DOĞAL DENGE NEDİR VE
DOĞAL DENGEYİ KİM BOZUYOR?
Uzayda varolan milyarlarca yıldızdan biri de yerküredir. Ancak dünyamızın
şimdiye kadar bilinen diğer yıldızlardan farkı; oluşumu sürecinde
belli şartlara bağlı olarak, mikro organizmalardan, en gelişmiş canlı
varlık olan insana kadar çeşitli organizmaları da üzerinde taşımasıdır.
İnsan da dahil tüm canlı varlıkların yaşamlarını sürdürebilmelerinin
önşartı, onların oluşumunu sağlayan doğal dengelerin korunmasıdır.
Bu dengenin temel ögeleri güneş, hava, su, toprak ve besin maddeleri
dediğimiz organik maddelerdir. Bu öğelerin hepsine birden veya sadece
bir kısmına ihtiyaç duyan ve fakat bu öğelerden birinin olmaması,
ya da nitel bir değişime uğraması, canlı varlıkların yok olması demektir.
Doğa; sınıf, sınır, sistem tanımaz ve bu unsurlardaki küçük bir bozukluğun
tamiri bir insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir süreci kapsar.
Ekosistem nedir?
Ekosistem, kısaca doğanın ekolojik sisteminin kısaltılmış adıdır.
Yani doğanın oluşturduğu denge sistemidir, bütünüdür. Ekosistemin
sınırları amaca göre değişir. Örneğin, dünyanın bütünü bir ekosistem
olarak ele alınabileceği gibi, onun bir kıtası, bir kıtadaki bir bölge,
bir bölgedeki akarsu havzası, bir denizin herhangi bir kesiti, bir
kent, bir köy, bir çiftlik, bir havuz, hatta bir evin içindeki küçük
bir akvaryum da birer ekosistem olarak ele alınabilir. Bunların bir
bölümü oldukça doğal, bir bölümü de insan etmeni tarafından değişik
derecelerle değiştirilmiş yapay ekosistemlerdir.
Canlıların bir bölümü üretici, bir bölümü tüketicidir. Bitki türleri
genel olarak üreticidir. Hayvan türleri ekosistemin tüketici parçalarıdır.
Mikro organizmalar ise, ekosistemde boylarından büyük işler yaparlar.
Onlar ayrıştırıcıdır. Bitki ve hayvan atık ve artıklarını ayrıştırarak,
ekosisteme geri kazandırırlar. Atık ve artık maddeleri, ekosistemde,
üreticiler tarafından tekrar kullanılabilecek hale getirirler. Ayrıştırıcılar
olmasaydı, bir hesaba göre tüm yeryüzü 100 m kalınlığında bir çöp
tabakasıyla kaplı olurdu.
Ekosistemin çeşitliliği, ilgili ekosistemi oluşturan çeşitli parçaların,
yer ve zaman içinde gösterdikleri değişimlere bağlı olarak, onların
bir fonksiyonu şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yeryüzü üzerinde değişik
ekosistem tipleri vardır. Orman ekosistemi, dağ ekosistemi, bataklık
ekosistemi, tarım ekosistemi, çöl ekosistemi, deniz ekosistemi bunlardan
bazılarıdır.
Ormanlarla kaplı olan sağlıklı bir ekosistem, bitki örtüsü tahrip
edildiği taktirde oradaki toprakların erozyon yoluyla kaybolması ile,
zaman içinde önce bozkır, sonra da çöl ekosistemi haline dönüşür.
Yağışın, suyun ve üretici konumundaki bitki örtüsünün yeterli ölçüde
bulunmadığı ortamlarda çöl ekosistemi egemen olur.
Orman ekosistemleri kendi kendine yeterli ve bağımsız ekosistemlerdir.
Orada yaşayan üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar arasında bir
denge vardır. Kent ekosistemleri ise, tek bir türün, yani insan türünün,
çevresindeki doğal ve yarı doğal haldeki başka ekosistemlere bağımlı
olarak yaşayabileceği şekilde düzenlenmişlerdir. Bu açıdan bakınca
kentler, yeryüzü üzerindeki en istikrarsız ekosistemlerdir. Nitekim,
kent ekosistemine olan girdi ve çıktıların yolu kapatılırsa, ya da
kentler savaşlarda olduğu gibi kuşatılırsa, tamamen dışarıdaki başka
ekosistemlere bağımlı olan bu ekosistemler, kısa zamanda çökecek ve
düşecektir.
Ekosistemin görevi nedir?
Ekosistemin ana görevi, o sistemde doğal olarak yaşayan canlı ve "cansız"
türlerin nesillerinin sürdürülmesidir. Belirli bir ekosistem içinde,
o sistemin özelliklerine bağlı olarak, belirli canlı türleri yaşar.
Bu nedenle Sibirya'da başka, Arabistan'da başka türler bulunur. Tuz
gölünde başka, Beyşehir gölünde başka canlı türleri yaşar.
Bir ekosistemin görevi, kendi içinde çeşitliliği devam ettirmek ve
oradaki türlerin nesillerinin sürdürülmesini sağlamaktır. Bu sürdürme
bilinçli bir işlem değil, sonuçtur.
