadele içinde yer almalarını istiyoruz. Eğer bunun şartları mevcutSAĞki YDİ-Çağrı kadın çalışanları bu yılki pratikleriyle bunun gayet mümkün olduğunu gösterdiler- kadın arkadaşların kendilerinin inisiyatif sahibi oldukları eylemler, mitingler, toplantılar vb. düzenlemelerinde hiçbir yanlış yoktur. Bilakis bu istenen bir şeydir. Devrimci ve komünist kadın arkadaşlar, kadınlara yönelik eylemler ya da toplantılar düzenlerken erkek arkadaşlardan "geri planda" durmalarını talep ediyorlarsa, bu, devrimci ve komünist kadın arkadaşların erkek arkadaşları hedef aldığı, feminizme saptığı vb. şeklinde kavranılmamalıdır. Tam tersine erkek arkadaşlar kadın arkadaşları inisiyatif kullanma noktasında teşvik etmeli, kadın arkadaşlara gereksinim duydukları desteği, onların çizdiği çerçevede vermeye hazır olduklarını pratikte göstermelidirler. Bu destek, ille de karışık bloklar içinde birlikte yürümek şeklinde olmak zorunda değildir. Eylemin hazırlık ve uygulama aşamasında geri planda durularak da kadın arkadaşlara destek verilebilir.
Her ihtimalde şurası açıktır: Kadınların kurtuluşu için mücadelesinin sembolü 8 Mart'ta gerçekleştirilen bir eyleme kadınların damgalarını vurmaları, güçlerini sergilemeleri gayet olumludur. Bunun şartlarının oluştuğu her yerde böylesi eylemlerin yapılmasını bizzat biz hedeflemeliyiz. Bu, yukarıda da belirttiğimiz gibi, erkek arkadaşların dışlanması ya da onların desteklerinden vaz geçildiği anlamına kesinlikle gelmez. Devrimci mücadelede elbette ki, kadın ve erkek arkadaşlar birlikte hareket etmektedirler, edeceklerdir.
"Ayrı kadın bloku"na karşı çıkan, bunda feminizmden etkilenme gören arkadaşlar şunu dikkate almalıdırlar: Nasıl ki, devrimci mücadelede ortak hareket etme zorunluluğu, kadın kitlelerini örgütlemek için özel örgütlenmelere gitmeyle çelişmiyorsa, şu ya da bu eylemin kadın ağırlıklı olması da mücadelede birlik hedefiyle çelişmez. Biz hatta somut durum gerektirdiğinde salt kadınlarla sınırlı eylemlerin, toplantıların, konferansların vb. yapılabileceğini savunuyoruz. Burada önemli olan böylesi bir eylemin/toplantının genel ideolojik-siyasi perspektifinin doğru olması ve seçilen eylem biçiminin de buna uygun olmasıdır. Dünya Komünist Hareketi'nin tarihinde bunun örnekleri çoktur. Devrimci ve komünist kadınların önderliğinde faaliyet gösteren kadın kitle örgütleri vb. kendi talepleriyle ya da genel toplumsal taleplerle kadınların damgalarını vurdukları eylemler düzenlemekten hiçbir zaman çekinmemişlerdir. Buna bir örnek olarak Komünist Enternasyonal dönemindeki Komünist Kadın Enternasyonali'ni gösterebiliriz. Komünist Kadın Enternasyonali katılımının ezici çoğunluğu kadınlardan oluşan çeşitli uluslararası konferanslar düzenlemiş, çeşitli ülkelerde komünist, devrimci, ilerici kadın örgütlerini uluslararası kampanyalar çerçevesinde inisiyatif geliştirmeye ve kadınların ağırlıkta olduğu eylemler gerçekleştirmeye teşvik etmiştir.
Toparlarsak, 8 Mart'larda kadın arkadaşların önderliğinde, inisiyatifinde eylemlerin gerçekleştirilmesi doğrudur ve kadın arkadaşlar bu yönde daha da desteklenmeli, yüreklendirilmelidir. Bu yıl 8 Mart'ta kadın arkadaşların ayrı bir kadın bloğu oluşturmaları eylemin amacına uygun olmuştur.
Bizim, bir eylem biçimini fetiş haline getirme, her zaman böyle olacak şeklinde tavır takınmamız sözkonusu değildir. Kadın eylemlerine/toplantılarına erkeklerin katılıp katılmayacağı, ya da nasıl katılacağı somut olarak değerlendirilmek, amaca uygunluk çerçevesinde ele alınmak zorundadır. Bu pozisyondan hareketle bizler eylembirliği görüşmelerinde ortaya çıkan feminist ve onun tersi kutbunda erkek şovenisti yaklaşım ve tavırlara karşı ideolojik-siyasi mücadelemizi yürütmek zorundayız.
Bu yılki 8 Mart eyleminden biz gelecek 8 Mart eylemi için de sonuçlar çıkarıyor, bugünkü şartlarda kadınların ağırlıkta olduğu eylem biçiminin sürdürülmesini doğru ve amaca uygun olarak değerlendiriyoruz. Bu eylem, kadın arkadaşlarımızın pratikte etkinleşmesi, gerçekleştirdikleri coşkulu eylemle kendilerine olan güvenlerinin artması, kendi davalarına kendilerinin sahip çıkması açılarından gayet olumlu olmuştur. Bu pratik devam ettirilmelidir!

Eylül 2001