Ekosistemin doğal canlı ve cansız öğelerinin değişmesi ve bozulması
(toprak erozyonu, bitki örtüsünün kaldırılması, su kaynaklarının azalması,
yok edilmesi vb.) ekosistemin görevini yerine getiremez hale gelmesine
yol açar. Ekosistemin doğal dengesinin bozulması söz konusu ekosistemlerde
pek çok canlı türünün yok olmasına neden olmuş ve olmaktadır. Bir
hesaba göre, yeryüzü ekosisteminde günde 150 türün nesli tükenmektedir.
Ekolojik denge (doğal denge) nedir?
Ekosistemin parçaları (ister bitki türü, ister iklim, isterse toprak
olsun) onbinlerce ve hatta milyonlarca yıllık bir zaman süreci içinde
evrimleşerek ortaya çıkmışlardır. Uzun zaman içindeki bu evrimleşmeye
bağlı olarak canlı ve cansız parçalar arasında dengeli bir düzen ve
çok ince ayarlanmış bir uyum vardır. Her parça birbirleriyle, değişik
derecelerde ilişkilidir. Ekosistemin sağlıklı işlemesi için, sistem
içinde her bir parçanın ayrı bir işlevi ve görevi oluştu. Parçalar
bu görevlerini farklı zamanlarda ve farklı koşullarda yerine getirebilirler.
Ekosistemin parçalarından herhangi biri bozulursa veya o parça sistemden
çıkarılırsa, ekosistem verimli çalışamaz zamanla bozulur ve önceki
görevini yapamaz hale gelir.
Meselenin daha iyi anlaşılması için geçmişten iki örnek verelim:
* Mısır'da Nil nehri üzerinde 1968 yılında zamanın 'mühendislik harikası'
olarak adlandırılan Asuvan Barajı yapılmıştı. Amaç, elektrik enerjisi
üretme ve sulama suyu elde etme idi. Bu barajın işletmeye açılmasından
kısa bir süre sonra; delta tarafında kalan topraklar çoraklaşmaya,
nehir ağzındaki denizde yaşayan balık türlerinin çoğu yok olmaya,
yabancı uyruklu insanlarda bir karaciğer hastalığı gittikçe artmaya
başladı.
Baraj bu bölgede şu olumsuz etkiyi yapmıştı:
Baraj yapılmadan önce Nil nehri tarım bakımından çok verimli, zengin
alivyonlu topraklar taşıyor ve bunlarla Nil deltasını doğal gübrelerle
gübreliyordu. Ayrıca bu deltayı suluyordu. Baraj yapılınca doğal gübreleme
durdu, aynı zamanda kurak bir alan meydana geldi. Bunun sonucunda
deniz suyu ve şiddetli buharlaşmayla delta toprakları tuzlandı ve
çoraklaştı.
Nil nehri, baraj yapılmadan önce, denize döküldüğü kısımda yaşayan
balıklara bol miktarda oksijen getiriyordu. Bu sular barajla tutulunca,
hem oksijen akımı, hem de balıklar için yem olabilecek bazı organik
madde taşınması ortadan kalktı. Bütün bunlarda ekolojik dengeyi bozarak
bazı balık türlerinin yok olmasına neden oldu.
Sulama başlayınca sulanan tarlalarda salyangozlar arttı. Müslüman
olmayanlar bunlardan bol bol yedikleri için karaciğer hastalığına
yakalandılar. Bunun nedeni biraz güç anlaşıldı. Ancak bir zooloji
uzmanı, salyangozlarda parazit olarak yaşayan bir canlının varlığını
ortaya çıkardıktan sonra, hastalığın bu parazitten meydana geldiği
belirlendi.
* Endonezya'nın Borneo Adası'nda BM örgütü tarafından 1950'li yıllarda
DDT ile sıtma mücadelesi başladı. Sonuçlar:
Köylülerin sazdan yapılmış damları çökmeye başladı. Veba hastalığı
salgını ortaya çıktı.
Sıtma mücadelesi için, kırsal alanlardaki kerpiç evlerin duvarlarına
da DDT sıkılmıştı. Buralarda yaşayan ve tırtılların düşmanı olan bazı
böcekler öldüler. Tırtıllar da düşmanları yok olduğu için çoğaldılar.
Kitle üremesi yapan bu tırtıllar saz damları yemeye başladılar. Bunun
sonucunda saz damlar çökmeye başladı.
İlaçlama sonucunda, evlerdeki hamam böceklerinde DDT'ye karşı bağışıklık
meydana geldi. Bu zehirli ilaç bunların vucudunda büyük miktarlarda
birikti. Bu biriken DDT beslenme zinciri yoluyla, önce onları yiyen
kertenkelelere, onlardan da kedilere geçti. Belli bir süre sonra kediler
ölmeye başladı. Kediler azalınca meydan farelere kaldı ve kitle üremesi
yaptılar. Böylece veba hastalığı kaynağı yaratılmış oldu.
Bütün burada artardığımızdan çıkarılması gereken bir sonuç var: Ekosistem
içinde bir unsur çıkarıldığında oluşmuş doğal denge bozulur ve kendi
içinde diğer unsurlara zincirleme bir etki yaparak olumsuz açıdan
etkiler.
Bozulan ne?
İnsan vücudunun %98'i sudur/sıvıdır. Su her gün en az 1,5 litre içilmesi
şart olan bir maddedir ve bunun içinde de insanların organizmalarına
gerekli olan mineraller vardır. İnsan önemli bir organik zarara uğramadan
30 gün aç yaşayabilir ama 5 gün susuz yaşayamaz. Su içindeki minerallerin
anorganik maddelerin suya karışımı, aynı havadaki bozulma gibi insan
sağlığını etkiler. Örneğin; kimya fabrikalarının ürettiği çeşitli
zehirli maddeler, topraktan fazla toplama amacıyla atılan suni gübrelerdeki
azotlu maddelerin yağmur sularıyla yeraltı su birikimlerine, nehirlere
ve göllere karışması sonucunda içme suyunun bozulması "modern"
insanın bulaşık tozu ve çamaşır tozu diye tabir ettiği zehirli artıkların
kanalizasyonlardan nehir ve denizlere taşınması, vb. suyun arılığının
korunamamasının yanısıra büyük bir sorun olarak, doğadaki diğer dengelerin
bozulmasına paralel olarak iklim değişimleri ve bunun sonucunda dünya
su reservlerinin azalması da beraberinde gelmektedir
İnsan varlığı suya duyduğu kadar besin maddesine de ihtiyaç duyar.
Besin maddeleri genelde hayvansal gıdalardan çok toprak ürünleridir.
Daha fazla üretim ve daha "güzel" ürün elde edebilmek için
toprak zehirlenir, ürünler çürümemesi, kurtlanmaması için gene kimyasal
maddelerle ilaçlanır. Hayvansal besin maddeleri de aynı şekilde sürekli
zehirli maddelerle takviye edilerek daha ucuz ve daha bol, daha uzun
süre bozulmayan ve gösterişli hale getirilir. Dolayısıyla doğanın
tabii ürünü yerine insanlar kendi sağlıklarını tehdit eden, çeşitli
hastalıkların kaynağı maddeleri besin yoluyla 'afiyetle' yerler.
İnsanlar dünyamızda iklim dediğimiz, içinde dört mevsimi taşıyan yağmuruyla,
karıyla, rüzgariyla yaşamına bir denge sağlamıştır. Bunun değişimi
örneğin, sürekli ısının ortalama 50 derece olması, ya da kasırgaların
sürekli hale gelmesi, hiç yağmur yağmaması gibi değişmeler de insan
varlığını tehdit eder. Doğanın dengesinde önemli bir yeri olan Amazon
ormanları aynı zamanda dünyanın akciğerleri görevini gören bir özelliğe
sahiptir. Bu ormanların hayasızca km2'ler halinde kesilip yok edilmesi,
bu dengelerin bozulmasına sebep olacak etmenlerden biridir.
Doğal dengeyi kim bozuyor?
Doğanın bozulmasında tek tek insanların sorumluluğunun ötesinde toplumsal
sistem sorunu vardır.
Yerküreyi umursamasız bir biçimde kâr hırsıyla talan eden, bu talan
ile insan yaşamının (da) doğal temellerini, doğayı sarsmaya, tahrip
etmeye yönelen kapitalizmin üst gelişme aşaması olan emperyalizmdir.
Her yıl atmosfere bırakılan binlerce ton karbondioksit yüzünden tüm
dünya, sıcaklık derecesi girderek artan ve dünya ikliminin normal
yapısını tehdit eden bir seraya dönüşmüş, ozon tabakası deliğinin
büyümesi sonucunda dünya ultraviole mor ötesi ışınların zararlı etkilerine
karşı korunmasız, kimyasal gübre ve koruyucu maddeler yüzünden besin
ürünleri zehirli ürünler, denizler va akarsular pislik yatakları,
tarıma elverişli araziler plansız ve yoğun ziraat sonucunda, dünyanın
akciğerleri tropik ormanlar, büyük boyutlarda kesim ve yangınlar sonucunda
çöl ya da elverişsiz araziler haline gelmişlerdir. Üretilen ürünün
kalitesini değil, alıcının kazıklanmasını temel alan ve kazıklamada
ürünün paketlenmesi ve dış görünümünün önemini bile 'serbest' kapitalist
pazar ekonomisi sayesinde, bütün dünya çöp dağları ile çevrilmiştir.
Bu olguların bir kaçı bile yeryüzündeki yaşamın ne ölçüde tehdit edildiğini
ortaya koyabilmek için yeterlidir.
Kapitalizm/emperyalizm kâr uğruna doğayı talan ediyor. Yaşamın temelleri
yok ediliyor.
Yaşamın doğal temellerine sınıf mücadelesi yoluyla sahip çıkalım!
Doğanın talan edilmesine, hoyratça sömürülmesine dur diyelim!
8.10.2001
